<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Saylan Medya</title>
        <link>https://www.saylanmedya.com/</link>
        <description>Saylan Medya</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Genetik kansere karşı umut veren aşı: NOUS-209</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/genetik-kansere-karsi-umut-veren-asi-nous-209-8586</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/genetik-kansere-karsi-umut-veren-asi-nous-209-8586</guid>
                <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Uzel, tıp dünyasında büyük yankı uyandıran ve kanser gelişimini henüz hücresel aşamadayken durdurmayı hedefleyen NOUS-209 adlı “kanser önleme aşısı”na ilişkin gelişmeleri paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Uzel, tıp dünyasında büyük yankı uyandıran ve kanser gelişimini henüz hücresel aşamadayken durdurmayı hedefleyen NOUS-209 adlı “kanser önleme aşısı”na ilişkin gelişmeleri paylaştı.</p>

<p><img src="https://editor.hibya.com/upload/1879407289.jpg" /></p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Burak Uzel, tıp dünyasında büyük yankı uyandıran ve kanser gelişimini henüz hücresel aşamadayken durdurmayı hedefleyen NOUS-209 adlı “kanser önleme aşısı”na ilişkin gelişmeleri açıkladı. Genetik olarak kansere yatkın bireyler için umut vadeden bu çalışma, onkoloji alanında çığır açıcı bir adım olarak değerlendiriliyor.</p>

<p>Geleneksel aşıların aksine viral enfeksiyonları değil, doğrudan kanserleşme sürecini hedef alan NOUS-209’un, genetik mutasyonlara bağlı gelişen kanserleri önlemeyi amaçlayan ilk aşı adaylarından biri olduğu belirtildi. Dr. Uzel, bu yaklaşımın tıp tarihinde bir dönüm noktası niteliği taşıdığına dikkat çekti.</p>

<p>Bugüne kadar kanserle ilişkili aşıların çoğunun HPV veya Hepatit B gibi virüs kaynaklı hastalıkları engellemeye yönelik olduğuna işaret eden Uzel, NOUS-209’un ise genetik yatkınlığı olan bireylerde kansere giden süreci doğrudan bloke etmeyi hedeflediğini ifade etti. Dr. Uzel, “İlk kez vücudun kendi hücrelerindeki genetik bozulmalara bağlı gelişen kanserleşme sürecine karşı bir bağışıklık yanıtı oluşturulması amaçlanıyor. Gelecekte bu tür aşıların, grip aşıları gibi yaygın şekilde uygulanabildiği bir sağlık sistemine doğru ilerliyoruz” dedi.</p>

<p>Çalışmaların özellikle Lynch Sendromu üzerinde yoğunlaştığı bildirildi. Lynch Sendromu, bireyleri başta kalın bağırsak ve rahim kanseri olmak üzere birçok kanser türüne karşı yüksek risk altına sokan kalıtsal bir genetik hastalık olarak biliniyor.</p>

<p>Klinik çalışmalara ilişkin paylaşılan bilgilere göre; aşı, kanserli hücrelerde görülen değişimleri taklit eden yaklaşık 209 farklı antijen içeriyor. İki ay arayla uygulanan iki dozdan oluşan aşı takviminin, “mikrosatellit instabilitesi” (MSI) bulunan hücreleri kanserleşme başlamadan yok etmeyi hedeflediği aktarıldı. Bu yönüyle NOUS-209’un, kanseri tedavi etmekten ziyade ortaya çıkmasını önlemeyi amaçlayan proaktif bir yaklaşım sunduğu vurgulandı.</p>

<p>Erken teşhisin ötesinde “birincil koruma” kavramının önemine dikkat çeken Dr. Burak Uzel, ailesinde özellikle genç yaşta kalın bağırsak ya da rahim kanseri öyküsü bulunan bireylerin Lynch Sendromu konusunda bilinçlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Ataköy Medicana Hastanesi’nde İç Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapan Dr. Burak Uzel, aynı zamanda dijital patoloji ve yapay zeka alanında çalışmalar yürüten Virasoft’un Bilim Direktörü (CSO) olarak da görev alıyor. Dr. Uzel, tıbbi alandaki güncel gelişmeleri dijital platformlar aracılığıyla paylaşarak toplumda sağlık farkındalığını artırmayı amaçlıyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 Jan 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2026/01/genetik-kansere-karsi-umut-veren-asi-nous-209-1769156786.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mide Kanserinde Hayat Kurtaran 5 Temel Basamak</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-8473</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-8473</guid>
                <description><![CDATA[Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Erkeklerde kadınlara göre daha sık görülen ve hiçbir belirti vermeden ilerleyebilen mide kanseri tüm dünya ile birlikte ülkemizde de önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürüyor.</p>

<p>Ancak tanı ve tedavideki bilimsel gelişmeler, bu tabloyu giderek değiştiriyor. Günümüzdeki modern mide kanseri tedavilerinde ameliyat ve klasik yöntemlerin dışında bireyin bağışıklık sistemi de tedavinin merkezine alınıyor. Özellikle doğru hastada doğru zamanda uygulanan kişiye özel stratejilerle, daha güçlü ve daha kalıcı sonuçlar hedeflenebiliyor. Memorial Göztepe Hastanesi Kanser Merkezi’nden Doç. Dr. Atakan Demir, mide kanserinde tanıdan tedaviye uzanan ve hayat kurtaran beş temel basamağın belirleyici rol oynadığını vurguluyor.</p>

<p><strong>Mide kanseri sessiz ilerleyen ve sık görülen bir hastalık</strong></p>

<p>Mide kanseri, mide iç yüzeyini döşeyen hücrelerden kaynaklanan ve dünyada en sık görülen kanser türleri arasında yer alan önemli bir hastalıktır. Çoğu zaman erken dönemde belirgin belirtiler vermeden ilerleyebilir. İlerleyen aşamalarda ise mide ağrısı, şişkinlik, iştahsızlık, erken doyma, kilo kaybı, bulantı ve kansızlık gibi şikayetlerle kendini gösterebilir. Dikkat bu yakınmalar mide fonksiyon bozukluğuna bağlı da olabilir çoğu zaman kansere bağlı olmaz. Hastalığın sık görülmesinde genetik yatkınlık, aile öyküsü, helikobakter pilori enfeksiyonu, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve ileri yaş önemli rol oynar. Erken tanı konulduğunda tedavi başarısı belirgin şekilde artmaktadır.</p>

<p>Bugün biliyoruz ki; zamanında yapılan bir gastroskopi, doğru planlanmış bir tarama programı, kişiye özel tedavi ve bağışıklık sistemini güçlendiren modern yaklaşımlar sayesinde mide kanseri erken yakalandığında ve doğru şekilde yönetildiğinde çok başarılı sonuçlar elde ediyoruz. Bu yaklaşım doğrultusunda, mide kanserinde tanı ve tedavi sürecini şekillendiren ve birbirini tamamlayan 5 temel nokta öne çıkmaktadır.</p>

<p><strong>1. Basamak: Zamanında Yapılan Gastroskopi</strong></p>

<p>Gastroskopi, mide kanserinin erken tanısında en etkili yöntemlerden biridir. Kısa sürede gerçekleştirilen bu işlem sayesinde mide mukozası ayrıntılı olarak değerlendirilebilir; erken dönem kanser odakları ve riskli lezyonlar saptanabilir. Erken tanı, tedavi başarısını doğrudan artırır. Şikayetleri olan kişilerde gecikmeden değerlendirme yapılması ve risk grubundakilerin hekim önerisiyle planlı takip edilmesi kritik önem taşır.</p>

<p><strong>2. Basamak: Doğru Planlanmış Tarama Programları</strong></p>

<p>Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde ve risk grubundaki kişilerde düzenli tarama programları büyük önem taşır. Kişiye özel planlanan taramalar, hastalığın henüz belirti vermeden yakalanmasına olanak sağlar. Tarama sıklığı ve yöntemi, kişinin yaşına, aile öyküsüne ve eşlik eden risk faktörlerine göre belirlenmelidir.</p>

<p><strong>3. Basamak: Kişiye Özel Tedavi Yaklaşımı</strong></p>

<p>Mide kanseri tedavisi her hastada aynı şekilde uygulanmaz. Tümörün biyolojik özellikleri, hastalığın evresi, hastanın yaşı ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak kişiye özel tedavi planları oluşturulur. Cerrahi, kemoterapi, hedefli tedaviler, immünoterapiler ve gerektiğinde radyoterapi bu planın temel bileşenlerini oluşturur. Tedavide başarının anahtarı, doğru evreleme ile en baştan “en doğru sıralamayı” kurmaktır; yani hangi tedavinin ne zaman verileceğini netleştirmektir.</p>

<p><strong>4. Basamak: Bağışıklık Sistemini Tedaviye Dahil Etmek</strong></p>

<p>Bağışıklık tedavisi, hastanın kendi savunma sisteminin kanser hücrelerini tanımasını ve onlara karşı daha etkili bir yanıt oluşturmasını amaçlar. Kanser hücreleri bağışıklık sisteminden kaçabilmek için kendilerini gizleyebilir. İmmünoterapi ise bu gizlenme mekanizmalarını baskılayarak bağışıklık hücrelerinin daha aktif çalışmasına yardımcı olur.</p>

<p>Bugün en heyecan verici gelişmelerden biri, seçilmiş hastalarda bağışıklık tedavisinin kemoterapiyle birlikte ameliyattan önce başlanabilmesidir. Amaç tümörü ameliyat öncesinde daha fazla küçültmek, vücudun savunma sistemine kanseri daha erken tanıtmak ve mikroskobik yayılım ihtimalini daha baştan kontrol altına almaktır. Bu yaklaşım bazı hastalarda ameliyatın başarısını artıran güçlü bir “ön hazırlık” gibi çalışır ve tedaviyi daha sağlam bir zemine oturtur. Bağışıklık tedavisi, uygun hastalarda cerrahi ve kemoterapiyle birlikte planlandığında tedavinin etkinliğini güçlendirmeyi hedefler. Hangi hastanın bu tedaviden daha çok fayda görebileceği, modern patoloji ve moleküler incelemelerle daha iyi anlaşılmakta; böylece tedavi kişiye daha doğru şekilde uyarlanabilmektedir.</p>

<p><strong>5. Basamak: Risk Faktörlerini Kontrol Altına Almak</strong></p>

<p>Mide kanserinde genetik faktörler önemli bir rol oynayabilir. Ailesinde mide veya bağırsak kanseri öyküsü bulunan bireylerde hastalık daha erken yaşlarda ortaya çıkabilir. Bu nedenle hekim değerlendirmesiyle, gerekli görülen kişilerde genetik risk analizi ve daha erken yaşlarda tarama ve takip programları planlanabilir. Helikobakter pilori adı verilen bakteri, mide mukozasında uzun süre kaldığında mide duvarında kalıcı hasarlara ve kansere giden bir sürece zemin hazırlayabilir. Basit testlerle tanı konulabilen ve ilaç tedavisiyle ortadan kaldırılabilen bu enfeksiyonu dikkate almak gerekir. Çünkü mide kanseri zincirinin en erken ve en müdahale edilebilir halkalarından biridir. Helikobakter pilori enfeksiyonunun tedavi edilmesi, sigaranın bırakılması ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının benimsenmesi mide kanseri riskini azaltmada önemli rol oynar. Basit önlemler, uzun vadede büyük farklar yaratabilir.</p>

<p><strong>Mide kanseri tedavisinde umut her geçen gün artıyor</strong></p>

<p>Mide kanserinde başarıyı belirleyen şey tek bir tedavi değil; doğru zamanda gastroskopi, doğru evreleme ve kişiye özel planın kusursuz birleşimidir. Ve en önemlisi, uygun hastada bağışıklık sistemini doğru zamanda devreye sokmak, özellikle ameliyat öncesi dönemde tedaviyi bir adım ileri taşıyan güçlü bir gelişme olarak öne çıkmaktadır. Bugün daha erken tanı, daha kişiselleştirilmiş tedavi ve daha akıllı sıralama ile mide kanserinde umut her geçen gün daha da büyümektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 24 Dec 2025 14:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/12/mide-kanserinde-hayat-kurtaran-5-temel-basamak-1766575772.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her Yıl 25 Bin Akciğer Kanseri Vakası Önlenebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/her-yil-25-bin-akciger-kanseri-vakasi-onlenebilir-8343</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/her-yil-25-bin-akciger-kanseri-vakasi-onlenebilir-8343</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanseri, bilindiği gibi tüm dünyada en fazla karşılaşılan kanser türü. Yılda 1,69 milyon kişinin kaybına neden olan bu hastalıkta en önemli risk faktörlerinden biri de tütün kullanımı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanseri, bilindiği gibi tüm dünyada en fazla karşılaşılan kanser türü. Yılda 1,69 milyon kişinin kaybına neden olan bu hastalıkta en önemli risk faktörlerinden biri de tütün kullanımı.</p>

<p>Özellikle ülkemizde akciğer kanserinin yüzde 90’ı sigara kullanımına bağlı olarak gelişiyor. Sık sigara içen kişilerde akciğer kanserine yakalanma riski yüzde 30’lara çıkarken, hiç sigara içmeyen kişilerde ise bu risk yüzde 1’in altına kadar düşüyor. Bu da sadece sigara tüketimini azaltarak, Türkiye’de her yıl 25 bin akciğer kanseri vakasının önlenebileceğini ortaya koyuyor. Tütün ürünleri dışında aile öyküsü, KOAH, hava kirliliği, asbest ve radon gazı gibi maddelere uzun süre maruz kalmak da akciğer kanseri riskini artırıyor. Bu kapsamda risk faktörlerine karşı önleyici tedbirlerin alınması ve hastalığın erken evrede teşhis edilmesi, akciğer kanseriyle mücadeledeki en kritik unsurlar.</p>

<p><strong>Sinsice İlerliyor, Geç Belirti Veriyor &nbsp;</strong></p>

<p>Akciğer kanserinde görülen belirtilerin oluşumu genellikle birkaç yıl sürüyor ve hastalık ileri evreye gelinceye kadar fark edilemiyor. Belirtiler, tümörün akciğer içindeki yerleşimine, büyüklüğüne, yayılım yerine ve yayılma derecesine göre değişebiliyor. En sık gözlenen belirtilerin başında; geçmeyen veya kötüleşen öksürük, kanlı balgam, nefes darlığı, öksürürken şiddetli göğüs ağrısı, tekrarlayan ve geçmeyen bronşit veya zatürre, iştahsızlık, halsizlik, yorgunluk ve kilo kaybı var. Hastalığın tanısı için fizik muayene, görüntüleme, bronkoskopi ve doku örneği incelemesi gibi yöntemler kullanılırken tedavisi için ise multidisipliner bir çalışma gerekiyor. Bu süreçte cerrahi hedefe yönelik tedaviler, radyoterapi, kemoterapi ve immünoterapi gibi farklı seçenekler mevcut.&nbsp;</p>

<p><strong>Akciğer Sağlımızı Koruyabiliriz!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Fidan Yıldız Ünal</strong>, akciğer kanserinin hastadan hastaya farklılık gösterebildiğini; tedavi kararında hastalığın yeri, evresi, hastanın yaşı ve diğer sağlık sorunlarının varlığı gibi birden fazla faktörün etkili olabildiğini söylüyor.&nbsp;<strong>Prof.</strong>&nbsp;<strong>Dr. Fidan Yıldız Ünal</strong>’ın akciğer sağlığımızı korumak için ise 5 önerisi var:&nbsp;</p>

<ul>
	<li>Tütün ve tütün ürünlerinden uzak durun.&nbsp;</li>
	<li>Özellikle kapalı ortamlarda dumansız alanları tercih edin.&nbsp;</li>
	<li>Mesleki nedenlerden dolayı kimyasal maruziyetten korunmak için gerekli ekipmanları kullanmaya özen gösterin.&nbsp;</li>
	<li>Hava kirliliğinin yüksek olduğu günlerde mecbur kalmadıkça dışarı çıkmayın.&nbsp;</li>
	<li>Sağlıklı beslenin ve düzenli egzersiz yapın.&nbsp;</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Nov 2025 12:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/11/her-yil-25-bin-akciger-kanseri-vakasi-onlenebilir-1763371109.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Işık: Organ bağışında yeni düzenleme etik, şeffaf ve hayat kurtarıcı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/prof-dr-isik-organ-bagisinda-yeni-duzenleme-etik-seffaf-ve-hayat-kurtarici-8312</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/prof-dr-isik-organ-bagisinda-yeni-duzenleme-etik-seffaf-ve-hayat-kurtarici-8312</guid>
                <description><![CDATA[Güven Hastanesi Organ Nakli Merkezinden Prof. Dr. Burak Işık, Organ Bağışı Haftası dolayısıyla bağışa ilişkin bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güven Hastanesi Organ Nakli Merkezinden Prof. Dr. Burak Işık, Organ Bağışı Haftası dolayısıyla bağışa ilişkin bilgiler verdi.</p>

<p>Türkiye’de organ bağışında dijital dönem başladı. Vatandaşlar artık e-Devlet ve e-Nabız üzerinden organ bağışında bulunabiliyor. Bu gelişmeyle birlikte, bağışçı sayısının artması ve bekleme listelerindeki binlerce hastaya umut olması hedefleniyor.  Organ Bağışı Haftası dolayısıyla konuşan Güven Hastanesi Organ Nakli Merkezinden Prof. Dr. Burak Işık, organ bağışının “bir iyilikten öte, yaşam kurtaran bir sorumluluk” olduğunu vurguladı.</p>

<p>"Organ bağışı, tedavisi başka türlü mümkün olmayan hastalar için tek umuttur”</p>

<p>Organ bağışının tıpta geri dönüşü olmayan hastalıklar için tek çare olduğunu söyleyen Prof. Dr. Burak Işık,  “Organ bağışı yalnızca bir fedakarlık değil, tedavisi başka türlü mümkün olmayan hastalar için tek umuttur” dedi.  Dijital beyan sisteminin süreci kolaylaştırdığını belirten Işık,  “Vatandaşlarımız artık e-Devlet ve e-Nabız üzerinden tek tuşla bağışçı olabiliyor. Bu sistem, hem süreci hızlandırıyor hem de bağışçı iradesini güvence altına alıyor" diye konuştu.</p>

<p>“Yeni düzenleme etik, şeffaf ve hayat kurtarıcı”</p>

<p>26 Eylül 2025 tarihinde yürürlüğe giren yeni düzenlemeyle, bağışçının iradesinin artık birincil kabul edildiğini hatırlatan Prof. Dr. Işık, “Yeni yasa ile bağışçının iradesi, yakınlarının görüşüne bakılmaksızın geçerli sayılacak. Bu, hem etik hem de şeffaf bir adım. Organ bağışı artık kişinin özgür iradesiyle alınan bir karar olarak tamamen koruma altına alınıyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Bir imza, bir hayat”</p>

<p>Dijitalleşmenin farkındalık için büyük bir fırsat olduğunu belirten Prof. Dr. Işık,  “Artık bir imza binlerce hayata umut olabilecek. e-Devlet üzerinden birkaç saniyede yapılabilen bir işlem, bir çocuğun kalbini, bir annenin böbreğini, bir babanın karaciğerini yeniden çalışır hale getirebilir” dedi. Organ bağışının aile içinde açıkça konuşulması gerektiğini vurgulayan Işık,  “Bağış kararını yakınlarınızla paylaşmak çok önemli. Çünkü acil bir durumda aileniz sizin iradenizi bilirse, süreç çok daha hızlı ve doğru ilerler. Bugün konuşmak, yarın bir can kurtarabilir” şeklinde konuştu.</p>

<p>“Kadavra bağışını artırmak zorundayız”</p>

<p>Türkiye’nin canlı vericiden yapılan nakillerde Avrupa’da ilk sıralarda olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Burak Işık,  “Canlı vericiden yapılan nakillerde gerçekten başarılıyız, ancak kadavradan bağış oranı hala düşük. Oysa pek çok hasta, bir trafik kazası sonrası beyin ölümü gerçekleşen bir bağışçı sayesinde yaşama tutunabilir. Bu nedenle dijital beyan sistemi, ülkemiz için tarihi bir fırsattır” dedi.</p>

<p>Türkiye ve dünya verileri</p>

<p>Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 2025 yılı itibarıyla 33 binden fazla hasta organ nakli bekliyor.  Bugüne kadar yapılan toplam nakil sayısı 74 bini aştı.  Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ise 2023 yılında dünya genelinde 172 binden fazla organ nakli gerçekleştirildi; bu sayı bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 10 artış anlamına geliyor.</p>

<p>“Organ bağışı, yaşamın devamını sağlayan en yüce armağandır”</p>

<p>Sözlerini topluma çağrıda bulunarak tamamlayan Prof. Dr. Burak Işık,  “Organ bağışı, yaşamın devamını sağlayan en yüce armağandır. Bugün atılan dijital adım, yalnızca teknolojik bir yenilik değil; insan hayatına verilen değerin göstergesidir. Her vatandaşımızı organ bağışçısı olmaya davet ediyorum” dedi.</p>

<p>Nasıl bağışçı olunur?</p>

<p>"e-Devlet portalında “Organ ve Doku Bağışı Sorgulama ve İptali” hizmetine girerek beyan oluşturabilirsiniz.</p>

<p>e-Nabız üzerinden organ bağışı vasiyetinizi kaydedebilirsiniz.</p>

<p>Dilerseniz il sağlık müdürlükleri ve hastanelerde form doldurarak kartlı bağışçı olabilirsiniz."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Nov 2025 14:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/11/prof-dr-isik-organ-bagisinda-yeni-duzenleme-etik-seffaf-ve-hayat-kurtarici-1762516203.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Grip basit bir solunum yolu hastalığı değil</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-8157</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-8157</guid>
                <description><![CDATA[Mevsim geçişleriyle beraber görülme sıklığı yaygınlaşan grip, tıbbi adıyla influenza ve üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için önemli risk oluşturuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mevsim geçişleriyle beraber görülme sıklığı yaygınlaşan grip, tıbbi adıyla influenza ve üst solunum yolu enfeksiyonları çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için önemli risk oluşturuyor.</p>

<p>Özellikle gripten korunmanın risk grubundakiler için önemini vurgulayan İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, “Grip basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Riskli gruplarda doğrudan ya da kalp krizi, inme riskini artırarak dolaylı ölümlere yol açabilmektedir” uyarısında bulundu.</p>

<p>Küresel ısınma sorununa bağlı olarak grip aktivitesinin, ülkemizin de bulunduğu coğrafyada artık kasım sonu gibi başladığını ve mayıs ayı sonuna dek devam ettiğini kaydeden Prof. Dr. Selim Badur, grip aşısının kasım ayından itibaren yapılması gerektiğini söyledi. Gripten korunmada el hijyeni ve maske kullanımının etkili olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Selim Badur, grip aktivitesinin etkili olduğu dönemde kalabalık ortamlara girilmemesini önerdi.</p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, üst solunum yolu enfeksiyonları ile grip arasındaki farklar ile korunma yöntemlerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Grip (Influenza) her yıl 3-5 milyon kişiyi etkiliyor</p>

<p>Üst solunum yolları enfeksiyonlarına neden olan 200 kadar mikroorganizma saptandığını belirten Prof. Dr. Badur, “Ancak bu listede yer alan etkenler içinde grip etkeni Influenza virüsleri, hem diğerlerine oranla çok daha yaygın görülmeleri, hem de yol açtıkları olumsuzluklar nedeniyle ayrı bir öneme sahiptirler. Grip ya da tıbbi ismiyle ‘influenza’, Influenza virüslerinin yol açtığı bir enfeksiyondur ve basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Her yıl dünyada yaklaşık 3-5 milyon kişiyi etkileyen, 250-500 bin kişinin ölümüne neden olan, dünyada aşı ile önlenebilir ölüm nedenleri arasında önemli yer tutan bir hastalıktır; nitekim 2024-2025 sezonunda ABD’de 37 milyon kişinin gribe yakalandığı, 21 milyon hastanın sağlık kurumlarına başvurduğu, 480 bin kişinin hastanelerde yatış gerektirecek kadar ciddi hastalık geçirdiği ve 21 bin kişinin yaşamını yitirdiği hesaplanmıştır” diye konuştu.</p>

<p>Grip “Kamyon çarpmış gibi” hissettiriyor</p>

<p>Gribin belirtilerine dikkat çeken Prof. Dr. Selim Badur, “Grip, ani başlayan ateş ve aşırı halsizlik, öksürük, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burunda tıkanıklık, akıntı, kas ve eklem ağrıları ile seyreder. Hastalar gribin bu özellikleri ile karakterize klinik tabloyu sıklıkla ‘kamyon çarpmış’ gibi diye tanımlamaktadır. Ateş, eklem ve kas ağrılarının olmaması, nezle (soğuk algınlığı) gibi daha hafif seyreden diğer solunum yolu hastalıklarını düşündürür” dedi.</p>

<p>Grip riskli gruplarda tehlikeli sonuçlara yol açabilir</p>

<p>Gribin özellikle riskli gruplar üzerindeki etkilerine dikkat çeken Prof. Dr. Selim Badur, “Grip basit bir solunum yolu hastalığı değildir. Riskli gruplarda doğrudan ya da kalp krizi, inme riskini artırarak dolaylı ölümlere yol açabilmektedir” uyarısında bulundu.</p>

<p>Risk grubundakiler ücretsiz aşılanmaktadır</p>

<p>Grip (influenza) ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında risk grubunda bulunanların Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından tanımlandığını kaydeden Prof. Dr. Badur, “Risk grupları, aslında aşılanması gerekenler listesinde yer alan bireylerdir; bu grupları listeleyen DSÖ, 65 yaş üstü bireyleri, 6 ay-5 yaş arası çocukları, kronik hastalığı olanları, sağlık çalışanlarını, gebeler ve altta yatan hastalığı olan (astım, diyabet, HIV ile enfekte olanlar, kronik kalp-akciğer-böbrek hastalığı olanlar gibi) kişileri risk grupları olarak tanımlamıştır. Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı ise 65 yaş üstü ve 2 yaş altındakiler, 6 ay-18 yaş arasında olup uzun süreli aspirin kullananlar, diyabet dahil herhangi bir metabolik hastalığı olanlar, astım dahil kronik hastalığı olanlar, kronik kalp-damar ve böbrek hastaları, bağışıklığı baskılanmış kişiler, aşırı kilosu olanlar, huzurevi-bakımevi gibi topluca bir arada yaşanılan yerlerde kalanlar ve gebeleri listesine almıştır. Bu grupların doğal olarak aşılanması gereken gruplar olduğunu da belirtmek gerekir ve ülkemizde söz konusu grupların mensuplarının ücretsiz aşılanmaları söz konusudur” diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Selim Badur, grip (influenza) aşısının 6 aydan büyük herkese önerildiğini belirterek “Ancak risk gruplarındaki kişiler ve bunların yakın temaslıları ve sağlık çalışanları grip aşısının öncelikle yapılması gereken gruplardır” dedi.&nbsp;</p>

<p>Aşılanma, maske kullanımı ve havalandırmaya dikkat!</p>

<p>Okul, işyerleri ve alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda grip ve üst solunum yolları enfeksiyonundan korunmada alınacak önlemlere değinen Prof. Dr. Badur, “Aşılanma, maske kullanımı, havalandırma, özellikle grip aktivitesinin arttığı tarihlerde alışveriş merkezleri gibi kalabalık ortamlarda bulunmamaya özen gösterme, hastalık belirtesi olanlar ile temas etmeme gibi basit görünebilen ancak gayet etkili yaklaşımlar, grip başta olmak üzere tüm solunum yolları enfeksiyonlarının etkenlerinden korunmak için en etkili bireysel önlemlerdir” dedi.</p>

<p>Eller sıkça yıkanmalı</p>

<p>Grip ve enfeksiyonlardan korunmada el hijyenine dikkat çeken Prof. Dr. Badur, “Gribe yakalanmamak için sık el temizliği, sağlıklı beslenme, mevsime göre giyinme, hasta kişilerin okul/iş ortamında bulunmamaları, mutlaka maske ile önlem almaları gibi kişisel önlemlerin yanı sıra özellikle risk altındaki kişiler için en etkili korunma yolu aşılanmaktır. Aynı zamanda bu kişiler, gribin en önemli komplikasyonu ve ölümlerin büyük oranda nedeni olan pnömoni (zatürre) açısından da risk altındadırlar. Doktorlarından bilgi alarak pnömokok aşısı da olmalıdırlar” uyarısında bulundu.&nbsp;</p>

<p>Ellere hapşırmak çok tehlikeli</p>

<p>Grip (influenza) virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını belirten Prof. Dr. Badur, “Öksürüp hapşıran kişi, virüs içeren çok sayıda damlacığı etrafa yayar. Bu damlacıkların ağız, burun, gözler ya da ellerimize ulaşması ile hastalık bulaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille, mendil bulamıyorsa kolları ile kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan dokunulan her yere yayılır. Gripli kişi sık sık ellerini yıkamalıdır. Su ve sabun bulunamadığı durumda el antiseptikleri ile eller ovalanarak da temizlik sağlanabilir. Gribin toplumda yayılmaması için virüsün en çok saçıldığı hastalığın erken günlerinde okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmelidir. Ev halkını korumak için eller sık sık yıkanmalı, oda havalandırılmalıdır. Özellikle yakınında hastalığın ağır seyretmesi riski olan kişiler varsa, hasta kişinin maske takması yararlı olacaktır. Maske ağız ve burunu tam kapamalı, ıslandığında değiştirilip eller yıkanmalıdır” tavsiyesinde bulundu.&nbsp;</p>

<p>Grip en çok bu kişileri etkiliyor</p>

<p>Gribin tüm yaştaki bireyleri etkilediğini; okul devamsızlıklarına ve iş kayıplarına neden olduğunu kaydeden Prof. Dr. Badur, “Ancak özellikle gebeler, 50 yaş üstündekiler, 5 yaş altındakiler, akciğer, kalp hastalığı olanlar, böbrek, karaciğer yetmezliği olanlar, kanser, diyabet gibi hastalıklar veya ilaçlar nedeniyle bağışıklık sistemi baskılanmış hastalar, organ nakli yapılanlar ve aşırı şişman kişiler gripten daha çok etkilenirler. Bu kişilerde grip hastaneye yatışlara, hatta ölümlere neden olmaktadır” dedi.</p>

<p>Grip aşısı ne zaman yapılmalıdır?</p>

<p>Grip aşısının ülkemizin de yer aldığı kuzey yarımkürede, sonbahar aylarında, grip aktivitesi başlamadan uygulanması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Badur, “Özellikle okulların açılması ve havaların serinlemesi ile açık alanlardan kapalı ortamlara geçiş süreci, gribin yaygınlaştığı dönemlerdir. Bu bağlamda ekim-kasım ayları aşılanmak için en uygun zaman dilimidir. Ancak küresel ısınma sorununa bağlı olarak grip aktivitesi, ülkemizin de bulunduğu coğrafyada gittikçe daha geç başlamakta (kasım sonu gibi), buna karşın mayıs ayı sonuna dek devam etmektedir. Ülkemizde Ulusal Sentinel Sürveyans Ağı ile grip hastalığı izlenmektedir. Bu ağ, DSÖ’nün Global İnfluenza Sürveyans ve Yanıt Sistemi ile de bağlantılıdır. Buna göre grip aktivitesi her yıl ekim-kasım aylarında başlayarak şubat ayında zirveye ulaşmakta olup, nisan-mayıs aylarını kapsayan dönemde de sık görülmektedir. Bu durumda zamanında aşı olmayanların sezonun ilerleyen dönemlerinde de grip aşılarını olabilecekleri unutulmamalıdır” uyarısında bulundu.&nbsp;</p>

<p>Her yıl aşı olunması gerekir</p>

<p>Grip aşısının her yıl ve tek doz halinde uygulandığını kaydeden Prof. Dr. Badur, “Tek farklı yaklaşım ilk kez bu aşının uygulanacağı çocuklar için geçerlidir ve kendilerine bir ay ara ile iki kez yarım doz aşı uygulanır. Grip hastalığının geçirilmesiyle veya aşılama ile oluşan bağışıklık uzun soluklu değildir. Aşılanan veya hastalığı geçiren bireyler bir sonraki grip mevsiminde, hatta aynı sezonda hastalığa tekrar yakalanabilir. Ayrıca, virüsün yapısı değiştiği için, takip verilerinden elde edilen bilgilere göre aşı içeriği her yıl yenilenmektedir. Bu nedenle mevsimsel gripten korunmak için her yıl aşı olunması gerekir” dedi.&nbsp;</p>

<p>Sezon içinde grip olanlar da aşı olmalıdır</p>

<p>Daha önce aşısı olmayan ve sezon içinde grip geçiren bir bireyin de grip aşısı olması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Badur, “Grip aşısı içeriğine göre üç/dört farklı influenza virüsüne karşı koruma sağlar. Doğal yolla geçirilen bir influenza enfeksiyonu ise diğer alt türlere karşı çapraz bağışıklık oluşturmaz. Bu nedenle, özellikle risk altındaki bireylerde, daha önce aşı uygulanmamışsa grip hastalığı sonrasında da aşılanma önerilmelidir” dedi.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Sep 2025 19:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/09/grip-basit-bir-solunum-yolu-hastaligi-degil-1758645479.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayvansal yağlar kanserle savaşan hücrelerin fonksiyonlarını bozarken, bitkisel yağlar bu hücreleri koruyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/hayvansal-yaglar-kanserle-savasan-hucrelerin-fonksiyonlarini-bozarken-bitkisel-yaglar-bu-hucreleri-koruyor-8065</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/hayvansal-yaglar-kanserle-savasan-hucrelerin-fonksiyonlarini-bozarken-bitkisel-yaglar-bu-hucreleri-koruyor-8065</guid>
                <description><![CDATA[Metabolizma ve ilgili alanlarda makalelere yer veren bilimsel bir dergi olan Nature Metabolism dergisinde yayımlanan çığır açıcı bir araştırma, mutfaktaki yağ seçimlerimizin sağlığımız üzerinde sanılandan çok daha büyük bir etkisi olabileceğini gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Metabolizma ve ilgili alanlarda makalelere yer veren bilimsel bir dergi olan&nbsp;<em>Nature Metabolism</em>&nbsp;dergisinde yayımlanan çığır açıcı bir araştırma, mutfaktaki yağ seçimlerimizin sağlığımız üzerinde sanılandan çok daha büyük bir etkisi olabileceğini gösterdi.</p>

<p>Harvard ve Princeton gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinden bilim insanlarının yürüttüğü çalışma, tereyağı gibi hayvansal yağların kanserli tümörlerin büyümesini hızlandırırken, palm yağı, hindistan cevizi yağı ve zeytinyağı gibi bitkisel yağların bağışıklık sistemini koruyucu bir etki gösterdiğini ortaya koydu.</p>

<p>Araştırma, kalorileri birebir aynı fakat yağ kaynakları farklı olan diyetlerle beslenen fareler üzerinde yapıldı. Bulgulara göre, tereyağı ile beslenen obez farelerde bazı tümörler daha hızlı gelişirken, aynı kiloda olmalarına rağmen bitkisel yağ tüketen farelerde bu olumsuz etki gözlemlenmedi. Araştırmacılar, bu durumun temel nedeninin yağların bağışıklık sistemi üzerindeki farklı etkileri olduğunu kanıtladı. Hayvansal yağların, vücudun kanserle savaşan savunma hücrelerinin fonksiyonlarını bozduğu, bitkisel yağların ise bu hücreleri koruduğu tespit edildi.</p>

<p>Türk mutfağında lezzeti ve geleneğiyle vazgeçilmez bir yeri olan tereyağının bu bulgular ışığında tamamen terk edilmesi gerekmiyor. Araştırmacılar, radikal bir değişimden ziyade ”dengeli bir yaklaşım” öneriyor. Örneğin, yemeklere lezzet katmak için az miktarda tereyağı kullanılırken, ana pişirme yağı olarak palm veya diğer bitkisel yağların tercih edilmesi, çözüm önerileri arasında yer alıyor. Bu yaklaşım, yağın miktarından çok türünün önemli olduğu mesajını veriyor.</p>

<p>The Mark Foundation ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri (NIH) gibi saygın, kâr amacı gütmeyen kuruluşların finansmanı, çalışmanın bilimsel niteliğini ve bağımsızlığını pekiştirmektedir. Prof. Lydia Lynch liderliğindeki uluslararası ekip tarafından yürütülen araştırma, Trinity College Dublin, Brigham and Women’s Hospital ve Harvard Tıp Fakültesi gibi kurumların katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, obeziteyle mücadelede ve kanserden korunmada beslenme alışkanlıklarının kalitesine odaklanılması gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.</p>

<p>Bilim insanları, bu araştırmanın fareler üzerinde yapıldığının ve sonuçların insanlar için kesinlik kazanabilmesi amacıyla daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulduğunun altını çiziyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Aug 2025 14:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/08/hayvansal-yaglar-kanserle-savasan-hucrelerin-fonksiyonlarini-bozarken-bitkisel-yaglar-bu-hucreleri-koruyor-1755602740.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koşulsuz sevgi iyileştiriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kosulsuz-sevgi-iyilestiriyor-7977</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kosulsuz-sevgi-iyilestiriyor-7977</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, hayvanlarla kurulan duygusal bağın çocuklardan yaşlılara kadar her yaş grubunda ruh sağlığını nasıl etkilediği ve hayvan destekli terapilerin psikolojik rahatsızlıklarda nasıl rol oynadığı hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, hayvanlarla kurulan duygusal bağın çocuklardan yaşlılara kadar her yaş grubunda ruh sağlığını nasıl etkilediği ve hayvan destekli terapilerin psikolojik rahatsızlıklarda nasıl rol oynadığı hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Hayvanlar, koşulsuz sevgiyle travma sonrası güven duygusunu yeniden kazandırıyor!</strong></p>

<p>Bilimsel araştırmaların, hayvanlarla vakit geçirmenin stres hormonu olan kortizol seviyelerini düşürdüğünü ve mutluluk hormonu olarak bilinen oksitosin salgısını artırdığını gösterdiğini ifade eden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bu duruma örnek olarak, bir kediyi okşamak kalp atış hızını düzenleyerek kişiye sakinlik hissi verebilir. Bununla birlikte hayvanlarla etkileşim içinde olmak, yalnızlık duygusunu azaltarak depresyon belirtilerini hafifletebilir.” dedi.</p>

<p>Kişinin yalnız olmadığını ve yalnızlıkla beraber gelebilen değersizlik ya da sevilmeme duygularıyla daha rahat baş edebileceğini aktaran Aydın, “Özellikle terapi köpekleri veya kedileri, travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) yaşayan bireylerde güven duygusunu yeniden inşa etmeye yardımcı olur.&nbsp;Yardımcı olmasının nedenleri incelendiğinde, bu hayvanlar&nbsp;koşulsuz sevgi ve güven duygusu sunar. Travmatik deneyimler yaşayan kişiler, insan ilişkilerinde güven sorunu yaşayabilir ve tehdit algıları artabilir. Ancak hayvanlar, yargılamadan ve beklentisiz bir şekilde bireylere eşlik eder, bu da kişinin yeniden güven hissini deneyimlemesine olanak tanır.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Hayvanlarla iletişim, sözel olmayan duyguları anlamayı sağlıyor!</strong></p>

<p>Hayvanların, insanların duygularını anlamlandırmasına ve yönetmesine yardımcı olabileceğine dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Bir kişi stresli veya üzgün olduğunda evcil hayvanıyla vakit geçirmek, ona koşulsuz sevgi sunan bir dostla birlikte olmanın huzurunu yaşamasını sağlar. Bu, özellikle öfke kontrolü veya kaygı bozukluğu yaşayan bireylerde, duygusal tepkileri daha iyi yönetmelerine yardımcı olabilir.” dedi.</p>

<p>Çocuklar ve ergenler üzerinde yapılan araştırmalara değinen Aydın, “Hayvanlarla vakit geçiren bireylerin empati becerilerinin geliştiğini ve stres karşısında daha sağduyulu tepkiler verdiklerini ortaya koyan araştırmalar var.&nbsp;Birey, hayvanın duygularını anlamaya ve onun ihtiyaçlarını gözetmeye başlar. Empati, bir başkasının duygu ve ihtiyaçlarını fark edebilme ve onlara uygun şekilde yanıt verebilme becerisidir. Hayvanlarla kurulan bağ, insanların bu yeteneğini geliştirmesine yardımcı olur çünkü hayvanlar konuşarak kendilerini ifade edemezler. Onların ruh hallerini&nbsp;vücut dilleri, yüz ifadeleri ve hareketleriyle&nbsp;anlamak gerekir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Hayvanlarla büyüyen çocuklar başkalarının duygularını anlamada daha başarılı olabilir!</strong></p>

<p>Bir çocuğun evcil bir hayvanla büyüdüğünde, sorumluluk duygusu, empati ve sosyal beceriler kazandığını vurgulayan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Cumali&nbsp;Aydın, “Bir çocuğun her gün köpeği beslemesi, ona düzenli bakım sağlaması gerektiğini öğrenmesine yardımcı olur. Ayrıca, hayvanlarla büyüyen çocuklar, duygusal ifadelerini daha iyi tanıyabilir ve başkalarının duygularını anlamada daha başarılı olabilirler. Hayvanlarla oyun oynayan çocukların sosyal ilişkilerinde daha girişken ve uyumlu oldukları da bilimsel çalışmalarla desteklenmiştir.” dedi.</p>

<p><strong>Hayvanlarla kurulan duygusal bağ, iyileşme sürecine katkı sağlıyor!</strong></p>

<p>Yaşlı bireyler içinse evcil hayvanların, hem fiziksel hem de duygusal olarak büyük bir destek kaynağı olabildiklerine işaret eden Uzman Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Bir kedi veya köpekle vakit geçirmek, yalnızlık hissini azaltırken zihinsel sağlığı da destekler. Örneğin, Alzheimer hastası bireylerde terapi hayvanlarıyla yapılan çalışmalar, kişideki anksiyeteyi azalttığını ve bilişsel işlevlerini desteklediğini gösteriyor. Evcil hayvanlar, yaşlıların günlük rutinlerini korumalarına yardımcı olarak onlara bir amaç hissi kazandırır ve sosyal etkileşimlerini artırır. Böylece yaşlılık sürecinin daha sağlıklı geçirilmesi katkıda bulunurlar.” dedi.</p>

<p>Hayvan destekli terapilerin hangi psikiyatrik rahatsızlıklarda daha sık kullanıldığına da değinen Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Hayvan destekli terapiler, özellikle depresyon, kaygı bozuklukları, otizm spektrum bozukluğu ve TSSB gibi rahatsızlıklarda sıkça kullanılır. Örneğin, savaş travması geçirmiş bir gazinin terapi köpeğiyle geçirdiği süre sonunda panik ataklarının azaldığı ve sosyal hayata daha kolay adapte olduğu görülmüştür. Bir vakada, ağır depresyon teşhisi konmuş bir bireyin, at destekli terapiye başladıktan sonra günlük rutinlerine daha kolay dönebildiğini ve kendisini daha güvende hissettiğini gözlemlemiştik. Kısaca hayvanların bireylere duygusal bağ sunmaları iyileşme sürecine katkıda bulunur.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 24 Jul 2025 14:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/07/kosulsuz-sevgi-iyilestiriyor-1753355242.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz Sıcaklarında Bu Rahatsızlıklara Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/yaz-sicaklarinda-bu-rahatsizliklara-dikkat-7934</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/yaz-sicaklarinda-bu-rahatsizliklara-dikkat-7934</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, perianal bölge yani makat çevresinde çeşitli sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olabiliyor. Özellikle hemoroid, kıl dönmesi (pilonidal sinüs) ve perianal fistül gibi rahatsızlıklar bu dönemde artış gösteriyor. Uzmanlar sıcak havalarda perianal bölge ile ilgili sağlık problemlerinden korunmak için bazı önemli noktalara dikkat çekiyor. Memorial Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ulvi Meral, konu ile ilgili bilgi verdi ve önemli önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında artan sıcaklık ve nem, perianal bölge yani makat çevresinde çeşitli sağlık sorunlarının daha sık görülmesine neden olabiliyor. Özellikle hemoroid, kıl dönmesi (pilonidal sinüs) ve perianal fistül gibi rahatsızlıklar bu dönemde artış gösteriyor.<strong>&nbsp;</strong>Uzmanlar sıcak havalarda perianal bölge ile ilgili sağlık problemlerinden korunmak için bazı önemli noktalara dikkat çekiyor. Memorial Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Ulvi Meral, konu ile ilgili bilgi verdi ve önemli önerilerde bulundu.</p>

<p><strong>Islak mayo, terleme ve uzun oturuşlara dikkat!</strong></p>

<p>Sıcak havalarla birlikte anal bölgede damarlar genişlemektedir. Uzun süre oturmak, deniz ve havuz sonrası ıslak mayo ile kalmak, aşırı terlemek ve yeterince su içmemek, bu hastalıkların gelişimini tetikler. Ayrıca kabızlık sorunu da bu rahatsızlıkları şiddetlendirebilmektedir.</p>

<p><strong>Gizlenen sağlık sorunları yazın artıyor</strong></p>

<p>Toplumda konuşulmaktan kaçınılan ancak yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyen hemoroid, yazın şiddetini artırabilmektedir. Halk arasında sıkça basur olarak da anılan hemoroidler, anal kanalın veya rektumun içindeki ya da çevresindeki kan damarlarının genişlemesi ve şişmesi sonucu oluşan bir durumdur. Bu damarların genişlemesi, genellikle tuvalet sırasında zorlanma veya anüs çevresindeki kan dolaşımının baskı altında kalması nedeniyle meydana gelir. Rektal bölgede ağrı veya rahatsızlık hissi, &nbsp;tuvalet sırasında veya sonrasında kanama (genellikle parlak kırmızı kan), kaşıntı, şişlik ve hassasiyet gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Tedavisinde doktor tarafından önerilen çeşitli kremler, merhemler veya fitiller kullanılabilir ancak ilerleyen vakalarda cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Uygun hastalarda Lazer Hemoroidopeksi gibi kesi ve dikiş gerektirmeyen yöntemler uygulanmaktadır. Bu sayede hastalar kısa sürede şikayetlerinden kurtulup günlük yaşamlarına dönebilmektedir.</p>

<p><strong>Bu sorunlar yazınızı zehir etmesin</strong>&nbsp;</p>

<p>Perianal fistül de halk arasında sık görülen bir problemdir.&nbsp;Perianal fistül, anal fistül olarak da adlandırılan, anüs çevresindeki bölgede genellikle enfeksiyon veya inflamasyon sonrası oluşan anormal bir kanaldır. Bu kanal, anüsün iç kısmından dış deriye kadar uzanabilir. Fistül, genellikle anüs çevresindeki bir apsenin iyileşmemesi ve dışarıya doğru bir delik açarak iç ve dış yapıların birbirine bağlanması sonucunda meydana gelir. Fistülün olduğu bölgede akıntı, kaşıntı ve tahriş, şişlik ve ağrı gibi belirtiler görülebilmektedir. Perianal fistül genellikle kendiliğinden iyileşmez. Bu nedenle tıbbi müdahale gereklidir. Tedavisi kişiye özel olarak planlanır. Doktor;&nbsp;fistülün boyutu, yeri&nbsp;ve hastanın genel sağlık durumuna göre en uygun tedavi yöntemini seçer&nbsp;ve&nbsp;ileri cerrahi teknikler sayesinde kısa sürede iyileşme sağlanabilir. Eğer perianal bölgede ağrı, akıntı veya şişlik gibi belirtiler yaşıyorsanız, bir doktora başvurmak önemlidir. Erken müdahale komplikasyonları önleyebilir ve iyileşmeyi hızlandırabilir.</p>

<p><strong>Kıl dönmesine dikkat!</strong></p>

<p>Plonidal sinüs yani kıl dönmesi daha çok erkeklerde görülmektedir. Pilondial sinüs, cilt altında oluşan bir boşluk veya kisttir; bu boşluk genellikle kıl, deri döküntüsü ve diğer maddelerle doludur. İltihaplanma durumunda ağrı, şişlik ve akıntı gibi semptomlara yol açabilir. Özellikle sıcak havalarda kuyruk sokumu bölgesinin aşırı terlemesi, pilondial sinüsün oluşumunu tetikleyebilir. Bu dönemde vakit kaybetmeden uzman yardımı almak önemlidir. Pilondial sinüsün tedavisi hastalığın derecesine göre değişir. Hafif durumlarda bölgenin hijyenine dikkat edilip iltihap önleyici ilaçlar ve antibiyotikler kullanılabilir. Cerrahi müdahale gerektiğinde minimal invaziv teknikler de kullanılabilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Yazın Perianal Sorunlardan Korunmak İçin Basit Ama Etkili 4 Önlem</strong></p>

<ul>
	<li>Hijyeninize özen gösterin: Gün içinde makat bölgesini ılık suyla yıkayıp kurulayın. Islak mayo ile uzun süre kalmaktan kaçının.</li>
	<li>Bol su için, lifli beslenin: Günde 2-2,5 litre su tüketin. Lifli gıdalarla kabızlığı önleyerek hemoroid riskini azaltın.</li>
	<li>Hareket edin: Uzun süre oturmayın. Her saat başı kısa yürüyüşler yaparak bölgeye binen baskıyı azaltın.</li>
	<li>Kendi kendinize tedavi etmeye uğraşmayın: Reçetesiz kremler geçici çözüm sunabilir, ancak sorunu büyütebilir. Şikayetleriniz devam ediyorsa mutlaka proktoloji uzmanına başvurun.</li>
</ul>

<p>&nbsp;</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 16 Jul 2025 12:02:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/07/yaz-sicaklarinda-bu-rahatsizliklara-dikkat-1752656556.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel fıtığı gençlerde giderek yaygınlaşıyor, çünkü!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-7720</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-7720</guid>
                <description><![CDATA[Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak… ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tablet, telefon veya bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek, sporda yanlış teknikle ağırlık kaldırmak, fazla kilolu olmak…&nbsp;</p>

<p>Tüm bunlar ve daha pek çok etken nedeniyle&nbsp;bel bölgesinin omurları arasında yer alan diskler kayma veya yırtılma sonucu, sinirler ile omuriliğin geçtiği kanala doğru yer değiştiriyorlar. Bel fıtığı olarak adlandırılan bu tabloda disklerin sinire baskı yapmaları sebebiyle gelişen bel ağrısı, bacaklara yayılan ağrı, uyuşukluk ve kas zayıflığı gibi sorunlar, hastaların günlük aktivitelerini ciddi boyutlarda kısıtlayabiliyor. Genellikle 30-50 yaş arasında başlayan bel fıtığının son yıllarda katlanarak artan bir oranda yükseldiği belirtiliyor. &nbsp;<strong>Acıbadem International Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, &nbsp;</strong>üstelik bel fıtığının son yıllarda gençler arasında da giderek daha sık görüldüğüne dikkat çekerek, “Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2022 yılında yapılan Türkiye Sağlık Araştırması’na göre; &nbsp;15 yaş ve üzeri kişilerde son 12 ay içinde bel bölgesi sorunlarının görülme oranı yüzde 29,7 olarak belirlenmiş. &nbsp;Ülkemizde, 15-49 yaş aralığındaki kadınlar üzerinde yapılan bir çalışmada da; bel ağrısı nedeniyle tanı alanların yüzde 67,5’ine bel fıtığı teşhisi konulduğu bildirilmiş. &nbsp;Bu veriler, Türkiye’de her yıl bel fıtığı tanısının ne kadar yüksek oranda olduğunu ve görülme yaşının ne kadar düştüğünü göstermektedir” diyor.&nbsp;</p>

<p><strong>Az hareket etmekten hatalı teknikle ağırlık kaldırmaya…&nbsp;</strong></p>

<p>Bel fıtığının son yıllarda dünyada ve ülkemizde gençlerde daha sık görülmesinde modern yaşam tarzı ve çevresel faktörler rol oynuyor. &nbsp;Fizik Tedavi ve &nbsp;Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir, &nbsp;<strong>&nbsp;&nbsp;</strong>gençlerde giderek yaygınlaşan daha az hareket etme şeklindeki yaşam tarzının bel fıtığının gelişiminde çok önemli bir etken olduğunu belirterek, “Spor ve açık hava aktiviteleri yerine; tablet, telefon ve bilgisayar başında hareket etmeden uzun saatler geçirmek ve öne eğilmek ya da kambur oturmak gibi hatalı duruş alışkanlıkları omurganın üzerinde ciddi baskı oluşmaktadır” uyarısında bulunuyor. &nbsp;Prof. Dr. Ferda Özdemir, gençlerde trend haline gelen ağırlık kaldırmaya yönelik sporun da bu yaş grubunda görülen bel fıtığının bir başka önemli sebebi olduğuna işaret ederek, &nbsp;“Yanlış teknikle ağırlık kaldırmak veya taşımak da omurga sağlığını olumsuz etkilemektedir. Dolayısıyla, gençlerin ağırlık kaldırma egzersizlerinden önce mutlaka ısınma hareketleri yapmaları ve bir uzmandan ağırlıkları doğru kaldırma konusunda bilgi edinmeleri gerekmektedir” bilgisini veriyor. &nbsp;Prof. Dr. Ferda Özdemir, çağımızın önemli sorunu olan obezitenin, sürekli stres altında olmanın ve sigara kullanımın da gençlerde yaygın görülen diğer bel fıtığı sebepleri olduğunu söylüyor.</p>

<p><strong>Ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlıyorsa, dikkat!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong>Bel bölgesindeki omurlar arasında yer alan diskler, omurganın esnekliğine ve vücut dengesine yardımcı oluyorlar. Bu disklerin yaşlanma, aşırı zorlanma veya ani hareketler nedeniyle zarar görmeleri durumunda fıtık gelişebiliyor ve sinirlere baskı yapabiliyor. Bunun sonucunda, hastada yaşam kalitesini olumsuz etkileyecek boyuta ulaşabilen çeşitli yakınmalar gelişebiliyor. Prof. Dr. Ferda Özdemir, “Özellikle ani ve zorlayıcı hareket sonrasında başlayan bel ağrısının yanı sıra istirahatte bile geçmeyen; öksürme, hapşırma veya ıkınma ile artan; özellikle bacağa yayılan ağrı; ayakta ya da parmaklarda uyuşma ve güçsüzlük, bel fıtığının tipik belirtilerini oluşturmaktadır” diye konuşuyor. &nbsp;&nbsp;</p>

<p><strong>&nbsp;Tedaviyle ağrı kontrol altına alınıyor</strong></p>

<p><strong>&nbsp;</strong>Bel fıtığının tedavisinde temel hedef; &nbsp;omurganın hareketliliğini yeniden kazandırmak, sinir üzerindeki baskıyı ortadan &nbsp; kaldırmak, böylece ağrıyı azaltmak oluyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, tüm bel fıtığı hastalarının sadece &nbsp;yüzde 5-10’u ameliyat gerektiriyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ferda Özdemir,<strong>&nbsp;</strong>sinir hasarı olmayan tabloların yüzde 80-90’ında; ilaç, fizik tedavi ve egzersizlerden oluşan konservatif tedaviyle ağrının kontrol altına alınabildiğine dikkat çekerek, &nbsp;şunları söylüyor: “Bel fıtığında erken teşhis, iyiliğin korunmasında ve hastalığın ilerlemesinin önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle düzenli yapılan egzersizlerle kaslar güçlenmekte, &nbsp;omurga daha iyi desteklenmekte ve sinir baskısı azalmaktadır. &nbsp; Bu etkiler &nbsp;sayesinde ağrı uzun süreli olarak önemli ölçüde hafiflemekte hatta bazı hastalarda geçmektedir.” &nbsp;Ancak hasta hatalı duruş, hareketsizlik ve ağır kaldırma gibi istenmeyen hataları yapmaya devam ederse ağrının tekrar başlayabileceğini vurgulayan Prof. Dr. Ferda Özdemir, &nbsp; “Düzenli egzersiz yapmak, doğru oturma ve yük kaldırma tekniklerine dikkat &nbsp;etmek, omurgayı destekleyen kasları güçlendirmek ve kilo kontrolü sağlamak bel fıtığından korunmada önemli faktörlerdir” diyor. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 May 2025 09:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/05/bel-fitigi-genclerde-giderek-yayginlasiyor-cunku-1748242470.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünya Nüfusunun Yarısı Miyopi Tehlikesinde</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/dunya-nufusunun-yarisi-miyopi-tehlikesinde-7707</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/dunya-nufusunun-yarisi-miyopi-tehlikesinde-7707</guid>
                <description><![CDATA[Gelişen teknolojiler ile birlikte kullanımları yaygınlaşan telefon, tablet ve bilgisayar sebebiyle, gelecek nesillerin miyopi tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Cafer Tanrıverdi, “Günümüzde akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi dijital cihazların kullanımının artmasıyla, çocuklarda miyopi başlangıcı 4-5 yaşa kadar inmiştir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gelişen teknolojiler ile birlikte kullanımları yaygınlaşan telefon, tablet ve bilgisayar sebebiyle, gelecek nesillerin miyopi tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirten Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Cafer Tanrıverdi, “Günümüzde akıllı telefon, tablet ve bilgisayar gibi dijital cihazların kullanımının artmasıyla, çocuklarda miyopi başlangıcı 4-5 yaşa kadar inmiştir. Çocukların artık dijital ekranlarla tanışma yaşı neredeyse bebeklik dönemine kadar inmiş durumda.</p>

<p>Çocukların bu cihazları kullanarak geçirdiği zamanlar, ebeveynler tarafından kontrol altında tutulmalı. Önlemler alınmazsa, ilerleyen dönemlerde görme kusurları daha sık karşılaşılan bir problem haline gelecektir. Dışarıda oynamaya teşvik edilen çocuklarda miyopi oluşma riski, sürekli ekrana bakanlara oranla çok daha düşük. Halihazırdaki tedavi yöntemleri, bu konuda bizleri korumak için yeterli değil. 20 yıl sonra, bugün bahsedilen senaryonun gerçek olmasını istemiyorsak; günümüzde aile içinde ve toplumda ciddi sorunlara yol açabilen, uyku bozuklukları ve obezite gibi başka ciddi sorunlarında oluşmasına sebep olan ekran bağımlılığına karşı gerekli önlemleri almalıyız” dedi.</p>

<p><strong>Şehir hayatı ve eğitim sistemi miyopiyi tetikliyor</strong></p>

<p>Miyopinin oluşma sebeplerine de değinen Doç. Dr. Cafer Tanrıverdi, “Miyopi artışını tek bir etkene bağlamak doğru değil. Dünyada kabul edilmiş normlar ve bilimsel araştırmalar, kent yaşamının artışı, genetik faktörler ve çocukların açık alan aktivitelerindeki azalmaların da bu rahatsızlığın oluşumunda etkili olduğunu ortaya koyuyor. Doğu kültüründeki ülkelerde miyopi, batı ülkelerine oranla çok daha büyük bir tehdit oluşturuyor. Eğitim sistemlerindeki farklılıklar gibi etkenler dahi, bu risklerin oluşumuna katkıda bulunabiliyor. Doğu ülkelerinde eğitim sistemlerinin sınava, batıda ise daha fazla fiziksel aktiviteye dayalı olması rahatsızlığın oluşumuna doğrudan katkıda bulunuyor” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Miyopi körlüğün önde gelen nedenleri arasında</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün, yüksek miyopiyi önlenebilir körlük nedenleri arasında saydığını söyleyen Doç. Dr. Tanrıverdi, “Özellikle Asya ülkelerinde miyopiye bağlı körlük oranları oldukça yüksektir. Körlüğün önde gelen nedenlerinden olan ve çoğunlukla genetik yatkınlığa bağlı olarak ortaya çıkan yüksek miyopi; &nbsp;çeşitli göz rahatsızlıklarıyla veya onların sonucu olarak da ortaya çıkabilir. En çok görülen belirtileri arasında; uzağı görmede zorluk, gözleri kısarak bakmak, göz yorgunluğu ve baş ağrısı sayılıyor” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 23 May 2025 12:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/05/dunya-nufusunun-yarisi-miyopi-tehlikesinde-1747991447.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Genetik bilimi, tıp, biyoteknoloji ve halk sağlığı alanında çığır açıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/genetik-bilimi-tip-biyoteknoloji-ve-halk-sagligi-alaninda-cigir-aciyor-7601</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/genetik-bilimi-tip-biyoteknoloji-ve-halk-sagligi-alaninda-cigir-aciyor-7601</guid>
                <description><![CDATA[Genom çalışmaları ve gen düzenleme teknolojileri başta olmak üzere genetik biliminde yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeler sayesinde hastalıkların moleküler temelleri detaylı olarak tanımlanıyor, bireysel genetik profillere dayalı risk değerlendirme, erken tanı ve etkin tedavi stratejileri geliştirilebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genom çalışmaları ve gen düzenleme teknolojileri başta olmak üzere genetik biliminde yaşanan devrim niteliğindeki gelişmeler sayesinde hastalıkların moleküler temelleri detaylı olarak tanımlanıyor, bireysel genetik profillere dayalı risk değerlendirme, erken tanı ve etkin tedavi stratejileri geliştirilebiliyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, günümüzde genetik biliminin etkilerinin yalnızca laboratuvar ortamıyla sınırlı kalmayıp tıp, biyoteknoloji ve halk sağlığı gibi alanlarda devrimsel sonuçlar doğurduğunu söyledi. Irmak Yazıcıoğlu, DNA’nın yapısal ve işlevsel özelliklerinin derinlemesine incelenmesinin, evrimsel süreçlerin daha iyi kavranmasının yanı sıra kalıtsal ve kompleks hastalıkların risk değerlendirmesi, erken tanısı ve etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde kritik bir rol oynadığını vurguladı.</p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, DNA ile ilgili çalışmaların önemine değindi.</p>

<p>DNA, temel biyomoleküler yapı taşı</p>

<p>Irmak Yazıcıoğlu, DNA’nın (Deoksiribonükleik Asit), tüm canlı organizmalarda bulunan ve kalıtsal bilgiyi nesiller boyunca aktararak organizmaların fenotipik özellikleri ve hücresel işleyişinde belirleyici rol oynayan temel biyomoleküler yapı taşı olduğunu söyledi.</p>

<p>DNA’nın keşfinin bilim dünyası açısından önemini vurgulayan Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, “Yaşamın genetik şifresini kodlayan bu eşsiz bilgi deposu, 1953 yılında James Watson ile Francis Crick’in, Rosalind Franklin’in X-ışını kristalografisi verilerine dayalı olarak geliştirdikleri çift sarmal model ile üç boyutlu yapısının açıklığa kavuşmasıyla, genetik materyalin organizasyonu, replikasyonu ve kalıtım mekanizmalarının anlaşılmasında çığır açan bir adım olarak bilim dünyasına sunulmuştur. Bu yapısal keşif, moleküler biyoloji ve genetik biliminin evriminde kritik bir dönüm noktası oluşturarak modern araştırmaların zeminini hazırlamıştır” dedi.</p>

<p>İnsan Genom Projesi önemli bir adım…</p>

<p>2003 yılında tamamlanan İnsan Genom Projesi’yle devasa bilimsel ilerlemelerin elde edildiğini kaydeden Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, “İnsan genomunda yer alan yaklaşık 3 milyar baz çiftinin diziliminin detaylı olarak haritalanması, genetik varyasyonların ve mutasyonların sistematik tespiti sayesinde, kalıtsal hastalıkların moleküler patogenezi hakkında derin ve bütüncül bir anlayışın geliştirilmesine olanak tanımıştır. Bu kapsamlı genomik girişim, bireyselleştirilmiş tıp yaklaşımlarının temelini oluştururken, başta kanser, kistik fibrozis, SMA (Spinal Musküler Atrofi), orak hücre anemisi ve kalıtsal metabolik hastalıklar olmak üzere birçok hastalığın erken tanısı ve hedefe yönelik tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde modern tıbbın dönüşüm sürecine katalizör görevi görmüştür” diye konuştu.</p>

<p>Genetik testler ve biyobelirteç araştırmalarla riskler belirlenebiliyor</p>

<p>Bilimsel gelişmelerle beraber genetik çalışmalarda önemli bir yol kat edildiğini ifade eden Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, “Bu bilimsel atılımların ardından, gelişmiş biyoinformatik yöntemler ve kapsamlı genetik analizler sayesinde genomik verilerin klinik uygulamalara entegrasyonu önemli bir dönüşüm yaşamıştır. Klinik genetik testlerin ve biyobelirteç araştırmalarının artan önemi, hastalıkların moleküler temellerinin detaylı olarak tanımlanmasını sağlayarak, bireysel genetik profillere dayalı risk değerlendirme, erken tanı ve etkin tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde belirleyici rol oynamaktadır” diye konuştu.</p>

<p>Gen düzenleme teknolojileri umut vadediyor</p>

<p>Son yıllarda genetik biliminde dikkat çeken gelişmelerden biri olan CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisinin, DNA dizilerinde hassas değişiklikler yapılmasına olanak tanıyan güçlü bir araç olduğunu belirten Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, “CRISPR-Cas9 gen düzenleme teknolojisi, genomun istenilen bölgelerinde mutasyonların düzeltilmesi veya belirli genlerin devre dışı bırakılması gibi işlemleri mümkün kılarak, genetik hastalıkların tedavisinde umut verici yaklaşımlar sunmaktadır. Özellikle SMA gibi nadir hastalıkların tedavisinde gen düzenleme çalışmaları, kalıcı ve hedefe yönelik çözümler geliştirilmesine olanak sağlamakta; bu teknolojinin sağladığı hassasiyet ve etkinlik, kalıtsal hastalıkların yalnızca tedavisi değil, gelecekte önlenebilir hale gelmesi yönünde de önemli bir adımdır” diye konuştu.</p>

<p>DNA çözümlemesi katkılar sağlamaya devam ediyor</p>

<p>Günümüzde genetik biliminin etkilerinin yalnızca laboratuvar ortamıyla sınırlı kalmayıp tıp, biyoteknoloji ve halk sağlığı gibi alanlarda devrimsel sonuçlar doğurduğunu ifade eden Prof. Dr. M. Burcu Irmak Yazıcıoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “DNA’nın yapısal ve işlevsel özelliklerinin derinlemesine incelenmesi, evrimsel süreçlerin daha iyi kavranmasının yanı sıra kalıtsal ve kompleks hastalıkların risk değerlendirmesi, erken tanısı ve etkili tedavi stratejilerinin geliştirilmesinde kritik bir rol oynamaktadır. DNA’nın çözümlenmesiyle elde edilen bilgi birikimi, canlı organizmaların biyolojik bütünlüğünün kavranmasında ve modern tıbbın dönüşümünde devrim niteliğinde katkılar sağlamaya devam etmektedir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Apr 2025 16:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/04/genetik-bilimi-tip-biyoteknoloji-ve-halk-sagligi-alaninda-cigir-aciyor-1746019414.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doktora başvurulmayan tek hastalık: AŞK</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/doktora-basvurulmayan-tek-hastalik-ask-7294</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/doktora-basvurulmayan-tek-hastalik-ask-7294</guid>
                <description><![CDATA[Aşkın bağışıklığı güçlendirdiğini, stresi azalttığını ve mutluluk hormonlarını artırdığını dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Araştırmalar, romantik partnerlerinin fotoğraflarına bakan katılımcıların, ağrı düzeylerinde belirgin bir azalma olduğunu göstermiştir.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aşkın bağışıklığı güçlendirdiğini, stresi azalttığını ve mutluluk hormonlarını artırdığını dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl, “Araştırmalar, romantik partnerlerinin fotoğraflarına bakan katılımcıların, ağrı düzeylerinde belirgin bir azalma olduğunu göstermiştir.” dedi. Aşkın, bireyin geçmiş bağlarını geride bırakıp yeni bir birlikteliğe cesaret etmesini sağladığını aktaran Dr. Bingöl, sağlıklı ve gelişen ilişkilerin, kişinin ruhsal olgunlaşmasına katkıda bulunduğunu vurguladı.</p>

<p>Aşık olan kişi, sevdiğinin varlığını bir ödül olarak algıladığını ve beynin ödül-motivasyon sisteminin bu süreçte yoğun olarak çalıştığını ifade eden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Merve Türkkol ise, “Aşkın beyindeki etkileri ile bağımlılığın nörobiyolojik mekanizmaları arasında güçlü bir benzerlik bulunuyor.” dedi. Türkkol, çevrimiçi ilişkilerin fiziksel etkileşimi devre dışı bırakıp duygusal bağ kurma kapasitesini zayıflatabildiğine dikkat çekti.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert Sinan Bingöl ile Uzman Klinik Psikolog Merve Türkkol, askın kimyası ile fiziksel ve ruhsal sağlığa etkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>Aşkın, hem fiziksel sağlığı hem ruhsal sağlığı iyileştirici gücü var!</p>

<p>Tutkulu bir aşk sürecinin, kişinin hem ruh halini hem de fizyolojik durumunu doğrudan etkilediğine dikkat çeken Psikiyatri Uzmanı Dr. Mert&nbsp;Sinan&nbsp;Bingöl, “Tek bir dokunuş, tek bir öpücük, tek bir sarılma dopamin, oksitosin, endorfin gibi hormonların daha fazla salgılanmasını sağlayarak, vücuda zindelik getirir.” dedi.</p>

<p>Aşkın ilk etkiyi kalpte yaptığını dile getiren&nbsp;Dr. Mert&nbsp;Sinan&nbsp;Bingöl, “Kalbi küt küt attırır ve kişinin içini titretir. Bağışıklığı güçlendirir, kan basıncını düşürür ve stresin azalmasına katkı sağlar.&nbsp;Araştırmalar, romantik partnerlerinin fotoğraflarına bakan katılımcıların, ağrı düzeylerinde belirgin bir azalma olduğunu göstermiştir. Bu bulgu, aşkın, beyinde endorfinleri ve benzer hormonları salgılatarak ağrı algısını azalttığı ve güven hissi verdiği şeklinde yorumlanmıştır. Bu araştırmalar, aşkın iyileştirici gücünün bilimsel bir temeli olarak gösterilmiştir.&nbsp;Çoğu zaman iyileştirici olsa da bazı durumlarda duygusal zorluklara da neden olabilir. Sağlıksız bir ilişki veya karşılanmayan beklentiler, duygusal sıkıntılara ve strese yol açabilir. Yani aşk duygusu, hem iyileştirme hem de hasta etme potansiyelini birlikte taşır!” şeklinde konuştu.</p>

<p>Aşk, yeni bir birlikteliğin kurulabilmesi için cesaret ve motivasyonu sağlıyor!</p>

<p>“Her ne kadar, karşı tarafı daha iyi tanıdıkça ve paylaşımlarla büyüyerek gelişen sağlıklı aşk süreçleri daha sık yaşansa da bazen doğrudan tutkuyla başlayan daha saplantılı, daha ihtiraslı, daha gelgitli aşklar, bazen de imkansızlıkların, engellerin doğurduğu aşklar yaşanabilmektedir…” diyen&nbsp;Dr. Mert Sinan Bingöl,&nbsp;tutkulu aşkta, tutkunun yakıtının bazen yakınlık bazen uzaklık olabildiğine dikkat çekti.&nbsp;</p>

<p>Bazı aşklarda ise, aşık çiftin, fiziksel olarak her ne kadar iki yetişkin olsa da ruhsal açıdan hala iki yaralı çocuk olduğunu vurgulayan&nbsp;Dr. Bingöl, “Yaralı, paniğe kapılmış çocuk ruhlu yetişkinler, her türlü ihtiyacının sevgilisi tarafından giderileceği beklentisine kapılarak, güçlü aşk duyguları hisseder. Böyle ilişkilerde aşk, bu yaralı çocukları, iyileştirme ve olgunlaştırma sürecine dönüşür. Tutkulu aşk hisleri olmasaydı, pek çok kişi eski aile bağlarını geride bırakarak, kendisini ve geleceğini hiç tanımadığı bir yabancıya emanet edemezdi. Bu bağlamda aşk yeni bir birlikteliğin kurulabilmesi için gerekli olan cesaret ve motivasyonu sağlar.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Tutkulu aşk yerini zamanla ‘sevgiye’ ya da ‘boşluğa’ bırakıyor</p>

<p>İnsanın ilk ve en önemli içgüdüsünün, ne cinsellik ne de saldırganlık olduğunun altını çizen&nbsp;Dr. Mert Sinan Bingöl, “En önemlisi&nbsp;temas ve rahatlatıcı ilişki arayışıdır. Bunun temel nedeni, insanın eksiklikle doğmasıdır. Bu nedenle yakın ilişkilerle, hayat boyu bu eksiklik tamamlanmaya çalışılır.” dedi.</p>

<p>Aşk sürecinin insanın yaşamına anlam katan en önemli yolculuklardan birisi olduğunu ifade eden&nbsp;Dr. Bingöl,&nbsp;tutkulu aşkın, eninde sonunda biteceğini, bittiğinde altyapı varsa ‘sevgiye’, yoksa ‘boşluğa’ dönüşeceğini söyledi.</p>

<p>Aşık kişi, sevdiğinin varlığını bir ‘ödül’ olarak algılıyor</p>

<p>Aşık olma sürecinde beynin nasıl işlediği konusunu değerlendiren Uzman Klinik Psikolog Merve Türkkol ise süreci şöyle açıkladı:</p>

<p>“Aşık olma sürecinde beynin ödül ve motivasyon merkezleri yoğun bir şekilde çalışır. Beyinde özellikle ventral tegmental alan (VTA), nucleus accumbens ve amigdala gibi bölgeler aktif hale gelir. VTA, dopamin adı verilen kimyasalın üretiminde önemli bir rol oynar ve aşık olduğumuz kişiyi gördüğümüzde dopamin salınımı artabilir. Bu kimyasal, kişinin aşık olduğu kişiye odaklanmasını ve onunla vakit geçirmekten haz almasını sağlayabilir. Nucleus accumbens ise bu hazzı güçlendiren bir merkez olarak düşünülebilir. Bu süreçte beynin ödül sisteminin aktif hale gelmesi, sevdiğimiz kişinin varlığını bir ‘ödül’ gibi algılamamıza neden olabilir.”</p>

<p>Bilinçdışı dinamikler aşkın kimyasını etkileyebiliyor…&nbsp;</p>

<p>Aşkın zamanla tutkulu bir aşktan bağlanmaya dönüşmesinin, hem biyolojik hem de psikolojik süreçlerin etkisiyle gerçekleştiğini dile getiren Uzman Klinik Psikolog Merve Türkkol, “Zamanla oksitosin ve vazopressin gibi hormonların etkisi baskın hale gelir. Bu hormonlar, güven ve bağlılığı destekleyerek ilişkiyi daha sakin ve derin bir bağlanma zeminine oturtur.” dedi.&nbsp;</p>

<p>Bağlanmanın biyolojik boyutu kadar, kişinin bilinçdışı dinamiklerinin de bu süreçte belirleyici olduğunu sözlerine ekleyen Türkkol, “Psikanalitik açıdan bakıldığında, bir ilişkiye bağlanma biçimi, bireyin çocuklukta bakım veren figürle geliştirdiği ilişki modelinin bir yansıması olabilir. Güvenli bir bağlanma stiline sahip bireyler, ilişkilerinde kendilerini kapsanmış ve değerli hissettiklerinde sağlıklı bir bağlanma geliştirebilir. Ancak, bazı durumlarda kişi, çocuklukta eksik kalan ya da zarar verici olan bir bağlanma deneyimini yeniden canlandıracak bir partner seçebilirler.” açıklamasını yaptı.</p>

<p>Aşk, bağımlılık yapıcı maddelerle aynı yolu aktive ediyor…&nbsp;</p>

<p>Aşkın beyindeki etkileri ile bağımlılığın nörobiyolojik mekanizmaları arasında güçlü bir benzerlik bulunduğuna vurgu yapan Uzman Klinik Psikolog Merve Türkkol, “Bu benzerlik, aşk gibi güçlü ve yoğun bir duygunun beynin ödül merkezi olan ventral tegmental alan (VTA) ve nükleus accumbens üzerinden dopamin salınımını artırarak kişiye yoğun bir haz ve motivasyon sağlamasıyla açıklanabilir. İlginç olan, bağımlılık oluşturan maddelerin de aynı yolları aktive etmesidir.” dedi.</p>

<p>Çevrimiçi ilişkiler duygusal bağ kurma kapasitesini zayıflatabiliyor!</p>

<p>Teknolojik çağda çevrimiçi tanışma uygulamalarının, aşkın biyolojik sürecini önemli ölçüde etkilediğini de ifade eden Uzman Klinik Psikolog Merve Türkkol, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Geleneksel yüz yüze etkileşimlerde fiziksel yakınlık, beden dili ve göz teması gibi unsurlar duygusal bağlanmayı hızlandırırken, çevrimiçi platformlar bu süreçleri devre dışı bırakır ve ilişki başlangıcını daha bilişsel bir düzeye taşır. Profillere dayalı seçimler ve sürekli seçenek bolluğu, insanlarda bir tür ‘ideal partner arayışı’ yaratabilir ve bireylerin duygusal bağ kurma kapasitelerini zayıflatabilir.” şeklinde konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 13 Feb 2025 13:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/02/doktora-basvurulmayan-tek-hastalik-ask-1739441443.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Elektronik Sigara Kullanımına Bağlı Evali Sendromu Akciğerlerde Kalıcı Hasara Neden Olabiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/elektronik-sigara-kullanimina-bagli-evali-sendromu-akcigerlerde-kalici-hasara-neden-olabiliyor-7202</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/elektronik-sigara-kullanimina-bagli-evali-sendromu-akcigerlerde-kalici-hasara-neden-olabiliyor-7202</guid>
                <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, elektronik sigara kullanımına bağlı olarak gelişen ve “Evali Sendromu” olarak adlandırılan akut akciğer hasarına ilişkin açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, elektronik sigara kullanımına bağlı olarak gelişen ve “Evali Sendromu” olarak adlandırılan akut akciğer hasarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Dr. Akduman, “Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2024 yılında salgın olarak tanımladığı bu durum, özellikle gençler arasında hızla yaygınlaşan elektronik sigara kullanımının sağlık üzerindeki tehlikelerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Evali Sendromu’nda, diğer akut akciğer hasarlarında olduğu gibi hastalar ‘fibrozis’ dediğimiz akciğer sertleşmesine eğilim gösterebilir ve iyileşme sonrasında bile akciğerlerde kalıcı hasarlar oluşabilir” dedi.</p>

<p><strong>DSÖ, ELEKTRONİK SİGARA KULLANIMINI, SAĞLIK TEHDİDİ OLARAK TANIMLIYOR</strong></p>

<p>DSÖ, 2021 yılında yayımladığı Küresel Tütün Epidemisi Hakkındaki Yeni ve Yükselmekte Olan Ürünlere Dair başlıklı raporunda, elektronik sigaraların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekmişti. Raporda, elektronik sigaraların tütün ürünleriyle benzer toksinler içerdiği ve akciğer sağlığını tehdit ettiği vurgulanmıştı. 2024 yılında ise elektronik sigara ve vaping cihazlarına bağlı gelişen Evali (e-cigarette or vaping product use-associated lung injury) Sendromu’nu bir salgın olarak tanımladı ve bu durumun toplum sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. DSÖ raporunda, elektronik sigara kullanımının solunum yetmezliği ve kalıcı akciğer hasarı gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği vurgulandı.</p>

<p><strong>EVALİ SENDROMU NEDİR?</strong></p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Seha Akduman, “Evali, elektronik sigara veya vaping cihazlarına bağlı gelişen akut akciğer hasarıdır. Bu durum, solunum yetmezliğine hatta ciddi solunum sıkıntılarına yol açabilir. Bugüne kadar çok sık gündeme gelmese de 2024 yılında DSÖ tarafından bir salgın olarak tanımlandı ve dikkatle ele alınması gereken bir sorun olarak öne çıktı” dedi.</p>

<p><strong>‘SU BUHARINDA ERİYİK OLAN AĞIR METALLER AKCİĞERE DAHA FAZLA ZARAR VEREBİLİYOR’&nbsp;</strong></p>

<p>Elektronik sigaraların daha az zararlı olarak lanse edilmesinin yanlış bir algı oluşturduğunu belirten Dr. Öğr. Ü. Akduman, şu açıklamalarda bulundu: “Elektronik sigara, normal sigaraya göre daha az zararlı olarak tanıtılsa da benzer toksinler içerir. Özellikle su buharında çözünebilen ağır metallerin akciğerler için daha fazla zarar verme potansiyeline sahip olduğu düşünülmektedir.”</p>

<p>Dr. Öğr. Ü. Akduman, Evali’nin belirtilerinin Covid-19 ve influenza gibi hastalıklarla karıştırılabileceğini ifade ederek, “Evali hastalarında Covid-19 ve influenza’dakine benzer buzlu cam dansiteleri görülebilir. Tanı koyarken viral enfeksiyonların dışlanması kritik önem taşır. PCR testleri veya diğer yöntemlerle viral ya da bakteriyel enfeksiyon olmadığı tespit edildikten sonra, hastanın elektronik sigara kullanım geçmişi incelenerek tanı konulabilir” dedi.</p>

<p><strong>TEDAVİDE KORTİZON KULLANIMI ETKİLİ</strong></p>

<p>Evali tedavisinde solunum yetmezliği için destekleyici yöntemlerin kullanıldığını belirten Dr. Öğr. Ü. Akduman, şu bilgileri verdi: “Evali’de inflamasyonu baskılamak için kortizon tedavisi oldukça etkili bir şekilde kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra diğer solunum yetmezliği tedavi yöntemleri de uygulanmaktadır.”</p>

<p><strong>ELEKTRONİK SİGARA KALICI HASARA NEDEN OLABİLİR</strong></p>

<p>Elektronik sigara kullanımının uzun vadeli etkilerine de değinen Dr. Öğr. Ü. Akduman, şu uyarılarda bulundu: “Elektronik sigara kullanımına bağlı gelişen Evali Sendromu, akciğerlerde fibrozis (sertleşme) gibi kalıcı hasarlara neden olabilir. Elektronik sigara ilk kez 2003 yılında ruhsatlandırılmış, Evali ise 2019 yılında tanımlanmıştır. Bu hastalığın görülme sıklığı her yıl artış göstermektedir ve bu durum gelecekte gençler arasında daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Elektronik sigara masum bir alternatif değildir; aksine bazı toksinlerin zarar verme potansiyeli daha yüksektir.”</p>

<p><strong>SON SÖZ: ELEKTRONİK SİGARADAN UZAK DURUN</strong></p>

<p>Elektronik sigaranın tehlikelerine bir kez daha vurgu yaparak şunları söyledi:&nbsp;Dr. Akduman, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Elektronik sigara, sigaraya alternatif masum bir ürün olarak sunulsa da aynı toksinleri içerir ve Evali gibi ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. 2024 yılı, Evali’nin salgın olarak anıldığı bir yıl olmuştur. Gençler ve yetişkinler, bu ürünlerin tehlikelerinin farkında olarak kullanmaktan kaçınmalıdır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Jan 2025 13:11:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2025/01/elektronik-sigara-kullanimina-bagli-evali-sendromu-akcigerlerde-kalici-hasara-neden-olabiliyor-1737368012.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Maymun çiçeği virüsü nedir ve nasıl bulaşır?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/maymun-cicegi-virusu-nedir-ve-nasil-bulasir-6585</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/maymun-cicegi-virusu-nedir-ve-nasil-bulasir-6585</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), artış gösteren maymun çiçeği virüsü vakaları nedeniyle acil durum ilan etti. Maymun çiçeği virüsünün belirtileri, bulaşma yolları, tedavisi ve Türkiye’de görülüp görülmediği merak konusu olurken, Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları bölümünden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, maymun çiçeği virüsü hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), artış gösteren maymun çiçeği virüsü vakaları nedeniyle acil durum ilan etti. Maymun çiçeği virüsünün belirtileri, bulaşma yolları, tedavisi ve Türkiye’de görülüp görülmediği merak konusu olurken, Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları bölümünden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, maymun çiçeği virüsü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Maymun çiçeği virüsü, son günlerde Afrika’da görülme sıklığının artmasıyla beraber dünyada en çok konuşulan konulardan birisi haline geldi.</p>

<p style="text-align:justify">Covid-19 salgını sonrası yeni bir pandemi tehlikesiyle karşı karşıya kalan dünyada, benzer bir durum 2022 yılında da yaşanmıştı. Alınan önlemler sayesinde kontrol altına alınan salgından iki yıl sonra, bu kez de Afrika Hastalık Kontrol Merkezi’nde benzer bir acil durum uyarısı yapıldı.</p>

<p style="text-align:justify"><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/08/16/mustafa-fevzi-ozsoy-1723814160-244-x750.jpeg" style="height:750px; width:750px" /></p>

<p style="text-align:justify">Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları bölümünden Uzm. Dr. Mustafa Fevzi Özsoy, maymun çiçeği virüsü hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify">Uzm. Dr.&nbsp;Mustafa Fevzi Özsoy,<strong> “</strong>DSÖ, dört kriterden ikisinin geçerli olması durumunda acil durum ilan ediyor. Bunlar arasında halk sağlığına ciddi etkisi, durumun beklenmedik olması, uluslararası yayılma riski ve seyahat/ticaret üzerindeki olası etkileri bulunuyor. 2022'de Avrupa'da da görülen çiçek virüsü salgını, özellikle Nijerya’dan gelen yolcularla ilişkilendirilmişti. Amerika Birleşik Devletleri salgın döneminde 119 milyon dolarlık çiçek aşısı tedarik etmişti. 2022'den bu yana Afrika'da yaklaşık 40.000 vaka ve 1.500 ölüm bildirildi. Vakaların çoğu Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde kaydedildi” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><img src="https://www.igfhaber.com/static/2024/08/16/gorsel-1-1723814163-144-x750.jpeg" style="height:750px; width:750px" /></p>

<p style="text-align:justify">Çiçek virüsünün, pox virüs ailesinden bir DNA virüsünden olup, hayvanlar arasında da yayılabildiğini ifade eden Özsoy, konuyu “İnsana bulaşan çiçek virüsü, 1980 yılında aşılarla tamamen eradike edilen son derece tehlikeli bir hastalıktı. Ancak hayvanlardan insanlara bulaşabilen Maymun Çiçeği Virüsü (Monkeypox) ise ilk kez 1958’de laboratuvarda tespit edilmiş ve 1970'te Afrika’da Kongo’da zoonotik bir hastalık olarak kaydedilmiştir” ifadeleriyle açıkladı.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“MAYMUN ÇİÇEĞİ VİRÜSÜNÜN İKİ FARKLI TÜRÜ BULUNUYOR”</strong></p>

<p style="text-align:justify">“Maymun çiçeği virüsünün iki farklı türü bulunuyor ve bunlar Kongo türü ile Batı Afrika türüdür. Kongo türü daha ölümcül olup yüzde 10’a varan ölüm oranına sahipken, Batı Afrika türü daha hafif seyrediyor. Bu virüs, COVID-19 gibi solunum yoluyla değil, daha çok yakın temas ve vücut sıvıları yoluyla veya cinsel temas ile bulaşıyor” diyen Uzm. Dr. Özsoy ifadelerine şu şekilde devam etti: “Halk arasında Maymun çiçek virüsü ile ilgili bazı yanlış bilgiler ve komplo teorileri de dolaşmaya başladı. Ancak bu virüs yakın temasla bulaşan bir hastalıktır ve bu hastalıktan doğru önlemlerle korunmak mümkündür. Özellikle yüksek risk gruplarına yönelik aşı ve tedavi seçenekleri mevcut. Aşısız bireyler için ise dikkatli olmak ve koruyucu önlemler almak büyük önem arz ediyor. Ülkemizde ve dünyada 1980 sonrası çiçek hastalığının eradike edilmesi nedeniyle durdurulan aşılama sebebiyle bu tarihten önce aşılanan kişiler için bulaş söz konusu değildir. Ancak yüksek riskli kişiler için halihazırda kullanılmakta olan aşı ve antiviral ilaçlar mevcuttur” dedi.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“BÖLGEMİZ VE ÜLKEMİZ İÇİN BİR SALGIN RİSKİ KESİNLİKLE YOKTUR”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Dr. Özsoy, “Bu tür salgınlar ırk veya bölge fark etmeksizin herkesi etkileyebilmektedir.&nbsp; Şu anki salgın Afrika’da. 2022’deki salgın Avrupa’da, 2003’teki salgın ise Amerika’daydı. Ancak şu an için bölgemiz ve ülkemiz için bir salgın riski kesinlikle yoktur. Reyting amaçlı halk arasında panik yaratmaya yönelik sansasyonel haberlere özellikle sosyal medyada çıkan haberlere kesinlikle itibar etmemek gerekiyor. Pandemi planlanıyor, kurgu, film gibi söylemlere kesinlikle itibar edilmemelidir” şeklinde açıklamalarda bulundu.</p>

<p style="text-align:justify"><strong>“ÜLKEMİZDE ŞU AN İÇİN VAKA GÖRÜLMÜŞ DEĞİLDİR”</strong></p>

<p style="text-align:justify">Virüslerin milyarlarca yıldır gezegenimizde yer aldığını ifade eden Nev Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr.&nbsp;Mustafa Fevzi Özsoy, “Virüsler doğanın bir gerçeğidir. Virüsler var olmaya ve salgınlar yapmaya da devam edecekler. Ayrıca ayrı bir safsata ise Kovid hastalığı için üretilen Sinovac aşısında maymun hücrelerinin kullanıldığı ve hastalığın oradan özellikle yayıldığı saçmalığıdır ki, bunun bilimsel bir dayanağı olmadığı gibi akıl ve mantıkla bağdaşır bir yanı da yoktur. Sinovac aşısı ilk defa Kovit salgınında üretildi, maymun çiçeği virüsü ise yıllar önce ilk defa 1953 senesinde tanımlandı ve ilk hastalık 1970 yılında zoonotik yani hayvandan geçen bir hastalık olarak ortaya çıktı. Bilim ve mantığa dayalı bilgilendirme ve önlemlerin salgınların etkisini azaltmada en önemli araçlardan biri olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Ülkemizde şu an için Sağlık bakanlığımızın açıkladığı gibi vaka görülmüş değildir, Maymun çiçeği hastalığı ile ilgili özel bir durum ya da risk söz konusu değildir” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Aug 2024 19:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/08/maymun-cicegi-virusu-nedir-ve-nasil-bulasir-1723826487.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakanlık açıkladı... Türkiye’de ’M Çiçeği’ne rastlanmadı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bakanlik-acikladi-turkiyede-m-cicegine-rastlanmadi-6575</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bakanlik-acikladi-turkiyede-m-cicegine-rastlanmadi-6575</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, özellikle Afrika kıtasında görülen M çiçeği (mpox) hastalığı vakasına Türkiye'de rastlanmadığını bu nedenle henüz herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacının olmadığını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı, özellikle Afrika kıtasında görülen M çiçeği (mpox) hastalığı vakasına Türkiye'de rastlanmadığını bu nedenle henüz herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacının olmadığını açıkladı.</p>

<p>Afrika'da görülen M çiçeği hastalığı ile ilgili açıklama Sağlık Bakanlığı'ndan geldi.</p>

<p>14 Ağustos 2024’te Dünya Sağlık Teşkilatı tarafından gerçekleştirilen Acil Durum Komitesi Toplantısı’nın ardından M çiçeği (mpox) hastalığının uluslararası öneme sahip bir halk sağlığı acil durumu oluşturuldu.</p>

<p>Konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, özellikle Afrika kıtasında görülen M çiçeği (mpox) hastalığı vakasına Türkiye’de 2024 yılında rastlanmadığı kaydedildi.</p>

<p>"Türkiye'de henüz herhangi bir kısıtlama veya ek tedbir ihtiyacı bulunmamaktadır" denilen açıklamada, "Bakanlığımızca gerekli çalışmalar yürütülmekte, bilim kurulumuz ve sağlık altyapımızla süreç hassasiyetle takip edilmektedir.&nbsp;Güncel bilgiler kamuoyunun bilgisine sunulacaktır" ifadeleri yer aldı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Aug 2024 14:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/08/bakanlik-acikladi-turkiyede-m-cicegine-rastlanmadi-1723721835.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutsuz evlilik kalbi yoruyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/mutsuz-evlilik-kalbi-yoruyor-6380</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/mutsuz-evlilik-kalbi-yoruyor-6380</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı verilerine göre yılda 18,6 milyondan fazla ölüme yol açan kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ölüm nedenlerinin başında geliyor. Kötü beslenme, az egzersiz, diyabet, hipertansiyon, sigara ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerinin dışında kalbe zarar veren birçok unsur olduğunu belirtiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre yılda 18,6 milyondan fazla ölüme yol açan kalp ve damar hastalıkları, dünya genelinde ölüm nedenlerinin başında geliyor. Kötü beslenme, az egzersiz, diyabet, hipertansiyon, sigara ve yüksek kolesterol gibi risk faktörlerinin dışında kalbe zarar veren birçok unsur olduğunu belirtiliyor.</p>

<p>Kalp sağlığı ile doğrudan ilişkilendirilmeyen bu durumların yoğun yaşam döngüsü içinde gözden kaçtığına değinen Prof. Dr. Nevrez Koylan, “Bu negatif çevresel etkenlerden uzaklaşmak kardiyovasküler hastalıklara karşı gardımızı almamıza yardımcı olur” diye konuştu. Prof. Dr. Nevrez Koylan çok bilinmeyen 12 kalp sağlığı düşmanını sıraladı;</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/17/1720420138-asm-nevrezkoylan-gorseli-1720426371-251.jpeg" style="height:768px; width:750px" /></p>

<p>Tampon tampona trafikte kalmış olan herkes bu durumun çok stresli olduğunu söyler. Araştırmalar da trafikte bir saat geçirmenin kalp krizi olasılığını artırdığını gösteriyor. Otoyoldaki yüksek gürültü seviyeleri de kalp hastalıklarına etki edebiliyor. Trafiğin yoğun olduğu saatlerde seyahat etmekten kaçınamıyorsanız, rahatlatıcı müzikler dinleyerek stresi azaltmaya çalışın. Ya da yolculuğu paylaşın ve yol arkadaşınızla sohbet edin.</p>

<p>İyi bir eş seçimi kalbinizi mutlu ve sağlıklı kılar. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, birlikteliklerinden memnun olan yaşlı yetişkinlerin kalp hastalığı riski, memnun olmayanlara göre daha düşük. Bunun muhtemel nedeni ise stres. Stresli olduğunuzda, kötü beslenme tercihleri yapmanız ve sigara gibi kalp sağlığınıza zarar verebilecek alışkanlıklara yönelmeniz daha olasıdır. Ek olarak stres hormonlarının da başlı başına kalp üzerinde olumsuz bir etkileri bulunur.</p>

<p><strong>VARDİYALI ÇALIŞMA “İÇ SAATİMİZİ” BOZUYOR</strong></p>

<p>Kanada’daki Western Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, gece veya düzensiz saatlerde çalışmak kalp krizi riskini artırıyor. Vardiyalı çalışmanın vücudun sirkadiyen ritmi yani diğer bir deyişle “iç saati” üzerinde kötü bir etkisinin olduğu düşünülüyor. Bunun sonucunda da kalp zarar görüyor. Bu nedenle düzenli olarak gündüz saatlerinde çalışmıyorsanız, kalp hastalığı riskinizi azaltmak için ekstra adımlar atın. Egzersiz yapın, dengeli beslenin ve doktorunuza düzenli aralıklarla kontrole gidin.</p>

<p><strong>KALP YALNIZLIĞI SEVMİYOR</strong></p>

<p>Sevdiklerinizle vakit geçirmeniz stres oranınızı azaltır ve aktif kalmanıza yardımcı olur. Bu açıdan yalnız insanların kalp hastalığına yakalanma olasılığı daha yüksek olabilir. Ailenizin veya yakın arkadaşlarınızın yakınında değilseniz, ihtiyacı olan birilerine yardım ederek veya bir kedi / köpek sahiplenerek sosyal bağlantılar kurmaya çalışab<strong>İLİRSİNİZ.</strong></p>

<p><strong>FAZLA TV İZLEMEK KALP KRİZİ RİSKİNİ YÜZDE 20 ARTIRIYOR</strong></p>

<p>Çok fazla televizyon seyreden kişilerin kalp sorunlarına yakalanma olasılığı, televizyon sürelerini sınırlayanlara göre daha yüksektir. Günde televizyon izleyerek geçirdiğiniz her saat, kalp hastalıkları riskinizi neredeyse yüzde 20 oranında artırabilir. Oturmak bu maddenin en olası suçlusudur ve yüksek tansiyon gibi sorunlarla bağlantılıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jul 2024 12:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/07/mutsuz-evlilik-kalbi-yoruyor-1720429464.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanından KKKA hastalığı uyarısı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/uzmanindan-kkka-hastaligi-uyarisi-6269</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/uzmanindan-kkka-hastaligi-uyarisi-6269</guid>
                <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji bölümünden Doç. Dr. Servet Öztürk, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığıyla ilgili önemli noktalara değindi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji bölümünden Doç. Dr. Servet Öztürk, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığıyla ilgili önemli noktalara değindi.</p>

<p>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi nairovirüs cinsine ait bir virüs tarafından yayılan bir hastalıktır. Genellikle yaz aylarında görülen bu hastalık sıcaklıkların artmasıyla birlikte kendisini göstermeye başlıyor. İDoç. Dr. Servet Öztürk, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığıyla ilgili açıklamalar yaptı.</p>

<p><strong>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Nedir?</strong></p>

<p>Keneler doğada özellikle kırsal kesimde çok yaygın canlılardır ve bazı hastalıklar için risk oluşturabilmektedirler. Özellikle son yıllarda Kırım Kongo Kanamalı ateşi, Tularemi, Lyme hastalığı en sık görülen kene kaynaklı hastalıklardır. İlkbahar ve yaz aylarında kırsal kesimde insanların daha sıklıkla bulunmasından dolayı bu hastalıklar bu mevsim dönemlerinde daha sık görülmektedir.</p>

<p><strong>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Nasıl Bulaşır?</strong></p>

<p>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, kene tutunması ile bulaşan başlangıçta gribal semptomlarla başlayıp ağır kanamalı hastalığa ilerleyebilen ve ölümcül olabilen bir hastalıktır. İnkübasyon dönemi olarak tanımladığımız virüsün bulaşması ile semptomların başlaması arasındaki süre 1 ile 14 gün arasında olabilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Belirtileri Nelerdir?</strong></p>

<p>Başlangıç semptomları ateş yüksekliği, baş ağrısı, kas ağrıları, boğaz ağrısı, gözlerde kızarıklık, karın ağrısı, bulantı- kusma ile başlar. İlerleyen ağır vakalarda vücudun değişik bölgelerinde kanama ile seyredebilir. Özellikle ilkbahar/yaz aylarında meydana gelen gribal semptomlara kırsal bölge seyahati öyküsü varsa Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığı akılda tutulmalıdır. Spesifik bir tedavisi yoktur ancak tedavi semptomlara yönelik ve destek tedavisidir.&nbsp;</p>

<p><strong>Kırsal Kesimlerde Sık Karşılaşılıyor!</strong></p>

<p>Ülkemizde vakaların büyük çoğunluğu (%95) İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nin kuzey bölgesinden, özellikle de Tokat, Sivas, Çorum ve Erzurum'dan gelmektedir. Spesifik bir tedavisi olmaması nedeniyle en önemli tedbir riskli bireylerin kendini kenelerden korumasıdır.&nbsp; Kırsal bölgede çalışan veya ziyarete giden kişilerin açık renkli kıyafetler giymesi, uzun kollu giyecekler tercih etmesi, çoraplarını pantolonun üzerine çekmesi ve kırsal bölge ziyaretinden sonra vücudunu&nbsp;kapsamlı kene&nbsp;tutunması açısından kontrolü önerilir.&nbsp;</p>

<p><strong>Kene Tutunması Sonrası Tedavi ve Süreç Nasıldır?&nbsp;</strong></p>

<p>Kene teması saptanması durumunda sağlık tesisine başvurarak kenenin uzaklaştırılması, gerekirse tetkik edilmesi ve 10 günlük semptom takibine alınması önemlidir. Akdeniz diyeti ile beslenin, sigara ve alkolden uzak durun, fiziksel olarak aktif olun, dostluklar kurun, erişkin yaş aşılamaları için doktorunuza başvurmayı unutmayın.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Jun 2024 14:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/06/uzmanindan-kkka-hastaligi-uyarisi-1718970876.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalarda kırım kongo vakalarına dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/sicak-havalarda-kirim-kongo-vakalarina-dikkat-6199</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/sicak-havalarda-kirim-kongo-vakalarina-dikkat-6199</guid>
                <description><![CDATA[Genellikle yaz aylarında görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi nairovirüs cinsine ait bir virüs tarafından yayılan bir hastalık olup sıcaklıkların artmasıyla birlikte kendisini göstermeye başladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle yaz aylarında görülen Kırım Kongo Kanamalı Ateşi nairovirüs cinsine ait bir virüs tarafından yayılan bir hastalık olup sıcaklıkların artmasıyla birlikte kendisini göstermeye başladı.</p>

<p>Özellikle son yıllarda Kırım Kongo Kanamalı ateşi, Tularemi, Lyme hastalığı en sık görülen kene kaynaklı hastalıklardır. İlkbahar ve yaz aylarında kırsal kesimde insanların daha sıklıkla bulunmasından dolayı bu hastalıklar bu mevsim dönemlerinde daha sık görülüyor.</p>

<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji bölümünden Doç. Dr. Servet Öztürk, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığıyla ilgili önemli noktalara değindi.</p>

<p><strong>KIRIM KONGO KANAMALI ATEŞİ NASIL BULAŞIR?</strong></p>

<p>Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, kene tutunması ile bulaşan başlangıçta gribal semptomlarla başlayıp ağır kanamalı hastalığa ilerleyebilen ve ölümcül olabilen bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Servet Öztürk, "İnkübasyon dönemi olarak tanımladığımız virüsün bulaşması ile semptomların başlaması arasındaki süre 1 ile 14 gün arasında olabilir. Başlangıç semptomları ateş yüksekliği, baş ağrısı, kas ağrıları, boğaz ağrısı, gözlerde kızarıklık, karın ağrısı, bulantı- kusma ile başlar. İlerleyen ağır vakalarda vücudun değişik bölgelerinde kanama ile seyredebilir. Özellikle ilkbahar/yaz aylarında meydana gelen gribal semptomlara kırsal bölge seyahati öyküsü varsa Kırım Kongo kanamalı ateşi hastalığı akılda tutulmalıdır. Spesifik bir tedavisi yoktur ancak tedavi semptomlara yönelik ve destek tedavisidir" dedi.</p>

<p><strong>KIRSAL KESİMLERDE SIK KARŞILAŞILIYOR!</strong></p>

<p>Türkiye'de vakaların büyük çoğunluğu (%95) İç Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi'nin kuzey bölgesinden, özellikle de Tokat, Sivas, Çorum ve Erzurum'dan geldiğini belirten Doç. Dr. Öztürk "Spesifik bir tedavisi olmaması nedeniyle en önemli tedbir riskli bireylerin kendini kenelerden korumasıdır. Kırsal bölgede çalışan veya ziyarete giden kişilerin açık renkli kıyafetler giymesi, uzun kollu giyecekler tercih etmesi, çoraplarını pantolonun üzerine çekmesi ve kırsal bölge ziyaretinden sonra vücudunu kapsamlı kene tutunması açısından kontrolü önerilir" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Jun 2024 09:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/06/sicak-havalarda-kirim-kongo-vakalarina-dikkat-1717828162.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk üroloji hekimlerinden yabancı doktorlara eğitim</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/turk-uroloji-hekimlerinden-yabanci-doktorlara-egitim-6090</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/turk-uroloji-hekimlerinden-yabanci-doktorlara-egitim-6090</guid>
                <description><![CDATA[Dünyanın dört bir yanından ülkemize gelen üroloji hekimleri, Türk doktorlardan eğitim aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın dört bir yanından ülkemize gelen üroloji hekimleri, Türk doktorlardan eğitim aldı.</p>

<p>50 yaş üstü erkeklerde en sık rastlanan ürolojik problem olan iyi huylu prostat büyümesi tedavisinde dünyadaki en popüler ve en konforlu cerrahi olarak bilinen “Lazer Prostat Enükleasyon Cerrahisi”nin ele alındığı eğitim, detaylı teorik eğitim ve sonrasında canlı cerrahiler eşliğinde pratik eğitim ile tamamlandı. 2 günlük eğitim “Thulium fiber lazer” ve “Holmium lazer” kullanılarak beş hastanın cerrahi tedavisiyle son buldu.</p>

<p>Cezayir, Lübnan, Irak, Hindistan ve İtalya’dan kursa katılan Üroloji uzmanı hekimlerle bu cerrahinin detaylı ele alınmasıyla kursiyerlerin ülkelerinde bu cerrahiyi uygulayabilir hale gelmeleri sağlandı.</p>

<p>Türkiye’nin TEK eğitim merkezi olan Liv Hospital’daki “Ürolojik Lazer Cerrahileri Merkezi”nin kurucuları ve aynı zamanda uluslararası eğitmenleri olan Doç. Dr. Engin Kaya, Doç. Dr. Murat Zor ve Doç. Dr. Sercan Yılmaz şimdiye kadar üç binin üzerinde hastaya lazer teknolojisi ile bu ameliyatı uygulayarak uluslararası düzeyde de söz sahibi oldular.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 May 2024 15:52:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/05/turk-uroloji-hekimlerinden-yabanci-doktorlara-egitim-1716209729.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her yıl 200 bin kişi kriz geçiriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/her-yil-200-bin-kisi-kriz-geciriyor-5970</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/her-yil-200-bin-kisi-kriz-geciriyor-5970</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye'de kalp krizi nedeniyle her yıl yaklaşık 200 bin kişinin hayatını kaybediyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör,  kalp krizi ve diğer kalp hastalıklarını önlemek için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de kalp krizi nedeniyle her yıl yaklaşık 200 bin kişinin hayatını kaybediyor. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, kalp krizi ve diğer kalp hastalıklarını önlemek için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Kalp krizi, koroner arterler olarak bilinen kalbi besleyen damarların tıkanması sonucu, kalp dokusunun hasarı ile sonuçlanması şeklinde ifade ediliyor. Gelişen medikal ve girişimsel tedaviler, balon ve stent teknolojilerinin ilerlemesi kalp krizinde sağ kalımı artırıyor.</p>

<p><strong>SİGARA TANSİYONU YÜKSELTİYOR!</strong></p>

<p>Damar sertliğinin gelişmemesi ve kalp krizini önlemek için birtakım tedbirlerin alınması gerektiğini ifade eden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Mutlu Güngör, sigara, endotel olarak bilinen damarın iç yüzeyine hasar veriyor ve kanın akışkanlığını azaltarak kanda pıhtılaşmayı arttırdığını söyledi. "Bozulmuş bir endotelde, pıhtılaşmanın da artması ile beraber damarın tıkanma riski çok daha fazla oluyor" diyen Güngör, "Sigara ayrıca hem tansiyonu yükseltiyor hem de damarlarda büzülmeye sebep olarak yine endotel hasarına neden oluyor. Sigara kullanan hastalardaki damar sertliği çok daha yaygın oluyor. Bacak damar tıkanıklıkları da hemen hemen neredeyse sadece sigara içen hastalarda görülüyor. Sigara dışında alınması gereken bir diğer tedbir ise kan basıncı kontrolü. Damarın içindeki basınç ‘tansiyon’ olarak tanımlanıyor. Tansiyon ne kadar yüksekse damar iç yüzeyine olan travma da o kadar fazla oluyor. Bu nedenle kan basıncı yani tansiyonun mutlaka normal sınırlarda tutulması gerekiyor. Hipertansiyon, 130/80 mmhg üzeri değerleri ifade ediyor. Burada unutulmaması gereken konu, hem büyük hem de küçük tansiyonun normal sınırlarda olması. Bir değerin bile yüksek olması, hipertansiyon tanımı için yeterli oluyor. Hastadan hastaya değişmekle beraber genellikle 135/85 mmhg üzeri değerlerde medikal tedavi gerekliliği bulunuyor. Hayat tarzı değişikliği de tansiyon kontrolünde etkin oluyor. Tuzsuz diyet, düzenli egzersiz, kilo kontrolü de kan basıncı kontrolünde özellikle genç hastalarda medikal tedavi kadar etkin olabiliyor. Tansiyonla ilgili olarak unutulmaması gereken önemli bir nokta da, hipertansiyonun genellikle klinik şikayet yaratmadığıdır. O yüzden herhangi bir şikayet olmadığı halde ayda bir kez de olsa mutlaka tansiyon ölçümü yaptırmak, 130/80 mmhg üzeri durumlarda bir doktor muayenesi olmak gerekiyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>BU RAHATSIZLIKLAR KALP HASTALIKLARI RİSKİNİ ARTIRIYOR!</strong></p>

<p>Kalp hastalıkları riskini artıran rahatsızlıkların teşhis ve tedavi edilmesinin önemini vurgulayan Doç. Dr. Mutlu Güngör, diyabetin&nbsp;bir diğer adıyla şeker hastalığı kalp damar tıkanıklıklarının en sık sebeplerinden biri olarak bilindiğini, kandaki fazla şeker, damar iç yüzeyinde birikerek damar sertliğine sebep olduğunu söyledi.</p>

<p>&nbsp;Düzenli hekim kontrollerinin kalp hastalıklarından korunmanın en önemli faktörlerden olduğunun altını çizen Doç. Dr. Güngör, “Kalp krizi geçiren hastaların büyük bir bölümü kriz öncesi önemli bir şikayet tanımlamıyor. Ayrıca kronik hastalıklar da uç organ hasarı gelişmeden önce klinik bulgu vermeyebiliyor. Dolayısıyla özellikle risk grubunda olan kişilerin yıllık kontrollerini mutlaka yaptırması gerekiyor. Postmenopozal (menopozdan sonraki dönem) kadınlar, kırk yaş üstü erkek hastalar, sigara kullanan kişiler ve diyabetik olan hastalarda bu kontroller çok daha fazla önem arz ediyor” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Apr 2024 13:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/04/her-yil-200-bin-kisi-kriz-geciriyor-1714127626.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençlerde kalp krizi ve pıhtı gibi sorunları tetikleyen ne?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/genclerde-kalp-krizi-ve-pihti-gibi-sorunlari-tetikleyen-ne-5910</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/genclerde-kalp-krizi-ve-pihti-gibi-sorunlari-tetikleyen-ne-5910</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabileceğini ve maalesef bunların COVID-19 aşıları kadar gündeme gelip tartışılmadığını kaydetti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı, Rektör Danışmanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, Özellikle gençlerde son günlerde arttığı tartışılan kalp hastalıkları ve pıhtıların altında başka önemli nedenler de olabileceğini ve maalesef bunların COVID-19 aşıları kadar gündeme gelip tartışılmadığını kaydetti.</p>

<p>BMJ Journals’da yayımlanan araştırmayı değerlendiren Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Başkanı Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi.” dedi.</p>

<p>COVID-19 aşılarının kalp hastalığı ve pıhtıya yol açtığına dair çok spekülasyon yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Uzbay, “Bu tür iddialar medyada da yer aldı ve toplumda aşı kararsızlığına yol açtı. Ancak aşıların kalp hastalığına veya pıhtıya yol açtığına dair iddiaların bilimsel bir dayanağı yoktu ve kanıtlanmış bir bilgi değildi. Kurallara uygun, yeterli denek sayısı içeren, düzgün bir araştırmaya dayanmıyordu. Daha çok medya ve özellikle sosyal medya destekli algı yönetmeye dayalı iddialardı.” dedi.</p>

<p><strong>“AŞILANARAK HASTALIKTAN KORUNMAK DAHA SAĞLIKLI BİR YAKLAŞIMDI”</strong></p>

<p>İnsanların normal zamanlarda da çevrelerinde olabilecek olguları sürekli olarak COVID-19 aşılarına bağlanarak korkutulduğunu da kaydeden Prof. Dr. Uzbay, “Bu iddiaların ortaya atıldığı dönemlerde bizim sahip olduğumuz kanıta dayalı bilimsel bilgiler Covid-19’un nedeni olan virüsün ve hastalığın kalpte hasar oluşturabileceğini ve insanları pıhtıya yatkınlaştırdığına işaret ediyordu. Yani aşılanarak hastalıktan korunmak daha sağlıklı bir yaklaşımdı" dedi.</p>

<p>Bugün gelinen noktada BMJ Journals’da yayımlanan çalışmanın sonuçlarının aklı selim bilim insanlarının önerilerini doğruladığını ifade eden Prof. Dr. Uzbay, “20 milyon kişinin bir yıl boyunca takip edildiği çalışmanın sonuçlarına göre aşıların bırakın neden olmayı, insanları kalp hastalıkları ve pıhtı riskinden koruduğunu gösteriyor. Çalışmadaki örneklem sayısı oldukça yüksektir ve çalışma bilimsel olarak aşıların böyle bir riski olmadığına önemli bir kanıt sunmaktadır. Aşılanmış ve aşılanmamış kişilerin karşılaştırılması da olabilir, ancak şart değil. Aşılar kalp hastalığı ve pıhtıya neden olsaydı bunu aşılanmış grubun içinde de ciddi bir artış olarak görürdük.” diye konuştu.</p>

<p>Kalp hastalıklarının toplumda görülme sıklıklarının belli olduğunu da kaydeden Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay, “Genel toplumda görülme sıklıklarının aşı alanlarda anlamlı ölçüde artması beklenirdi. Öte yandan Covid aşıları milyarlarca insana uygulandı. Bir sorun yaratsaydı bu kadar geniş bir popülasyonda gözden kaçırmak mümkün değildi. Çünkü özellikle bilimi önemseyen ülkelerde aşılananlar ve aşı etkileri yakından izlendi. Olumsuz bir durum aşılamanın durdurulması ve iznin askıya alınması ile sonuçlanırdı.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Apr 2024 09:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/04/genclerde-kalp-krizi-ve-pihti-gibi-sorunlari-tetikleyen-ne-1712902902.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>55+ yaş dikkat! Göz siniri felci tehlikesi...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-5751</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-5751</guid>
                <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği, gözdeki optik sinirlerin bir bölümüne giden kan dolaşımının aksaması veya tıkanması sebebiyle ani ve ağrısız görme kaybı yaşanabileceğini belirterek, 55 yaş üzerindeki yüksek tansiyon ve şeker hastalarının dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği, gözdeki optik sinirlerin bir bölümüne giden kan dolaşımının aksaması veya tıkanması sebebiyle ani ve ağrısız görme kaybı yaşanabileceğini belirterek, 55 yaş üzerindeki yüksek tansiyon ve şeker hastalarının dikkatli olmaları gerektiğini açıkladı.</p>

<p>Türk Oftalmoloji Derneği Nörooftalmoloji Birim Başkanı Prof. Dr. Banu Solmaz, en sık görülen göz hastalıkları arasında iskemik optik nöropati adı verilen halk arasında ise göz siniri damar tıkanıklığı ya da felci olarak bilinen hastalığın yer aldığını aktardı. Bu hastalığın altında yatan önemli risk faktörleri bulunduğuna dikkat çeken Solmaz, “Yüksek kan şekeri, yüksek tansiyon, kan yağlarının yüksek olması, gün içinde az su içilmesi, az hareket edilmesi, bazı genetik yatkınlıkların bulunması bu hastalığa sebep olmakta. Genelde 50-55 yaş grubunda görülse de daha erken yaşlarda da bu hastalığın görülmesi mümkün olmaktadır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>KORUYUCU HEKİMLİĞİN ÖNEMİ</strong></p>

<p>Prof. Dr. Banu Solmaz, gözde sinir felcinin göz sinirinin kanlanmasını sağlayan çok özel bir damar yumağının küçük pıhtılarla tıkanmasıyla ortaya çıktığını ve günümüzde tam olarak tedavisinin bulunmadığını sözlerine ekledi. Hastalarda görme keskinliği, renkli görme yetisi azalmakta ve görme alanında kayıplar meydana geldiğine dikkat çeken Solmaz,&nbsp;“Tedavide kortizon içeren ilaçların bazı hastalarda faydalı olduğunu görüyoruz. Bununla birlikte tüm hastalarımızı iyileştirme şansımız olmamasından dolayı koruyucu hekimliğin ön planda ve çok önemli olduğunu söylememiz gerekiyor. Metabolik değerlerimizin iyi olması bu hastalığa yakalanmamak adına çok önemli kan şekeri, tansiyon ve kan yağlarının yüksek olması ile günlük hareketin az olması en önemli risk faktörleri. Bu hastalığın bir gözde ortaya çıkması, diğer gözde de bu hastalığın görülme ihtimalini üçte bir oranında arttıran bir risk unsuru oluşturuyor. Bir gözünde bu hastalığa yakalanan hastaların belirtilen risk faktörlerine dikkat ederek dengeli beslenmeli, insülin direncini artıran gıdalardan uzak durmalı, bol sıvı tüketmeli, gün içinde hareket etmeli, yürüyüş yapmalı, bu şekilde diğer gözün de aynı hastalığa yakalanması ihtimalini en aza indirmiş oluyoruz” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Mar 2024 12:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/03/55-yas-dikkat-goz-siniri-felci-tehlikesi-1710495407.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bugün milat olsun... Tütün kullanımını bırakın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bugun-milat-olsun-tutun-kullanimini-birakin-5567</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bugun-milat-olsun-tutun-kullanimini-birakin-5567</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde, tütün kullanımının yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtığını ve en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde, tütün kullanımının yılda 8 milyondan fazla insanın ölümüne yol açtığını ve en büyük halk sağlığı tehditlerinden biri olduğunu vurguladı.</p>

<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti, bağımlılıklarla mücadele eden dünyanın en eski sivil toplum kuruluşlarından biri olarak alkolle başlayan mücadelesini tütün, madde, kumar ve son olarak da teknoloji bağımlılığı alanında sürdürüyor.</p>

<p>Tütün ürünlerinin kullanımıyla mücadelesini halk sağlığı temelli ve önleyicilik odağında sürdüren Türkiye Yeşilay Cemiyeti, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü'nde tütün ürünlerinin ve elektronik sigaraların yarattığı risklere dikkat çekti.</p>

<p>Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), tütün kullanımının her yıl dünyada 8 milyon insanın ölümüne neden olduğunu; bu ölümlerin 1,2 milyondan fazlasının pasif içicilikten kaynaklandığını ve 65 binin ise çocuklar arasında gerçekleştiğini belirterek, "Tütün ürünlerinin içindeki toksin (zehir) ve kansere neden olabilecek diğer maddeler yanan sigaradan havaya yayılarak, içen kişinin yakınındakiler için de zehirli bir ortam oluşturuyor. Bu sebeple tütün kullanmadığı halde tütüne maruz kalanların durumu da büyük bir önem arz ediyor. Sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, bronşit, soğuk algınlığı, orta kulakla ilgili sorunlar ve akciğer işlevinde azalma gibi solunum sistemine ilişkin sorunların görülme riskinin de daha yüksek olduğu biliniyor. Bu nedenle dumansız hava sahası çok önemli. 2008'de dünya nüfusunun sadece %5'i dumansız hava sahası kapsamındaydı, ancak bugün dünya nüfusunun dörtte birinden fazlası bu uygulama kapsamında yer alıyor. Son 15 yılda, dumansız hava sahası uygulamalarının kapsadığı ülke sayısı 2007'de 10 iken 2022'de 74'e yükseldi" diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/17/1707393421-prof-dr-m-cahit-zt-rk-2-1707460123-393.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>"GENÇLER RİSK ALTINDA"</strong></p>

<p>Dünyada yeni geliştirilen tütün ve nikotin ürünlerinin yarattığı tehlikeye dikkat çeken Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, elektronik sigara olarak bilinen Elektronik Nikotin Dağıtım Sistemleri (ENDS), 2008-2009 yıllarında piyasaya çıktığını anımsatarak,&nbsp; 84 ülkede hala ENDS'yi ele alan herhangi bir yasak veya düzenleme bulunmamasına dikkati çekti.</p>

<p>Tütün endüstrisinin bu ürünlerin sigarayı bırakmaya yardımcı, daha zararsız ürünler olarak tanıttığını; bu ürünlerin"temiz", "dumansız" veya "daha güvenli" diye pazarlandığını söyleyen Prof. Dr. Mücahit Öztürk, "Çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, geleneksel sigaraları ve diğer tütün ürünlerini kullanma olasılığını artırıyor. 20 yaşın altındaki çocuklar ve ergenler arasında elektronik sigara kullanımı, yalnızca nikotinin bu yaş grubundaki zararlı etkileri nedeniyle değil; aynı zamanda elektronik sigara kullanımının, gelecekte diğer tütün ürünlerini de kullanmaya başlamalarına ve tütün ürünlerine bağımlı olmalarına yol açabilmesi nedeniyle de endişe verici" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Feb 2024 12:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/02/bugun-milat-olsun-tutun-kullanimini-birakin-1707470406.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanserini en çok o etkiliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/akciger-kanserini-en-cok-o-etkiliyor-5520</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/akciger-kanserini-en-cok-o-etkiliyor-5520</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanserinin genetik olmaktan ziyade sigara, kötü hava, çalışma ortamı gibi dış etkenlerden kaynaklandığını ifade eden uzmanlar, akciğer kanserini en çok etkileyenin sigara olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Akciğer kanserinin genetik olmaktan ziyade sigara, kötü hava, çalışma ortamı gibi dış etkenlerden kaynaklandığını ifade eden uzmanlar, akciğer kanserini en çok etkileyenin sigara olduğunu söylüyor.</p>

<p>Akciğer kanseri ve aşı tedavisi hakkında bilgi veren Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer,&nbsp; akciğer kanserini en çok etkileyen sigara olduğunu kaydetti.</p>

<p>Dünya ve ülkemizde hızla yaygınlaşan kanserin, erkeklerde prostat kanserinden, kadınlarda ise meme kanserinden sonra en sık görülen türünün akciğer kanseri olduğunu belirten Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Akciğer kanserini en çok etkileyen sigaradır. Akciğer kanseri ani kilo kaybı, nefes darlığı ve çeşitli ağrılarla kendini gösterebilir. Kanser tanısını koyduktan sonra, en önemli nokta akciğer patolojisini saptamaktır.” dedi.</p>

<p>Akciğer kanserinin, küçük hücreli olan ve küçük hücreli olmayan olmak üzere ikiye ayrıldığını ifade eden Prof. Dr. Atamer, “Küçük hücreli akciğer kanseri sigara ile eşleşiyor. Yüzde 15-20 oranında küçük hücreli akciğer kanseri görülüyor. Akciğer kanseri genetik olmaktan ziyade dış etkenlerden etkileniyor.&nbsp; Bunların başında sigara, kötü hava, çalışma ortamı gibi unsurlar geliyor. Akciğer kanseri tanısı konduktan sonra tedavi edilmesi için evrelendirilmesi yapılıyor. Akciğer kanserinin patolojisine ve evresine göre tedavi yolu belirleniyor.” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/17/1706591732-ayta-atamer-1706606520-260.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>Akciğer kanserinde cerrahi müdahale, kemoterapi, radyoterapi ya da bunların birleşimiyle oluşan tedavi yollarının izlenebildiğini anlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Akciğer kanseri ufak bir alandaysa lobektomi denilen tedavi kullanılır. Kanser büyük bir alandaysa prörektomi tedavisi yani akciğerin bir kısmı ya da hepsi alınır. Akciğerin tamamı çıkarıldığı durumlarda fonksiyonel etkilenmekle birlikte normal hayatın sürmesi devam ediyor. Küçük bir kısım yani bir lob alındığı zaman ise fonksiyonel etkisi çok az olacaktır. Akciğer kanseri tedavisinden sonra cerrahi operasyonlardan geri kalan akciğer dokusu kısmen kendini yenileyebilirken, bir karaciğer hücresi gibi kendini tamamen yenileyemez. Akciğerin tamamı çıkarılsa da yaşam devam ediyor. Bununla birlikte bireyin eforu da artıyor.” diye konuştu.</p>

<p><strong>AKCİĞER KANSERİNDE AŞI TEDAVİSİ</strong></p>

<p>Akciğer kanseri tedavisinin, erken teşhis durumunda hastalığın tamamen iyileştirilmesine olanak tanıdığını da kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, ilerleyen evrelerde ise tedavi ile hastalığın baskılanması veya semptomların kontrol altına alınmasının hedeflendiğini söyledi.</p>

<p>Akciğer kanseriyle ilgili yeni tedavi yöntemleri üzerindeki çalışmaların sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Son yıllarda aşı tedavisi de söz konusu. Özellikle ileri evre akciğer kanserinin tedavisinde aşı tedavisi kullanılmalıdır.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 13:16:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2024/01/akciger-kanserini-en-cok-o-etkiliyor-1706609838.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca: Antibiyotikler bilinçli kullanılmalı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-koca-antibiyotikler-bilincli-kullanilmali-5130</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-koca-antibiyotikler-bilincli-kullanilmali-5130</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, antibiyotiklerin hekim önerisi ve reçete ile alınması gerektiğine dikkati çekerek, vatandaşların da antibiyotikleri bilinçli kullanmaları konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, antibiyotiklerin hekim önerisi ve reçete ile alınması gerektiğine dikkati çekerek, vatandaşların da antibiyotikleri bilinçli kullanmaları konusunda uyardı.</p>

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 18 Kasım Avrupa Antibiyotik Farkındalık Günü dolayısıyla yayımladığı mesajında, antibiyotiklerin bilinçli kullanılması konusunda uyarıda bulundu.</p>

<p>Antibiyotiklerin bilinçli kullanılmaması halinde enfeksiyonlara yol açan bakteriler antibiyotiklere karşı direnç kazanacağını vurgulayan Bakan Koca, "Bu durumda bile ölümcül hastalıkların tedavisi zorlaşabilir veya imkânsız hale gelebilir. Antibiyotiklerin ateş düşürmek, ağrı dindirmek, virüslere bağlı enfeksiyonları tedavi etmek amacıyla kullanılmaları yanlıştır. Antibiyotiklerin, sadece bakterilere karşı etkili olduğu unutulmamalı" dedi.</p>

<p>Bakan Koca, konuyla ilgili sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Antibiyotikler, hekim önerisi ve reçete ile alınır. Enfeksiyonu en etkili biçimde tedavi etmek ve direncin ortaya çıkma riskini azaltmak için doğru dozda, doğru şekilde, reçeteye uygun zaman aralıklarıyla kullanılmaları gerekir. Bilinçsiz antibiyotik kullanımının günümüzde dünya genelinde bir halk sağlığı sorununa yol açtığını hatırlatmak isterim" ifadelerini kullandı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/f-/f-zujetxeaadnns-1700382060-216.jpeg" style="height:749px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Nov 2023 14:05:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/11/bakan-koca-antibiyotikler-bilincli-kullanilmali-1700392020.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>28 bin kişi organ bekliyor! Organ bağışı hakkında merak edilenler...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/28-bin-kisi-organ-bekliyor-organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler-5058</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/28-bin-kisi-organ-bekliyor-organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler-5058</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 70bin diyaliz hastası olmasına karşın, 28 bin civarında organ bekleyen var.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre ülkemizde 70 bin diyaliz hastası olmasına karşın, 28 bin civarında organ bekleyen var.</p>

<p>Kalp ve karaciğer bekleyen hasta sayısı da 2 bin 500 civarında. Özellikle böbrek nakli bekleyen hastalar için ben bu rakamın gerçekte daha fazla olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Alp Gürkan bize organ bağışı hakkında tüm merak edilenleri anlattı.</p>

<p>Batı ülkelerinin tersine, ülkemizde böbrek nakillerinin yüzde 80’inin canlı vericilerden, yüzde 20’sinin beyin ölümü sonrası bağışlanan organlardan yapıldığına dikkati çeken Prof. Dr. Alp Gürkan, 2022 yılında 3 bin 345’i (% 92) canlı vericili olmak üzere 3 bin 621 böbrek, binb 479’u (% 91) canlı vericili olmak üzere 1610 karaciğer nakli yapıldığını belirterek, yapılan diğer solid organ nakilleriyle bu sayının 5 bin 269’a ancak ulaştığını söyledi.</p>

<p><strong>ORGAN BAĞIŞINDA AİLE SEVGİSİ ÖNE ÇIKIYOR!</strong></p>

<p>Aile bağlarının kuvvetli olduğu ülkemizde, sevdikleri insanların yaşam şartlarını gören yakınları, yakınları için gönülden organ bağışına başvurduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Alp Gürkan, organ bağışı hakkında merak edilenleri anlattı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/16/1699344619-alp-gurkan-foto-1699365994-150.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p>"Her ne kadar tek böbrekle kalmanın verici için hiçbir sakıncası olmamaktaysa da, bu işlem gerek psikolojik gerekse de fizyolojik olarak büyük bir fedakârlık gerektirmektedir" diyen Prof. Dr. Gürkan, "Verici ameliyatı da, vericiye hiçbir zararımız olmaması ilkesine bağlı olarak, biz cerrahlar için de oldukça stresli bir ameliyattır. Hâlbuki beyin ölümü gelişen insanlarda, onlara çok saygılı davranmamıza, çok özenli ameliyat yapmamıza karşın bir zarar vermemiz söz konusu değildir. Zaten toprak altında çürüyecek organları çıkartmak ve onlarla en az 5 kişiye yeniden hayat vermek canlı vericili ameliyatlardan çok daha az streslidir" dedi.</p>

<p><strong>YILDA 7 İLA 8 BİN KİŞİ ORGAN BULAMADIĞI İÇİN HAYATINI KAYBEDİYOR!</strong></p>

<p>Türkiye'de yılda yaklaşık 5 binin biraz üzerinde organ nakli ameliyatı yapıldığını belirten Prof. Dr. Alp Gürkan, "Organ bulamadıkları için ölen insanları düşündükçe organ bağışının önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Ülkemizde organ bulamadığı için her yıl 7-8bin insanımız hayatını kaybetmektedir. Ancak, beyin ölümü sonrası bağışlanan organlarla yapılan nakillerin sayısı oldukça düşüktür. Son yıllarda bu sayıda artma olmasına karşın, hala Batı ülkelerinin çok gerisindeyiz. Organ bağışında Avrupa Birliği Ülkeleri ortalaması milyon nüfus başına 25 iken ülkemizde bu sayı Sağlık Bakanlığının son yıllarda yaptığı çabalar sonucu maalesef ancak 4.5’e yükselmiştir. Esas olarak Sağlık Bakanlığından hekimlere, medya kuruluşlarından insanımıza kadar bu rakamı yükseltmek için çaba göstermemiz gerekmektedir" diye konuştu.</p>

<p>Özellikle Türkiye'nin doğu ve kırsal bölgelerinde hasta yakınlarından ürken hekimler tanı koymakta zorlandığınım belirten Gürkan,&nbsp; "Bence en önemli ve en kolay çözülebilecek basamak aile onayının alınması. Her ne kadar bu konudaki engellerin dinsel nedenler ve toplumdaki ön yargılardan kaynaklandığı söylense de, esas nedenin insanların hayatta iken aile içinde bu konuların konuşulmaması ve bir kararın ifade edilmemesi olarak görüyorum. 2022 yılındaki 2bine yaklaşan beyin ölümü bildirime karşın, ancak 289 kadar aile organ bağışına izin vermiş. Bu ’lik bir orana karşılık gelmektedir. Batı ülkelerinde bu oran %60’lara çıkmaktadır. Organ nakli koordinatörlerinin karşılaştığı en büyük problem ölen kişinin daha hayatta iken bu konuyu düşünmemiş olması ve bu konudaki beyanını aile fertleriyle paylaşmamasıdır. Halkımıza organ bağışı ve beyin ölümü daha iyi anlatılsa halkımız bağış konusunda çok vericidir. Diyanet İşleri Başkanlığının da bu konuda olumlu birçok fetvasının olduğu düşünülürse, yapılacak şeyin bu konuyu sürekli gündemde tutmak, aile içinde konuşulmasını sağlamak olacağı şüphesizdir" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Nov 2023 20:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/11/28-bin-kisi-organ-bekliyor-organ-bagisi-hakkinda-merak-edilenler-1699378246.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ruh sağlığı hastalıkları genetiktir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/ruh-sagligi-hastaliklari-genetiktir-4822</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/ruh-sagligi-hastaliklari-genetiktir-4822</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemlerde ruh sağlığı hastalıklarında görülen artışla ilgili Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Akkaya, Herkes Duysun’a açıklamalarda bulundu. Akkaya, “Psikiyatrik hastalıkların temelinde genetik yatkınlık yer alıyor.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemlerde ruh sağlığı hastalıklarında görülen artışla ilgili Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Akkaya, Herkes Duysun’a açıklamalarda bulundu. Akkaya, “Psikiyatrik hastalıkların temelinde genetik yatkınlık yer alıyor.” dedi.</p>

<p>Ruh sağlığı bozukluklarının genetik olduğunu ifade eden Prof. Dr. Cengiz Akkaya, bu konuda romantik cevaplar olduğunu ancak işin özünün her şeyin genetik olduğunu kaydetti.</p>

<p>"Bu sadece ruh sağlığı için değil bütün hastalıklar için gereklidir" diyen Prof. Dr. Akkaya, "Örneğin ben kalp hastasıyım, egzersiz yapmayanlar, sigara ve alkol tüketenler, çok şişman olanlar kalp hastası olabilir ama ben bu durumların hiçbirini karşılamıyorum. Spor yaparım, sigaram yok, alkolüm yok, gayet sağlıklı beslenirim ama yine de kalp hastası olmamın nedeni ise babamın da kalp hastası olmasıdır. Bunlar genetik geçerlilik içeren hastalıklarıdır. Sigaranın kansere neden olduğunu hepimiz biliyoruz ama her sigara içenin de kanser olmadığını biliyoruz. Eğer sizin genetik olarak akciğer kanseri olma rizikonuz varsa sigara buna sebep olmaz ama genetik yatkınlığınızı açığa çıkarır. Öyle ki genetik yatkınlığı olan bir kişi, diyelim ki 50 yaşında kanser olacak ama sigara kullanımı bunu 30 yaşına indirgeyebilir, var olan potansiyeli ortaya çıkarır" diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/20/20170407-2-22929616-20759342-58e751060b016-1696581017-76.jpeg" style="height:600px; width:750px" /></p>

<p>Çevresel faktörlerin ruh sağlığının bozulmasını tetikleyebileceğine değinen Prof. Dr. Cengiz Akkaya, “Çevresel faktörlerin etkisi vardır ama ruh hastalıklarına sebep olmaz. Genellikle tetikleyici olur. Genetik unsurların yanı sıra stres, yorgunluk, sağlıksız beslenme, ağır ruhsal travmalar var olan hastalığın açığa çıkmasına yol açar" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Oct 2023 12:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/10/ruh-sagligi-hastaliklari-genetiktir-1696585497.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta şiddete ’gri kod’ geliyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/saglikta-siddete-gri-kod-geliyor-4805</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/saglikta-siddete-gri-kod-geliyor-4805</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlıkta şiddet olaylarına karşı başlatılacak "Gri Kod" uygulamasının İçişleri Bakanlığı ile devreye konacağını söyledi. Koca, tüm senaryoların gözden geçirildiğini, yazılım hazır olduğunda uygulamanın başlayacağını açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlıkta şiddet olaylarına karşı başlatılacak "Gri Kod" uygulamasının İçişleri Bakanlığı ile devreye konacağını söyledi. Koca, tüm senaryoların gözden geçirildiğini, yazılım hazır olduğunda uygulamanın başlayacağını açıkladı.</p>

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlıkta şiddet olaylarına karşı başlatılacak 'GRİ KOD' uygulamasıyla ilgili basın mensuplarının sorularını yanıtladı.</p>

<p>Baka Koca, konuyla ilgili yaptığı açıklamaları sosyal medya hesabından paylaştı.</p>

<p>"Bir şiddet olayı olduğunda Beyaz Kod verilirse buna bağlı olarak adli süreç hemen başlıyor" diyen Bakan Koca, "Sağlık çalışanı Beyaz Kod vermesi durumunda süreci düşünerek çekingen davranabiliyor. Daha basit bir müdahale ile Beyaz Kod ihtiyacı azaltılabilir, çoğu şiddet olayı daha o eşiği geçmeden önlenebilir. Şiddet eğiliminin şiddet davranışına dönüşmesini önleyecek çözüm olarak GRİ KOD uygulamasını düşündük. BEYAZ KOD uygulaması aynı şekilde sürecek" dedi.</p>

<p>Gri Kod verildiğinde, hastane güvenliği ve hastane polisi gerekli müdahaleyi yapmak üzere durumdan haberdar olduğuna dikkati çeken Bakan Koca, "Hastane polisi, merkeze haber vererek Beyaz Kod gerektirecek bir olayı, şiddete dönüşmesi muhtemel bir olayı haber veriyor. İşin bir hastane güvenliği tarafı var bir de kolluk kuvvetleri tarafı var. Kolluk kuvveti Hazır Kod durumunda hazır halde bekliyor olacak. Uygulama İçişleri Bakanlığımızla birlikte devreye konacak. İki bakanlığın ekipleri detayları birlikte çalıştılar. Bir hazırlık yapıldı ve tüm senaryolar gözden geçirildi. Şimdi de yazılımı yapılıyor. Yazılım hazır olduğunda uygulama başlayacak. Sona yaklaşmış durumdayız" diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 18:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/10/saglikta-siddete-gri-kod-geliyor-1696435123.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan Eris varyantı açıklaması... Yeni aşı programımız yok!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-kocadan-eris-varyanti-aciklamasi-yeni-asi-programimiz-yok-4761</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-kocadan-eris-varyanti-aciklamasi-yeni-asi-programimiz-yok-4761</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de görülen Eris varyantı ile ilgili açıklamalarda bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de görülen Eris varyantı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Gripten korunma gibi bir ölçü veya bu dikkatin daha özenlisi isabetli olabileceğini ifade eden Bakan Koca, tüm bulaşıcı hastalıklara karşı korumamız gereken, bilhassa kendilerinin dikkatli olması gereken iki grup olduğuna dikkati çekti.</p>

<p>Kabine toplantısı sonrasında basın mensuplarının gündeme getirdiği Eris varyantı ve aşıyla ilgili sorulara yanıt veren Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, verdiği yanıtları bugün sosyal medya hesabından özetleyerek paylaştı.</p>

<p>COVID-19'un yeni ortaya çıktığında, virüs ve hastalık hakkında bilgi bugüne kıyasla yok denecek kadar az olduğunu ifade eden Bakan Koca, bu sürece karşı verdiğimiz mücadeleden başarıyla çıktıklarını ve bilim büyük bir bilgi birikimine sahip olduklarını söyledi.</p>

<p>"Yeni varyantlarıyla hasta etme gücü giderek azalan virüsü bilimsel olarak gözlemliyoruz" diyen Bakan Koca, "Eris varyantına karşı ek tedbir gerekmiyor. Tedbirler, bundan daha etkili olan Omicron varyantı döneminde tüm dünyada kaldırılmaya başlanmıştı. Etkisi daha az olan bir varyant için daha fazla tedbir akla uygun olamaz. Hasta etme gücü düşük olan bu yeni varyantın, tıpkı Omicronda yaşandığı gibi, kolay bulaşma özelliği var. Sonucu ise hafif bir gribe benziyor. Virüsün bulaştığı kişi sayısı artabilir, ama bu ciddi bir tablo anlamına gelmiyor. Kısıtlama ve kapanma gibi kelimeler sözlüğümüzden çıktı. Grip vakalarına karşı kısıtlama veya kapanmayı ne kadar düşünebilirsek Eris için de o kadar düşünebiliriz. Virüsün bulaştığı kişi sayısı ise uzun zaman önce ölçüt olmaktan çıktı. Bakanlık olarak ölçütümüz Eris varyantı sebebiyle hastaneye yatanların sayısıdır ki bu çok düşük" diye konuştu.</p>

<p><strong>"BU DEMEK DEĞİL Kİ KAYITSIZ KALALIM"</strong></p>

<p>Gripten korunma gibi bir ölçü veya bu dikkatin daha özenlisi isabetli olabileceğini ifade eden Bakan Koca, tüm bulaşıcı hastalıklara karşı korumamız gereken, bilhassa kendilerinin dikkatli olması gereken iki grup olduğuna dikkati çekerek, "Bu iki grup yaşlılarla kronik hastalığı olanlardır. Bu iki grup, maske takmayı gerektiren ortamlarda maske takmalıdır. Bu önerimizi gribe karşı da geçerlidir. Çünkü yeni bir aşı programına başvurmayı gerektirecek bir durum yok. Önceki gibi toplu bir aşılama programına kesinlikle ihtiyaç görmüyoruz. Bazı ülkeler aşılama programına itibar ediyor, bu bilimsel bir sonuç olmaktan ziyade bir tür “boyun eğiş”tir. Biz kendi programımızı uyguluyoruz, bilim boyun eğmez" dedi.</p>

<p><strong>MEVSİM İTİBARİYLE GRİP AŞISINI ÖNEMSİYORUZ</strong></p>

<p><strong>"</strong>Bu, hafif grip etkisindeki Eris varyantının grip virüsü ile aynı günlerde etkin olması ihtimaline karşı da önem taşımaktadır" diyen Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Yaşlılar ve risk grubundaki hastalar grip aşılarını bir an önce yaptırmalı. Bu grupta aşılar tamamen ücretsizdir. Grip aşısı programımızın başlamış olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Artık aşılmış süreçlere gereğinden fazla önem vermemiz söz konusu değil. Hedefimiz, sağlık hizmetlerinden memnuniyeti her geçen gün artırmak. Çocukluk çağı bağışıklık aşılama programlarını başarıyla sürdürüyoruz. Tüm aşılarımızı yerlileştirmeyi amaçlıyoruz. Teknoloji transferi ile Su Çiçeği, Kuduz ve&nbsp; Hepatit-A aşılarını ülkemizde üretmeyi planlıyoruz. Bizim aşı gündemimiz bu. Amacımız her hastaya sükûnet içinde şifa sunmak. Doğru bilgilerin yaygınlık kazanmasını amaçlayan açıklamama gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Sep 2023 16:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/09/bakan-kocadan-eris-varyanti-aciklamasi-yeni-asi-programimiz-yok-1695821718.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eris varyantı Omicron’dan daha bulaşıcı!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/eris-varyanti-omicrondan-daha-bulasici-4757</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/eris-varyanti-omicrondan-daha-bulasici-4757</guid>
                <description><![CDATA[Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Covid-19'un Omicron varyantının bir alt türü olarak ilk kez Şubat 2023'te İngiltere’de tespit edilen ve daha sonra hızla yayılarak dünyada 50’den fazla ülkeden rapor edilen Eris varyantı hakkında bilgi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Covid-19'un Omicron varyantının bir alt türü olarak ilk kez Şubat 2023'te İngiltere’de tespit edilen ve daha sonra hızla yayılarak dünyada 50’den fazla ülkeden rapor edilen Eris varyantı hakkında bilgi verdi.</p>

<p>COVID-19'un Omicron varyantının bir alt türü olarak tespit edilen Eris varyantına karşı korunma yöntemlerinin COVID-19'dan korunmak için alınan yöntemlerle benzer olduğunu ifade eden&nbsp; Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Eris varyantı, Covid-19'un diğer varyantları gibi, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde, kalp yetmezliği, diyabet, tansiyon gibi kronik hastalığı olanlarda, yaşlılarda ve aşısız kimselerde daha ağır seyredebiliyor.” uyarısında bulundu.</p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, halen Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘izlenmesi gereken varyantlar’ listesinde olan Eris varyantının Omicron varyantından daha bulaşıcı olduğunun düşünüldüğünü vurguladı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/16/1695723221-uzm-dr-dilek-leyla-mamcu-1695798780-766.jpeg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>BELİRTİLERİ DİĞER VARYANTLARA BENZİYOR</strong></p>

<p>Eris varyantının hastalık şiddetini artırıp artırmadığının henüz net olmadığını da kaydeden Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Eris varyantının belirtileri diğer Covid-19 varyantlarının belirtilerine benziyor. Burun akıntısı, boğaz ağrısı, ateş, öksürük, kas ağrıları yanında bazı vakalarda ishal de görülebiliyor. Hastalık genelde hafif seyirli ve kendiliğinden iyileşiyor. Ancak altta yatan hastalıkları olan kişilerde ve aşısı olmayanlarda daha ciddi semptomlara neden olabiliyor" dedi.</p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, Eris varyantının bulaşma şeklinin COVID-19 virüsü ile aynı olduğunu anlatarak, “Damlacık yolu ile bulaşır. Enfekte kişilerden öksürme, hapşırma, konuşma sırasında havaya yayılan küçük damlacıklar, direkt olarak veya kirli eller aracılığıyla sağlam kişilere bulaşır.” dedi.</p>

<p><strong>ERİS VARYANTINA NASIL TANI KONUYOR?</strong></p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, Eris varyantına da COVID-19 antijen testleri ve PCR testi ile tanı ile konulduğunu vurguladı. Eris varyantına karşı korunma yöntemlerinin Covid-19' dan korunmak için alınan yöntemlerle benzer olduğunu da ifade eden Dr. Dilek Leyla Mamçu, korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>Aşı:</strong> Covid-19 aşıları, Eris varyantı dahil olmak üzere birçok varyanta karşı koruma sağlıyor. Ancak, aşıların etkinliği zamanla azalabiliyor. Bu nedenle, özellikle risk altındaki kişiler için, düzenli olarak takviye dozu yaptırmak önemli.</p>

<p><strong>Maske:</strong> Kalabalık ortamlarda, kapalı alanlarda veya sosyal mesafenin korunamadığı durumlarda maske takmak önemli.</p>

<p><strong>Sosyal mesafe: </strong>Başkalarıyla en az 1-2 metre mesafeyi korumak, enfekte kişilerin öksürme veya hapşırma sırasında çıkan damlacıkların ulaşmasını engeller.</p>

<p><strong>El yıkama:</strong> Ellerin en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanması, virüsün el yoluyla bulaşma riskini azaltır.</p>

<p><strong>Yüzeylerin temizlenmesi ve dezenfekte edilmesi: </strong>Enfekte kişilerin dokunmuş olabileceği yüzeyleri temizlemek ve dezenfekte etmek, virüsün yayılmasını önlemeye yardımcı olabilir.</p>

<p><strong>Hasta kişilerin evde kalması: </strong>Hastalık belirtileri başladığında kişinin evde kalması ve diğer insanlarla temastan kaçınması, toplumda hastalığın yayılmasını engeller.</p>

<p><strong>ERİS VARYANTI KİMLER İÇİN TEHLİKELİ?</strong></p>

<p>Dr. Dilek Leyla Mamçu, Eris varyantının en çok kimler için tehlikeli olduğunu anlatarak, “Eris varyantı, Covid-19'un diğer varyantları gibi, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde, kalp yetmezliği, diyabet, tansiyon gibi kronik hastalığı olanlarda, yaşlılarda ve aşısız kimselerde daha ağır seyredebiliyor. Bu kişiler hastalık belirtileri görüldüğünde bir sağlık kuruluşuna başvurmalı" çağrısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Sep 2023 10:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/09/eris-varyanti-omicrondan-daha-bulasici-1695798982.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Annelerin Çocukların Beslenmesinde Yaptığı 5 Hata</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/annelerin-cocuklarin-beslenmesinde-yaptigi-5-hata-4684</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/annelerin-cocuklarin-beslenmesinde-yaptigi-5-hata-4684</guid>
                <description><![CDATA[Ebeveynlerin çocuk beslenmesinde ’aman sağlıklı olsun’, ’bağışıklığı kuvvetlensin’ diye yaptığı bazı iyi niyetli uygulamalar, fayda yerine zarara neden olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ebeveynlerin çocuk beslenmesinde ’aman sağlıklı olsun’, ’bağışıklığı kuvvetlensin’ diye yaptığı bazı iyi niyetli uygulamalar, fayda yerine zarara neden olabiliyor. Çocukluk dönemindeki iştahsızlık ve yeme bozuklukları, yüzde 40 oranında 1 yaşına yaklaşan çocuklarda görülüyor. Ailelerin en çok şikayet ettiği konulardan olan iştahsızlık konusunda baskıcı tavırlar sergilemek yerine, sakin olmak gerekiyor. Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emre Çenesiz annelerin yaptığı en yaygın yaptığı 5 hatayı ve olması gerekenleri anlattı.&nbsp;</p>

<p><strong>HATA 1: Yemek yemeyen çocuğa zorla yemek yedirmek</strong></p>

<p>Eğer çocuğunuz yemek yemeyi çok sevmiyor ve size göre çok yiyorsa onu zorlamayın. Herhangi bir sağlık sorunu yoksa ısrarcı olmayın. Çocuğu kendi seçimlerine bırakıp acıktığı zaman yemesine müsaade etmelisiniz. Kendi haline bırakırsanız bir süre sora kendi yeme şeklini bulacaktır. Annelerin yaptığı en büyük hatalardan biri de çocuğun doymadığını düşünmektir. Doyma konusunda annelerin bilmesi gereken önemli bir nokta ilk lokmayı aldıktan ortalama 20 dakika sonra doymanın gerçekleştiğidir. Yemek için zorlanan çocuklar ileriki yaşlarda yemek konusunda ne zaman evet ne zaman hayır diyeceğini bilemeyebilir ve bu durum obeziteye kadar giden bir yeme davranış bozukluğuna neden olabilir. Bunun için çocuğunuz acıktığında yesin ve doyduğu zamanı, miktarı kendi belirlesin. Ayrıca yemeğin sofrada yenmesi gerektiğini unutmayın.</p>

<p><strong>HATA 2: Çocuklar için ödül olarak abur cuburu veya sevdiği bir yemeği kullanmak</strong></p>

<p>Çocuklar istenen bir davranışı yerine getirdiğinde onları mutlu edebilmek için yiyecekler her zaman iyi bir ödül olmaz. Bu çocuğun beslenme karakterini etkileyecek bir davranıştır. Günümüzde çocuklarda başlayan kötü beslenmenin artmasının nedenlerinden biri de budur. Tabii ki bazen sevdiği yemeklerle onu ödüllendirebilirsiniz ama her zaman olmamalı. Eğer bu davranış devam ederse çocuğunuz sadece bir çikolata veya dondurma için o davranışı yapması gerektiğini düşünecektir. Eğer disiplin kurmak istiyorsanız çocuğunuz bazı kuralları uyması gerektiği için yaptığının farkında olmalıdır. Ödül çocuğun iyi alışkanlıklar edinmesini güçlendirir fakat bu her zaman yiyecek olmamalıdır.&nbsp;</p>

<p><strong>HATA 3: Çocuklar için başlayacağınız yeni besinleri karışık vermek</strong></p>

<p>Bebeğiniz veya çocuğunuz için yeni başlayacağınız yiyecekleri çocuğunuza tek tek başlamalı ve nasıl tepki verdiğini dikkate alarak devam etmelisiniz. Bir seferde birden fazla besini tüketmesi zordur bu yüzden zamana yayarak yapmanız fayda sağlayacaktır.&nbsp;Büyüklerin olduğu gibi çocukların da sevmediği besinler olabilir ve onun beğenilerine saygı duymanız gerekir. Çocuğunuzun temel besin gruplarından bazılarını yemesi yeterlidir. Örneğin peynir yemiyorsa yerine süt ve yoğurt tüketebilir.&nbsp;Sevmediği yiyecekleri bir süre sonra tekrar deneyin, eğer tüketmiyorsa ısrar etmeyin ve o besinin diğer eş değerlerini deneyin. Her besin için mutlaka başka bir alternatif vardır. Israrcı olmanız durumunda çocuk o besine daha fazla tepki gösterip tamamen reddedebilir.&nbsp;</p>

<p><strong>HATA 4: Bütün tatlılardan mahrum bırakmak</strong></p>

<p>Tüm dünya çocuklarda obezite sorununa odaklanmışken ebeveynlerin tüm tatlıları yasaklaması hiç de sürpriz değil fakat tüm tatlıların yasaklanması ters etki yapabilir. Çocukların gıdalarla (tatlılar da dahil) sağlıklı bir ilişkileri olabilmesi için ortada &nbsp;bir yerde buluşmak gerekir. Çocukların yeme alışkanlıkları kısıtlandığında onları yeme arzuları daha da artar ve her fırsatta daha fazla yemek isterler. Yanlış yapmamalarını tatlı miktarlarını sınırlayarak ve tüketim miktarlarını kontrol altına alarak önleyebilirsiniz. Çocuklarınızı&nbsp;kontrol edebilmek için onlara makul şekilde seçim özgürlüğü tanıyın.</p>

<p><strong>HATA 5: Çocuğu kilo alıyor diye hemen diyete başlamak</strong></p>

<p>Çocuklarda görülen fazla kilonun nedeni eğer herhangi bir sağlık sorunu yoksa hareketsizlik ve fazla kalori tüketimidir. Çocuklar alması gereken besinleri gerektiği miktarda tükettiğinde ve hayatına biraz aktivite eklediğinde kilo alımı duracaktır. Zaten gelişim süreci devam eden çocuğun kısıtlı bir beslenme ile zayıflatılması sağlıklı değildir. İlk hedef çocuğun kilo artışını durdurmak, aynı kiloda kalmasını sağlamaktır. Çocuğun beslenmesinden gereksiz kaloriye neden olan yiyecekler çıkarıldığı zaman bedenindeki fark gözle görülür şekilde olur ve boy uzaması ile birlikte vücut ağırlığı da normal sınırlara gelir. Çok fazla karbonhidrat kısıtlaması, tamamen yağsız ve eksik bir beslenme ile çocuğun gelişimi durur, boy uzaması yavaşlar, hormonel problemler veya bazı eksik vitamin, minerallerin neden olabileceği hastalıklar bile başlayabilir.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Sep 2023 21:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/09/annelerin-cocuklarin-beslenmesinde-yaptigi-5-hata-1694890362.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzayan Okula Uyum Problemleri Okul Fobisinin Habercisi Olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/uzayan-okula-uyum-problemleri-okul-fobisinin-habercisi-olabilir-4646</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/uzayan-okula-uyum-problemleri-okul-fobisinin-habercisi-olabilir-4646</guid>
                <description><![CDATA[Okula başlayacak olan her çocuk hemen hemen uyum zorluğu yaşayabilir. Bu durum en çok okul fobisi ile karıştırılmaktadır. Okula uyum süreci ile okul fobisi ayrı şeylerdir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan okul fobisi hakkında önemli bilgilendirmelerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Okula başlayacak olan her çocuk hemen hemen uyum zorluğu yaşayabilir. Bu durum en çok okul fobisi ile karıştırılmaktadır. Okula uyum süreci ile okul fobisi ayrı şeylerdir. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uzm. Kln. Psk. Müge Leblebicioğlu Arslan okul fobisi hakkında önemli bilgilendirmelerde bulundu.</p>

<p>Özellikle anaokulu ya da birinci sınıf gibi okul hayatına yeni başlayacak olan çocuklarda okul uyum güçlüğü görülmesi beklendik ve doğal bir süreçtir. Bu süreci bazı çocuklar daha kolay atlatabiliyorken bazı çocuklar için tam tersi olabilmektedir. Bu farklılık çocuğun mizacı, bağlanma stilleri ve ebeveyn tutumları gibi faktörlerden kaynaklanabilir. &nbsp;Ancak her okula gitmek istememe okul fobisi anlamını taşımamaktadır. Okula uyum süreci çocuk için yeni olan ortama, arkadaşlara, etkinliklere ve yeni olan her rutine adaptasyonu kapsamaktadır. Yeni olan her şey bir uyum sürecini ve zorlukları beraberinde getirebilir. Güç, ancak bir o kadar da doğal olan bu zorlu sürecin yavaş yavaş azalarak gitmesini bekleriz.</p>

<p><strong>Okul fobisi nedir?</strong></p>

<p>Yaşadıkları stresten dolayı okula gitmeyi reddetme, okul saati geldiğinde ya da okula gitmesi ile ilgili sohbetler yapıldığında yoğun bir şekilde duygusal ve hatta fiziksel anlamda sıkıntı ile karakterize olan bir durumdur. Okul fobisi bir sonuçtur. Çocuğa bu sonuca götüren nedenler her çocuk için farklılaşabilir. Örneğin, çatışmalı ebeveyne sahip çocuk okula gittiğinde annesi ile babasının kavga edebileceğini düşünebilir. Bu durum çocukta okula gitmek istememe davranışa neden olabilir. Dışarıdan baktığınızda ise okul günü ağlayan ya da okula gitmek istemediğini dile getiren bir çocuk görüyor olabilirsiniz. Ancak burada mesele sadece okul korkusundan ibaret değildir. &nbsp;Uzman klinik psikolog tarafından aile, çocuk ve ilgili kişiler ile işbirliği içerisinde bu nedenlerin saptanması okul fobisinin sönmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Peki bu süreçte aileler neler yapabilir?</p>

<p>Çocuğunuzun;</p>

<ol>
	<li>Okula gitmesi konusunda ısrarlı ve tutarlı olun. Burada kastedilen otoriter ve baskıcı bir tutum değil, anlayışlı ve güven veren bir tutum göstermektir.</li>
	<li>Okula gitme korkusu hakkında konuşun ve konuşması için destekleyin.</li>
	<li>Okula gitme zamanlarında kararlı olun.</li>
	<li>Okul eşyalarını birlikte seçin. Onun sevdiği karakterler ve modeller olmasına özen gösterin.</li>
	<li>Akranları ile buluşmalar planlayın. Buluşmalar çocuğun uyum sürecini kolaylaştırarak güvendeyim mesajını verecektir.</li>
	<li>Sınıf öğretmeni ve rehber öğretmeninden konu ile ilgili destek alın.</li>
	<li>Unutmayın ki her çocuk biriciktir. Her ne kadar okul fobisi olarak adlandırsak da her çocuk için işleyiş farklılaşabilmektedir. Çocuğunuzun psikolojik iyi oluşunun sağlanabilmesi ve süreci nasıl yürütmeniz gerektiği konusunda psikolojik destek alın.</li>
</ol>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Sep 2023 16:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/09/uzayan-okula-uyum-problemleri-okul-fobisinin-habercisi-olabilir-1694439998.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay ete dikkat! Yamyamlaştırıyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/yapay-ete-dikkat-yamyamlastiriyor-4597</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/yapay-ete-dikkat-yamyamlastiriyor-4597</guid>
                <description><![CDATA[Son dönemin en çok ses getiren çalışmalarından biri olan yapay et hakkında Prof. Dr. Serhat Fındık, Herkes Duysun’a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fındık, yapay etin ham maddesinin kanser hücreleri olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemin en çok ses getiren çalışmalarından biri olan yapay et hakkında Prof. Dr. Serhat Fındık, Herkes Duysun’a çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fındık, yapay etin ham maddesinin kanser hücreleri olduğunu söyledi.</p>

<p>Prof. Dr. Serhat Fındık, yapay etin diğer küresel sorunlar gibi insan hayatına doğrudan etkide bulunmak için meydana getirildiğini söyledi ve zararlarından bahsetti.</p>

<p><strong>“YAPAY ETİN HAM MADDESİ KANSER HÜCRELERİDİR”</strong></p>

<p>Yapay etin ham maddesinin kanser hücreleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Serhat Fındık, “Yapay etin ham maddesi insan tümör hücresidir. Kanser hücresinin kullanılma nedeni ise kendiliğinden sonsuza yakın bir şekilde yeterli besin ortamı sağlandığında çoğalabilen bir hücre olmasıdır. Bu durumda kaynak bulmak da kolaylaşmış oluyor. Birçok kanser hastası mevcut ve bunlardan alınan kanser hücreleri uygun ortamlarda çoğaltılmak suretiyle insanların kullanımına sunuyorlar.” dedi.</p>

<p>Hedeflenen şeyin kitleleri yamyamlaştırmak olduğunu ifade eden Fındık, “Yapmış oldukları bu çalışma ile insanları yamyamlaştırıyorlar. Kendileri bu ürünü tüketmiyorlar. Ayrıca yapay et yiyenlerin kanser oldukları yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Yapay etin bırakın tadına baymayı, yanına bile yaklaşmayın derim.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“İNSANLIĞIN SONUNU GETİRMEK İSTİYORLAR”</strong></p>

<p>Yapay etin ciddi zararları olacağına da vurgu yapan Fındık, “Yapay etin üretilmesinin arkasında, Dünya Ekonomik Forumu ve Bill Gates gibi isimler var. Bill Gates, bizzat kendisi yapay etin reklamlarında yer alıyor ve böcek yemeyi bile kendisi teşvik ediyor. Bunlar tamamen Allah’ın yarattığı en mükemmel varlık olan insanoğlunu alaya almak ve onun sonunu getirmek için adım adım uygulanan senaryolar.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yapay et konusunda Dünya Sağlık Örgütü’nün tepkisiz kaldığını söyleyen Fındık şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Dünya Sağlık Örgütü’nün başındaki kişi zaten doktor değil. Bizzat Bill Gates tarafından o göreve getirilmiş insandır. Durum böyle olunca onlara karşı bir tepki göstermesi mümkün değil. Dünya Sağlık Örgütü, onların bir aparatı durumunda. Hatta yurtdışından meslektaşlarımın şöyle bir benzetmesi oluyor: ‘Dünya Salgın Örgütü’ diyorlar. Bu da çok doğru. O yüzden onların bir tepki göstermesini beklemeyin. Hatta ben bir tepki verirlerse şaşırırım.”</p>

<p>Çin’in yapay et fabrikası kurmasına da değinen Fındık, “Onların temel hedefi dünya nüfusunu belli bir sayıya ulaştırmak. Dünyanın en kalabalık iki ülkesinden birisi de Çin. Çin de bu konuda küresel elitlerin dediklerini yapmaya hazır. Zaten biliyorsunuz ki pandeminin başladığı yer de orasıydı, karantinalar en ağır şekilde yine orada uygulandı. Çin aslında öncelikli bir deneme laboratuvarıdır. O yüzden şaşırmamak lazım.” dedi.</p>

<p><strong>“HEDEFLERİ 2030”</strong></p>

<p>İklim değişikliği ve yapay et konularının aynı kişilerin projesi olduğunu ve bunları insanlar üzerinde etkin kılmak için her yolu denediklerini de söyleyen Fındık, “Filmlerin, senaryoların bir bölümünü de yine onlar hazırlıyor. Biliyorsunuz Hollywood da aynı ekibin bir aparatıdır. Hatta önemli şarkıcılar bile var. Onlar bir şekilde film olarak da size anlatıyorlar ve neler planladıklarını yazıyorlar zaten. Hedefleri 2030 yılı. 2030’a kadar planlarını adım adım gerçekleştirmek… Aslında gizli bir şey değil, beni en çok üzen de bu. Her şey ortada zaten, ne yapacaklarını söylüyorlar. Bunlara önlem almak o kadar kolay ki…&nbsp; Kendisini ihbar ediyor. Diyor ki, ‘bunları bunları yapıcaz’, hedefleri dünya nüfusunu 1 milyara indirmek. Bunu da aşı üreterek, küresel iklim krizi diyerek insanları korkuya sokarak yapıyorlar. Korku bağışıklık sistemini azaltan, insan hayatını en çok kısaltan etkendir. Yani bunların hepsi kendi ajandalarında var" diye konuştu.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE YAPAY ETİN ÜRETİM VE TÜKETİMİNE GEÇMEMEMELİ”</strong></p>

<p>Yapay etin zararlarının hangi boyutlarda olduğunu açıklayan Fındık, Türkiye’nin yapay et konusunda ne üreteci ne de tüketici konumunda asla bulunmaması gerektiğinin altını çizerek, “İnsan tümor hücresinden oluşturulan, insanı yamyamlaştırma gibi bir zararı olan ürün asla kullanılmamalıdır. Dini açıdan bakıldığında insan eti, hücresi yemek helal olmadığından yapay et de helal değildir" görüşünü savundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Sep 2023 16:22:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/09/yapay-ete-dikkat-yamyamlastiriyor-1693920594.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DSÖ: COVID-19 vakaları bir ayda yüzde 38 arttı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/dso-covid-19-vakalari-bir-ayda-yuzde-38-artti-4588</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/dso-covid-19-vakalari-bir-ayda-yuzde-38-artti-4588</guid>
                <description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), epidemiyolojik güncelleme raporunu yayımladı. Buna göre, 31 Temmuz-27 Ağustos'taki 28 günlük dönemde 1,4 milyonun üzerinde yeni COVID-19 vakası ve bin 800'ün üzerinde COVID-19 kaynaklı ölüm rapor edildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), epidemiyolojik güncelleme raporunu yayımladı. Buna göre, 31 Temmuz-27 Ağustos'taki 28 günlük dönemde 1,4 milyonun üzerinde yeni COVID-19 vakası ve bin 800'ün üzerinde COVID-19 kaynaklı ölüm rapor edildi.</p>

<p>Bir önceki 28 günlük periyoda göre DSÖ'nün verilerine göre vakalarda yüzde 38 artış kaydedildi.</p>

<p>Ölüm oranında ise yüzde 50 düşüş yaşanan raporda vakaların, küresel olarak test ve raporlamadaki azalma dolayısıyla enfeksiyon oranlarını doğru yansıtmadığı belirtildi.</p>

<p>DSÖ'nün epidemiyolojik güncelleme raporuna göre, dünya genelinde 770 milyondan fazla COVID-19 vakası, salgın kaynaklı 6 milyon 956 bin ölüm rapor edildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Sep 2023 21:53:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/09/dso-covid-19-vakalari-bir-ayda-yuzde-38-artti-1693853807.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her gün yarım çorba kaşığı zeytinyağı doğal ilaç!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/her-gun-yarim-corba-kasigi-zeytinyagi-dogal-ilac-4336</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/her-gun-yarim-corba-kasigi-zeytinyagi-dogal-ilac-4336</guid>
                <description><![CDATA[Bilim insanları, her gün yarım çorba kaşığından fazla zeytinyağı tüketen kişinin bunamadan (demans) ölme riskinin yüzde 28 oranında düşebileceğini duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bilim insanları, her gün yarım çorba kaşığından fazla zeytinyağı tüketen kişinin bunamadan (demans) ölme riskinin yüzde 28 oranında düşebileceğini duyurdu.</p>

<p>Harvard'daki araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmaya göre, margarin ve ticari mayonez gibi yağlar yerine zeytinyağı kullanmak demanstan ölme riskini azaltabilir.</p>

<p>Araştırmada, her gün yarım çorba kaşığından fazla zeytinyağı alan kişinin bunamadan ölme riskinin, hiç zeytinyağı tüketmeyen veya nadiren tüketenlere kıyasla yüzde 28 daha düşük olduğu tespit edildi.</p>

<p>Bilim insanları, diyet ve demansa bağlı ölüm arasındaki ilişkiyi araştıran ve euronews'te yayımlanan ilk çalışmada, 30 yıl boyunca 90 binden fazla Amerikalının diyet anketlerini ve ölüm kayıtlarını analiz etti. Bunlardan 4 bin 749'unun demans nedeniyle öldüğü kaydedildi. Araştırmacılar çalışmanın, diğer yağların yerine zeytinyağı kullanmanın da sağlıklı bir beslenmeyi desteklemeye yardımcı olabileceğine dair kanıtları desteklediğini söyledi.</p>

<p><strong>KALP VE BEYİN SAĞLIĞI İÇİN ÖNEMLİ</strong></p>

<p>Harvard TH Chan Halk Sağlığı Okulu'ndan araştırmacı Anne-Julie Tessier, sağlıklı bir diyetin parçası olarak tüketilen ve 'süper gıda' örneği olarak gösterilen zeytinyağının kalp ve beyin sağlığına iyi geldiğinin altını çizdi.</p>

<p>Araştırmacı, bu çalışmada zeytinyağı ve demans ölüm riski arasındaki ilişkinin genel diyet kalitesinden bağımsız olduğunu belirtti.</p>

<p>Tessier, "Zeytinyağındaki bazı antioksidan bileşikler kan-beyin bariyerini geçerek potansiyel olarak beyin üzerinde doğrudan bir etkiye sahip olabilir. Zeytinyağının kardiyovasküler sağlığa fayda sağlayarak beyin sağlığı üzerinde dolaylı bir etkiye sahip olması da mümkün" diye konuştu.</p>

<p>Önceki araştırmalar, işlenmiş veya hayvansal yağlar yerine zeytinyağı kullanan kişilerin daha sağlıklı diyetlere ve potansiyel olarak daha iyi sonuçlara sahip olma eğiliminde olduğunu gösterdi.</p>

<p>Halk arasında bunama olarak bilinen demans, hafızanın ve diğer zihinsel yeteneklerin sosyal ve iş hayatını etkileyecek düzeyde bozulması olarak ifade ediliyor. Beyindeki fiziksel değişikliklerden kaynaklanan hastalığın yaygın türü "Alzheimer" olarak biliniyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Jul 2023 10:47:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/07/her-gun-yarim-corba-kasigi-zeytinyagi-dogal-ilac-1690444390.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sıcak havalara karşı alınabilecek 8 önlem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/sicak-havalara-karsi-alinabilecek-8-onlem-4244</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/sicak-havalara-karsi-alinabilecek-8-onlem-4244</guid>
                <description><![CDATA[Tüm dünya mevsim normallerinin de üzerindeki sıcaklıkla mücadele ediyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm dünya mevsim normallerinin de üzerindeki sıcaklıkla mücadele ediyor. Özellikle yaşlı, çocuk ve kronik hastalığı olanların sıcak havalarda dikkatli olması gerektiğini yineleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Eyyüp Kenan Özok, aşırı sıcaklarla mücadele edebilmek için 8 önemli tavsiyede bulundu.</p>

<p><strong>Serin yerlerde bulunun:</strong>&nbsp;Günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmayın. Özellikle güneş ışınlarının dik geldiği 10:00-16:00 saatleri arasında mümkün oldukça klimalı ortamları tercih edin. Ortamdaki klima ısısının 24-25 dereceye ayarlı olmasına dikkat edin. Serin, hafif esintili yerlerde durmaya çalışın.</p>

<p><strong>Pamuklu kıyafetler giyin:</strong>&nbsp;Dışarı çıkarken açık renk, hava geçirgenliği olan, pamuklu ve ter emici özellikte giysiler tercih edin. Mutlaka şapka ve güneş gözlüğü tercih edin. En çok terleyen bölgeler ayakkabılar olduğu için yaz aylarına uygun, hava alabilen ayakkabılar ve pamuklu çorap kullanın.</p>

<p><strong>En az 2,5 litre su için:</strong>&nbsp;Vücut, aşırı sıcaklardan olumsuz yönde etkilenmemek için terler. Bu nedenle günde en az 2,5-3 litre su içmeye çalışın. Ancak, kalp yetersizliği olan kişilerde sıvı kısıtlaması yapıldığından, mutlaka bir uzman hekime danışarak tüketilmesi gereken sıvı miktarına göre su için.</p>

<p><strong>İlaçlarınızın dozuyla oynamayın:</strong>&nbsp;Hekiminizin bilgisi olmadan ilaçlarınızı almayı kesmeyin ya da dozajları ile oynamayın. Tansiyon ilaçlarının bir kısmında idrar sökücü maddeler bulunur. Aşırı sıvı kaybı sonucunda da tansiyon düşüklüğüne bağlı bayılmalar gelişebildiği için ilacın dozu azaltılabilir. Koroner kalp hastalarında bazı ilaçların dozajlarında bir değişikliğe ihtiyaç olmaz ancak özellikle protez kalp kapağı, aritmi veya inme geçirilmesi nedeniyle kullanılan özel kan sulandırıcı ilaçların doktor kontrolünde ve gerekli tahlillerle düzenlenmeleri gerektiğini unutmayın.</p>

<p><strong>Zeytinyağlı yemekleri tercih edin:</strong>&nbsp;Sıcak havalarda ağır yemekler yerine hafif ve lif içeriği yüksek, serinletici yiyecekler tercih edin. Özellikle hafif olması nedeniyle zeytinyağlı sebzeler ve meyve yiyin.</p>

<p><strong>Doğrudan soğuk duş almayın:</strong>&nbsp;Aşırı sıcakta kalındığında doğrudan soğuk su ile duş yapılmamalıdır. Soğuk duş damarlarda büzülmeye neden olacağı için tansiyonun yükselmesini tetikleyebilir. Yine damarlarda büzülme uzun sürerse bu durum kalp krizine yol açabilir. Denize ve havuza girerken vücudun suya yavaş yavaş alıştırılması önemlidir.</p>

<p><strong>Aşırı kafein kalbi yorar:</strong>&nbsp;Kafein, merkezi sinir sistemi üzerine kalp atışlarınızı hızlandıracak şekilde uyarıcı etki yapar. Zaten sıcaktan daha fazla çalışmak durumunda kalan kalp, kafein nedeniyle daha hızlı çalışır ve bu da risk oluşması anlamına gelir. Sodanın içinde bulunan sodyum (tuz) ise vücutta daha fazla sıvı tutulmasına neden olduğundan tansiyon yükselmesine yol açabilir. Yüksek tansiyon ise kalp yetmezliği ve beyin kanaması gibi ciddi sorunların önemli nedenlerinden biri.</p>

<p><strong>Vücudu serin tutmaya özen gösterin:&nbsp;</strong>Dışarısı evden daha sıcaksa perdeleri çekip evde kalmak daha yararlı olabilir. Esintili bir havada parkta gölgede dolaşıp sonra eve gitmeyi daha cazip bulanlar da olabilir. Gölge veya klimalı ortamlar tercih edilmeli, sıcak altında ağır spor ve fiziksel aktivitelerden kaçınılmalı ve yeterli sıvı alımına dikkat edilmeli.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Jul 2023 12:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/07/sicak-havalara-karsi-alinabilecek-8-onlem-1689326382.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prof. Dr. Fındık: COVID aşısı diye bir şey yok!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/prof-dr-findik-covid-asisi-diye-bir-sey-yok-4235</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/prof-dr-findik-covid-asisi-diye-bir-sey-yok-4235</guid>
                <description><![CDATA[Prof. Dr. Serhat Fındık, pandemi sürecinde bazı yaptırımlar da uygulanmak suretiyle tüm dünyada milyonlarca insana yapılan "Covid-19" aşıları ve yan etkileri hakkında Herkes Duysun'a konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Serhat Fındık, pandemi sürecinde bazı yaptırımlar da uygulanmak suretiyle tüm dünyada milyonlarca insana yapılan "Covid-19" aşıları ve yan etkileri hakkında Herkes Duysun'a konuştu.</p>

<p>Pandemi sürecinde birtakım yaptırımlarda uygulanmak suretiyle tüm dünyada milyonlarca insana yapılan “COVID-19 aşıları”nın yan etkileri hakkında konuşan Prof. Dr. Serhat Fındık, “Bu konunun varlığından sürekli bahsettim. Hatta Türkiye’de ilk bahseden kişilerden biriyim. COVID aşısı diye bir şey yok" dedi.</p>

<p>Böyle bir aşının hiçbir ruhsata sahip olmadığını öne süren Prof. Dr. Fındık, "Bir aşının geliştirilebilmesi ve uygulanabilmesi için en az 5 yıl geçmesi gerekiyor. Faz 0’dan faz 3’e&nbsp; kadar geçen dönemdir bu ama bugün kullanılan, kullanılmış olan COVID aşılarının, hiçbiri aşı özelliğine sahip değildir. Çünkü ruhsat almamıştır" diye konuştu.</p>

<p><strong>“YAPILAN AŞILARIN PEK ÇOK YAN ETKİSİ VAR”</strong></p>

<p>COVID için kullanılan aşıların birçok yan etkisinin olduğunu vurgulayan Fındık, “Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde bu hastalığın aşılarına bağlı, 2 yıl içerisinde 1 milyon 200 bin kişinin öldüğü, on binlerce insanın da yan tesir yaşadığını net olarak biliyoruz. Ben COVID aşılarını tavsiye etmiyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“ADİL YARGILANMA OLURSA HEPSİ CEZA ALIR”</strong></p>

<p>Biontech şirketinin piyasaya sürdüğü aşının yan etkileri hakkında davalık olmasına da değinen Fındık, “Bu süreci en yakından takip edenlerden biriyim. Eğer adil yargılanma olursa hepsi ceza alır ama şöyle bir şey var onu da eklemek istiyorum: Maalesef bu ilaç şirketleri öyle anlaşmalar yaptılar ki kendilerini sorumluluktan kaçırdılar. Yani böyle bir süreçte Almanya’da tazminatı Almanya devleti ödüyor. İngiltere’de, İngiltere devleti ödüyor. Şu ana kadar 12 milyon sterlin tazminat ödeyeceği taahhüdü verildi. Almanya da aynı şekilde… Yani ülke yönetimi ile insanlar karşı karşıya kalıyor. İlaç şirketleri çok ustalıklı şekilde kendilerini sıyırmış durumdalar. Biontech için şu anda dava süreci devam ediyor. Beraberinde Amerika’da pandemiyi yöneten insanların da senatoda yargılanmaları başladı. Çünkü birbiri ile çelişen ifadeler var. Onların da suçlanacağını düşünüyorum. En başından beri söylemlerine bakacak olursanız, aşıların çok kutsal bir sıvıymış gibi gösterildiğini anlayabiliriz. ‘Hiçbir yan tesiri yoktur’, ‘Çocuklar olabilir, hamileler olabilir’ denildi… Hâlbuki böyle olmadığını her geçen gün görüyoruz. Eğer adil yargılanma olursa birinci dereceden suçlu, ilaç şirketleridir. İnsanlar öldükten, ağır sakatlıklar yaşadıktan sonra ne derece etkili olabilir onu da size bırakıyorum. Keşke en başından beri sıkı denetimden geçirilseydi ve ruhsatı alınsaydı. Daha sonra ise isteğe bağlı şekilde yapılsaydı ama dünyanın hiçbir yerinde bu yapılmadı maalesef… Dolayısıyla da şimdi bu süreci yaşıyoruz." diye konuştu.</p>

<p>Bu arada Türkiye’de geliştirilen TURKOVAC adlı aşı hakkında da değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Serhat Fındık, “Türkovac, yaygın kullanılan bir aşı olmadığı için onunla ilgili bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Benim takip ettiğim hastalarımdan da bir yada iki tane Türkovac olan kişi var. Geleneksel Sinovac aşısına benzediğine dair görüşler de bulunmakta ama sonuçta o da aşı özelliğini kazanmamıştır. Dolayısıyla aynı şekilde Türkovac aşısının da yan tesirlerinin oluşabileceğini düşünüyorum. Aşılar ne kadar çok olunduysa yan etkilerinin görülme riski de o kadar artar ama hiç etkilenmeyecek olanlar da var. Bu açıdan insanlar olumsuzluğa kapılmasın ama ciddi yan tesirlerinin de herkeste görülebileceği bilinsin” dedi.</p>

<p><strong>“DOĞURGANLIK ORANLARININ AZALMASI COVİD AŞILARININ YAN ETKİSİDİR”</strong></p>

<p>Azalan doğurganlık oranlarının en önemli sebeplerinin başında Covid aşılarının olduğuna dikkat çeken Fındık, “Bu durum tamamen Covid aşılarının yan etkisidir. Burada da bir aldatmaca yapıyorlar ve çok rahat bir şekilde bu ortaya çıkarılabilir. Nasıl ortaya çıkarılacağına gelirsek, kimler çocuk sahibi olamıyor hemen öz geçmişlerine bakılsın, bakalım Covid aşısı olmuşlar mı olmamışlar mı? Bu durumu irdelersek net bir şekilde doğru veriye ulaşabiliriz. Mesela tıpta otopsi vurguları çok önemlidir. tüm soru işaretlerini ortadan kaldırır. Almanya’da yayınlanan verilerde, aniden ölenlerin neredeyse tamamının kesin bir şekilde Covid aşısı (Biontech) yaptıran kişiler olduğu ortaya çıktı" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“HER AN DÜNYAYI ETKİLEYEN YENİ BİR VİRÜS ORTAYA ÇIKABİLİR”</strong></p>

<p>Dünya üzerinde her geçen gün yeni bir virüs dalgasının olabileceğine vurgu yapan Fındık, “Bu konu ile ilgili sürekli bir çalışma söz konusu. Koronavirüste Dünya Sağlık Örgütü ve bizdeki çokbilmiş doktorlar ne dediler? ‘Bu yarasa pazarındaki hayvandan insana bulaşan virüs’ dediler. ‘Doğal virüs’ dediler. Ben bu virüsün tamamen laboratuar ortamında üretildiğini en başından beri savunanlardanım. Bunun gibi pek çok virüs üzerine çalışmalar yapıyorlar. Bu çalışmayı fonlayanlar da Amerika ve Çin hükümetleri olduğundan dolayı her an böyle bir virüs tekrar dünyaya sürülebilir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Jul 2023 10:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/07/prof-dr-findik-covid-asisi-diye-bir-sey-yok-1689320213.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser tedavisinde yol haritasını genetik testler belirliyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-4106</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-4106</guid>
                <description><![CDATA[Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.</p>

<p>Genetik bilimi ve genetik testler sayesinde kanser tedavisinde heyecan verici gelişmeler yaşanıyor. Genetik testler ile tümörün moleküler profillemesi her hasta için en uygun tedavinin belirlenmesi hedefleniyor. Biyoteknoloji alanında yaşanan bilimsel gelişmeler sayesinde kanser artık romatoid artrit gibi kronik bir hastalık olma yolunda.</p>

<p>Tümörün aklı hepimizden büyük. Çok büyük bir yapay zekâ var tümörün içinde. O da hayatta kalabilmek için çok farklı yolakları kullanarak, farklı mutasyonlar geliştiriyor. Teknoloji ve genetik ilerledikçe aslında, hastalar da fark ediyorlar ki eskiden bir yakınına uygulanan tedavi, kendisinde farklılaşmış durumda. Ya da aynı hastaya bir yıl önce uygulanan bir tedavi, bir şekilde progresyon (kötüleşme) veya düzelme nedeniyle bir yıl sonra değiştirilebiliyor. Bütün bunlar aslında bilimin ışığında, bilim dayanağı ile yapılıyor.</p>

<p>Geçtiğimiz günlerde yukarıda bahsi geçen biyobelirteç araştırma geliştirme ve moleküler tanı konusundaki gelişmeleri paylaşmak üzere Amerikan biyoteknoloji şirketi Illumina'nın katkılarıyla, Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi ev sahipliğinde düzenlenen “Empowering Precision Oncology Through Genomics In Türkiye” başlıklı toplantı gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantıda, Heidelberg Üniversitesi Patoloji Enstitüsünden Dr. Daniel Kazdal ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Salı Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanser alanında genetik ve biyoteknolojideki gelişmelerle büyük bir devrim yaşandığını kaydederek, onkoloji dünyasının kanserleri artık türlerine göre değil, hastadaki moleküler mekanizmasına göre ele aldığını vurguladı ve önemli bilgiler verdi.</p>

<p>Nesiller Genetik Hastalıklar Değerlendirme Merkezi Kurucusu, Genetik ve Farmakoloji Uzmanı Dr. Gülay Özgön’ün ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıda genetik testler sayesinde kanser tedavisinde başarı oranlarında yaşanan artış hakkında bilgi paylaşımı gerçekleştirildi.</p>

<p>Toplantı hakkında açıklamalar yapan Dr. Özgön çalışmaları için, “Genetik testler, kişinin kanser olma riskini artırabilecek olası mutasyonları veya tedavi planlamasını etkileyebilecek moleküler mekanizmaları inceler. Bu anlamda, genetik testler artık kanser tedavisinin ayrılmaz ve önemli bir parçası. Çünkü risk azaltma, tarama stratejileri, tedavi seçenekleri ve takibe rehberlik ediyorlar. Biz de merkezimizde kanser hastaları ya da kalıtsal kanser riski taşıyabilecek bireyler için aile hikayesinin çıkarılması, uygun genetik testin belirlenmesi, uygulanması ve analizinin yorumlanması ile hekimlerin tanı ve tedavi kararlarına destek oluyoruz” dedi.</p>

<p>Toplantının moderatörlüğünü gerçekleştiren Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Üyesi, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Medikal Onkoloji Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nil Molinas Mandel, kanser alanında genetik ve biyoteknolojideki gelişmelerle büyük bir devrim yaşandığını kaydederek, onkoloji dünyasının kanserleri artık türlerine göre değil, hastadaki moleküler mekanizmasına göre ele aldığını vurguladı.</p>

<p>Prof. Dr. Mandel, “Kanser asrımızın en korkulu hastalığı. Ama kanserde çok fazla yenilik oldu. Asrın buluşları diyebileceğimiz, hastalığın ve hastaların genetik yapılarını, moleküler özelliklerini ve değişik aşamalarda kanda dolaşan tümör hücreleri dahil olmak üzere hastalığın seyrini takipte çok büyük aşamalar ve yeni ufuklar belirdi. ‘Eskiden bizim yaptığımız konfeksiyonmuş’ diyoruz artık kendi aramızda. Şimdi, ‘butik’ çalışıyoruz; kişiye özel tedaviler planlıyoruz ve bu kişiye özel planladığımız tedavileri hayata geçirebilmek için istiyoruz ki bunu tetikleyen bir mutasyon varsa onu gösterelim. İşte bunun için de hem kanserli dokudan alınan örnekler, o yetersiz olursa kandan alınan örneklerle moleküler testler yapıyoruz. Bu, her kanser için hemen hemen artık kaçınılmaz oldu," dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 16:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/06/kanser-tedavisinde-yol-haritasini-genetik-testler-belirliyor-1688132640.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kene kontrolü yapmayı unutmayın!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-4103</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-4103</guid>
                <description><![CDATA[Yaz ayının gelmesi kene endişesini de yükseltiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz ayının gelmesi kene endişesini de yükseltiyor. Hem tatilciler, hem de pikniğe çıkanlar soluğu kırlarda alıyor.</p>

<p>Güzel ve keyifli bir bayram tatili geçirirken, açık alanlarda uzun süre bulunmak, bazı hastalıkların da görülme sıklığını artırabiliyor. Konuyla ilgili açıklama yapan&nbsp; Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu,&nbsp;kenelerin bulunduğu alanda çalışanlar, piknik yapanlar, avcılar, veterinerler, kasaplar ve sağlık çalışanlarının risk grubu içerisine girdiğini söyledi.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı hakkında bilgi verdi. Mamçu, temel olarak yabani hayvanlarda ve kenelerde bulunan ve her sene Mayıs – Eylül ayları arasında görünen Kırım – Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına neden olan etken virüs hakkında şunları söyledi: “Bunyaviridae&nbsp;ailesinden Nairovirus grubundan tek sarmallı bir RNA virüsü, Crimean-Congo haemorrrhagic fever virüsüdür. Virüs, kenelerin ısırması sonucu tavşanlara, bazı kuşlara, kemiricilere, sığır, koyun ve çiftlik hayvanlarına bulaşabilir. Fakat keneler ve hayvanlarda hastalık oluşturmaz sadece insanları etkiler.&nbsp;Kırım – Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına yol açan virüs, insanlara temel olarak, virüs taşıyan kenenin ısırması ile bulaşır. Bunun dışında, virüs taşıyan hayvanların (sığır, koyun, çiftlik hayvanları vb.) kan ve dokularıyla temasla da bulaşabilir. Ayrıca, kenelerin bulunduğu alanda çalışanlar, piknik yapanlar, avcılar, veterinerler, kasaplar ve sağlık çalışanları risk grubu içerisine girer.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 30 Jun 2023 16:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/06/kene-kontrolu-yapmayi-unutmayin-1688132825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>O hastalık ölüm nedenlerinde ilk sırada</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/o-hastalik-olum-nedenlerinde-ilk-sirada-4053</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/o-hastalik-olum-nedenlerinde-ilk-sirada-4053</guid>
                <description><![CDATA[TÜİK verilerine göre bir yılda ölenlerin sayısı 2021’de 566 binken, geçen yıl 504 bine geriledi. Ölüm nedenleri arasında dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada yer aldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre bir yılda ölenlerin sayısı 2021’de 566 binken, geçen yıl 504 bine geriledi. Ölüm nedenleri arasında dolaşım sistemi kaynaklı hastalıklar ilk sırada yer aldı.</p>

<p>Türkiye İstatistik Kurumu 2022 yılının ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerini yayımladı.</p>

<p>Yıllık ölümler pandemiyle birlikte artmış, 2019’da 436 binken 2020’de 509 bine yükselmişti.</p>

<p>Ölümler nedenlerine göre incelendiğinde, 2022 yılında yüzde 35,4 ile dolaşım sistemi hastalıkları ilk sırada yer aldı. Bu ölüm nedenini yüzde 15,2 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 13,5 ile solunum sistemi hastalıkları izledi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/sc/screenshot-2023-06-22-at-12-20-33-tuik-kurumsal-1687425782-535.png" style="height:429px; width:750px" /></p>

<p>2021’de ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer alan COVID-19, 2022’de beşinci sıraya geriledi.</p>

<p>2021’de ölümlerin yüzde 11,5’i COVID-19’dan kaynaklanırken bu geçen yıl yüzde 4’e düştü.</p>

<p>Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il, 2022 yılında binde 11,7 ile Sinop oldu. Bu ili binde 11,2 ile Kastamonu, binde 10,3 ile Edirne, binde 10,2 ile Kırklareli izledi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,4 ile Şırnak oldu. Bu ili binde 2,5 ile Hakkari, binde 2,9 ile Van ve binde 3,0 ile Batman izledi.</p>

<p><strong>BEBEK ÖLÜM HIZI BİNDE 9,2 OLDU</strong></p>

<p>Bebek ölüm sayısı, 2021 yılında 10 bin 89 iken 2022 yılında 9 bin 522 oldu. Bin canlı doğum başına düşen bebek ölüm sayısını ifade eden bebek ölüm hızı, 2021 yılında binde 9,3 iken 2022 yılında binde 9,2 oldu. Diğer bir ifade ile 2022 yılında bin canlı doğum başına 9,2 bebek ölümü gerçekleşti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jun 2023 14:10:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/06/o-hastalik-olum-nedenlerinde-ilk-sirada-1687432495.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca’dan ’kızamık’ paylaşımı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-4026</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-4026</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, "Ülkemizde kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğu yönünde medyada yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır" dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, "Ülkemizde kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğu yönünde medyada yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır" dedi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de kızamık vakalarına bağlı ölümler olduğuna dair haberlerin gerçeği yansıtmadığını duyurdu.</p>

<p>Bakan Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, "Kızamığa bağlı bir ölüm söz konusu değildir. Kızamığa bağlı olduğu veya olabileceği iddia edilen ölümün nedeni HIV/AIDS hastalığı kaynaklı multiorgan yetmezliğidir. Hasta 2015 doğumlu, yabancı uyrukludur" ifadesini kullandı.</p>

<p>"Son yıllarda birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de yurtdışından gelen vakalara bağlı olarak kızamık vakalarında bir artış olduğunu" kaydeden Koca, ebeveynlere çocuklarının sağlığı için "aşı konusunda titiz davranma" çağrısı yaptı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jun 2023 14:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/06/bakan-kocadan-kizamik-paylasimi-1687172845.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Acillerde ’Vertigo’ şikayetleri artış gösterdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-3895</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-3895</guid>
                <description><![CDATA[6 Şubat'taki depremlerin ardından acil servislere en sık başvurulan sebeplerden biri Vertigo şikayetleri oldu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat'taki depremlerin ardından acil servislere en sık başvurulan sebeplerden biri Vertigo şikayetleri oldu.</p>

<p>Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji bölümü hekimlerinden Uzm. Dr. İlker Bebek, yaşanan depremden sonra Vertigo şikâyetlerinin arttığını belirterek uykusuzluk ve stres bozukluklarının Vertigoyu tetiklediğini söyledi.</p>

<p>Kahramanmaraş merkezli 11 ili etkileyen depremlerin ardından deprem bölgesinde acile başvuran hastalarda psikojen ve anksiyeteye bağlı olarak Vertigo şikâyetlerinin arttığı görüldü.</p>

<p>Konya Kızılay Hastanesi Nöroloji Uzm. Dr. İlker Bebek, kişilerde görülen Vertigo hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>VERTİGO GÖRÜLME SIKLIĞI ARTIŞ GÖSTERDİ</strong></p>

<p>Uzm. Dr. Bebek, “Depremden sonra olan psikojen ve anksiyeteye bağlı vertigo hastalarımızın sayısı oldukça arttı. Bu sebeple psikojen hastalıklara, anksiyeteye yönelik tedavileri diğer vertigo tedavilerimize ilave olarak tercih ediyoruz. Hastalar acil servislere, dururken hareket ediyormuş hissi, çevrenin dönmesi hissi ya da ayağının altından yer kayıyormuş hissi gibi hastadan hastaya değişen şikâyetlerle geliyor” dedi.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/16/1685955577-uzm-dr-i-lker-bebek-1685956852-223.jpg" style="height:649px; width:750px" /></p>

<p>Vertigonun hayat kalitesini düşüren önemli bir sorun olarak karşımıza çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Bebek, “Dünya nüfusunun hemen hemen ’unun etkilendiği bu hastalıktan erkeklere göre kadınlar daha çok etkilenmektedir. En sık başvuru sebeplerinden olan vertigo genelde beynin kan dolaşımında bir yetersizlik olduğu durumlarda görülen baş dönmesi (Santral Vertigo) ve kulaktaki denge merkezinin etkilenmesine bağlı olarak dengenin bozulması (Periferik Vertigo) olarak ikiye ayrılır. Bunun yanında Kalp ve Damar sistemi hastalıkları, Metabolizma hastalıkları da nedenler arasındadır. İnme, Migren, Beyin tümörleri gibi beyinle ilgili nedenler yanında iyi huylu pozisyonel baş dönmesi (Benign pozisyonel Vertigo) ve iç kulaktaki aşırı basınç (Meniere) gibi nedenler arasındadır” diye konuştu.</p>

<p><strong>VERTİGOYU İLACA İHTİYAÇ DUYMADAN TEDAVİ ETMEK MÜMKÜN</strong></p>

<p>Vertigonun nedenini araştırmak ve patolojinin ortaya konması için multidisipliner bir yaklaşım ve kapsamlı tetkikler gerektirdiğini belirten Uzm. Dr. Bebek, “İyi huylu pozisyonel baş dönmesinin (Benign pozisyonel Vertigo) en sık görülen vertigo nedeni olduğunu söyledi. Uzm. Dr. Bebek, “İç kulaktaki denge organından beyne sinyal taşıyan denge sinirinin iltihaplanması ile karakterize olan iç kulak enfeksiyonu (vestibüler nörit) iç kulak su basıncının artmasıyla (Meniere) kulak kaynaklı vertigo nedenleri arasındadır. Gerekli muayeneleri tamamlanan ve iyi huylu pozisyonel baş dönmesi teşhisi konan hastalara baş dönmesi için bazı manevra tedavileri yapılır ve genelde ilaç tedavisinde ihtiyaç duymadan tedavisi tamamlanmış olur” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jun 2023 16:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/06/acillerde-vertigo-sikayetleri-artis-gosterdi-1685970949.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MS hastalığına dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/ms-hastaligina-dikkat-3828</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/ms-hastaligina-dikkat-3828</guid>
                <description><![CDATA[Sivas Numune Hastanesi Nöroloji Uzmanı olarak görev yapan Dr. Hicret Betül Akdağ, Dünya MS  (Multipl Skleroz) Günü nedeniyle açıklamalarda bulunarak, genç insanlarda nörolojik nedenli engelliliklerde birinci sırayı alan MS hastalığına dikkat çekti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sivas Numune Hastanesi Nöroloji Uzmanı olarak görev yapan Dr. Hicret Betül Akdağ, Dünya MS (Multipl Skleroz) Günü nedeniyle açıklamalarda bulunarak, genç insanlarda nörolojik nedenli engelliliklerde birinci sırayı alan MS hastalığına dikkat çekti.</p>

<p>MS (Multipl Skleroz) hastalığının tanımı ile sözlerine başlayan Uzm. Dr. Hicret Betül Akdağ, “Multipl Skleroz (MS) beyinde ve omurilikte, mesajları taşıyan sinirlerin etrafındaki koruyucu kılıfın (miyelin kılıfı) hastalığıdır. Kılıfın hasar gördüğü yerlerde sertleşmiş dokular (skleroz) yer almaktadır. Bu sertleşmiş alana da plak denir. Bu plaklar, sinir sistemi içinde beynin farklı bölgelerinde ve/veya omurilikte oluşabilir ve sinirler boyunca mesajların iletilmesini engelleyebilir” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">MS hastalığının henüz kesin bir nedeninin bulunamadığını belirten Uzm. Dr. Akdağ, “Hastalığın neden oluştuğu ile ilgili birçok teori olsa da hala kesin olarak tespit edilebilmiş değildir. Bu konuda birçok teori öne sürülmekle birlikte, genetik olarak yatkın kişilerde, MS ile ilgili bilinmeyen bir virüsün, vücudun bağışıklık sistemini olumsuz yönde harekete geçirerek, sinirlerin miyelin tabakasına saldırmaya ve onu tahrip etmeye yönlendirdiği söylenebilir” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">MS (Multipl Skleroz) hastalığının önemli belirtilerini sıralayan Uzm. Dr. Akdağ, “Hastalığın belirtileri; alevlenmeler ve düzelmelerle seyreder. Başlangıç dönemlerinde tam bir düzelme gösterirken, az sayıda hastada baştan itibaren düzelmeler olmaksızın kötüleşme olabilir. Belirtiler etkilenen sinir sistemi bölgesine göre farklıdır. Bunlar arasında halsizlik, karıncalanma, uyuşma, duyu eksikliği, denge bozukluğu, çift görme, görme azlığı, konuşma bozukluğu, titreme, kol ve bacaklarda sertlik, güçsüzlük, idrar kaçırma veya yapamama, erkeklerde cinsel güç azlığı sayılabilir. Tanımlanan belirtilerin bir ya da birkaçına birlikte rastlanabilir” dedi.</p>

<p style="text-align:justify">Multipl Skleroz (MS) hastalığının ölümcül bir hastalık olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Hicret Betül Akdağ sözlerini şu şekilde noktaladı;</p>

<p>“Hastalığa bağlı sakatlık durumunun zaman içinde arttığı bir gerçektir. Ancak hastalığın gidişi ve belirtileri her hasta için farklıdır. Multipl Skleroz (MS) ölümcül bir hastalık değildir. Ortalama yaşam süresi açısından MS hastaları ile sağlıklı bireyler arasında önemli bir fark olmadığı ortaya konmuştur. MS’de bulaşıcılık söz konusu değildir. Bir akıl ya da ruh hastalığı olmayıp, tıbbi olarak tamamen bir sinir sistemi hastalığıdır. Kalıtsal bir hastalık değildir. Ailelerinde MS bulunan kişilerin MS’e yakalanma eğilimi az da olsa vardır. Hastaların günlük aktivitelerini, sosyal ve mesleki işlerini olabildiğince devam ettirmeleri önerilmektedir. MS’e bağlı özürlülüğünüz var ise sağlık raporu alarak işyerinde uygun düzenlemeleri talep edebilirsiniz. Hastaların evlenmesinde sakınca yoktur. MS hastaları evlenip çocuk sahibi olabilmektedirler. Evlilik öncesi, partnerlerin hastalıkla ilgili bilgileri birbirleri ile paylaşmasında yarar vardır. MS cinsel yolla geçiş gösteren bir hastalık değildir. Kadınların gebe kalma ve sağlıklı bir çocuk sahibi olma yeteneklerini etkilemediği gibi, gebelik sürecini, doğum eylemini ve doğum şeklini de değiştirmemektedir. Doğan bebekler genel olarak normal kilodadır. Kadının hamilelik sırasında özellikle son aylarda atak riski azalır. Ancak doğumdan sonraki 3-6 aylık süreçte atak riski artabileceği için destek tedavisi gerekebilir. Hastalarda atak sıklığı gebelikten kısa bir süre sonra hamilelik öncesi döneme geri döner. MS varlığı gebeliği engellememeli ancak uygun zaman ve koşullarda planlanmalıdır.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 May 2023 12:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/05/ms-hastaligina-dikkat-1685351812.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besinler yağ eritiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bu-besinler-yag-eritiyor-3826</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bu-besinler-yag-eritiyor-3826</guid>
                <description><![CDATA[Diyetisyen Rıdvan Arslan, yağ eriten besin ve içeceklerle ilgili tüyolar verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Rıdvan&nbsp;Arslan, yağ eriten besin ve içeceklerle ilgili tüyolar verdi.</p>

<p><strong>Diyetisyen Rıdvan&nbsp;Arslan&nbsp;konu hakkında bilgiler vererek, "</strong>İyi bir yağ yakımı için sağlıklı ve dengeli beslenme, yeterli su tüketimi, kaliteli ve yeterli uyku ve düzenli egzersiz şart. Bu düzene bir de yağ yakımınızı artıracak besinleri eklerseniz bu iş tamamdır" dedi.</p>

<p><strong>İŞTE YAĞ ERİTEN BESİN VE İÇECEKLER</strong></p>

<p><strong>Kırmızı biber:</strong>&nbsp;İçeriğindeki kapsaisin fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><strong>Somon:</strong>&nbsp;En zengin omega-3 kaynaklarından olan somon, bu özelliği sayesinde yağ yakımına destek sağlar.&nbsp;</p>

<p><strong>Yumurta:</strong>&nbsp;Anne sütünden sonraki en kaliteli protein kaynağı olan yumurta kolin içeriğiyle yağ yakımını destekler. Aynı zamanda sağladığı tokluk ile gün içerisindeki iştahınızın daha kontrollü olmasını sağlar.&nbsp;</p>

<p><strong>Yoğurt:</strong>&nbsp;İçeriğindeki kalsiyum ve CLA (konjuge linoleik asit) sayesinde yağ yakımını artırır. Özellikle bel bölgesindeki yağlar için birebirdir.&nbsp;</p>

<p><strong>Hindistan cevizi:</strong>&nbsp;Hindistan cevizi MCT (orta zincirli yağ asidi) bakımından zengindir. MCT’ler metabolizma hızını bir miktar artırarak, yağ yakımına destek sağlar.&nbsp;</p>

<p><strong>Ananas:</strong>&nbsp;İçeriğindeki bromelain enzimi ile ödem atmaya yardımcı etkisinin yanında yağ yakımı metabolizmasını da destekler.&nbsp;</p>

<p><strong>Kabak çekirdeği:</strong>&nbsp;Zengin çinko içeriği sayesinde leptin ile çalışarak iştahı düzenler ve yağ yakımında etkin rol oynar.&nbsp;</p>

<p><strong>Avokado:</strong>&nbsp;İçeriğindeki tekli doymamış yağ asitleri sayesinde yağ yakımını destekler aynı zamanda uzun süre tokluk sağladığı için gün içerisindeki kalori alımınızı azaltır.&nbsp;</p>

<p><strong>Yeşil çay:</strong>&nbsp;İçeriğindeki epigallokateşin gallat fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><strong>Kahve:</strong>&nbsp;Kahve kafein içeriğiyle yağ yakmaya birebirdir. Aynı zamanda yorgunluğu gidererek ve enerji üretiminizi artırarak daha fazla hareket etmenize destek sağlar.&nbsp;</p>

<p><strong>Zerdeçal:</strong>&nbsp;İçeriğindeki kurkumin fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><strong>Zencefil:</strong>&nbsp;İçeriğindeki gingerol fitokimyasalı sayesinde yağ yakımını artırır.&nbsp;</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/zz/zzridvan-hocam-foto-1685349505-776.jpg" style="height:552px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 May 2023 12:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/05/bu-besinler-yag-eritiyor-1685351901.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bipolar bozukluğun manik ve depresif dönemleri var</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bipolar-bozuklugun-manik-ve-depresif-donemleri-var-3630</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bipolar-bozuklugun-manik-ve-depresif-donemleri-var-3630</guid>
                <description><![CDATA[Bipolar efektif bozukluğun toplumun yaklaşık yüzde 1’inde görüldüğünü belirten uzmanlar, bozukluğun ortaya çıkışında genetik risk faktörlerinin çok yüksek olduğunu söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bipolar efektif bozukluğun toplumun yaklaşık yüzde 1’inde görüldüğünü belirten uzmanlar, bozukluğun ortaya çıkışında genetik risk faktörlerinin çok yüksek olduğunu söylüyor.</p>

<p>Bipolar bozukluğun manik ve depresif dönemlerinin olduğunu aktaran Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, özellikle manik dönemde hem kişi hem de ailesi için kriz ortamı oluşabileceği uyarısında bulunuyor: “Bazen manik döneme takip edilme, çevreden zarar görebileceği, etraftan kendisine mesaj verildiği ve kendiyle uğraşıldığı gibi psikotik düşünceler de eşlik edebiliyor.”</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Feneryolu Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk bipolar bozukluk hakkında açıklamalarda bulundu ve bipolar bozukluktan mustarip kişilerle aileleri için uyarı ve önerilerini sıraladı.</p>

<p><strong>Toplumun yaklaşık yüzde 1’inde görülüyor</strong></p>

<p>Bipolar efektif bozukluğunu, ‘genellikle kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda gözlemlenen, toplumun yaklaşık yüzde 1’inde görülen, ilk atağının başlangıç yaşı 20-25 yaşa denk gelen, kadınlarda daha çok depresif halin, erkeklerde daha ağırlıklı manik atakların görüldüğü psikiyatrik bozukluk’ olarak tanımlayan&nbsp;Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk,&nbsp;bu bozukluğun ortaya çıkışında genetik risk faktörlerinin çok yüksek olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>Manik ve depresif dönemleri var</strong></p>

<p>Bipolar efektif bozukluğun manik ve depresif dönemlerle seyrettiğine dikkat çeken&nbsp;Dr. Erman Şentürk, “Manik dönemlerine baktığımız zaman genellikle zihinsel ve fiziksel aşırı aktivite söz konusudur. Buna duygu durumda aşırı yükselme ve bazı dezorganize davranışlar eşlik eder. Normalden çok daha az uyku miktarı, uyku ihtiyacında azalma buna rağmen aşırı enerjik olma, aşırı hareketlilik, kişinin kendisine olan özgüveninde artış, sonuçlarından emin olamadığı eylemlerde bulunma, bir takım dürtüsel davranışlar, riskli davranışlar, hızlı araba kullanma, aşırı para harcama, gereksiz ürünleri satın alma, riskli cinsel davranışlar, cinsel istekte artışlar gibi durumları içerir.” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Şentürk, depresif dönemlerde ise aşırı çökkünlük, isteksizlik, mutsuzluk, hiçbir şeyden keyif alamama, eskiden ilgi duyulan şeylere hiçbir şekilde ilgi duyulmaması, bitkinlik hali, çevre ile olan iletişimde azalma, suçluluk ve pişmanlıklar, intihar düşünceleri, uyku ve iştah değişiklikleri gibi durumların sıklıkla görüldüğünü belirtti.</p>

<p><strong>En büyük neden genetik</strong></p>

<p>“Bipolar efektif bozukluğun ortaya çıkmasına neden olan durumlara bakıldığında en çok genetik etmenlerle karşılaşıyoruz.” diyen Şentürk, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Bipolar efektif bozukluğu olan bireylerin yaklaşık 3’te 2’sinin ailelerinde bipolar efektif bozukluk öyküsü olduğunu biliyoruz. Yine aynı zamanda stresli olaylar, ekonomik problemler, aile problemleri, toplumsal problemler ya da geçmişte yaşanan bazı fiziksel ya da cinsel travmalar da bipolar efektif bozukluğun ortaya çıkmasına sebep olabiliyor.”</p>

<p><strong>Görülebilecek psikotik durumlara karşı aileler dikkatli olmalı</strong></p>

<p>Bipolar efektif bozukluğun, özellikle manik dönemlerinde hem kişi hem de ailesi için kriz ortamı yaratabileceğine değinen Şentürk, “Manik dönemlerinde kişinin yaşadığı ruh halinin özellikle aile tarafından erken dönemde gözlemlenebilmesi ve profesyonel destek alınması çok önemli. Bazen umumi dönemlerine bazı psikotik durumlar da eşlik edebiliyor. Psikotik belirtilerin arasında; takip edilme, çevreden zarar görebileceği, etraftan kendisine mesaj verildiği ve kendiyle uğraşıldığı gibi düşünceler yer alabiliyor.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Normal günlük rutinlere devam etmeleri öneriliyor</strong></p>

<p>Kişinin duygu durum stabilizasyonunda olumlu sosyal ilişkiler, çevreyle olan bağlantıların sıkılaştırılması, hobi ve aktivitelere yeterli zaman ayrılmasının önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan&nbsp;Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk, “Bipolar efektif bozukluk olan hastaların, özellikle uyku miktarına ve uyku düzenine çok önem veriyoruz. Özellikle aile üyelerinin uyku düzenini, uyku saatlerini ve uyku miktarını gözlemlemesine önemle öneriyoruz. Yine bu kişilerin düzenli beslenme, düzenli egzersiz ve aktivite ile normal bireyler gündelik hayatına nasıl devam ediyorsa o şekilde devam etmelerini öneriyoruz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>İlaçların yanında psikoterapi de önemli</strong></p>

<p>Bipolar efektif bozukluğun tedavisinde ilaç tedavisinin önemli bir yere sahip olduğunu aktaran Şentürk, “İlaç tedavilerinde de bizim en sık kullandığımız ajanlar; duygu, durum düzenleyici ajanlardır. Duygu, durum düzenleyici ajanlar sadece kişinin atak dönemlerinde değil, ataklar arası normal dönemlerde de kullanılır. Manik atakta duygu durum düzenleyiciler tek başına yeterli olmayabiliyor. Bunun yanına antipsikotik ya da benzodiazepin grubu ilaçlar ekleyebiliyoruz. Depresif ataklarda ise duygu durum düzenleyicilere ilave olarak antidepresanlardan yararlandığımız oluyor.” dedi.&nbsp;</p>

<p>Sadece ilaç tedavisinin bazı durumlarda yeterli olmayabileceğini söyleyen Şentürk, Kişinin gündelik hayata adaptasyonu, özellikle kişinin aileyle olan ilişkileri, uyumu, çevreyle olan ilişkisini daha da düzenleyebilmek adına aynı zamanda kişinin psikoterapi almasını da önemle önerdiklerini belirtti.&nbsp;</p>

<p><strong>Manik dönemde kişinin yaratıcılığı artabiliyor</strong></p>

<p>Hem tarihsel sürece hem günümüze bakıldığında, bipolar efektif bozukluğun bazı sanatçılarda da gözlemlendiğini kaydeden&nbsp;Psikiyatri Uzmanı Dr. Erman Şentürk sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Bipolar efektif bozukluğun özellikle manik dönemlerinde, kişinin yaratıcılığında önemli miktarda artış olabiliyor. Bunu genellikle kişinin yaratıcı düşüncelerinin, fikirlerinin artışına ve hızlanmasına bağlayabiliyoruz. Aynı zamanda o dönemlerde duygu durumun daha yoğunlaştığını, daha neşeli, daha sosyal, daha aktif, normalin çok daha üzerinde enerjik olduğunu biliyoruz. Tarihsel sürece baktığımız zaman Vince Van Gogh, Salvador Dali, Francisco José de Goya Lucientes gibi bipolar bozukluğu olan çok önemli isimler var. Günümüzde Jim Carrey, Catherine Zeta Jones gibi bazı isimlerin de bipolar efektif bozukluğu hastalığından mustarip olduğunu biliyoruz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 May 2023 15:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/05/bipolar-bozuklugun-manik-ve-depresif-donemleri-var-1683204435.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da yavaşlayan metabolizmayı hızlandırmanın 8 yolu</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/ramazanda-yavaslayan-metabolizmayi-hizlandirmanin-8-yolu-3502</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/ramazanda-yavaslayan-metabolizmayi-hizlandirmanin-8-yolu-3502</guid>
                <description><![CDATA[Bayram gibi özel günlerde güzel ve lezzetli ikramlara hayır demek zor olabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bayram gibi özel günlerde güzel ve lezzetli ikramlara hayır demek zor olabiliyor.</p>

<p><strong>Ramazan ayında uzun süre aç kalmaya alışan mideyi yormamak ve yavaşlayan metabolizmayı tekrar hızlandırabilmek için beslenmenin çok önemli olduğunu belirten Sodexo Entegre Hizmet Yönetimi Sağlıklı Yaşam Şefi ve Diyetisyen Sibel Mumcu, “Alışkın olduğumuz beslenme düzenine kolay uyum sağlamak için bayram sürecinde sağlıklı ve dengeli seçimler yapmak, miktar ve besin çeşitliliğine özen göstermek çok önemli. İlk amacımız yavaşlayan metabolizmamızı tekrar eski haline getirebilmek olmalı. Metabolizmayı hızlandırmak ancak öğün sıklığını artırmak ve egzersiz ile mümkün” diyerek Ramazan ayı sonrasında metabolizmayı hızlandırmak için beslenme tavsiyelerinde bulundu:</strong></p>

<ul>
	<li>Ağır yiyeceklerden uzak durun. Gün boyu boş kalmaya alışan bir mideye, birdenbire çok miktarda ve hazmı zor yiyecekler ile yüklenmek sindirim sistemi problemlerine neden olur. Bu nedenle gün içinde sık ama küçük öğünler tüketin.</li>
	<li>Besinlerin yavaş tüketilmesi ve iyi çiğnenmesi rahat bir sindirim için önemlidir.</li>
	<li>Gün boyu aktif olmak gerekir. Ev içinde yapılabilecek basit egzersizler size yardımcı olacaktır. Bunun için uzmanların önerdiği ev egzersizlerini takip edebilirsiniz.</li>
	<li>Sıvı tüketimi her dönemde çok önemli. Ramazan nedeniyle vücutta oluşabilecek sıvı kaybını tekrar yerine koymak için günde en az 2 litre su için.</li>
	<li>Sıvı tüketimini artırmak amacıyla öğünlere ayran, taze sıkılmış meyve suyu, az şekerli limonata, komposto gibi sıvı gıdalar ekleyebilirsiniz.&nbsp;</li>
	<li>Gün boyunca çay ve kahve tüketimine dikkat edin. Aşırı miktarda tüketildiğinde çarpıntı, kalp ritim bozuklukları, mide problemleri gibi sorunlara neden olabilen bu içecekleri biraz &nbsp;sınırlandırarak, siyah çay yerine bitki çayları veya kafeinsiz kahve gibi seçenekler tercih edilebilirsiniz.</li>
	<li>Bayramlarda özellikle şekerli yiyecekler çok tüketilir. Geleneksel bayram tatlıları ve şekerlemeler, baklava, kadayıf gibi şerbetli tatlılar, çikolatalar, pastalar, poğaça, börek gibi hamur işleri kan şekerini hızla yükselten, hem de enerji içeriği yüksek gıdalardır. Bu gıdaları tek seferde yüksek miktarda veya gün boyunca sıklıkla tüketmek hem sindirim sistemi problemlerine hem de kan şekerinin hızla yükselmesine neden olur. Bu nedenle tüketimlerine dikkat edilmeli ve miktarları sınırlandırılmalıdır.</li>
	<li>Tatlı tüketmek istediğinizde şerbetli ağır hamur tatlıları yerine taze ve kuru meyveleri, sütlü veya meyveli tatlıları tercih edebilirsiniz. Hava sıcaklığının artmaya başladığı bu günlerde miktarına dikkat etmek şartı ile dondurma da iyi bir alternatif olabilir.</li>
</ul>

<p>Bu dönemde çocuklara da özellikle dikkat etmek gerekir. Çocuklar, şeker ve şekerli besinleri tüketmeyi sıklıkla isterler. Ancak aşırı şeker ve şekerli besinlerin tüketimi, büyüme gelişme çağındaki çocuklar için önemli bir tehlikedir. Sürekli şeker tüketilmesi açlık duygusunu da ortadan kaldıracağı için öğünlerde sağlıklı besinlerin tüketimini engeller. Aynı zamanda diş sağlığı açısından zararlıdır, mide ve bağırsaklarda aşırı hassasiyete neden olur. Bu nedenle çocukların sadece ve sürekli şeker, çikolata, şekerli içecekler gibi gıdaları tüketmelerini engellemek, bunun yerine sütlü tatlılar, taze ve kuru meyveler gibi sağlıklı seçeneklere yönlendirmek ve uygun zamanlarda tüketmelerini sağlamak yerinde olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Apr 2023 12:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/04/ramazanda-yavaslayan-metabolizmayi-hizlandirmanin-8-yolu-1681896864.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan ilişkilerinin düşmanı Bencillik!..</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/insan-iliskilerinin-dusmani-bencillik-3356</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/insan-iliskilerinin-dusmani-bencillik-3356</guid>
                <description><![CDATA[Bencilliğin insan ilişkilerinde yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu ve ilişkinin dinamiğini bozabileceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, bencillik nedeniyle insan ilişkilerindeki bağın güvensiz bir zemine kayacağı uyarısında bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bencilliğin insan ilişkilerinde yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu ve ilişkinin dinamiğini bozabileceğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, bencillik nedeniyle insan ilişkilerindeki bağın güvensiz bir zemine kayacağı uyarısında bulundu.</p>

<p>Bencilliğin kişilerin ilişkilerde empatiden yoksun bir konuma geçmesine neden olabileceğine de işaret eden Özdemir, “Bu durum, toplumsal yapıyı olumsuz yönde etkiler. Bencillik ile atılan adımlar, ilişkilerde sınır ihlaline yol açabilir.” dedi. &nbsp;Özdemir, bencillik karşısında kişiyi koruyan sınırlara ihtiyaç olduğunu kaydetti.</p>

<p><strong>Bencillik, kişinin yalnızca kendini ve kendi menfaatlerini gözetmesidir</strong></p>

<p>Bencillik kavramının toplumsal olarak kültürel ve sosyal bağlamda, dilbilimsel tanımının ötesinde farklı biçimlerde algılanan ve yorumlanan bir kavram olduğunu kaydeden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, “Psikolojik açıdan bencillik kavramı, kişinin yalnızca kendini ve kendi menfaatlerini gözetmesi, yaşamsal seçim ve davranışlarında salt kendi çıkarlarını eylemlerinin merkezine alarak hareket etmesi olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle, bencillik, kişinin sadece kendi menfaatlerine odaklanması, odaklandığı kişisel menfaatleri uğruna bir başkasının duygusunu, düşüncesini ve isteklerini gözetmemesi ile birlikte kendi dışındaki herkesi yok sayması olarak tanımlanabilir.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Kendi istek ve ihtiyaçlarımıza sahip çıkmak bencillik değildir</strong></p>

<p>Kişinin kendi menfaatlerini gözetmesi ve çıkarlarını düşünerek hareket etmesinin bencillik kavramı ile karıştırılmaması gerektiğini belirten&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, “Kendi istek ve ihtiyaçlarımıza sahip çıkmak, önemsemek, seçimlerimizi bu doğrultuda yapmak, istek ve ihtiyacımıza yönelik amaçlı davranış sergilemek; psikolojik sağlığın ve iyilik halinin en önemli yordayıcılarından biridir. Burada ayırıcı nokta olarak, kişinin yalnızca kendisinin değil, bir başkasının da ihtiyaç ve isteklerini gözetebilme becerisi örnek verilebilir.” dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>Bencillik savunma mekanizması değildir</strong></p>

<p>Bencilliğin bir savunma mekanizması olmadığını kaydeden&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, “Tehlike veya zarar veren bir uyaran algıladığımızda ya da endişe karşısında bilindışı süreçler ile ilişkili olarak birtakım psikolojik stratejiler, savunma mekanizmaları devreye girer. Bencillik bir savunma mekanizması değildir. Bencilliğin bir diğer ucundaki aşırı fedakarlık kavramı savunma mekanizmalarımız ile ilişkili olabilir. Örneğin birey, iç dünyasında yaşadığı bencil duygular ile olan çatışmasını dış dünyada fedakarlık yaparak çözümlemeye çalışır. Dünya ile kurduğu ilişkide hayatı talepkar olarak algılayan kişi, kendisini sürekli talepleri karşılamak zorunda hisseden bir yapıya bürünebilir ve bu durum psikolojik açıdan oldukça zorlayıcı olabilir.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>Bencillik karşısında kişi sınırlarını korumalıdır</strong></p>

<p>İlişkilerdeki bencilliğe dikkat çeken&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, “Bencillik ve fedakarlığı iki farklı uçta bulunan kavramlar olarak ele aldığımızda; eğer bir ilişkide karşınızdaki kişi yalnızca çıkar sağlamak için yanınızda oluyorsa veya sadece kendisine yardımınız dokunacağı zaman sizi umursuyorsa yani bencil bir durum ile karşı karşıya kaldıysanız, orada bir sınıra ihtiyacınız var demektir. Bir uçtaki bencillik, sizi diğer uçtaki aşırı fedakarlığa doğru manipüle edebilir. Bu durum kişinin kendi yönünü kaybetmesine veya kendi ihtiyaçlarını dahi fark edemeyeceği bir konuma geçmesine neden olabilir. Dolayısıyla bencillik karşısında bizi koruyan sınırlara ihtiyacımız vardır.” uyarısında bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>Bencillik ilişkinin dinamiğini bozabilir</strong></p>

<p>Bencilliğin insan ilişkilerinde yıkıcı bir etkiye sahip olduğunu ve ilişkinin dinamiğini bozabileceğini vurgulayan&nbsp;Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, “Yalnızca bireysel olarak değil, toplumsal olarak da birtakım ciddi problemlere sebep olabilir. Bencillik nedeniyle insan ilişkilerindeki bağ güvensiz bir zemine kayar. Kişilerin ilişkilerde empatiden yoksun bir konuma geçmesine neden olabilir. Bu durum, toplumsal yapıyı olumsuz yönde etkiler. Bencillik ile atılan adımlar, ilişkilerde sınır ihlaline yol açabilir. Bu sebeple, empati becerimizi geliştirmek ve ilişkilerde sağlıklı sınırlar inşa edebilmek için psikolojik bir destek almak önemlidir.” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Apr 2023 17:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/04/bencillik-karsisinda-kisiyi-koruyan-sinirlara-ihtiyac-var-1680618074.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da su tüketimine dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/ramazanda-su-tuketimine-dikkat-3321</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/ramazanda-su-tuketimine-dikkat-3321</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayında oruç tutan kişilerin, gün boyunca susuz kalmaları nedeniyle su tüketimlerine dikkat etmeleri ve kaliteli su tüketmeleri hayati önem taşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayında oruç tutan kişilerin, gün boyunca susuz kalmaları nedeniyle su tüketimlerine dikkat etmeleri ve kaliteli su tüketmeleri hayati önem taşıyor.</p>

<p>Tüketimi, vücut fonksiyonlarının düzgün çalışması ve bağışıklığın düşmemesi için önemli doğal kaynaklardan biri.</p>

<p>Bu nedenle yaşamın her döneminde ve her mevsimde sağlıklı bir yaşam sürmek için yeterli miktarda sağlıklı suyun, düzenli olarak tüketilmesi gerekiyor.</p>

<p>Özellikle Ramazan ayında su tüketimine daha da dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Neslihan Öztürk Aktepe, iftardan sahura kadar en az 2-2,5 litre su tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.</p>

<p>Su tüketiminde de dikkat edilmesi gereken noktaların olduğunu belirten Aktepe, doğal kaynaklardan elde edilen ve mineral bakımından zengin olan suların içilmesini öneriyor.</p>

<p>Diyetisyen Öztürk Aktepe,“İftardan sahura kadar geçen süreye uyku eklenince, beslenmemize ayırabileceğimiz süre ciddi oranda kısalıyor. Bu nedenle insanlar ‘vakit yok’ diyerek yeterli su tüketmiyor. Ancak gün boyunca vücudun kaybetmiş olduğu sıvıyı yerine getirmek ve iftardan sahura kadar 2-2,5 litre suyu yavaş yavaş tüketmek çok önemli. Bu süreçte komposto, taze sıkılmış meyve suları, ayran, çorba gibi gıdalarla da sıvı tüketiminize ek destek sağlayabilirsiniz.” diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/di/diyetisyen-neslihan-ozturk-aktepe-1680266491-402.jpg" style="height:500px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 17:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-su-tuketimine-dikkat-1680273455.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kanser vakalarının 3’te 1’i önlenebilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kanser-vakalarinin-3te-1i-onlenebilir-3296</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kanser-vakalarinin-3te-1i-onlenebilir-3296</guid>
                <description><![CDATA[Kanser bütün dünyada görülme oranları giderek artan önemli bir sağlık problemidir.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser bütün dünyada görülme oranları giderek artan önemli bir sağlık problemidir. Global Kanser İstatistik verilerine göre 2020 yılında tanı konulan 19,3 milyon yeni kanser hastası olduğunu ve 10 milyon hastanın da kanser nedeniyle hayatını kaybettiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Erkeklerde en sık akciğer, prostat, kalın bağırsak, mide ve karaciğer kanseri görülürken; kadınlarda meme, kalın bağırsak, akciğer, rahim ağzı ve tiroit kanserlerine daha sık rastlanıyor. Kanser vakalarının üçte biri farkındalık ve erken teşhisle önlenebiliyor, diğer üçte biri ise erken tanı ve uygun tedavi ile tamamen iyileşebiliyor. Tarama programları, farkındalığın arttırılması, virüslerin neden olduğu bazı kanserlere karşı koruyucu aşılama, çevresel etkenlerin azaltılması, genetik risk faktörleri bulunanlarda çeşitli önleyici önlemler alınması, erken tanı ve tedavi ile milyonlarca hayat kurtarılabilir” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Yapılan araştırmalar kanserdeki artışın devam edeceğini, 2040 yılında 27,5 milyon yeni kanser hastası olacağını ve 16,3 milyon kişinin kanser nedeniyle hayatını kaybedeceğini gösteriyor. &nbsp;Bütün dünyada en sık tanı konulan kanserin meme kanseri olduğunu, bunu akciğer kanseri, kalın bağırsak kanseri ve prostat kanserinin izlediğini paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Kanser, genlerimizde oluşan ve ‘mutasyon’ denen değişiklikler sonrası normal hücrelerin değişmesi, kontrolsüz çoğalması sonucu oluşan bir hastalık. Tüm kanserlerin yüzde 5-10’u kalıtımsaldır, ailesel geçiş gösterir. Bu grupta kanser yapıcı genler bir nesilden diğerine genetik olarak aktarılabiliyor. Örneğin birinci ve ikinci derece yakınlarınızda meme veya yumurtalık kanseri varsa detaylı genetik testlerinizin yapılması gerekir. Ailede kalın bağırsak ve rahim kanseri olan bireyler varsa kalıtımsal kanser riskinizi belirlemek için genetik danışmanlık almanızı tavsiye ederiz” dedi.</p>

<p><strong>Tarama testleri kansere bağlı ölüm oranını azaltıyor</strong></p>

<p>Herhangi bir şikâyeti bulunmayan sağlıklı bireylerde kanserin erken teşhisi için yapılan testlere tarama testleri denildiğini söyleyen Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, akciğer kanseri ve rahim ağzı kanseri için önerilen tarama testleri, kanserin erken teşhisini sağlayarak kansere bağlı ölüm oranını azaltmaktadır. Kadınlara meme kanseri için 40-44 yaş arası bazal bir mamografi yapılarak başlanabilir. 45-55 yaş arasında ise her yıl düzenli mamografi önerilir. 55 yaşından sonra da 2 yılda bir mamografi ile taramalara devam edilebilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>Yüksek riskli hastalarda tarama özel olarak planlanmalıdır</strong></p>

<p>Rahim ağzı&nbsp;kanseri (servikal kanser) için taramaya 25 yaşında başlanması gerektiğini öneren Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, tarama testi olarak HPV testi ve pap smear testinin yapıldığına dikkat çekerek bazal bir HPV testi yapıldıktan sonra negatif ise her 5 yılda bir tekrarının, Pap smear testinin de her 3 yılda bir yapılmasının önerildiğini vurguladı.&nbsp;</p>

<p>Kronik bağırsak hastalığı olmayan ya da ailesinde kolon kanseri olmayan ortalama risk grubundaki bireylerde kolonoskopi ile her 10 yılda bir tarama önerildiğinin altını çizen Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Yıldırım, “Fekal immunhistokimyasal test ya da gaytada gizli kan testleri gibi &nbsp;noninvazif yöntemler de tarama olarak kullanılabilir ancak pozitif sonuç gelmesi halinde kolonoskopi yapılması gerekir. Kolorektal kanser gelişimi için yüksek riskli hastalarda tarama kişisel risklere göre özel olarak planlanmalıdır. Akciğer kanseri için ise tarama, 50-80 yaş arasında en az 20 paket/yıl sigara içim öyküsü olan, halihazırda sigara içen ya da 15 yıl içinde sigarayı bırakmış hastalara yapılmaktadır. Tarama testi olarak yılda bir düşük yoğunluklu akciğer tomografisi yapılması tavsiye edilmektedir. Bu risk grubunda olan bu hastalarda tomografi ile akciğer kanserinin erken tanınması mümkün olabilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>Tedavisini tamamlamış kanser hastalarında tekrardan kansere yakalanmamak için öneriler:</strong></p>

<ul>
	<li>Sigara kullanmayın.</li>
	<li>Sağlıklı beslenin:&nbsp;
	<ol>
		<li>Kızartmalar, doymuş yağlar, asitli ve şekerli içecekler, işlenmiş gıdalar, işlenmiş et ürünleri tüketmeyin.</li>
		<li>Taze sebze ve meyvelerin farklı farklı çeşitlerinden tüketin, tek tip beslenmeyin.</li>
		<li>Tam tahıldan yapılmış gıdaları tercih edin.</li>
		<li>Et tüketimini sınırlayın. (Haftada 2-3)&nbsp;</li>
	</ol>
	</li>
	<li>Egzersiz yapın: Düzenli egzersiz hem fiziksel hem ruhsal sağlık için oldukça önemlidir.&nbsp;
	<ol>
		<li>Daha az oturun, daha çok hareket edin.</li>
		<li>Her gün en az 30-45 dakika yürüyüş gibi hafif egzersizler ya da haftada 2 kez 60-75 dakika yoğun egzersizler yapmaya özen gösterin.&nbsp;</li>
	</ol>
	</li>
	<li>İdeal kilonuzu koruyun, kilo almışsanız beslenme kontrolü ve egzersizle kilo kontrolü sağlayama çalışın.&nbsp;</li>
</ul>

<p>Kanser belirtileri:</p>

<ul>
	<li>Uzun süren geçmeyen öksürük, nefes darlığı,</li>
	<li>Bağırsak alışkanlığında değişiklik, uzun süren kabızlık ya da geçmeyen ishal,</li>
	<li>Kanlı balgam,</li>
	<li>Büyük tuvalette kan görmek, kanlı kusma,</li>
	<li>İdrarda kan görmek,&nbsp;</li>
	<li>Kanlı ve geçmeyen vajinal akıntı, menopozdaki kadınlarda kanama,</li>
	<li>Memede sertlik ve kitle ele gelmesi, lenf bezlerinde şişlik, büyüme,&nbsp;</li>
	<li>Vücutta aniden ortaya çıkan sertlik ve kitleler, karın şişliği,</li>
	<li>Derideki benlerde kanama, renk ve şekil değişikliği, büyüme,</li>
	<li>Açıklanamayan kilo kaybı, geçmeyen yüksek ateş, aşırı gece terlemesi, halsizlik,</li>
	<li>Ciltte ve gözlerde sararma,gibi şikayetleri olanlar doktora başvurmalı.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Mar 2023 12:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/03/kanser-vakalarinin-3te-1i-onlenebilir-1680170314.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan’da Sigarayı Bırakmak İçin Bu Önerilere Kulak Verin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/ramazanda-sigarayi-birakmak-icin-bu-onerilere-kulak-verin-3215</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/ramazanda-sigarayi-birakmak-icin-bu-onerilere-kulak-verin-3215</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sigara bağımlıları yaşadıkları yoksunluk nedeniyle oruç tutmakta güçlük çekebiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan ayının gelmesiyle birlikte sigara bağımlıları yaşadıkları yoksunluk nedeniyle oruç tutmakta güçlük çekebiliyor.</p>

<p><strong>“Sigarayı bırakırken nikotin zincirini kırmak gerekiyor”</strong></p>

<p>Sigaranın bir bağımlılık olmasının esas nedeni, vücudun sigaranın içindeki nikotine ihtiyaç duymasıdır. Normalde vücutta doğal olarak bulunan nikotini sigara yoluyla yüksek dozda almaya alışılmaktadır. Kandaki nikotin seviyesi düştüğünde kişi sigarayı çok istemeye başlamakta, içilen sigara ile kan düzeyi hızla yükselmekte ve kişide mutluluk, ödüllendirilme hissi oluşmaktadır. Kan düzeyi tekrar düştüğünde kişi tekrar sigara içmek istemektedir. Sigarayı bırakırken bu zinciri kırmak gerekmektedir. Burada en önemli nokta, kişinin sigarayı gerçekten bırakmak istemesidir.&nbsp;</p>

<p><strong>Sigara bağımlılığı kronik hastalıklara neden olabilir&nbsp;</strong></p>

<p>Sigara içilirken yanmış tütün ürünü solunmaktadır. Sigara içmek akciğer, kalp başta olmak üzere pek çok sistemi ilgilendiren kronik hastalıklara ve çok sayıda kanser çeşidine neden olmaktadır. Bu sebeple sigaraya başlanmaması, sigara içenlerin de bırakmaları önerilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>Kişiye özel yöntemlerle sigarayı bırakmak mümkün&nbsp;</strong></p>

<p>Sigara bırakma sürecinde ek tedavi yöntemleri bu süreci kolaylaştırılmaktadır. Sigarayı bırakmak için çeşitli farmakolojik yani ilaç temelli tedavi yöntemleri mevcuttur. Nikotin yerine koyma tedavilerinden şu anda ülkemizde piyasada bulunanlar; cilt üzerine yapıştırılacak nikotin bantları, nikotinli sakız veya nikotinli ağız spreyleridir. Bunun dışında kullanılabilecek tablet formunda ilaçlar da bulunmaktadır. Tablet formundaki ilaçlar günde 2 kez kullanılırken, nikotin bandı tüm gün cilt üzerine yapıştırılmış şekilde kullanılmaktadır. Her iki tedavi yönteminde de arada aşırı sigara isteği durumunda kullanılmak üzere nikotinli sakız veya ağız spreyleri kurtarıcı olarak tedaviye eklenebilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>Oruç dönemi sigarayı bırakmak için bir fırsat olarak görülmeli&nbsp;</strong></p>

<p>Ramazan ayıyla birlikte oruç tutan sigara bağımlıları sigara konusunu yeniden düşünmeye başlayabilmektedirler. Sigara tiryakileri günün büyük bölümünde sigara içmeden akşam orucun süresinin bitmesini hevesle ve zaman zaman çok gergin şekilde beklemektedir. Sigara bağımlıları gün içinde bu nedenle sıklıkla nikotin eksikliğine bağlı yoksunluk belirtilerini yaşayabilmektedir. Yine Ramazan ve oruç dönemi sigara bırakmak için bir fırsat olarak değerlendirilebilmektedir. Tüm gün sigara içmeden akşam saatlerini bekleyebilmek, ancak bunu Ramazan ayı dışındaki zamanlarda yapamamak motivasyon kaynaklarının gücünü göstermektedir. Ramazan, sigara bırakmak için çok uygun bir dönem olarak değerlendirilebilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>Sigara adedinin azalması avantaja dönebilir&nbsp;</strong></p>

<p>Gün içinde tüketilen sigara adedi doğal olarak azalmışken, orucun bittiği akşam saatlerinde nikotin sakızı ve ağız spreyi ile nikotin eksikliği giderilmeye çalışılabilmektedir. Tablet tedavi formları da akşam iftarda ve bir tane de sahurda alınmak üzere 2 dozda kullanılabilmektedir.&nbsp;</p>

<p>Ramazan ayı, sigarayı bırakmaya karar vermek ve bunu hayata geçirmek için çok uygun bir zaman olabilmektedir. Yoksunluk belirtileriyle baş edebilmek için kullanılacak yöntemlerle, bu manevi motivasyonun yüksek olduğu dönemde sigara bırakmak daha kolay olabilmektedir. Sigara bıraktırma konusunda uzman ekiplerin görev yaptığı Sigara Bırakma Polikliniği bu sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılmasını sağlamaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Mar 2023 15:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/03/ramazanda-sigarayi-birakmak-icin-bu-onerilere-kulak-verin-1679662342.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şap, bir ilde daha hayvan pazarını kapattı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/sap-bir-ilde-daha-hayvan-pazarini-kapatti-3169</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/sap-bir-ilde-daha-hayvan-pazarini-kapatti-3169</guid>
                <description><![CDATA[Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü kararıyla ülke genelinde şap hastalığı ile mücadele kapsamında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvan Pazarı kapatıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü kararıyla ülke genelinde şap hastalığı ile mücadele kapsamında Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvan Pazarı kapatıldı.</p>

<p>Son günlerde şap hastalığında görülen artış ve hastalığın büyükbaş hayvanlarda ağır seyretmesi üzerine Tarım ve Orman Bakanlığı bir dizi karar aldı.</p>

<p>Türkiye'de de görülen SAT-2 serotipi şap hastalığı nedeniyle Muttalip yolu 2'nci kilometrede bulunan Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Hayvan Pazarı aşılama kampanyası süresince kapatıldı.</p>

<p>Eskişehir İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce Büyükşehir Belediyesi’ne gönderilen yazıda, “<strong>Kesim, ithalat ve ihracat amaçlı yapılan sevkler dışında, şap hastalığına duyarlı tüm hayvan hareketleri (il içi ve İl dışı) ilkbahar şap aşılama kampanyası süresince durdurulmuş ve kampanya bitimine kadar ilimiz ruhsatlı Büyükşehir Belediyesi hayvan pazarı kapatılmıştır.</strong>” ifadelerine yer verildi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Mar 2023 10:34:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/03/sap-bir-ilde-daha-hayvan-pazarini-kapatti-1678779419.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her 7 Kişiden Birinde Kronik Böbrek Hastalığı Var!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-3130</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-3130</guid>
                <description><![CDATA[Her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü bu hastalığın önemine dikkat çekmek amacıyla “Dünya Böbrek Günü” kutlanmaktadır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada her yıl Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” olarak kutlanmaktadır. &nbsp;Kronik böbrek hastalığı son yıllarda dünya çapında büyük bir artış gösteren ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Diyabet, hipertansiyon, obezite, ileri yaş, çoklu ve kontrolsüz ilaç kullanımı, ailesinde böbrek hastalığı olması, gibi risk faktörleri kronik böbrek yetersizliğinin başlıca nedenleri arasında yer alır. Böbrek hastalıklarının önemli belirtilerine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin,” Ülkemizde yapılan bir çalışmada her 7 erişkinden birinde kronik böbrek hastalığı olduğu gösterilmiştir. İleri dönem böbrek yetersizliğinde nefes darlığı, vücutta şişlik, idrar miktarında azalma, halsizlik, iştah azalması, bulantı, kusma gibi semptomlar var iken birçok hastada hiçbir belirti de göstermeyebilir. Hastalığın erken dönemde saptanması ve koruyucu hekimlik uygulamaları ile hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir” dedi.</p>

<p><strong>“İnsan vücudu susuzluğa bir hafta dayanabilir”</strong></p>

<p>Ülkemizde meydana gelen depremin böbreklere olan ilişkisine dikkat çeken Doç. Dr. Şahin, ”6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ile ülkemiz derinden sarsıldı. 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiği bu felaket ile birlikte “Ezilme (Crush) Sendromu” tekrar gündemimize geldi. Bu tabloda en çok etkilenen organların başında ise böbrekler yer almaktadır. &nbsp;Kas yıkımı ve kişilerin yeterli sıvı alamamaları sonucunda hayatı tehdit eden akut böbrek yetersizliği ve potasyum yüksekliği felaketzedelerde ölüme neden olmaktadır. Yapılan araştırmalar insan vücudunun susuzluğa bir hafta kadar dayanabileceğini göstermektedir. Daha uzun süren susuzluk durumu hayat ile bağdaşmamaktadır. Enkaz altından kurtarılan kişilere daha enkaz yerinde uygun sıvı tedavisi başlanması çok önemlidir” diye söyledi.</p>

<p><strong>“Yeterli sıvı alımı böbrek sağlığı için çok önemlidir”</strong></p>

<p>Doç. Dr. Şahin,” Böbreklerimizin başlıca görevi vücudumuzun su, sodyum, potasyum gibi çeşitli elektrolitlerin dengesini sağlamaktır. Metabolik atıkların (üre gibi) atılması, kan basıncının düzenlenmesi, asit-baz dengesinin sağlanması, ilaçların metabolize edilmesi, kan üretimi için gerekli hormonun yapım ve sentezi de diğer görevleri arasında yer almaktadır. Yeterli sıvı alımı böbreklerimizin sağlıklı çalışması için önemlidir.&nbsp;Özellikle risk grubunda olan kişilerin böbrek fonksiyonlarının ve idrar tetkiki ile değerlendirilmesi önemlidir. Altta yatan hastalığın kontrolü, diyet, beslenme ve ilaç rejimlerinin düzenlenmesi ile hastalık kontrol altına alınabilir” diye belirtti.</p>

<p>Ayrıca Doç. Dr. Şahin, “2021 yılı Türk Nefroloji Derneği verilerine göre ülkemizde yaklaşık 85 bin kişi renal replasman tedavisi görmektedir. Yaklaşık 23 bin kişi ise kadavradan böbrek nakli olmak için nakil merkezlerinde beklemektedir. 2021 yılında ülkemizde 15 kişiye kadavradan böbrek nakli yapılmıştır. Bu sayı oldukça düşüktür. Bu önemli gün vesilesi ile tüm halkımızı organ bağışı yapmaya davet ediyorum” diye sözlerini bitirdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Mar 2023 11:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/03/her-7-kisiden-birinde-kronik-bobrek-hastaligi-var-1678349766.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>OHAL sağlık tedbirleri alındı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/ohal-saglik-tedbirleri-alindi-2992</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/ohal-saglik-tedbirleri-alindi-2992</guid>
                <description><![CDATA[Deprem bölgelerindeki Olağanüstü Hal kapsamında sağlık alanında alınan tedbirlere ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Deprem bölgelerindeki Olağanüstü Hal kapsamında sağlık alanında alınan tedbirlere ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlandı.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'ne göre OHAL kapsamında sağlık alanında yeni tedbirler alındı.</p>

<p>Bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan tedbirlere göre, eczacı, tıbbi cihaz satış merkezleri, optisyenler, protez, işitme cihazı merkezleri OHAL süresince mobil araçlarda hizmet verebilecek.</p>

<p>OHAL süresince <strong>Adıyaman</strong>, <strong>Hatay </strong>ve <strong>Kahramanmaraş </strong>ile <strong>Gaziantep</strong>'in İslahiye ve Nurdağ ilçelerindeki eczaneler ilaç takip sistemi işlemlerinden muaf olacak.</p>

<p>Ancak kırmızı ve yeşil reçeteye tabi ilaç talepleri, reçetelerin defter kayıtları düzenli olarak tutularak ve matbu düzenlenen reçetelerin bir nüshası saklanarak karşılanacak.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/sc/screenshot-2023-02-13-at-11-11-53-layout-1-20230213-1-pdf-1676276105-932.png" style="height:712px; width:540px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Feb 2023 13:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/02/ohal-saglik-tedbirleri-alindi-1676285275.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erkeklerde en çok akciğer, kadınlarda meme kanseri görülüyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/erkeklerde-en-cok-akciger-kadinlarda-meme-kanseri-goruluyor-2925</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/erkeklerde-en-cok-akciger-kadinlarda-meme-kanseri-goruluyor-2925</guid>
                <description><![CDATA[Her yıl görülen 19 milyon yeni kanser vakasının yüzde 30-50'sinin önlenebilir olduğunu, kanserle mücadelede en önemli gücün erken teşhis olduğunun altını çizen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle önemli bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her yıl görülen 19 milyon yeni kanser vakasının yüzde 30-50'sinin önlenebilir olduğunu, kanserle mücadelede en önemli gücün erken teşhis olduğunun altını çizen Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, 4 Şubat Dünya Kanser Günü vesilesiyle önemli bilgiler paylaştı.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2020 verilerine göre Türkiye'de 233 bin vaka tahmin edildiğini, bunun 2040 yılında her yıl için 392 bine çıkacağını öngermektedir.</p>

<p>Türkiye'de kanser ölümleri 2020 yılı için 126 bin civarında olup, 2040 yılında bu rakamın 233 bine çıkması öngörülmektedir.</p>

<p>Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, “Sağlık Bakanlığı'nın 2018 yılı verilerine göre Türkiye'de ilk beş sırayı erkeklerde akciğer/solunum yolları, prostat, kalın barsak, mesane, mide kanseri; kadınlarda meme, tiroid, kalın barsak, uterus, akciğer/solunum yolları almaktadır. Çocuklarda ise her iki cins birlikte alındığında ilk 5 sırayı lösemi, sinir sistemi tümörleri, lenfomalar, nöroblastoma ve yumuşak doku sarkomları oluşturmaktadır. Aynı sıralama Dünya Sağlık Örgütü'nün 2020 yılı verilerine göre de bildirilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>KANSER HER YAŞTA GÖRÜLEN IRK, CİNS, ÜLKE AYRIMI GÖZETMEYEN BİR HASTALIKTIR</strong></p>

<p>“Yaş grupları hastalıklara göre değişmekle birlikte, kanser genel olarak 50'li yaşlardan sonra daha sık görülmektedir” diyen Prof. Dr. Tezer Kutluk kanserin her yaşta görülen, ırk, cins, ülke ayrımı gözetmeyen bir hastalık olduğunun altını çizdi ve çocuklarda daha az görülmekle birlikte, yeni doğan döneminden ergenliğe kadar her dönemde kanser görüldüğünü belirtti.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı 2018 yılı verilerine göre 211.000 kişinin kanser tanısı aldığını ifade eden Prof. Dr. Tezer Kutluk, dünyada ve Türkiye'de hastalıklar arasında kanserin ikinci ölüm nedeni olduğuna dikkati çekti.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/pr/prof-dr-tezer-kutluk-1675416156-245.jpg" style="height:985px; width:750px" /></p>

<p>Kanser ölümlerinin dünyada ve Türkiye'de kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırayı aldığını söyleyen Prof. Dr. Kutluk, “Ancak ikinci sıraya rağmen kanserden korunma, erken tanı ve etkin tedavi ile bu ölümlerin 3-5 milyon kadarını kısa ve orta vadede önlemenin mümkün, her yıl görülen 19 milyon yeni kanser vakasının yüzde 30-50'sinin önlenebilir olduğunu biliyoruz. Bütün bu sayı ve oranlar bize korunma, tarama, erken tanı ve etkin tedavinin önemini hatırlatıyor” diye konuştu.</p>

<p>İyileşme oranlarının dünya ortalamasının yüzde 42 olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tezer Kutluk, bu oranların üst gelir kategorisindeki ülkelerde yüzde 55 iken, düşük gelir kategorisindeki ülkelerde yüzde 20'lerin altında düştüğüne vurgu yaptı.</p>

<p><strong>BU BELİRTİLERE DİKKAT</strong></p>

<p>Kanser taramalarının özellikle 3 kanser türünde toplum tabanlı olarak tavsiye edilmekte olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tezer Kutluk, kanser belirtilerini şöyle sıraladı:</p>

<ul>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genellikle ağrısız, boyutları büyüyebilen olağandışı şişlikler ve/ya kitleler</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Uzun süren, kalıcı öksürük, nefes darlığı, yutma güçlüğü</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Barsak alışkanlıklarında değişiklikler, (kabızlık, kanama…)</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; İdrar yapma alışkanlıklarında değişiklikler</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kanamalar: vajen, makat, öksürük</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kısa sürede açıklanamayan kilo kaybı</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Tükenmişlik, aşırı yorgunluk ve şiddetli enerji eksikliği</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Deride yeni ben çıkması ya da var olan benlerin büyüklüğü, şekli veya renginde değişiklik olması, sızıntı, kabuklanma, kanama olması</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Açıklanamayan veya devam eden ağrı veya gelen-giden ağrı</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Meme büyüklüğü şeklinde beklenmedik değişiklikler, derideki değişiklikler ve ağrı</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Vücutta iyileşmeyen yaralar, ağız ülserleri</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Midede kalıcı veya ağrılı yanma ve hazımsızlık</li>
	<li>&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ağır, sırılsıklam gece terlemeleri</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Feb 2023 12:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/02/erkeklerde-en-cok-akciger-kadinlarda-meme-kanseri-goruluyor-1675417163.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakan Koca: Temininde zorluk yaşanan ilaçların üretimi arttırıldı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-koca-temininde-zorluk-yasanan-ilaclarin-uretimi-arttirildi-2855</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bakan-koca-temininde-zorluk-yasanan-ilaclarin-uretimi-arttirildi-2855</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kısa zaman içerisinde eksikliği hissedilen antibiyotikler, çocuk şurupları dâhil olmak üzere, pek çok ilacın piyasaya verileceğini duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kısa zaman içerisinde eksikliği hissedilen antibiyotikler, çocuk şurupları dâhil olmak üzere, pek çok ilacın piyasaya verileceğini duyurdu.</p>

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, antibiyotik ve çocuk şurupları dahil olmak üzere temininde zorluk yaşanan ilaçların kısa zamanda piyasaya verileceğini açıkladı.</p>

<p>Temininde zorluk yaşanan bazı ilaçların üretiminin arttırıldığını duyuran Bakan Koca, "Şu an mevsimsel hastalıklara bağlı talep artışı, dünyada hammadde üretimi kaynaklı sorunlar var. Kısa zaman zarfında eksikliği hissedilen antibiyotikler, çocuk şurupları dâhil olmak üzere, pek çok ilaç piyasaya verilecek" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Az sayıda hastaya özel olarak getirilen, başka ülkelerde ruhsatlı ve Türkiye'de ruhsatı olmayan ilaçların varlığına vurgu yapan Bakan Koca, "Bunlardan biri için ileri sürülen iddiaların gereği yapılmıştır. Kısa zamanda, bizde ruhsatlı olmayan ilaçların ülkeye girişinde İlaç Takip Sistemine kaydını sağlayacağız" dedi.</p>

<p>Her bir ilaç kutusunun, onu diğer kutulardan ayıran bir kimlik numarası olduğunu kaydeden Bakan Koca, "Kutuyu, üretimden reçete edildiği hastaya kadar takip ediyoruz. Eczane raflarındaki tüm ruhsatlı ilaçlar bu İlaç Takip Sistemine kayıtlı. Eczaneden alınan ruhsatlı ilacın sahte olması söz konusu değil" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakan Koca, paylaşımında ayrıca paylaşımında, çocukluk çağı enfeksiyonlarında kullanılan, temininde sıkıntı yaşanılan şurup formlu antibiyotiklerden 2022 Aralık ayında piyasaya 1,8 milyon kutu, bugün itibariyle de Ocak 2023’te ise piyasaya 3,1 milyon kutunun arz edildiğini belirterek, Şubat ayında üretim miktarını daha da artırmaya çalıştıklarını söyledi.</p>

<p>&nbsp;<img src="https://www.igfhaber.com/static/sc/screenshot-2023-01-30-at-10-52-59-dr-fahrettin-koca-drfahrettinkoca-twitter-1675065353-912.png" style="height:579px; width:750px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Jan 2023 14:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/01/bakan-koca-temininde-zorluk-yasanan-ilaclarin-uretimi-arttirildi-1675077349.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tekrar Isıtılınca Zehire Dönüşen 7 Besin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/tekrar-isitilinca-zehire-donusen-7-besin-2827</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/tekrar-isitilinca-zehire-donusen-7-besin-2827</guid>
                <description><![CDATA[Kimi zaman gıda israfını önlemek adına,  kimi zaman ise yoğun iş temponuzun zaman kısıtlılığına neden olmasından dolayı zamandan tasarruf etmek adına hafta başından veya bir gece önceden günün yemeğini hazırlamak istiyor olabilirsiniz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kimi zaman gıda israfını önlemek adına, &nbsp;kimi zaman ise yoğun iş temponuzun zaman kısıtlılığına neden olmasından dolayı zamandan tasarruf etmek adına hafta başından veya bir gece önceden günün yemeğini hazırlamak istiyor olabilirsiniz.</p>

<p>Uzmanlar bu konuda hassas ve özenli davranılmasının altını çizerken, bu besinler için sadece taze pişmiş olarak tüketilmesinin önemini vurguladı.&nbsp;</p>

<p><strong>BESLENİRKEN SAĞLIĞINIZDAN ÖDÜN VERMEYİN&nbsp;</strong></p>

<p>Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümünden Dyt. Benan Koç, ısıtılarak yenen bazı besin gruplarının sağlık açısından tehlikeli olabileceğini ifade ederek dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Peki ya ikinci kez ısıtıldığında sağlık sorunlarına sebebiyet verebilecek besinler nelerdir?</p>

<p><strong>ISPANAK&nbsp;</strong></p>

<p>Kış aylarının olmazsa olmazı ıspanak çeşitli vitamin, mineral ve temel besin öğeleri içeren besin değeri zengin yeşil yapraklı bir sebzedir. İçerdiği A,C, K, B vitaminleri, magnezyum, kalsiyum, demir mineralleri &nbsp;ve diyet lifi nedeniyle kalp damar hastalıklarına karşı koruma sağlar, kabızlığı önler, bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olmaktadır. Mevsiminde tüketilmesini önerdiğimiz ıspanak pişirilmeden önce sirkeli su ile iyi bir şekilde yıkanmalı tüketebileceğiniz miktar kadar pişirilmeli. Pişirilen ıspanak yemeğinin tekrar ısıtılması sakıncalıdır. İçerdiği nitrat maddesinin tekrar ısınmasıyla nitrite ve nitrozaminlere dönüşmesi ciddi gıda zehirlenmelerine yol açabilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>YUMURTA</strong></p>

<p>Sabah kahvaltıların vazgeçilmezi protein kaynağı yumurta tekrar ısıtılmaması gereken besinler arasında yer almaktadır. Yumurta, yumurta içeren yemekler ve sosların tekrar ısıtılmasıyla yumurtanın protein yapısı parçalanır ve içerisindeki su miktarı azalmaktadır bununla birlikte gıda zehirlenmesine sebep olabilmektedir.&nbsp;</p>

<p><strong>PATATES&nbsp;</strong></p>

<p>Pişirilen patatesin saklama koşullarının sağlanmaması, yani pişirme işleminden sonra oda sıcaklığında bırakılması sonucu toksin üretir bununla birlikte Clostridium botulinum oluşumuna neden olarak Botulzim zehirlenmesine yol açabilmektedir. Bu nedenle patatesin tekrar ısıtılmasından daha çok pişen patatesin saklama koşulları önemlidir. Pişirilen patates servis edildikten sonra buzdolabında muhafaza edilmeli. Muhafaza koşullu doğru yapılan patates ikinci kez kullanılacaksa patatesi soğuk olarak patates salatası şeklinde tüketilmelidir.</p>

<p><strong>MANTAR</strong></p>

<p>Tüketeceğiniz miktarda pişirilmesi önerilen mantar tekrar ısıtıldığında protein yapısının bozulmasıyla çeşitli sindirim problemlerine, karın ağrısı ve şişkinliğe sebep olabilir. &nbsp;</p>

<p><strong>TAVUK</strong></p>

<p>Buzdolaplarımızda veya derin dondurucularımızda en çok saklanan yiyeceklerden biri de; protein kaynağı olan tavuk ve yumurtadır. &nbsp;Her ikisi de tekrar ısıtıldığında protein kompozisyonun değişmesiyle çeşitli sindirim sistemi rahatsızlıklarına sebebiyet vermektedir. Bu yüzden tüketeceğiniz porsiyonu taze şekilde pişirip yemek en sağlıklı seçenek olacaktır. &nbsp;Arta kalan tavuk tüketilecekse saklama koşullarına uygun saklayıp soğuk bir şekilde salatanıza veya soğuk sandviç olarak tüketebilirsiniz.&nbsp;</p>

<p><strong>PANCAR</strong></p>

<p>Bağışıklık sistemi dostu ve antioksidan deposu pancar; &nbsp; yeşil yapraklı sebzeler gibi içerdiği nitrat maddesinin tekrar ısınmasıyla nitrite dönüşmesine neden olur. Bu nedenle pancarı tekrar ısıtmak toksik bileşiklerin ortaya çıkmasına sebebiyet vererek kansorejen etki yaratabilmektedir. Pancar ve ıspanak gibi kerevizde içerdiği nitrat nedeniyle tekrar ısıtılması sakıncalı olan besinler arasında yer almaktadır.</p>

<p><strong>PİRİNÇ</strong></p>

<p>Saklama koşulları sağlanan; &nbsp;servise sunulduktan sonra hava geçirmeyen saklama kaplarında muhafaza edilen ve pişirildikten sonra bir saat içerisinde buzdolabında saklanan pirinç, sağlıklı bir şekilde tekrardan ısıtılabilir. Oda sıcaklığında bir saatten fazla bekleyen pilav bacillus cereus adlı bakteri üretmeye başlar bu nedenle oda sıcaklığında uzun süre bekletilen pilavın tekrar ısıtılması çeşitli sağlık problemlerine sebebiyet verebilir.</p>

<p>Tüm yiyecekler; &nbsp; çiğ veya pişmiş olsun bekledikçe besin değerini kaybeder. İkinci kez ısıtılan yemeklerde besin değerlerinde kayıplara ve besin zehirlenmelere veya sindirim sorunlarına neden olabilir bu nedenle öğünlerinizi tüketebileceğiniz porsiyon kadar pişirmeli ikinci kez ısıtılması riskli olan besinleri tekrar ısıtmamalısınız. Pişirilmesi sakıncalı olan besinler dışında kalan yemekleri yeniden ısıtmanız gerekirse; &nbsp;sadece tüketeceğiniz miktar kadar ısıtmanızı bir yemeği bir kereden fazla ısıtmamanız gerektiğini unutmamalısınız. Gerekli besin güvenliğini sağlamak için pişirmenin yanında gerekli muhafaza koşullarının sağlanması da önem taşımaktadır. Pişirilen ve porsiyonca fazla yapılan yemeği iki saatten fazla oda sıcaklığında bekletilmesi bakteri üremesi sonucu ile çeşitli gıda zehirlenmelerine yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu yüzden kendiniz ve sevdikleriniz için beslenme planı yaparken ve menüler oluştururken son derece dikkatli olmanız çok önemlidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 25 Jan 2023 16:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/01/tekrar-isitilinca-zehire-donusen-7-besin-1674653220.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kahve kansere yakalanma riskini azaltıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kahve-kansere-yakalanma-riskini-azaltiyor-2649</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kahve-kansere-yakalanma-riskini-azaltiyor-2649</guid>
                <description><![CDATA[Dünya üzerinde en çok tüketilen besin maddelerinden bir tanesi olan ve kahvede yoğun bir şekilde bulunan kafein, gündelik rutinlerimizde o kadar iç içe girdi ki birçok insanın hayatına düzenli olarak dokunur hale geldi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya üzerinde en çok tüketilen besin maddelerinden bir tanesi olan ve kahvede yoğun bir şekilde bulunan kafein, gündelik rutinlerimizde o kadar iç içe girdi ki birçok insanın hayatına düzenli olarak dokunur hale geldi.</p>

<p>Yeterli ve dengeli olarak planlanmış bir beslenme düzenine ek olarak antioksidan ve biyoaktif bileşenler içeren bazı besinlerin de eklenmesi oldukça fayda sağlıyor. Kahve, bu besinler arasında en çok bilinen ve tercih edilen aktör olma özelliğini koruyor.</p>

<p>Bu yüzdendir ki kahvenin hastalıklar üzerindeki olumlu etkileri ve faydaları konusunda sıklıkla bilimsel araştırmalar yapılıyor.</p>

<p><strong>ZAYIFLAMA SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR</strong></p>

<p>Kahvenin yararları üzerinde duran Arabica Coffee House Ceo’su Av. Sertaç Yalçın, "Kafeinin en yaygın psiko-aktif ilaç olduğunu söyleniyor. Gerçekten de yapılan araştırmalar kafein alımının modern yaşama uyum sağlama açısından önemli bir yardımcı olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni de insan vücudunun çalışmasının gün ışığı ve gecenin oluşturduğu bir ritme alışık olması. Ancak modern yaşamın düzenine ayak uydurmak için bu ritmin bozulması gerekebiliyor. Bu noktada da devreye kahve giriyor. Kafein aynı zamanda, yağ hücrelerine doğrudan sinyal göndererek yağları parçalamalarını söyleyen sinir sistemini uyarıyor ve metabolizmanın hızlanmasına da katkıda bulunuyor. Böylece yağ yakma ve dolayısıyla zayıflama sürecini hızlandırdığı da biliniyor. Tabii bu süreçte iyi, kaliteli ve doğru kavrulmuş kahveyi sade olarak tüketmeye ve dengeli beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Kafeinin beyin dışında bağırsak, kalp ve solunum sistemine etkisi varsa da, asıl olarak bu yolda merkezi sinir sistemini yani beyni uyarıyor. Aynı zamanda kahve; dikkat, uyku, yakın hafıza gibi işlevlerimizi olumlu yönde etkiliyor.” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Jan 2023 13:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/01/kahve-kansere-yakalanma-riskini-azaltiyor-1673002770.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bel Fıtığı Hakkında Doğru Sanılan 10 Hatalı Bilgi!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bel-fitigi-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-2631</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bel-fitigi-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-2631</guid>
                <description><![CDATA[Bel ağrıları, yetişkin popülasyonda hekimlere en sık başvuru nedeni olarak ilk sırada yer alıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bel ağrıları, yetişkin popülasyonda hekimlere en sık başvuru nedeni olarak ilk sırada yer alıyor. Toplumumuzda her 10 kişiden 8’i yaşamlarının herhangi bir döneminde bel ağrısı sorunuyla karşılaşıyor. Yaygın inanışın aksine, bel ağrılarının çok az bir kısmı ‘fıtık’ nedenli oluyor.&nbsp;<strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar,</strong>&nbsp;yaşam kalitesini oldukça düşürebilen bel fıtığında erken dönem tedavinin çok önemli olduğuna işaret ederek, “Ameliyata ihtiyaç duyulduğunda,&nbsp;doğru bir zamanlama ile yapılan cerrahi müdahaleden hastanın faydalanma oranı daha yüksek oluyor. Hastalarda güç kaybı geliştikten sonra ise beklenen sürenin uzunluğu cerrahinin başarı şansını olumsuz etkiliyor. Ancak toplumda doğru sanılan bazı hatalı bilgiler ve bu yönde davranılması zaman kaybına, bunun sonucunda da tedaviden istenilen başarının elde edilememesine neden olabiliyor. Dahası tedavide gecikme kas gücünde kalıcı azalmanın yanı sıra felç gibi ciddi sorunlarla sonuçlanabiliyor” diyor.&nbsp;<strong>Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar,</strong>&nbsp;toplumda bel fıtığı hakkında doğru sanılan hatalı bilgileri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.&nbsp;</p>

<p><strong>Her bel ağrısı bel fıtığıdır. YANLIŞ!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:&nbsp;</strong>Bel ağrılarının yüzde 95’i disk dejenerasyonu ve kas eklem tutulmaları gibi fıtık dışı etkenlerden kaynaklanıyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bel fıtığı ameliyatı sonrasında felç kalma riski yüksektir. YANLIŞ!</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong>&nbsp;Toplumdaki yaygın inanışın aksine, mikrocerrahi yöntemiyle gerçekleştirilen ameliyat sonrasında felç kalma riski çok düşük olup, yüzde 1’in altında seyrediyor. &nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Şiddetli bacak ağrısının aniden geçmesi iyiye işaret eder. YANLIŞ!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong>&nbsp;Bel fıtığına bağlı oluşan şiddetli bacak ağrısının aniden ve kendiliğinden geçmesi, bazen ciddi sinir hasarından kaynaklanabiliyor.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bel fıtığı ameliyatından sonra korse kullanımı zorunludur. YANLIŞ!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:&nbsp;</strong>Günümüzde bel fıtığı ameliyatlarında sıklıkla mikrocerrahi yöntem tercih ediliyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, “Mikrocerrahi yöntemi ile yapılan bel fıtığı operasyonu sonrasında hastalar, korse kullanımı gerekmeksizin, ameliyatın ardından 4 ila 6 saat sonunda ayağa kalkıp yürüyebiliyorlar” diyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bel fıtığı tanısı konan hastalar sert zeminde yatmalıdır. YANLIŞ!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong>&nbsp;Bel fıtığı hastalarının da sağlıklı bireyler gibi, yarı ortopedik ya da tam ortopedik yatakta yatmaları herhangi bir sorun oluşturmuyor.&nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Ağır yük kaldırmak bel fıtığına neden olur. YANLIŞ!<br />
&nbsp;DOĞRUSU:</strong>&nbsp;Sanılanın aksine bel fıtığı sorunu ağır bir yük kaldırmak ile ilişkili olmuyor. Hareketsiz yaşam süren bireyler, ağır bedensel bir işte düzenli olarak çalışanlara kıyasla daha çok risk altındalar. Prof. Dr. Ziya Akar, “Hastalar çoğunlukla fazla hareket etmekten kaçınırlar. Oysa hareketsiz bir yaşam tarzı benimsemek de bel fıtığına yol açan nedenlerden birisidir ve önemli bir risk faktörüdür. Bunun nedeni ise oturduğumuzda disk içi basıncın en yüksek seviyesine ulaşması ve fıtıklaşmış&nbsp;olan diskin&nbsp;sinir köklerine basıyı artırmasıdır” diye konuşuyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Ameliyat sonrasında uzun süreli yatak istirahati şart. YANLIŞ!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:&nbsp;</strong>Yaygın inanışın aksine,<strong>&nbsp;</strong>bel fıtığı ameliyatı sonrasında uzun süreli yatak istirahati gerekmiyor. Prof. Dr. Ziya Akar, “Standart mikrocerrahi yöntemi kullanıldığında hastalar birinci haftanın sonunda gündelik hayata dönebiliyorlar” diyor. &nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Bel fıtığında ameliyat son çaredir. YANLIŞ!<br />
DOĞRUSU:</strong>&nbsp;Bacak ve ayaklarda güç kaybı, uyuşukluk, histe azalma ve idrar kaybı gibi belirtiler olduğunda zaman kaybetmeden cerrahi tedavinin uygulanması gerekiyor. Prof. Dr. Ziya Akar,<strong>&nbsp;</strong>aksi halde kalıcı sinir hasarları olabileceği uyarısında bulunuyor.&nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Bel fıtığı ilaç tedavisi ile düzeltilebilir. YANLIŞ!<br />
DOĞRUSU:</strong>&nbsp;İlaç tedavisi ile sadece mevcut semptomlara dönük bir yanıt alınabiliyor. Ancak cerrahi tedavi gerektiren hasta adayını tedavi etmiyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ziya Akar, günümüzde bel fıtığında en sık mikrodistektomi yöntemine başvurulduğunu belirterek, şöyle devam ediyor: “Mikrodistektomi aynı zamanda geçerliliğini ve güncelliğini koruyan altın standart tedavi yöntemidir. Minimal invaziv bir yöntem olduğu için hastalar ameliyat sonrasında aynı gün mobilize olabiliyor, ertesi gün ise hastaneden ayrılabiliyorlar”&nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Basit bel ağrısında hekime görünmek şart değil. YANLIŞ!&nbsp;</strong></p>

<p><strong>DOĞRUSU:</strong>&nbsp;Basit bel ağrısı için hekim yerine masör, fizyoterapist, osteopat veya kırık- çıkıkçıya &nbsp;gitmekte sakınca olmadığına yönelik yanlış inanışlar, ciddi sorunlara yol açabiliyor. Prof. Dr. Ziya Akar, “Basit bel ağrısının dahi altında romatizmal bir hastalıktan omurga tümörüne uzanan bir yelpazede yer alan hastalıkların olabileceği unutulmamalı. Bu nedenle ilk olarak beyin ve sinir cerrahi, fizik tedavi ya da ortopedi hekimine başvurmak son derece önem taşıyor” diyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Jan 2023 11:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2023/01/bel-fitigi-hakkinda-dogru-sanilan-10-hatali-bilgi-1672907943.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Domuz gribi ve soğuk algınlığı nasıl ayırt edilir?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/domuz-gribi-ve-soguk-alginligi-nasil-ayirt-edilir-2519</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/domuz-gribi-ve-soguk-alginligi-nasil-ayirt-edilir-2519</guid>
                <description><![CDATA[İnfluenza gribinin ortaya çıkmasına, influenza A ve influenza B virüsleri neden olur. Bu iki virüs de insanlar için bulaşıcıdır ancak domuz gribi dediğimiz oldukça bulaşıcı seyreden grip türüne neden olan influenza A (H1N1) virüsüdür.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnfluenza gribinin ortaya çıkmasına, influenza A ve influenza B virüsleri neden olur. Bu iki virüs de insanlar için bulaşıcıdır ancak domuz gribi dediğimiz oldukça bulaşıcı seyreden grip türüne neden olan influenza A (H1N1) virüsüdür.</p>

<p>Halk arasında Domuz gribi olarak bilinen influenza, virüslerin etken olduğu bir solunum yolu enfeksiyonudur. Domuz gribi belirtileri nelerdir? Kimler grip aşısı olmalı?</p>

<p>İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Servet Öztürk merak edilen soruları yanıtladı.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/16/1672030448-servet-zt-rk-1672037195-921.jpg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>DOMUZ GRİBİNİN BELİRTİLERİ NELERDİR?</strong></p>

<p>İnfluenza A (H1N1) virüsüne maruz kalmış kişilerde 1-2 günlük bir kuluçka döneminden sonra aniden belirtiler görülmeye başlanır. Domuz gribine işaret eden bu belirtileri şöyle sıralayabiliriz;</p>

<p>Yüksek ateş, Baş ve eklem ağrısı, Yorgunluk ve halsizlik, Öksürük , Üst solunum yolu akıntısı</p>

<p>Domuz gribine görülen yüksek ateş 5 güne kadar sürebilir. Herhangi bir kronik hastalığı olmayan kişilerde doğru tedavi ve sağlıklı bir beslenme ile bu belirtiler genellikle bir hafta içinde yok olur. İyileştikten sonra hasta bir süre daha kendini halsiz hissetmeye devam edebilir. Hastanın kronik bir rahatsızlığı varsa veya yaşlıysa yaşamı tehdit eden komplikasyonlar görülebilir bu komplikasyonlara en çok akciğerde rastlanır. Virüsün veya hastalık sırasındaki bakterilerin etkisiyle zatürre görülebilir.</p>

<p><strong>DOMUZ GRİBİ VE SOĞUK ALGINLIĞI NASIL AYIRT EDİLİR?</strong></p>

<p>Birbiri ile benzer belirtiler gösteren influenza ve soğuk algınlığı genellikle birbirine karıştırılır. Her iki hastalığın temelinde viral bir enfeksiyon olsa da farklı virüsler tarafından meydana gelir.</p>

<p>Bu iki viral hastalığın arasındaki en önemli fark domuz gribinde ateş olması; soğuk algınlığındaysa olmamasıdır. Ayrıca soğuk algınlığı esnasında kişiler genellikle günlük rutinlerine devam edebilirken domuz gribi aşırı derecede eklem ağrısı ve halsizliğe yol açabilir bu nedenle kişiler dinlenme ihtiyacı duyar. Her iki hastalıkta da burun akıntısı veya tıkanıklığı, boğaz ağrısı ve öksürük olabilir.</p>

<p><strong>DOMUZ GRİBİ HASTALIĞI NASIL BULAŞIR?</strong></p>

<p>Domuz gribi, kişiden kişiye genellikle öksürme, aksırma esnasında ortama yayılan ve virüs içeren damlacıklarla bulaşır. Bu damlacıklar birkaç saat boyunca havada kalabilir ve insanlara hastalığı bulaştırabilir. Bu nedenle kalabalık ortamlarda bulunan kişilerin maske kullanımı ve el hijyenine dikkat etmesi gerekmektedir. COVID-19 salgını sırasında oluşan sosyal mesafe, maske ve dezenfektan kullanımı gibi alışkanlıkların devam ettirilmesi kişileri influenza A virüsüne karşı koruyacaktır. &nbsp;</p>

<p><strong>TEDAVİSİ NASIL YAPILIR?</strong></p>

<p>İnfluenza semptomları başladıktan sonraki 48 saat içerisinde başlanacak antiviral tedavinin etkinliği oldukça yüksektir. 48 saatten sonra başlanan tedavinin etkisi oldukça düşüktür. Bu nedenle erken teşhis için özellikle influenza tanılı kimseyle temas eden, ateş, baş ve yaygın vücut ağrısı olan hastaların test yaptırmaları erken tedavi için uygun olacaktır.</p>

<p>Doktor tarafından reçete edilen antiviral ilaçların yanında; ağrı kesici ve ateş düşürücü gibi ilaçlar, dengeli beslenme, bol sıvı alımı ve yatak istirahati bu hastalığın tedavisine önemlidir. Sanılanın aksine bu hastalıkta antibiyotik etkili değildir. Antibiyotik tedavisi ancak domuz gribine ek olarak gelişen bakteriyel kaynaklı enfeksiyonlarda, doktor tarafından önerildiğinde kullanılabilir.</p>

<p><strong>GRİP AŞISINI KİMLER YAPTIRMALI?</strong></p>

<p>Maske kullanımı, sosyal mesafe ve el hijyenine özen gösterilmesinin yanı sıra gripten korunmadaki en etkili yöntem aşıdır. Her yıl düzenli olarak yenilenmesi gereken aşıların içeriği Dünya Sağlık Örgütü'nün önerileri dikkate alınarak hazırlanır. Aşı, 6 aydan büyük ve yumurta alerjisi olmayan herkese önerilse de bazı grupların aşı olması diğer gruplara nazaran daha önemlidir. Eğer siz de aşağıdaki gruplardan birine giriyorsanız yıllık grip aşınızı olmalısınız;</p>

<ul>
	<li>50 yaş ve üzeri kişiler</li>
	<li>Palyatif bakım alanlar</li>
	<li>Huzur evinde kalanlar</li>
	<li>Kronik akciğer ve kalp hastalıklarına sahip kişiler</li>
	<li>Kronik böbrek hastalığına sahip kişiler</li>
	<li>Şeker hastalığı olanlar</li>
	<li>Otoimmün hastalığı olanlar</li>
	<li>Hamileler</li>
	<li>Sağlık çalışanları</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Dec 2022 10:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/12/domuz-gribi-ve-soguk-alginligi-nasil-ayirt-edilir-1672040691.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baş ağrısı deyip geçmeyin!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bas-agrisi-deyip-gecmeyin-2503</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bas-agrisi-deyip-gecmeyin-2503</guid>
                <description><![CDATA[Uzmanlar, özellikle sabahları kişinin baş ağrısıyla uyanması ve giderek bu ağrının gün içerisinde azalmasının beyin tümörünü düşündürecek bir baş ağrısı olduğunu ifade etti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlar, özellikle sabahları kişinin baş ağrısıyla uyanması ve giderek bu ağrının gün içerisinde azalmasının beyin tümörünü düşündürecek bir baş ağrısı olduğunu ifade etti.</p>

<p>Nev Esentepe Beyin ve Sinir Hastalıkları Cerrahisi Op. Dr. Ufuk Özsoy, beyin tümörleri hakkında açıklama yaptı.</p>

<p>“Beyin tümörü; beynin kendi sinir dokusundan, beyni çevreleyen zarlardan ya da beyin içerisindeki damarlardan kaynaklanan anormal hücre büyümesi olarak tabir ettiğimiz, normalde olmaması gereken dokulardır” diyen Dr. Özsoy, beyin tümörlerinin iyi ve kötü huylu olarak iki gruba ayrıldığına dikkati çekti.</p>

<p>Beyin tümörlerinin en önemli belirtisi baş ağrısı olduğunun altını çizen Op. Dr. Özsoy, "Baş ağrısının dışında bulantı, kusma, kollar ve bacaklarda güçsüzlük, epileptik nöbet dediğimiz vücutta istemsiz kasılmalar gibi şikayetlerle hastalık belli olabilir. Bu şikayetler arasında en sık gördüğümüz baş ağrısıdır. Özellikle günümüzde baş ağrısı birçok kişinin mustarip olduğu bir sıkıntı. Bunlar arasında beyin tümörleri baş ağrısına sebebiyet veren küçük bir grubu oluşturmakta. Ancak erken dönemde yakalandığı takdirde tedavisinin daha hızlı daha kalıcı iyilik hali sağlanabileceği bir rahatsızlık. Özellikle sabahları kişinin baş ağrısıyla uyanması ve giderek bu baş ağrısının gün içerisinde azalması bize beyin tümörünü düşündürecek bir baş ağrısı grubunu ifade etmektedir. Eğer böyle baş ağrısı yaşayan hastalarımız olursa, beyin cerrahına gidip beyin MR görüntülenmesi yaptırmalarında fayda var" diye konuştu.</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/op/op-dr-ufuk-ozsoy-1671710564-546.jpg" style="height:750px; width:750px" /></p>

<p><strong>ERKEN TEŞHİS YAŞATIR</strong></p>

<p>İki farklı beyin tümörü olduğunu söyleyen Özsoy, "İyi huylu beyin tümörleri çok yavaş büyüyen, büyüdükçe hacimsel olarak genişleyip sinir dokusunu sıkıştırdığı için baş ağrısı, kollarda ve bacaklarda güçsüzlük, nöbet geçirme, bulantı ve kusma gibi birtakım problemlere sebep olabiliyor. İyi huylu tümörlerde genel olarak ameliyatla çıkarıldığı takdirde ömür boyu ilave bir tedaviye gerek kalmadan kalıcı bir şekilde iyilik hali sağlanabilmekte. Ancak kötü huylu tümörlerin tedavisi daha karmaşıktır. Kötü huylu beyin tümörleri için Patoloji dediğimiz yani davranışsal olarak nasıl bir tümör olduğunu ortaya koyduktan sonra belirlenecek tedavi stratejileri vardır. Kötü huylu beyin tümörleri çok hızlı büyür. Bulunduğu yerde ciddi&nbsp; derecede baskı yapar. Sadece fiziki olarak değil, ödem etkisi oluşturduğu için çevre sinir dokularını, damar yapılarını, beyin zarını sıkıştırarak hızlı bir şekilde hastada şikayet oluşturmaya ve genel durumu da kötüleştirmeye sebebiyet verebilir" diye konuştu.</p>

<p>Günümüzdeki yaygın baş ağrısı sebeplerinin bir kısmının beyin tümörlerine bağlı olduğunu vurgulayan Özsoy, "Beyin tümörü tedavisi ne kadar erken davranılırsa o kadar hızlı ve konforlu&nbsp; bir şekilde tedavi edilebilir. Eğer ailede beyin tümörü şikayeti olan varsa mutlaka tarama amaçlı beyin MR'ı çekilmesinin faydası vardır. Bunların genetik olarak geçme özelliği vardır. Onun için baş ağrısı deyip geçmemek gerekir. Bu baş ağrısının bir kısmının nedeni beyin tümörü olduğu için mutlaka bir hekime başvurarak bu ağrının kaynağının araştırılmasının faydası vardır" diyerek hastaları erken teşhis konusunda uyardı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Dec 2022 21:54:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/12/bas-agrisi-deyip-gecmeyin-1671735397.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Saç Dökülmesine Karşı 10 Önlem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/sac-dokulmesine-karsi-10-onlem-2384</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/sac-dokulmesine-karsi-10-onlem-2384</guid>
                <description><![CDATA[Dikkat! Bu hatalı alışkanlıklar saçları tel tel döküyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dikkat! Bu hatalı alışkanlıklar saçları tel tel döküyor…</p>

<div>
<p>Saç dökülmesi günümüzde en sık görülen sorunlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Yetişkin bir insanda ortalama 100-150 bin saç teli bulunuyor ve günde 50-100 saç telini kaybetmek genellikle olağan kabul ediliyor. Ancak saç dökülmesi fark edilecek yoğunlukta olduğunda, ani veya yama tarzında döküldüğünde, ön saç çizgisi geriye çekildiğinde, tararken veya yıkarken normalden daha fazla saç teli döküldüğünde mutlaka bir dermatoloji uzmanına başvurmak gerekiyor. Zira, saç dökülmesinin en sık nedeni kalıtsal eğilim olsa da çeşitli hastalıklar, dengesiz beslenme, bazı ilaçların yan etkileri, stres oluşturan faktörler, hatalı saç şekillendirme ve abartılı ya da uygun olmayan saç bakım ürünleri gibi birçok etken saçların dökülmelerine yol açabiliyor. Hemen hepimizde ciddi bir kaygı oluşturan saç dökülmesi aslında önemli bir sağlık probleminden kaynaklanmıyorsa ya da ilerlemiş bir kalıtsal dökülme değil ise uygulanan tedavilerle yeniden ışıl ışıl ve gür saçlara kavuşabiliyoruz.</p>

<p><strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Züleyha Özgen,</strong> saç dökülmesinin nedenine göre uygulanan pek çok tedavi seçeneği olduğuna dikkat çekerek, ”Günümüzde saç dökülmesini durdurmak, saçın kalitesini artırmak ve yeni saç çıkışını aktif hale getirmek için çeşitli yöntemlere başvuruyoruz. Altta yatan etkene göre değişiklik göstermekle birlikte, erken dönemde başlanan ve sabırla uygulanan doğru tedavilerin birlikte kullanımıyla, saçların çok daha iyi bir duruma getirilmesi genellikle mümkün oluyor. Hiçbir yöntemin yüzde yüz etkili olmaması nedeniyle tedavi yöntemlerini birlikte ya da dönüşümlü kullanarak başarı şansımızı yükseltiyoruz” diyor. <strong>Dermatoloji Uzmanı Dr. Züleyha Özgen, </strong>saç dökülmesine karşı almanız gereken önlemleri ve uygulanan yöntemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu.</p>

<p><strong>Saç dökülmesine karşı 10 önemli öneri!</strong></p>

<p><em>Saç bakımında yapılan hatalı uygulamalar, saç dökülmesine en sık yol açan faktörler arasında yer alıyor. Bu alışkanlıklardan vazgeçildiğinde eskisi gibi gür saçlara kavuşmak mümkün olabiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Züleyha Özgen, saçlarınızın aşırı dökülmesini önlemek için dikkat etmeniz gereken kuralları şöyle sıralıyor: </em><strong> </strong></p>

<ul>
	<li>Saçlarınızı sıkı toplamaktan kaçının.</li>
	<li>Abartılı ve sık şekillendirici ürün kullanmayın.</li>
	<li>Saçlarınızı sık yıkamayın. Gün aşırı ya da haftada 2 kez yıkayabilirsiniz.</li>
	<li>Havluyla sert bir şekilde değil, nazikçe kurulayın.</li>
	<li>Isısı yüksek saç kurutma makineleriyle kurutmayın.</li>
	<li>Her hafta fön çektirmeyin.</li>
	<li>Brezilya fönü, perma, saçı sarartma ve boyama gibi işlemlerle saçınızı kimyasallara maruz bırakmayın.</li>
	<li>Kimyasal içeriği hafif olan şampuan ve saç kremlerini tercih edin.</li>
	<li>Saçlarınızı nazikçe taramaya özen gösterin. Sık sık dokunup çekiştirmeyin.</li>
	<li>Ağır diyetler yapmaktan kaçının.</li>
</ul>

<p><strong>SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI YÖNTEMLER</strong></p>

<p>Saç dökülmesine karşı aldığımız önlemler yeterli gelmezse, günümüzde altta yatan nedene göre uygulanan çeşitli yöntemler; saç dökülmesini durdurabiliyor, kalitesini artırabiliyor ve yeni saç çıkışını aktif hale getirebiliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Züleyha Özgen, bu yöntemleri şöyle sıralıyor:</p>

<p><strong>Yerel minoksidil losyon/köpük kullanımı </strong></p>

<p>FDA (Amerikan ilaç birliği) tarafından onaylanmış bir tedavi yöntemidir. Günümüze dek tedavide altın standart olarak kabul edilen bu yöntemin etkinliğini görebilmek için saçlı deriye en az 4-5 ay uygulanması gerekiyor. Tedavi bırakıldığında süreç kaldığı yerden devam ediyor, bu nedenle uzun süreli kullanımı öneriliyor.</p>

<p><strong>Trombositten zengin plazma (PRP)</strong></p>

<p>Trombositten zengin plazma, diğer adıyla PRP (Platelet Rich Plasma) yönteminde kişiden alınan az miktardaki kan, özel bir tüp içine konulduktan sonra santrifüj ediliyor, yani ayrıştırılıyor. Elde edilmiş olan trombosit ve büyüme faktörleri yönünden zenginleştirilmiş plazma; enjeksiyonla saçlı deriye geri uygulandığında ya da dermapen gibi mikroiğneleme yöntemleri sonrası saçlı deriye yerel olarak yapıldığında da başarılı sonuçlar elde edilebiliyor. PRP, hızlı etki isteyen hastalarda yan etkileri açısından oldukça güvenli bir tedavi seçeneğidir. Dermatoloji Uzmanı Dr. Züleyha Özgen, ”Her yıl bir ay arayla 3-6 seans arası yapılan PRP yöntemi diğer tedavilerle kombine edildiğinde oldukça yüz güldürücü yanıtlar alınmasını sağlıyor. Tedavinin başarısı trombositten zenginleştirilmiş olan plazmanın elde etme yöntemine ve kişiye özel değişiklik gösterebiliyor” diyor.</p>

<p><strong>Saç mezoterapisi</strong></p>

<p>Çok çeşitli kokteyler ile yapılan mezoterapi yönteminde saçın uzamasını destekleyecek olan peptid, vitamin ve hormonlar; iğnelerle doğrudan saç köklerine veriliyor. Dermatoloji Uzmanı Dr. Züleyha Özgen,<strong> </strong>tedavi başarısının kişiden kişiye ve kullanılan mezoterapi ürünlerine göre değiştiğini vurgulayarak, ”Bu yöntem yıllık bir ay arayla ve 3-6 seans arasında uygulanıyor. Doğru mezoterapi ürünleriyle yapılmış işlemlerden alınan hızlı yanıtlar nedeniyle hastalar tarafından oldukça sık tercih ediliyor” diyor.</p>

<p><strong>Kök hücre tedavileri </strong></p>

<p>Kişinin vücudundaki yağlar ve kıl köklerinden alınan kök hücreler özel laboratuvar koşullarında çoğaltılarak iğneyle tekrar kıl köklerine veriliyor. Yılda 1-2 seans şeklinde yapılabilen kök hücre tedavisi 2-5 yıl arası etki gösterebiliyor. Bu yöntemden diğer tedavilerle birlikte oldukça yüz güldürücü sonuçlar alınıyor.</p>

<p><strong>Düşük doz lazer ve ışık tedavileri</strong></p>

<p>Etkinlikleri tek başına sınırlı olsa da, düşük doz lazer ve ışık tedavileri diğer tedavilerin başarısını artırabiliyor.</p>

<p><strong>Finasterid/Dudasterid tablet</strong></p>

<p>Erkeklik hormonunun aktif formuna dönüşmesini engelleyen bu ajanlar tablet olarak ağızdan alınabilmekle birlikte, mezoterapi protokollerinde iğneyle saç köklerine de uygulanabiliyor. Tablet olarak ağızdan alınmalarının bazı istenmeyen etkileri nedeniyle; seçilmiş sınırlı hasta gruplarında kullanım yeri buluyor. Mezoterapi protokollerine eklenmeleri tedavinin başarısı şansını artırıyor.</p>

<p><strong>Flutamid ve bikalutamid tablet</strong></p>

<p>Erkeklik hormonunu baskılayan bir yöntemlerdir. Oldukça etkili olmalarına rağmen karaciğer üzerinde ciddi istenmeyen etkileri nedeniyle nadiren kullanılıyorlar.</p>

<p><strong>Spironolakton tablet</strong></p>

<p>Kadınlarda genetik ve hormonal saç dökülmesinde oldukça etkili sonuçlar alınıyor. Ancak başarı oranı yüksek olan bu tabletlerin doğru hastada istenmeyen yan etkilerinin yakından izlenmesi ve mümkün olan en düşük dozlarda kullanılmaları gerekiyor.</p>

<p><strong>Minoksidil tablet </strong></p>

<p>Henüz saç dökülmesinde onayı ve yeterince çalışması olmamasına rağmen umut vaat eden bu tedavi, seçilmiş hastalarda oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Ancak nadir de olsa görülebilecek yan etkilerinin kontrolü için tedavi öncesinde kardiyoloji hekimine başvurmak oldukça önem taşıyor.</p>

<p><strong>Doğum kontrol hapları</strong></p>

<p>Hormon dengesizliği olan kadınlarda spirinolakton ile birlikte ya da tek başına kullanımı tedavinin başarısını artırıyor.</p>

<p><strong>Saç ekimi</strong></p>

<p>Diğer tedavilerle daha ileri yanıt alınamayan ve saç ekimine uygun kadın ile erkeklere uygulanabiliyor.</p>

<p><strong>Medikal protez saçlar</strong></p>

<p>Bu yöntem tedaviyle istenilen yanıt alınamamış ya da iyileşme sürecini kozmetik olarak daha kabul edilebilir şekilde geçirmek isteyen kişiler tarafından tercih ediliyor. Saçlı deriye yapıştırılan medikal protez saçlar kişinin kendi saçından çoğaltılmasının yan sıra başka birine ait saçlardan yapılabiliyor veya sentetik olarak üretilebiliyor.</p>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 09 Dec 2022 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/12/sac-dokulmesine-karsi-10-onlem-1670580891.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanlar parasızlıktan boşanamıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/insanlar-parasizliktan-bosanamiyor-2340</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/insanlar-parasizliktan-bosanamiyor-2340</guid>
                <description><![CDATA[”Mutsuzluk, kaygı, can sıkıntısı, gelecek korkusu. Bunlar hastalık değil. Bunlar insanlık durumu” diyen Dr. Alper Hasanoğlu, Simge Fıstıkoğlu ile depresyon, hep mutlu olma isteği, aile dizimi üzerine doğru ve yanlışları konuştu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>”Mutsuzluk, kaygı, can sıkıntısı, gelecek korkusu. Bunlar hastalık değil. Bunlar insanlık durumu” diyen Dr. Alper Hasanoğlu, Simge Fıstıkoğlu ile depresyon, hep mutlu olma isteği, aile dizimi üzerine doğru ve yanlışları konuştu.</p>

<p>Simge Fıstıkoğlu, ”Delirmek Normal’dir” diyen Psikiyatrist Alper Hasanoğlu’nu konuk etti. Mutsuzluk depresyona dönüşebilir. Ani stres yükselmesi kişiyi hastalandırmaz. Ama sürekli olan aynı sorun 6-8 ay sürerse mücadele gücü, enerji tükeniyor. Öğrenilmiş bir çaresizlik geliştiriyorsa…” diyen Hasanoğlu ”benim kendime, geleceğe, hayata dair olumsuz bir bakış geliştirmeme neden oluyor. Bu işte depresyondur” diyor.</p>

<p>Hiçbir sebep yokken yaşanan depresyonlar, antidepresan kullanımı, hayat enerjisi, motivasyon, beyin hormonları, depresyondan çıkmanın yolları, hastalara tavsiyeler, hep mutlu olma isteği ve aile dizimi konusundaki doğrular ve yanlışlar üzerine merak ettiğiniz soruların yanıtlarını Simge Fıstıkoğlu’nun youtube kanalında izleyebilirsiniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Dec 2022 11:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/12/insanlar-parasizliktan-bosanamiyor-1670315065.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dikkat! Tuz stres yapıyor...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/dikkat-tuz-stres-yapiyor-2215</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/dikkat-tuz-stres-yapiyor-2215</guid>
                <description><![CDATA[Yeni bir bilimsel çalışma, çok fazla tuz içeren bir beslenmenin stres seviyelerindeki artışa katkıda bulunabileceğini gösterdi. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, yüksek tuzlu beslenme şeklinin stres hormonu düzeylerini yüzde 75 artırdığı bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeni bir bilimsel çalışma, çok fazla tuz içeren bir beslenmenin stres seviyelerindeki artışa katkıda bulunabileceğini gösterdi. Fareler üzerinde yapılan çalışmada, yüksek tuzlu beslenme şeklinin stres hormonu düzeylerini yüzde 75 artırdığı bulundu.</p>

<p>Diyetisyen Fatma Hasta Göral, Edinburgh Üniversitesi'nde yapılan ve Cardiovascular Research'de (Kardiyovasküler Araştırma) yayınlanan araştırmanın detaylarını paylaştı.</p>

<p><strong>6 GRAM YERİNE 9 GRAM TÜKETİYORUZ</strong></p>

<p>"Yetişkinler için önerilen tuz alımı günde altı gramdan azdır, ancak çoğu insan düzenli olarak yaklaşık dokuz gram yemektedir" diyen Göral, bunun da kalp krizi, felç ve vasküler demans risklerini artıran daha yüksek kan basıncına katkıda bulunabileceğini söyledi.&nbsp;</p>

<p>Bunu incelemek için, Edinburgh Üniversitesi'nden uzmanların normalde düşük tuzlu bir beslenmesi olan olan fareleri kullandıklarını ve insanların tipik alımını yansıtmak için onlara yüksek tuzlu yiyecekler verdiklerini anlatan Diyetisyen Fatma Hasta Göral, "Farelerin dinlenme halindeki stres hormonu düzeylerinin artmasının yanı sıra, çevresel strese verdikleri hormon tepkisinin, normal bir beslenme tipi uygulayan farelerinkinden iki kat daha fazla olduğunu buldular. Yani yediklerimiz beynimizin stresle başa çıkma biçimini de değiştiriyor. Yüksek tuz alımının kaygı ve saldırganlık gibi diğer davranışsal değişikliklere yol açıp açmadığını anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerekiyor. Bu arada, çok fazla tuzlu yemenin kalbimize, kan damarlarımıza ve böbreklerimize zarar verdiğini de unutmayalım" çağrısında bulundu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Nov 2022 14:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/11/dikkat-tuz-stres-yapiyor-1669116643.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Denge kaybı ve sürekli baş dönmesi Vertigo’yu işaret ediyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/denge-kaybi-ve-surekli-bas-donmesi-vertigoyu-isaret-ediyor-1800</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/denge-kaybi-ve-surekli-bas-donmesi-vertigoyu-isaret-ediyor-1800</guid>
                <description><![CDATA[Baş dönmesi olarak da bilinen Vertigo, denge kaybı ve sersemlik hissi olarak da tanımlanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Baş dönmesi olarak da bilinen Vertigo, denge kaybı ve sersemlik hissi olarak da tanımlanıyor. Vertigo belirtisinin baş dönmesi olduğunu belirten KBB Uzmanı Op. Dr. Ali Rahimi; bu rahatsızlığın hastaya hareket ederken, yürürken ve hatta dinlenirken bile denge kaybı yaşattığına ve dünyanın döndüğü hissettirdiğine dikkat çekiyor. Dr. Ali Rahimi, enfeksiyonlar ve alerjilerin de iç kulak hastalıklarına zemin hazırlayarak baş dönmesine yol açabileceğini ifade ediyor ve tedavi için öncelikle baş dönmesinin altında yatan sebeplerin tespit edilmesi gerektiğini vurguluyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. Ali Rahimi,<strong> </strong>vertigo rahatsızlığının belirtileri ve tedavi yöntemleri ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p><strong>Hastaya denge kaybı yaşatıyor</strong></p>

<p>Baş dönmesi olarak da bilinen vertigonun denge kaybı ve sersemlik hissi olarak da tanımlandığını belirten KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, ”Bu durumda olan bir hasta, dünyanın döndüğünü görür ve tamamen dengesini kaybeder. Özellikle hareket ederken, yürürken ve hatta dinlenirken bile kişide sallanma ya da baş dönmesi olarak görülebilir” dedi.</p>

<p><strong>Baş dönmesi varsa dikkat!</strong></p>

<p>Op. Dr. K. Ali Rahimi, vertigonun belirtisinin baş dönmesi olduğunu söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>”Bu baş dönmesi birçok şey ile birlikte görülebilir. Kulakta çınlama, kulakta basınç, kusma ve farklı belirtiler ile kendini gösterebilir. Vertigoda hastalığın şiddetine göre çeşitli sıkıntılar yaşanabilir. Kişi hafif bir vertigo yaşıyor ise hafif bir sallantı hisseder. Ancak çok şiddetli bir vertigo kişinin yataktan bile kalkamamasına ve sürekli kusmasına yol açar. Vertigoya bulantı, kusma ile birlikte anormal göz hareketleri ve terleme eşlik edebilir. İşitme kaybı ve kulak çınlaması gözlemlenebilir. Görme problemi, yürümede güçlük ve bilinç değişiklikleri tabloya eşlik edebilir.”</p>

<p><strong>Enfeksiyon ve alerjiler zemin hazırlayabiliyor</strong></p>

<p>Enfeksiyonlar ve alerjiler gibi çevresel faktörlere bağlı durumların, iç kulak hastalıklarının oluşumuna zemin hazırlayarak baş dönmesine yol açabileceğini ifade eden Op. Dr. K. Ali Rahimi, ”Baş dönmesine aynı zamanda bulantı, kusma, terleme, kulak çınlaması, işitme kaybı, kulakta dolgunluk hissi, ateş, görme bozukluğu, halsizlik, kuvvet kaybı ve hissizlik eşlik edebilir. Tüm bu belirtiler hastanın yaşamını olumsuz yönde etkileyerek büyük sorunlara yol açabilir” diye konuştu.</p>

<p><strong>Tedavi için altta yatan sebep bulunmalı</strong></p>

<p>Vertigo tedavisinde öncelikle baş dönmesinin neden oluştuğunun araştırılması gerektiğini belirten Op. Dr. K. Ali Rahimi, ”Hastanın rahatsızlığına göre çeşitli tedavi yöntemleri uygulanır. Hasta bazen çok şiddetli semptomlar ile hastaneye başvurarak, doktor kontrolünde çeşitli ilaçlar kullanarak sağlığına kavuşur. Burada önemli olan hastalığın altında farklı hangi rahatsızlıkların olduğunun araştırılması gerekir. Hasta birkaç bölümde muayene olur. Bu bölümler; kulak burun boğaz, nöroloji, dahiliye ve kardiyoloji bölümleridir. Bu bölümlerde muayene olduktan sonra rahatsızlığın neden kaynaklandığı tespit edilip hastaya uygun tedavi süreci başlatılır” dedi.</p>

<p><strong>Çocuklar hissi olarak yaşıyor</strong></p>

<p>Vertigonun çocuklarda hissi olarak gerçekleştiğini ifade eden NPİSTANBUL Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi ”Çocuğun yaşadığı baş dönmesini tanımlayıp anlatması oldukça önemlidir. İlk olarak çocuk nörolojisi ile temasa geçip uzmanın yönlendirmesi ile KBB uzmanlarının ve çocuk hastalıkları uzmanlarının tedavi etmesi sağlanmalı. Baş dönmesinin tedavisinde çeşitli ilaçlar verilir. Ancak bu araştırmalar ve bu tedavilerin hepsi tahlillerden sonra olur. Tahlilleri vermeden önce baş dönmesi yaşayan hastanın biraz rahatlaması gerekir. Çünkü tahliller uzun süreli olabilir” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 04 Oct 2022 11:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/10/denge-kaybi-ve-surekli-bas-donmesi-vertigoyu-isaret-ediyor-1664873292.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tıp’ta yeni bir mucize! Rahim nakli yapıldı, kız çocuğu dünyaya getirdi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/tipta-yeni-bir-mucize-rahim-nakli-yapildi-kiz-cocugu-dunyaya-getirdi-1779</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/tipta-yeni-bir-mucize-rahim-nakli-yapildi-kiz-cocugu-dunyaya-getirdi-1779</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 2011 yılında dünyada ilk rahim nakli yapılan kadın, 33 yaşında anne olduğunu açıkladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, 2011 yılında dünyada ilk rahim nakli yapılan kadın, 33 yaşında anne olduğunu açıkladı.</p>

<p>Tıpta bir mucize gerçekleşti. 2011 yılında dünyada ilk Türkiye’de yapılan rahim naklinin ardından 11 yıl sonra Erdem ailesinin kız çocuğu dünyaya geldi.</p>

<p>Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Prof. Dr. Ömer Özkan 2011’de, dünyada ilk rahim naklini yapmıştı. 14 ay önce, kadavradan alınan rahmin naklini yaptığı 33 yaşındaki hasta bir kız çocuğu sahibi oldu. İlki gibi Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde ortaya konan, dünyada çığır açıcı bu başarıyı kutluyoruz” ifadelerini kullandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 02 Oct 2022 10:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/10/tipta-yeni-bir-mucize-rahim-nakli-yapildi-kiz-cocugu-dunyaya-getirdi-1664695654.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlıkta yeni gelişmeler! Bakan Koca açıkladı: Asistanlar…</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/saglikta-yeni-gelismeler-bakan-koca-acikladi-asistanlar-1539</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/saglikta-yeni-gelismeler-bakan-koca-acikladi-asistanlar-1539</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği konusunda değişiklikleri ve hedefleri sosyal medya hesabından paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği konusunda değişiklikleri ve hedefleri sosyal medya hesabından paylaştı.</p>

<p>Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği, TUS ve DUS’ta çıkan soruların fakülte çekirdek eğitim programını esas almasını hedefliyor.</p>

<p>Çekirdek eğitime dayalı soru oranı son sınavda yüzde 80 kadardı. Hedef yüzde 100. YDUS için de çekirdek müfredata uygunluk amaçlanıyor. TUS’tan sonra gelen en çetin sınav kolaylaştırıldı. Asistanların nöbet sayısı artık ayda 8 ile sınırlı. 3 günde birden sık nöbet, gece nöbetinden sonra görev olmayacak” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Sep 2022 09:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/09/saglikta-yeni-gelismeler-bakan-koca-acikladi-asistanlar-1662274671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doktorların görev yerleri için tercih süreci bugün başlıyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/doktorlarin-gorev-yerleri-icin-tercih-sureci-bugun-basliyor-1517</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/doktorlarin-gorev-yerleri-icin-tercih-sureci-bugun-basliyor-1517</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, 13 bin 163 doktorun görev yerinin belirleneceği Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurası'nın bugün başlayacağını duyurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, 13 bin 163 doktorun görev yerinin belirleneceği Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurası'nın bugün başlayacağını duyurdu.</p>

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, 13 bin 163 doktorun görev yerinin belirleneceği Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurası'nın bugün başlayacağını duyurdu.</p>

<p>Bakan Koca, açıklamasında,&nbsp;<strong>"13 bin 163 doktorun görev yerinin belirleneceği 106'ncı Dönem Devlet Hizmeti Yükümlülüğü Kurası için tercih süreci&nbsp;https://pbs.saglik.gov.tr'den&nbsp;yarın&nbsp;başlıyor. Bugün online olarak katıldığım toplantıda doktor ve uzman doktor ihtiyacı olan sağlık kurumlarımız için değerlendirmeler yaptık" dedi.</strong></p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/fb/fbhg1nswaaevgdn-1662007206-504.jfif" style="height:427px; width:750px" /></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Sep 2022 08:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/09/doktorlarin-gorev-yerleri-icin-tercih-sureci-bugun-basliyor-1662009113.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Domates Gribi Nedir? Bu Salgından Korunmak İçin Neler Yapmalıyız?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/domates-gribi-nedir-bu-salgindan-korunmak-icin-neler-yapmaliyiz-1453</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/domates-gribi-nedir-bu-salgindan-korunmak-icin-neler-yapmaliyiz-1453</guid>
                <description><![CDATA[Grip İnfluenza virüsü tarafından meydana gelen genellikle sonbahar kış aylarında ateş yüksekliği, kas-eklem ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük ile karakterize bir hastalıktır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Grip İnfluenza virüsü tarafından meydana gelen genellikle sonbahar kış aylarında ateş yüksekliği, kas-eklem ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük ile karakterize bir hastalıktır.</p>

<p><strong>Hastalık ilk nerede görüldü?</strong></p>

<p>Hindistan’ın Kerala bölgesinde, 2022 yılı mayıs ayında 5 yaş altında görülen ve hızla artan viral bir hastalık tespit edilmiştir. Vücuttaki kızarıklıklar ve ateş yüksekliği ile seyreden hastalığa, her nedense grip virüsü (influenza) etken olmamasına rağmen ateş yüksekliği, kas ağrısı ve benzer gribal semptomların olması nedeniyle domates gribi veya domates ateşi gibi Tıp literatüründe olmayan bir isimlendirme yapılmıştır. Tıp camiasının en önemli dergilerinden biri olan Lancet’te konu ile ilgili bir kısa yazı yazılması nedeniyle de konu ilgi çekmiştir.</p>

<p><strong>Belirtileri neler?</strong></p>

<p>Şu ana kadar Hindistan dışında vaka tespit edilmeyen hastalık genellikle 5 yaş altı çocuklarda ateş yüksekliği, halsizlik, eklem ve kas ağrıları yanında vücutta döküntüler ile seyretmektedir. Yetişkinlerde kendisini hafif döküntü ve halsizlik semptomları ile göstermektedir. Diğer viral enfeksiyonlara benzer şekilde spesifik bir tedavisi olmayan bu hastalıkta hastalığın bulaşmasını engellemeye yönelik izolasyon, sıvı tüketiminin artırılması ve semptomatik tedaviler dışında spesifik bir tedavi yoktur. Hastalık tüm dünyada yaygın olan başka bir viral enfeksiyon olan el-ayak-ağız hastalığının bir varyantı olduğu düşünülmektedir. Bazı hastalarda el-ayak-ağız hastalığı virüsü tespit edildiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>‘Birçok Enfeksiyondan Korunmanın En Önemli Yolu Kişisel Hijyen’</strong></p>

<p>Covid-19 pandemisi öncesinde sık görülen buna benzer viral salgınlar olmasına rağmen, pandemi sonrası yeni bir pandemi korkusu nedeniyle bu tarz küçük salgınlar medyanın ve halkın ilgisini çekmektedir. Birçok enfeksiyondan korunmanın en önemli yolu kişisel hijyen kurallarına uymak, kalabalık havalandırması iyi olmayan mekanlarda bulunmamaktır. Akdeniz tipi beslenme, fast-food beslenmeden uzak durmak, sigara ve alkol kullanımından kaçınma, güneş ışığından faydalanma ve düzenli egzersiz kalp damar hastalıklarından korunmanın yanı sıra enfeksiyonlara karşıda doğal bağışıklığımızı güçlendiren faktörler olarak sıralanabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Aug 2022 10:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/08/domates-gribi-nedir-bu-salgindan-korunmak-icin-neler-yapmaliyiz-1661412669.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kansızlığınızın Sebebi B12 Vitamini Eksikliği Olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kansizliginizin-sebebi-b12-vitamini-eksikligi-olabilir-1379</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kansizliginizin-sebebi-b12-vitamini-eksikligi-olabilir-1379</guid>
                <description><![CDATA[Vücutta önemli işlevleri olan B12 vitamini, besinler yoluyla elde ediliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vücutta önemli işlevleri olan B12 vitamini, besinler yoluyla elde ediliyor. B12 vitamini DNA sentezi, hücre bölünmesi ve kan hücrelerinin oluşumda görev alıyor. B12 vitamini eksikliği ise bu fonksiyonların bozulmasına neden oluyor. Bu eksiklik ile ilgili bir tedavi yürütülmediğinde; anemi (kansızlık), kas güçsüzlüğü, bağırsak problemleri, psikolojik bozukluklar ve geri dönüşü olmayan nörolojik hastalıklar ortaya çıkabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Yeliz Zıhlı Kızak, B12 vitamini eksikliği hakkında bilgi verdi.</p>

<p>B12 vitamini (kobalamin) ısıya duyarlı ve diğer B vitaminleri gibi suda çözünen bir vitamindir. Az miktarda da olsa karaciğerde depolanabilir. B12 vitamini; DNA sentezi, enerji üretimi, kırmızı kan hücresi yapımı, sinir sistemi ve beyin fonksiyonlarında görev almaktadır. En önemli işlevlerinden biri gen kopyalanmasında koenzim olarak görev yapmasıdır.</p>

<p><strong>B12 vitamini besinler yoluyla elde ediliyor</strong></p>

<p>Vücudun B12 vitamini ihtiyacı günlük 2-3 mcg’dir. Hamilelerde ve emziren annelerde günlük B12 vitamini ihtiyacı miktarı daha fazladır. Vücuda yeterli miktarda B12 vitamininin alınamaması durumunda B12 vitamini eksikliği ortaya çıkar. B12 vitamini eksikliğinin birçok nedeni olabilir. En yaygın nedeni B12 vitamini içeren besinler yönünden zayıf beslenmedir. B12 vitamininin alımı sadece besin yoluyla gerçekleşebilir. Özellikle hayvansal ürünler B12 vitamini içermektedir. Hayvansal besin tüketmeyen vejetaryen ve veganlar genellikle B12 vitamini eksikliği yaşarlar. Ayrıca yeme bozuklukları, kullanılan bazı ilaçlar, ileri yaş (65 yaş ve üstü), besin alerjilerinden dolayı B12 açısından zengin besinlerin tüketilememesi, Çölyak ve Crohn hastalıkları gibi sindirim sistemi hastalıkları, hamilelik, sigara ve alkol tüketimi de B12 vitamini eksikliğine neden olabilmektedir.</p>

<p><strong>B12 vitamini eksikliği beyin ve sinir dokusunu etkiliyor</strong></p>

<p>İnsan vücudu B12 vitamini özellikle hayvansal kaynaklı gıdalardan (et, süt ve türevleri, yumurta, balık) temin etmektedir. B12 vitamini eksikliği durumunda vücutta görülen belirtiler; çarpıntı hissi, üşüme, halsizlik, yorgunluk, uzuvlarda uyuşmalar, dil üzerinde ağrı, ağız ülserleri (aftlar), cilt kuruluğu, saç dökülmesi, kilo kaybı ve ishaldir. B12 vitamini sinir dokusunun sağlığı için gereklidir. B12 vitamini eksikliğinde birincil olarak beyin ve sinir dokusu etkilenmektedir. Depresyon, sinirlilik, unutkanlık, düşünme ve davranışlarda değişiklik, yargılama, hafıza ve anlayış gibi bilişsel kabiliyetlerde azalma B12 vitamini eksikliğinin psikolojik belirtileridir.</p>

<p><strong>Hayvansal gıdalar B12 vitamini açısından zengin</strong></p>

<p>Besinlerle alım yetersizliği, emilim ve metabolizma bozukluğu olmak üzere farklı etiyolojilere bağlı gelişen B12 vitamin eksikliği olan kişiler; B12 vitamin hapları, iğneleri ve B12 vitamini alımını artıracak şekilde tasarlanan diyetler ile tedavi edilebilirler. B12 açısından zengin besin kaynakları arasında karaciğer, dalak, böbrek, midye, alabalık, karides, ton balığı, süt, peynir, yoğurt ve yumurta yer almaktadır. Özellikle vejetaryen ve vegan beslenen kişilerde bu vitamin eksikliğinin yaşanmaması için B12 vitamini desteği almaları önem taşımaktadır. Ciddi klinik bozuklukları ya da B12 vitamini emilim ve metabolizma problemleri olanlarda öncelikle yeterli yanıt alınıncaya kadar B12 iğne tedavisinin tercih edilmesi daha uygun olmaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Aug 2022 13:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/08/kansizliginizin-sebebi-b12-vitamini-eksikligi-olabilir-1660819474.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP&#039;li Bulut, &quot;Vaka Sayısı Dünyada Azalıyor, Türkiye’de Artıyor&quot;</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/chpli-bulut-vaka-sayisi-dunyada-azaliyor-turkiyede-artiyor-1250</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/chpli-bulut-vaka-sayisi-dunyada-azaliyor-turkiyede-artiyor-1250</guid>
                <description><![CDATA[CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, pandemi bitmeden virüse karşı önlemlerin kaldırılmasının, toplumun rehavete sokulmasının faturasının ağır olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, pandemi bitmeden virüse karşı önlemlerin kaldırılmasının, toplumun rehavete sokulmasının faturasının ağır olduğunu söyledi. Vaka ve vefat sayılarında son 1 ayda korkunç bir artış yaşandığını kaydeden Bulut, “Temmuz ayının başında 25 olan haftalık vefat sayısı, 337’ye; 57 bin 113 olan vaka sayısı 406 bin 322’ye yükseldi. Sonbahara doğru vaka sayısı daha da artacak. Acilen önlemlere geri dönülmeli” dedi.</p>

<p>CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, koronavirüs vaka ve vefat sayılarında son 1 ayda yaşanan korkunç artışa dikkat çekti. TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu üyesi Bulut, tüm dünya koronavirüsle mücadeleye devam ederken, bir tek ülkemizde pandemi yokmuş gibi davranıldığını söyledi.</p>

<p>VAKA VE VEFAT SAYISI PATLADI</p>

<p>Pandemi bitmeden “vakalar düşüyor, maskeleri de çıkarıyoruz” denilerek virüse karşı bütün önlemlerin kaldırılmasının, aşılama ve testlerin yetersiz yapılmasının, toplumun rehavete sokulmasının faturasının ağır olduğunu belirten Bulut, “Virüse yönelik açıklanan verilerin kapsamı dar, aşılama az, günlük test sayısı dahi açıklanmıyor. Vaka sayısı davefat sayısı da adeta patladı. Açıklanan rakamlar ne kadar doğrudur onu da ayrı tutuyorum” dedi.</p>

<p>ÖNLEM ALINMIYOR</p>

<p>Bu istatistiklere rağmen en küçük bir tedbir alınmadığına vurgu yapan, CHP’li Bulut, şöyle devam etti:</p>

<p>“Geçmiş dönemde de aynı sorunları yaşadık. Virüse karşı önlemler alınmadığında sonra daha ciddi tedbirler almak durumunda kalıyorsunuz. İşyerlerini kapatıyoruz, okulları kapatıyoruz, toplu taşımaları yasaklamalara başlıyoruz.Şimdiden önlemler alınabilir. Örneğin toplu taşımada maske zorunluluğu tekrar gelebilir, test sayısı artırılabilir. Ancak bunlara ilişkin en küçük bir tedbir alma gibi bir niyetlerinin olmadığı görülüyor. Pandemi ile mücadeleyi adeta Allaha havale etmiş bir Sağlık Bakanı var. Bu yalancı bahar bitiyor. Önümüz sonbahar, kış ayları. Vaka sayısı okulların açılacağı sonbahara doğru daha da artacak. Türkiyeomicron varyantının etkisiyle yeni ve ciddi bir Covid-19 dalgasıyla karşı karşıya kalacak.&nbsp; Bunun sorumlusu Sağlık Bakanı’nın bizatihi kendisidir.”</p>

<p>DÜNYADA AZALIYOR, TÜRKİYE’DE ARTIYOR</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından Kovid-19 salgınına ilişkin haftalık raporda, dünya genelinde vaka sayılarının yüzde 9 azaldığının kaydedildiğini bildiren Bulut, “Tüm dünyada koronavirüs vaka sayıları azalırken, Türkiye’de tam aksine artıyor. Vaka ve vefat sayılarında son 1 ayda korkunç bir artış yaşandı. Temmuz ayının başında 25 olan haftalık vefat sayısı, 337’ye; 57 bin 113 olan vaka sayısı 406 bin 322’ye yükseldi. Sonbahara doğru vaka sayısı daha da artacak” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Aug 2022 10:59:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/08/chpli-bulut-vaka-sayisi-dunyada-azaliyor-turkiyede-artiyor-1660032039.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diş Sağlığınızı Süt İçerek Koruyun</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/dis-sagliginizi-sut-icerek-koruyun-1218</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/dis-sagliginizi-sut-icerek-koruyun-1218</guid>
                <description><![CDATA[Dengeli beslenmek, diş sağlığının korunması açısından en az ağız ve diş bakımının doğru yapılması kadar önemli. Uzmanlar, diş çürüklerinin önüne geçmek için hijyenden sonra kalsiyum ve fosfat bakımından zengin olan süt tüketimine dikkat çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dengeli beslenmek, diş sağlığının korunması açısından en az ağız ve diş bakımının doğru yapılması kadar önemli. Uzmanlar, diş çürüklerinin önüne geçmek için hijyenden sonra kalsiyum ve fosfat bakımından zengin olan süt tüketimine dikkat çekiyor.</strong></p>

<p>Diş çürükleri, günümüzün en sık karşılaşılan sağlık sorunlarından biri olmakla birlikte karbonhidratların ağızdaki bakterilerle karışması ve asit yapması sonucuyla başlıyor. Ağızda asit oluşumuna neden olan bakteriler, diş minesini aşındırarak çürüklere sebep oluyor. Diş çürüklerinin önüne geçilmesi için süt tüketilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, sütteki kalsiyum ve fosfatın diş yüzeyindeki mineral dokusunu yenilediğini ve tükürük ve plaklardaki kalsiyum miktarını da artırarak çürük oluşumunu engellediğini vurguluyor. Süt, 6.57 pH değeri ile de diş çürüklerini engellemede önemli bir yer tutuyor.</p>

<p>Süt içtikten sonra ağız hijyeninin sağlanması ile birlikte, düzenli süt tüketiminin diş çürüklerinin oluşumunu azalttığını belirten <strong>Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç,</strong> ”Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Sütteki kalsiyum ve fosfor bu mikroorganizmalara doğal bir savunma sağlar” dedi. İnanç, şeker tüketiminin özellikle çocuklarda fazla olduğunu belirterek, bu sebeple günde 2 bardak süt içerek dişlerinde oluşabilecek çürüklerin önlenebileceğini, sütün diş yüzeyindeki mineral kaybının giderilmesini ve yenilenmesini sağlayacağını belirtti.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Aug 2022 09:36:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/08/dis-sagliginizi-sut-icerek-koruyun-1659940672.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Son elli yılda ilaç kullanımı arttı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/son-elli-yilda-ilac-kullanimi-artti-1193</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/son-elli-yilda-ilac-kullanimi-artti-1193</guid>
                <description><![CDATA[Son elli yıl içinde eskiden tedavisi mümkün olmayan pek çok hastalık için çok sayıda ilaç kullanılmaya başlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son elli yıl içinde eskiden tedavisi mümkün olmayan pek çok hastalık için çok sayıda ilaç kullanılmaya başlandı. Fakat sigara, alkol, stres gibi faktörlerin yanı sıra yanlış teşhis ve tüketici bilinçsizsizliğinin de ilaç kullanımını artırdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, gereksiz ilaç tüketiminin engellenmesi için kurumlar tarafından ‘Akılcı İlaç Kullanımı’ gibi önlemler alındığını ifade etti. Büyüker, reçetelerin okunamaması ve anlaşılamamasının ilaç kullanımında hastalara zarar verdiğini vurgulayarak sağlık okuryazarlığının önemine dikkat çekti.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Eczane Hizmetleri Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Sultan Mehtap Büyüker; ilaç tüketimini artıran faktörler, akılcı ilaç kullanımının önemi ve eczane hizmetleri hakkında değerlendirmelerini paylaştı.&nbsp;</p>

<p>İçinde yaşadığımız yüzyılda ilaç kullanımının sağlık hizmetleri sunumunun vazgeçilmez bir parçası haline geldiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, “Tıbbi tedavi yöntemlerindeki gelişmeler ve ilaç devrimi sayesinde geniş halk kitlelerinin sağlık hizmetlerinden yararlanması, ilaçlara olan talebi ve dolayısıyla ilaç tüketimini de hızla artırdı. Ayrıca&nbsp;çevre kirliliği, sigara, alkol, sağlığa zararlı gıda maddesi tüketiminin artması ve stres gibi birçok olumsuz faktör yeni hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırırken bu durum da tüketim artışını tetikledi. İlaç tüketimini artıran diğer&nbsp;önemli bir faktörün ise ilaçların gereksiz kullanımı olduğunu söyleyebiliriz. Bunun sebepleri arasında yanlış teşhis,&nbsp;çok uluslu ilaç şirketlerinin pazarlama stratejileri, reklam, reçetesiz ilaç kullanımı, tüketicinin bilinçsizliği, etik olmayan ilişkiler ve ilaçların hastalar tarafından bitinceye kadar kullanılmaması gibi faktörler yer alıyor.” dedi.</p>

<p><strong>Akılcı ilaç kullanımı yaygınlaştırılmaya çalışılıyor</strong></p>

<p>İlaç harcamalarındaki artışın kurumları&nbsp;çeşitli&nbsp;önlemler almaya yönlendirdiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, “Bu&nbsp;önlemler arasında gereksiz ilaç tüketiminin&nbsp;engellenmesi, tedavi dozlarının süresinin kısaltılması, pahalı ve uzun süre kullanılan ilaçların kurum eczanelerinden verilmesi, katkı paylarının arttırılması, fiyat ayarlamaları, referans ilaç uygulaması, jenerik ilaç kullanımı ve akılcı ilaç kullanımı (AİK) gibi uygulamalar yer alıyor. Bu uygulamalardan en&nbsp;önemlisi ise akılcı ilaç kullanımının yaygınlaştırılmasıdır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Son elli yıl içinde ilaç kullanımı arttı</strong></p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, son elli yıl içinde eskiden tedavisi mümkün olmayan pek&nbsp;çok hastalık için&nbsp;çok sayıda ilaç kullanılmaya başlandığını söyledi ve sözlerine şöyle devam etti:&nbsp; “Bu ilaçların daha etkili ve güvenli olan yeni türlerinin sürekli olarak geliştirilmesi, hastalığın ve hastanın durumuna göre ilacın akılcı ve doğru bir şekilde seçiminin gereğini ve&nbsp;önemini gündeme getiriyor. Akılcı ilaç kullanımı, bir hastalığın&nbsp;önlenmesi, kontrol altına alınması veya tedavi edilmesi için&nbsp;doğru ilacın gereken zamanda, gerektiği miktarda ve uygun fiyatla kullanılmasıdır. Akılcı ilaç kullanımı ucuz ya da indirimli ilaç kullanımı anlamına gelmez. Akılcı ilaç kullanımı süreci, hastanın probleminin dikkatlice tanımlanması, tedavi amaçlarının belirlenmesi ve değişik seçenekler içinden etkinliği kanıtlanmış ve güvenilir bir tedavinin seçilmesi, sonra da uygun bir reçete yazıp hastaya açık bilgiler ve talimatlar verilerek tedaviye başlanması, tedavinin sonuçlarının izlenmesi ve değerlendirilmesini kapsayan bir yaklaşımı gerektiriyor. Akılcı olmayan ilaç kullanımı denildiğinde ise endikasyon yokken ilaç kullanımı, yanlış ilaç ve tedavi seçimi, etkisi şüpheli ilaçların kullanımı, ulaşılabilir, güvenli ve etkili ilaç sağlanmasında yetersizlik, doğru ilacı yanlış doz, süre ve formda kullanma yaklaşımlarından bahsedilebilir.”</p>

<p><img src="https://www.igfhaber.com/static/16/1659699476-dr-ogr-uyesi-sultan-mehtap-buyuker-1659770748-150.jpg" style="height:500px; width:750px" /></p>

<p><strong>Reçeteleri anlayamamak hastalara zarar veriyor</strong></p>

<p>İlaç kullanımında hastalara zarar veren bir diğer nedenin ise reçetelerin okunabilme ve anlaşılma problemi olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, “İlaç kullanıcıları, hekimin reçete ettiği ilaçları akılcı ilaç kullanımında temel yaklaşımları yerine getirdiği oranda faydasını görecektir. İlaç kullanıcılarının ilacın muhafaza edilmesinden teminine kadar birçok unsuru bilmeleri gerekiyor. Bu unsuların bilinmesi sağlık okuryazarlığının&nbsp;önemli bir kısmını oluşturuyor. Sağlık okuryazarlığı, kaliteli, etkili ve güvenli bir sağlık hizmeti sunulmasında bireylerin rahatsızlıklarını doğru ifade edebilmelerini, sağlık&nbsp;çalışanları ile etkili iletişim kurabilmelerini, tıbbı öneri ve tedavi yönergelerini anlayıp uygulayabilmelerini geliştirip destekliyor. Akılcı ilaç kullanımı ile sağlık okuryazarlığı, sağlığın geliştirilmesine şüphesiz etkisi olan ve aralarında organik bağ ile bir birini tamamlayan iki&nbsp;önemli unsurdur. İlaç ancak doğru kullanıldığı sürece etkilidir. İlaç kullanıcılarının&nbsp;doğru ilacı, doğru zamanda, doğru miktarda, doğru şekilde kullanmaları ve muhafaza edebilmeleri için sağlık okuryazarlığına sahip olmaları gerekiyor.” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>Eczacının gözetimi ve denetiminde çalışıyorlar</strong></p>

<p>Eczane Teknik Hizmetleri Elemanının eczacının gözetimi, denetim ve sorumluluğunda olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Sultan Mehtap Büyüker, “Eczane Teknik Hizmetleri Elemanı, hasta ve danışanların ihtiyaçlarının veya reçetesinin karşılanması, ilaç tedariğine ilişkin uygulamalar, hasta kayıt işlemleri, stok kontrolü ve depolama, fatura işlemleri ile eczanenin işleyiş ve organizasyonuna yönelik işlemleri, ilgili mevzuat ve tanımlanmış görev talimatlarına uygun olarak yapma ve bu faaliyetleri yürüten ekipleri yönetme bilgi ve becerisine sahip nitelikli kişidir.” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Aug 2022 16:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/08/son-elli-yilda-ilac-kullanimi-artti-1659791455.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kan ve cinsel temasla bulaşan Hepatit B ve C’ye dikkat edilmeli!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kan-ve-cinsel-temasla-bulasan-hepatit-b-ve-cye-dikkat-edilmeli-1121</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kan-ve-cinsel-temasla-bulasan-hepatit-b-ve-cye-dikkat-edilmeli-1121</guid>
                <description><![CDATA[Hepatit’te kritik süre 6 ay... Hepatit, belirtileri ve etkileri farklılaşan virüslerin sebep olduğu karaciğer hücrelerinde iltihaplanma ile seyreden bir durum olarak tanımlanıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>Hepatit’te kritik süre 6 ay</strong></h2>

<div>
<p><strong>Hepatit, belirtileri ve etkileri farklılaşan virüslerin sebep olduğu karaciğer hücrelerinde iltihaplanma ile seyreden bir durum olarak tanımlanıyor. Hepatit’in bazen hiç belirti vermeden geçirilirken, bazen sınırlı belirtilerle veya çok şiddetli belirtilerle seyredebildiğini belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, 6 aydan kısa süren klinik tabloda akut hepatit’ten ve 6 aydan daha uzun süren durumda ise kronik hepatit’ten bahsedilebileceğini ifade ediyor. Dr. Songül Özer, Hepatit A ve E’nin hafif belirtilerle seyrettiğini fakat kan, cinsel temas gibi unsurlarla bulaşarak sağlık açısından risk yaratan Hepatit B ve C’ye dikkat edilmesini tavsiye ediyor.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, dünyada ve ülkemizde sık görülen Hepatit virüslerinin belirtileri ve etkileri hakkında önemli bilgiler paylaştı.</p>

<h2><strong>Klinik tablo 6 aydan kısa ya da uzun sürebiliyor</strong></h2>

<p>Hepatit’in karaciğer hücrelerinde iltihaplanma (enflamasyon) ile seyreden bir durum olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, ”Hepatit, bazen hiç belirti vermeden geçirilirken, bazen sınırlı belirtilerle veya çok şiddetli belirtilerle seyrettiği de olabiliyor. Altı aydan daha kısa süren klinik tabloda ‘akut hepatit’ten, altı aydan daha uzun süren durumlarda ise ‘kronik hepatit’ten söz edilebilir.” dedi.</p>

<h2><strong>‘Hepatit Virüsleri’ grubu önemli rol oynuyor</strong></h2>

<p>Hepatit’in tüm dünyada en çok hepatit virüsleri denilen özel bir virüs grubu tarafından oluşturulduğunu ifade eden Dr. Songül Özer, ”Ancak başka virüsler, bakteriler, parazitler, enfeksiyon dışı nedenler, ilaçlar, toksik maddeler, alkol, bazı endüstriyel çözücü maddeler, otoimmun hastalıklar ve bazı bitkiler tarafından da hepatit meydana gelebiliyor. Akut hepatit’in nedenleri adenovirüs, flavivirüs, herpesvirüs, picorna virüs gibi virüsler olabilirken en sık görülen etkenler aslında ‘Hepatit Virüsleri’ dediğimiz virüs grubudur. Bu grupta günümüzde bilinen 6 tane farklı virüs vardır.” dedi ve hepatit etkeni olan virüsleri şöyle sıraladı:</p>

<p>- Hepatit A virüsü</p>

<p>- Hepatit B virüsü</p>

<p>- Hepatit C virüsü</p>

<p>- Hepatit D virüsü</p>

<p>- Hepatit E virüsü</p>

<p>- Hepatit F virüsü</p>

<h2><strong>Hepatit A ve E’nin belirtileri 15-45 gün sonra başlıyor</strong></h2>

<p>Bahsedilen virüslerin hepsinin bulaşıcı olduğuna dikkat çekti Dr. Songül Özer, ”Fakat bulaşma şekilleri, hastalarda meydana getirdiği şikayetler ve belirtiler birbirinden farklıdır. Hepatit A ve E virüsleri, içlerinde en hafif seyirli hastalığa neden olan virüslerdir. Vücuda virüsle bulaşmış kirli eller, kirli eşyalar ve gıdalar aracılığıyle girerler. Yaklaşık 15-45 gün sonra hastalığın belirtileri başlar. Halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, bulantı, kusa, bazen karın ağrısı, nadiren yüksek ateş ile başlar. Daha sonra tabloya gerçek hepatit belirtileri eklenir. Virüsün karaciğeri tutmasıyla birlikte kişide idrar renginde koyulaşma, çay renginde idrar çıkma, dışkı renginde açılma, ciltte ve göz içinde sarılık başlar.” diye konuştu.</p>

<h2><strong>Hepatit B, C ve D kan ve cinsel temasla bulaşıyor</strong></h2>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, Hepatit A virüs hastalığının özel bir tedavisi ve ilacının olmadığını söyledi ve sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>”Ancak hastalara yapılan destek tedavisi, yatak istirahati, sıvı takviyesi, bulantı/kusma kesici ilaçlarla bu dönemi daha rahat ve kısa geçirmeleri sağlanabilir. Hepatit A ve E virüsünün kronikleşme, siroza ya da kansere dönme olasılığı yok denecek kadar azdır. Hepatit A’ya bağlı hastalığı daha çok çocuk ve gençlerde, Hepatit E’ye bağlı hastalığı ise daha çok gebelerde görüyoruz. Günümüzde 1-15 yaş arasındaki çocuklara, kronik karaciğer hastalığı olanlara, daha önce bu hastalığı geçirmemiş erişkinlere yapılmak üzere Hepatit A aşısı bulunuyor. Hepatit B, C ve D virüslerinin kan, kan ürünleri ve cinsel temasla bulaştığı biliniyor. Hasta kişinin virüslü kanı ile bulaşmış, ortak kullanılan enjektörler, manikür / pedikür aletleri, traş bıçakları, steril edilmemiş diş hekimi aletleri, cerrahi aletler yoluyla bulaş olduğu ispatlandı. Ayrıca, Hepatit B veya C virüsünü vücudunda bulunduran kadınlar hamilelikleri sırasında, doğum sırasında veya emzirirken, bebeklerine bu virüsleri bulaştırabilirler. Gerekli kontrolü yapılmamış kan ve kan ürünleri aracılığıyla, korunmasız yapılan homo/heteroseksüel cinsel ilişki sırasında da Hepatit C ve B virüsleri bulaşabilir.”</p>

<h2><strong>Dikkat! Hiç belirti vermeyebiliyor </strong></h2>

<p>Hepatit B ve C virüslerinin vücuda alındıktan 2-3 ay sonra bile belirtilerinin başlayabildiğini veya hiç belirti olmayabildiğini belirten Dr. Songül Özer, ”Kişiye tesadüfen yapılan kan tetkiklerinde Hepatit B veya C geçirmekte olduğu veya daha önce geçirdiği anlaşılabilir. Hastaların az bir kısmı hastalığı belirtili geçirebilir. O zaman Hepatit A virüsü ile hasta olanlar gibi halsizlik, iştahsızlık, bulantı, kusma, sarılık, idrar ve dışkı renginde değişiklikler, karın ağrısı, muayenede karaciğerde büyüme saptanabilir.” dedi.</p>

<p><strong>Kronikleşme Hepatit B ve C’de görülüyor</strong></p>

<p>Hepatit D’nin eksik virüs olduğunu ifade eden Dr. Songül Özer, ”Yani vücutta Hepatit B virüsü olmadan, tek başına hepatit D virüsü hastalık meydana getiremez. Eğer hastalık oluşturursa, klinik tablosu Hepatit B’ye benzer. Hepatit B ve C virüslerinin kan tetkikleriyle vücutta var olup olmadıkları anlaşılabilir. Kan tetkiklerinde 6 aydan daha uzun süre virüslerin bulunduğunun anlaşıldığı durumlarda taşıyıcılıktan ve kronikleşmeden bahsedilmelidir. Kronikleşme, Hepatit B ve C’de görülür. Hepatit A ve E’de görülmez.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Tedavi olmayan hastaların siroz ve kanser riski yüksek</strong></p>

<p>Tüm dünyada yaklaşık 300 milyon Hepatit B ve 70 milyon Hepatit C taşıyıcısı olduğunu belirten Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, ”Bu iki virüs, ülkemizde de önemli bir sağlık sorunudur. Ülkemizde HBV sıklığı 4, HCV sıklığı ise 1 olup, yaklaşık 2-3 milyon Hepatit B ve 500 bin Hepatit C hastası olduğu tahmin ediliyor. Kontrollerini düzenli yaptırmayan, tedavi olmayan HBV ve HCV hastalarının siroz ve karaciğer kanseri olma olasılıkları da yüksektir.” dedi.</p>

<p><strong>Hepatit C tedavisinin başarı oranı oldukça yüksek</strong></p>

<p>Kronik Hepatit B’nin tedavi ile kontrol altına alınabilir, kronik Hepatit C’nin ise tedavi edilebilir bir hastalık konumuna geldiğini vurgulayan Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Songül Özer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>”Hepatit C’nin tedavisi yaklaşık üç yıldır yeni antiviral ilaçlar ile devlet tarafından karşılanmaktadır. Bu tedavilerin başarı oranının da neredeyse yüzde 100’e yakın olduğunu ve hastalığın bir daha tekrarlamadığını söyleyebiliriz. Hepatit B virüs (HBV) enfeksiyonu aşıyla korunulabilir bir hastalıktır. Sağlık Bakanlığı, 1998 yılından beri hepatit B aşısını çocukluk aşı programına almış olup, yüzde 90’ların üzerinde başarı ile bu programına devam ediyor. Maalesef, Hepatit C hastalığı için kullanılmakta olan bir aşı henüz bulunmuyor.”</p>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Aug 2022 15:31:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/08/kan-ve-cinsel-temasla-bulasan-hepatit-b-ve-cye-dikkat-edilmeli-1659357307.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Artan Covid Vakaları ve 4.Doz Aşılarla İlgili Uzmandan Çarpıcı Açıklamalar Geldi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/artan-covid-vakalari-ve-4doz-asilarla-ilgili-uzmandan-carpici-aciklamalar-geldi-1097</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/artan-covid-vakalari-ve-4doz-asilarla-ilgili-uzmandan-carpici-aciklamalar-geldi-1097</guid>
                <description><![CDATA[KAPANMA KAPIDA, MASKELER TAKILMALI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>KAPANMA KAPIDA, MASKELER TAKILMALI!</strong></p>

<p><strong>Dünya genelinde ve Türkiye’de vakalar hızla artarken uzmanlardan uyarılar da gecikmiyor. Maske tekrar zorunlu mu olacak? </strong></p>

<p><strong>4. hatırlatma dozu aşıları yaptırılmalı mı? İşte o açıklamalar…</strong></p>

<p>Yeni tip koronavirüs görülen ülke ve bölgelerdeki vakalara ilişkin verilerin derlendiği ”Worldometer” internet sitesine göre, dünya genelinde Kovid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 6 milyon 404 bin 837’ye vaka sayısı 575 milyon 879 bin 848’e ulaştı. Ülkemizde de durum farksız. Vakalar hızla artıyor. Peki neler yapmalı? 4. Doz aşıların alerji riskini artırdığı doğru mu? Uzmanlar hatırlatma dozunun vurulmasını öneriyorlar mı? Yeniden maskeli yaşama mı döneceğiz?</p>

<p><strong>Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği Üyesi Doç. Dr. Dane Ediger </strong>ülkemizde bir haftada vakaların ikiye katlandığı bilgisini vererek şunları söyledi: <em>”DSÖ, geçen aydan bu yana artışları belirtmişti. Ülkemizde 1 haftada vaka sayıları ikiye katlandı. Günlük 32 bin vaka önümüze çıkıyor artık. Bu artış, yeni dalganın büyüklüğünü gösteriyor. Belli önlemler alınmazsa yayılma oranı artacak ve sağlık sistemine binen yük de eşzamanlı olarak artmış olacak. Pandemiyi son iki yıldır yaşayan bireyler olarak mayıs ayında hafiflemeyle kendisi gösteren gevşeme durumu, özellikle kapalı mekanlar ve toplu taşımalarda maske zorunluluğunun getirilmesiyle son bulmalı. Hastanelerde bile maske takılmama durumunu gözlemlemiştik ama hastaneler ve toplu taşıma başta olmak üzere N95 maske kullanılmasını önermekteyiz.” </em></p>

<p><strong>”TOPLUMUN GENELİ İÇİN İLLA 4. DOZ UYGULANMALI DİYE BİR VERİ YOK, AMA…”</strong></p>

<p>4. hatırlatma dozu aşıları hakkında da önemli bilgiler veren Dr. Ediger, ABD’de 50 yaş üzeri bireylerin 4. doz aşılarını olduklarında ölüm riskinin 42 azaldığını ortaya koyan araştırmaların olduğunu söyledi. Yine İsrail’de yapılan bir çalışmayı da aktaran Ediger, ”60 yaş üzerindeki kişilere 3. Doz üzerinden 4 ay geçtikten sonra yapılan 4.doz aşı ile; ağır hasta olma durumunun 64, <strong>ölüm oranının da 78 azaldığı gözlendi</strong>” dedi. 50-60 yaşları gibi belli bir yaşın üzerindeki kişilerin aşı olması gerektiğini belirten Ediger, diğer yandan riskli durumları barındıran, kronik hastalığı olan bireylerin, bağışıklık yetmezliği bulunanların, son bir yılda kemoterapi alıp son 6 ayda ışın tedavisi alanlar ve organ nakli yaptıranların da yine aşı olması gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p><strong>”Toplumun geneli için illa 4. doz uygulansın diye bir veri yok” </strong>diyen Dr. Ediger, ”Sağlıklı bir bireyin de mutlaka yaşlı ve kronik hastalığı olan aile bireyleriyle teması olduğunu düşünürsek genel olarak toplumda aşılanmayı teşvik ediyoruz. 3. doz aşıyı olanların oranı ülkemizde 27’lerde kaldı. Biz 4. dozu saydığımız kişilere önermenin dışında aşı olanların oranının artırılması gerektiğini de düşündüğümüzden aşıyı öneriyoruz” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>”KAPANMAK İSTEMİYORSAK MASKELER TEKRAR HAYATIMIZA GİRMELİ”</strong></p>

<p>Covid geçirenlerin 3 ay sonra kandaki antikor seviyesinin düşmesinden dolayı 4. doz hatırlatma aşısını yaptırabileceklerini ifade eden Ediger sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p><em>”Kış aylarında sokağa çıkma yasağının önüne geçmek için bugün önlem almak şart. Omicron’un semptomları, boğaz ağrısı, ateş, halsizlik, vücut ağrısı, üst solunum yolu semptomları olarak kendini gösteriyor ve izolasyon süreci olmayınca da bulaş riski artıyor. Bu semptomlar görüldüğü an mutlak suretle test yapılıp izolasyon sürecine girilmeli ve kapanma yaşansın istenilmiyorsa maskeler tekrar hayatımıza girmeli.” </em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Jul 2022 14:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/07/artan-covid-vakalari-ve-4doz-asilarla-ilgili-uzmandan-carpici-aciklamalar-geldi-1659095252.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burhanettin Bulut: Vaka sayısı son 1 ayda 15 katına çıktı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/burhanettin-bulut-vaka-sayisi-son-1-ayda-15-katina-cikti-934</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/burhanettin-bulut-vaka-sayisi-son-1-ayda-15-katina-cikti-934</guid>
                <description><![CDATA[CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, ülkemizde son günlerde artan koronavirüs vakalarına dikkat çekerek,“Pandemi bitmeden ‘vakalar düştü, maskeleri çıkarıyoruz’ denilerek virüse karşı bütün önlemlerin kaldırılmasının faturası ağır oldu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, ülkemizde son günlerde artan koronavirüs vakalarına dikkat çekerek,“Pandemi bitmeden ‘vakalar düştü, maskeleri çıkarıyoruz’ denilerek virüse karşı bütün önlemlerin kaldırılmasının faturası ağır oldu.&nbsp; Vaka sayısı son 1 ayda 15 katına çıktı ve 16 binlerin üzerine yükseldi” dedi.&nbsp; Bulut, Sağlık Bakanlığı’na özellikle okulların açılacağı sonbahar öncesi aşı, şeffaflık ve önlem çağrısı yaptı.</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">CHP Adana Milletvekili Burhanettin Bulut, ülkemizde son günlerde artan koronavirüs vakalarını Meclis gündemine taşıdı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığına soru önergesi veren Bulut, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) geçtiğimiz ay Omicron'un alt varyantlarından şimdiye kadar en bulaşıcı olduğu tahmin edilen ve hem aşılardan hem de bağışıklıktan kaçma kabiliyetine sahip BA.4 ve BA.5'in 110 ülkede vaka artışlarına neden olduğu uyarısı yaptığını belirtti.Güçlü ve farklı özelliklerinden dolayı Avrupa'da “endişe verici varyantlar” olarak tanımlanan 2 tehlikeli varyantın, yeni bir Covid-19 dalgasını tetikleyeceğinin öngörüldüğünü kaydeden TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Üyesi Bulut, şöyle devam etti:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">YENİ COVİD DALGASI</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">Ülkemizde pandemi bitmeden ‘Vakalar düşüyor, maskeleri de çıkarıyoruz’ denilerek virüse karşı bütün önlemlerin kaldırılması, toplumun rehavete sokulmasının faturası ağır olmuştur.&nbsp; Koronavirüs günlük vaka sayısı son 1 ayda 15 katına çıkmış, 16 binlerin üzerine yükselmiştir.&nbsp; Virüse yönelik açıklanan verilerin kapsamının dar, aşılanmanın az olması, günlük test sayısının dahi açıklanmaması, test yapılmaması nedeniyle ülkemizde bulaşın hangi noktada olduğu belirsizliğini korumaktadır. Vaka sayısının okulların açılacağı sonbahara doğru daha da artacağı, Türkiye’nin yeni bir Covid-19 dalgasıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir. </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">AŞI GETİRİLECEK Mİ?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">CHP’li Bulut, Sağlık Bakanı Koca’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">-Omicron varyantına karşı geliştirilen aşıların Türkiye’ye getirilmesi yönünde bir çalışma var mıdır?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">-Aşılama oranlarını artırmaya yönelik herhangi bir planınız var mıdır? </span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">ÖNLEMLERE DÖNÜLECEK Mİ?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">-Son 1 ayda 15 katına çıkan Covid vakaları karşısında yeni önlemler almayı düşünüyor musunuz? Toplu taşımada, kapalı ve kalabalık mekanlarda maske zorunluluğu tekrar getirilecek midir?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">-DSÖ, 6 ayın üzerindeki çocukların da aşılanması önerisine paralel olarak okullar açılmadan 12 yaş altı çocukların aşılanması yönünde bir planınız var mıdır?</span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-size:12.0pt">-Test, günlük vaka ve hasta sayısının günlük olarak açıklanmama gerekçesi nedir</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 19 Jul 2022 11:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/07/burhanettin-bulut-vaka-sayisi-son-1-ayda-15-katina-cikti-1658220069.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hipertansiyon Ancak Düzenli Ölçümle Teşhis Edilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/hipertansiyon-ancak-duzenli-olcumle-teshis-edilir-884</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/hipertansiyon-ancak-duzenli-olcumle-teshis-edilir-884</guid>
                <description><![CDATA[50’li yaşlardaki her 2 kişiden birinde, 60’lı yaşlardaki her 3 kişiden ikisinde hipertansiyon vardır.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>”50’li yaşlardaki her 2 kişiden birinde, 60’lı yaşlardaki her 3 kişiden ikisinde hipertansiyon vardır.”</strong></p>

<p>Yaş ilerledikçe görülme sıklığı artan hipertansiyon ülkemizde her 3 erişkinden birinde görülüyor. Hipertansiyonu olanlarda kalp damar hastalıkları riskinin de arttığını söyleyen Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Ecder anlattı.</p>

<p>Farklı nedenlerle ortaya çıkabilir</p>

<p>Hipertansiyonu olanlarda kalp krizi, kalp yetersizliği, inme ve ölüm riski kan basıncı normal olan bireylere göre daha sıktır. Diyabetten sonra kronik böbrek yetersizliğinin ikinci sıklıktaki nedenidir. Farklı nedenlere bağlı olarak gelişebilen kronik böbrek hastalıklarının da çok sık karşılaşılan bir sonucudur. Sebebi ne olursa olsun, hipertansiyonun başarılı bir şekilde tedavi edilmesi hem böbrek yetersizliğinin ilerlemesini yavaşlatır, hem de sıklıkla eşlik edebilecek kalp ve damar hastalıklarının gelişmesi riskini azaltır.</p>

<p><strong>Düzenli olarak tansiyon ölçtürün </strong></p>

<p>Hipertansiyon çoğu kez hiçbir şikayet vermez. Kan basıncı çok yüksek düzeylerde olduğu halde, bunun farkında olmadan normal yaşantısını sürdürmeye devam eden milyonlarca insan vardır. Bu nedenle ‘sessiz katil’ de denir. Buna karşılık, birçok hipertansiyon hastası kan basıncının yükseldiğini hissettiğini belirtir. Her ne kadar ani kan basıncı değişiklikleri, ensede belirgin olan baş ağrısı ve kulak çınlaması gibi şikayetlere neden olsa da, kan basıncı yüksekliği çoğu kez hiçbir şikayet vermez. Bu nedenle asla şikayetlere göre kan basıncı konusunda yorum yapılmamalıdır. Hipertansiyonun fark edilmesi ancak kan basıncının ölçülmesi ile mümkündür.</p>

<p><strong>Eşlik eden hastalık varsa daha da dikkat</strong></p>

<p>Hipertansiyonu olan bir hastada eşlik eden başka risk faktörlerinin olması, diyabetin varlığı veya böbrek hastalığının eşlik etmesi kalp ve damar hastalığından ölüm riskini artırır. Ayrıca diyabeti olan birinde hipertansiyon olması durumunda böbrek yetersizliği gelişme riski artar ve böbrek yetersizliğinin ilerlemesi hızlanır. Kronik böbrek yetersizliği olan birinde de hipertansiyonun varlığı böbrek yetersizliğinin daha hızlı ilerlemesine yol açar.</p>

<p><strong>Fazla kilo ve tuzlu beslenme böbreklere zarar</strong></p>

<p>Hipertansiyonu ve böbrek hastalığı olanların, aslında herkesin dikkat etmesi gereken sağlıklı yaşam tarzına uymalarının ayrı bir önemi vardır. Tütün kullanımının, fazla kilolu olmanın ve tuzlu beslenmenin tüm damar sistemine ve böbreklere zararlı etkilerinin olduğu unutulmamalıdır. Bunun dışında kan basıncının sürekli normal düzeylerde tutulabilmesi için antihipertansif ilaçların düzenli olarak alınmasına önem verilmelidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Jul 2022 12:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/07/hipertansiyon-ancak-duzenli-olcumle-teshis-edilir-1657964564.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüp bebekte doğru bilinen yanlışlar</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/tup-bebekte-dogru-bilinen-yanlislar-880</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/tup-bebekte-dogru-bilinen-yanlislar-880</guid>
                <description><![CDATA[ESHRE (Avrupa Üreme ve Embriyoloji Derneği) 2022 kongresi geçtiğimiz hafta İtalya’nın Milano şehrinde düzenlendi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ESHRE (Avrupa Üreme ve Embriyoloji Derneği) 2022 kongresi geçtiğimiz hafta İtalya’nın Milano şehrinde düzenlendi.</p>

<p>Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Gökalp Öner, Avrupa Üreme ve Embriyoloji Derneği’nin 2022 kongresinde değiştirilen bilgiler ışığındaki yanlış bilinen doğruları açıkladı…&nbsp;</p>

<p>Çikolata kisti olan kadınlarda uzun tedavi protokolleri yerine kısa tedavi protokollerinin de etkin olduğu, ayrıca tüp bebek öncesi çikolata kistine yönelik cerrahi işlemlerin tüp bebek sonuçlarına olumlu etkisinin olmadığı gösterildi.</p>

<p>Tekrarlayan tüp bebek başarısızlıkları ile tekrarlayan düşüklerin birbirine benzer nedenlerden olduğu ve ilk sıradaki nedenin pıhtılaşma bozukluklarından değil embriyonun genetik yapısının bozuk olmasından kaynaklandığı gösterilmiştir.</p>

<p>Tüp bebekte başarıyı arttırmak için herkese ‘Genetik tanılı tüp bebek’ değil ama ‘Yapay zekalı embriyo seçimi’nin önerilebileceği belirtilirken, ileri kadın yaşında halen en güvenilir yöntemin ise genetik tanılı tüp bebek olduğu bildirilmiştir.</p>

<p>38 yaşından ileri yaştaki kadınlarda ikiden fazla tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında ve genetik bozukluk öyküsü olanlarda klasik tüp bebek yerine genetik tanılı tüp bebek önerilmektedir.</p>

<p>Tüp bebek başarısını arttırmada vajendeki iyi bakteriler embriyonun tutunmasında önemli iken bilinenin aksine propiyotik tüketiminin çok etkin olmadığı, vajinal laktobasil içeren fitillerin daha etkin olduğu bildirildi.</p>

<p>Tüp bebekte stres faktörünün en az tüp bebek tedavisi kadar önemli olduğu ve genetiği normal, iyi bir embriyonun tutunamama nedenleri arasında stresin önemli yer tuttuğu belirtildi.&nbsp;</p>

<p>Donmuş embriyo transferlerinin tüm dünyada giderek arttığı ve yeni yöntemler sayesinde embriyolara zarar gelmeden çözülebildiği gösterilmiştir.</p>

<p>Donmuş embriyo transferlerinin de kişiselleştirilmesi gerektiği, klasik tedavi protokollerinin hormonlar ile kontrol edilip gerekirse değiştirilmesi gerektiği vurgulandı.&nbsp;</p>

<p>Embriyo dondurma ile tüp bebekte en çok korkulan komplikasyon olan OHSS&nbsp;(Yumurtalıkların aşırı uyarılması sendromu)&nbsp;artık görülmezken yeni tanımlama olarak ‘Aşırı uyarılmış yumurta’ tanımlanması yapılmıştır.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 16 Jul 2022 12:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/07/tup-bebekte-dogru-bilinen-yanlislar-1657964758.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İlaç zammına İyi Parti’den tepki</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/ilac-zammina-iyi-partiden-tepki-814</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/ilac-zammina-iyi-partiden-tepki-814</guid>
                <description><![CDATA[İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ünzile Yüksel, ilaca gelen yüzde 25 zamma tepki gösterdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ünzile Yüksel, ilaca gelen yüzde 25 zamma tepki gösterdi.</p>

<p>Zam kararına tepki gösteren İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ünzile Yüksel, iktidarı sert bir dille eleştirdi. Yüksel, “Düşün milletin yakasından artık. İnsafınız var mı? Olan yine vatandaşa oldu” diyerek tepkisini dile getirdi.</p>

<p>Resmi Gazete'nin Kurban bayramı arifesinde yayınlanan sayısında yer alan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda Değişiklik Yapılması Hakkında Karar’a göre ilaçlara yüzde 25 zam yapıldı.</p>

<p>Zam kararına tepkisini ortaya koyan İYİ Parti Genel Başkan yardımcısı Ünzile Yüksel bir açıklama yaparak hükümeti vicdansızlıkla suçladı. Yüksel, “Vatandaş son ekonomik değişiklikle uğraşırken, sizin yaptığınız doğru değil. Halkımız ekonomik zorluklar nedeniyle bayramını dahi yaşamazken, ilaçlara gelen zam ile sarsılmıştır. Olan her zaman vatandaşa oluyor. Devletin bütün ekonomik yükü vatandaşa yükleniyor. Düşün artık milletin yakasından. Bayram demiyorsunuz, seyran demiyorsunuz, zam zam zam! Afife günü ilaçlara yüzde 25 zam! Vicdanınız, insafınız var mı?” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 10 Jul 2022 19:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/07/ilac-zammina-iyi-partiden-tepki-1657472398.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyardı: “Kurban eti en az 24 saat dinlendirilmeden tüketilmemeli”</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/uzmani-uyardi-kurban-eti-en-az-24-saat-dinlendirilmeden-tuketilmemeli-780</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/uzmani-uyardi-kurban-eti-en-az-24-saat-dinlendirilmeden-tuketilmemeli-780</guid>
                <description><![CDATA[Kurban etinin kesimi, dağıtımı ve saklama şartlarının çok önemli olduğunu söyleyen İSÜ Liv Hospital Bahçeşehir Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Dyt. Serkan Aksoy, ”Özellikle ilk kesimden sonra kurban etinin dinlendirilmesine dikkat edilmesi, pişirirken kendi yağında ve ekstra yağ ilave edilmeden pişirilmesi son derece önemlidir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kurban etinin kesimi, dağıtımı ve saklama şartlarının çok önemli olduğunu söyleyen İSÜ Liv Hospital Bahçeşehir Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Dyt. Serkan Aksoy, ”Özellikle ilk kesimden sonra kurban etinin dinlendirilmesine dikkat edilmesi, pişirirken kendi yağında ve ekstra yağ ilave edilmeden pişirilmesi son derece önemlidir” dedi.</strong></p>

<p>İSÜ Liv Hospital Bahçeşehir Beslenme ve Diyet Kliniği’nden Dyt. Serkan Aksoy, Kurban Bayramı’nda etin saklama koşulları ve sağlıklı et tüketimi hakkında uyarılarda bulundu.</p>

<p>Bayramların uzun mesai saatleri, mesafeler ve koşuşturmanın arasında iletişimi sağlamanın vesilesi olduğuna dikkat çeken Dyt. Serkan Aksoy, Kurban Bayramı’nın ise bu güzel ritüelin göstergesi ve paylaşımın en önemli vurgusu olduğunu ifade etti.</p>

<p>Kurbanların kesimi, etlerinin dağıtımı ve saklama şartlarının çok önemli olduğunun altını çizen Diyetisyen Serkan Aksoy, ”Özellikle ilk kesimden sonra kurban etinin dinlendirilmesine dikkat edilmesi, pişirirken kendi yağında ve ekstra yağ ilave etmeden pişirilmesi son derece önemlidir. Bayramın özellikle ikinci ve üçüncü gününde sabah kavurmalı bir sabah kahvaltısı, bizlere çocukluğumuzu hatırlatır” diye konuştu.</p>

<p><strong>SAĞLIKLI KİŞİLERDE GÜNLÜK ET TÜKETİMİ 120 GRAMDAN FAZLA OLMAMALI</strong></p>

<p>Ülkemizde çocuklarda ve kadınlarda demir eksikliği anemisinin sık görülme sebebinin et tüketiminin az olmasından kaynaklandığını dile getiren Dyt. Aksoy, ”Kırmızı et; hamilelik döneminde ve çocukluk çağında hayvansal protein içerisinde en önemli yere sahiptir. Organizmamız proteinlerin yapıtaşı olan 20 aminoasidin 11’ini kendi yaparken kalan 9’unu dışarıdan almak durumundadır. Hayvansal proteinde ise bunların tamamı bulunmaktadır. Sağlıklı kişilerin günde 120 gram et tüketmesi son derece önemli olmakla birlikte kalp damar problemi yaşan, kan yağları yüksek olan ve obez durumunda olanların tüketirken dikkat etmelerinde fayda vardır. Kırmızı et; demir, magnezyum, çinko ve fosfor mineralleri dışında B vitaminleri ve lipoik asit açısından zengindir. Sakatat olarak karaciğer tüketimi, hem A vitamini hem de folik asit açısından son derece değerlidir” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>IZGARA VE FIRINDA PİŞİRME TEKNİKLERİ TERCİH EDİLMELİ</strong></p>

<p>Kırmızı etin pişirilme yöntemleri hakkında da açıklamada bulunan Dyt. Aksoy, şu bilgileri paylaştı:</p>

<p>”Eti pişirirken haşlama, ızgara ve fırında pişirme tekniklerinin kullanılması hem besin öğesi kayıplarını önleyecek hem de vitamin kayıplarının önüne geçecektir. Kesimden sonra ölüm sertliğinin geçmesi için 24 saat dinlendirilmesi gereken etin ateşe maruz bırakılmaması, mangalda pişirilecekse ateş ile 15 santimetre mesafede olması sağlık açısından çok önem arz eder. Etin demir emilimi açısından C ve E vitamini içeren sebze ve salatalar ile tüketimi biyoyararlanım açısından son derece önemlidir.”</p>

<p><strong>SAĞLIK AÇISINDAN HER ÖĞÜNDE ET TÜKETİLMEMELİ</strong></p>

<p>Gün içinde doğru bir beslenme örüntüsü ile bayram tatilini sağlıklı ve sindirimi rahat bir şekilde gerçekleştirebileceğimizi söyleyen Dyt. Serkan Aksoy, ”Sabah kavurma yediğimizde öğlen yemeğinde sebze, akşam ise kuru baklagillerin olduğu bir menü seçmek uygun olabilir. Günün her öğününe kırmızı et koymadan dengeli gitmek, günü sağlıklı geçirmemiz açısından önemlidir” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>ETİ KÜÇÜK PARÇALAR HALİNDE SAKLANMALI</strong></p>

<p>Etin saklama koşullarından da bahseden Dyt. Serkan Aksoy, ”Etleri küçük parçalar halinde -2 derecede 1 hafta; -18 derecede de daha uzun süreli saklayabiliriz. Derin dondurucudan indirilen etleri buzdolabının soğuk kısımda çözüldükten sonra kullanılması ve tekrar derin dondurucuya konulmaması önemlidir. Etleri kesme tahtasında doğradıktan sonra sebze, meyve kesimi yapılmaması gerekir. Ülkemizde kesim yerlerinin hijyenik ve kontrol altında olması, tüm kesim işlemlerinin buralarda yapılması son derece önemlidir” diyerek sözlerini noktaladı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Jul 2022 12:04:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/07/uzmani-uyardi-kurban-eti-en-az-24-saat-dinlendirilmeden-tuketilmemeli-1657271286.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yüreğir Belediyesi, ücretsiz diyetisyen hizmeti başlattı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/yuregir-belediyesi-ucretsiz-diyetisyen-hizmeti-baslatti-643</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/yuregir-belediyesi-ucretsiz-diyetisyen-hizmeti-baslatti-643</guid>
                <description><![CDATA[Yüreğir Belediyesi, vatandaşların sağlığını korumak ve dengeli beslenmelerini sağlamak amacıyla ücretsiz diyetisyen hizmeti başlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüreğir Belediyesi, vatandaşların sağlığını korumak ve dengeli beslenmelerini sağlamak amacıyla ücretsiz diyetisyen hizmeti başlattı.</p>

<p>Obezite ile buna bağlı oluşabilecek kronik hastalıklarla mücadele etmeyi ve vatandaşların sağlıklı beslenmelerini sağlamayı amaçlayan Yüreğir Belediyesi, ücretsiz diyetisyen hizmeti başlattı. Bu kapsamda Beslenme ve Diyet Uzmanı Yaren İnci, kilo vermek isteyen vatandaşlara sağlıklı şekilde kilo vermeleri için destek oluyor.</p>

<p>Hafta içi 08.00 - 17.00 saatleri arasında Yüreğir Belediyesi Kültür Merkezi’nde verilen diyetisyen hizmetinden yararlanmak isteyen vatandaşlar öncelikle belediyenin 444 80 44 çağrı merkezinden randevu oluşturuyor. Daha sonra kan tahlilleri ile birlikte merkeze gelen vatandaşların boy ve kilo ölçümleri yapılıyor, kişiye özel belirlenen diyet programı düzenli olarak takip ediliyor.</p>

<p>KİŞİYE ÖZEL BESLENME LİSTESİ</p>

<p>Beslenme programları hakkında bilgi veren Diyetisyen Yaren İnci, “Kilo vermek için bize başvuran vatandaşlarımızın detaylı vücut analizlerini ve varsa mevcut hastalıklarını göz önünde bulundurarak kişiye özel beslenme listesi oluşturuyoruz. Hastamız, belirlenen ideal kilosuna ulaşana kadar haftalık takibini yapıyoruz. Bu takiplerde uygulanan diyet programını devamlı olarak güncelliyoruz. Diyet ile birlikte egzersiz programları önererek daha sağlıklı kilo vermelerine yardımcı oluyoruz” dedi.</p>

<p>‘ŞOK DİYETLERDEN KESİNLİKLE UZAK DURUN’</p>

<p>Sağlıksız beslenmenin hastalıkların temelinde aktif rol oynayan bir süreç olduğuna dikkat çeken İnci, “Günümüzde birçok hastalık maalesef sağlıksız beslenme kaynaklı. Yaşanan hastalık durumuna göre kişinin özellikleri ve yaşadığı komplikasyonlar da değerlendirilerek özel beslenme programları hazırlanmalıdır. Fazla kilolarınızı verirken sağlığınızdan olmamak için diyetisyen eşliğinde hazırlanmış diyet listelerini takip etmeniz gerekir. Kişiye özel hazırlanan programdaki hiçbir ana ve ara öğün atlanmamalıdır. Kulaktan dolma bilgiler ile uygulanan hatalı programlar pek çok sağlık problemine yol açabilir. Şok diyetlerden kesinlikle uzak durulmalıdır” diye konuştu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Jun 2022 12:41:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/yuregir-belediyesi-ucretsiz-diyetisyen-hizmeti-baslatti-1656582204.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yaz aylarında sıvı kaybına dikkat</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/yaz-aylarinda-sivi-kaybina-dikkat-463</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/yaz-aylarinda-sivi-kaybina-dikkat-463</guid>
                <description><![CDATA[Yaz aylarında doğru ve yeterli miktarda sıvı tüketin]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında doğru ve yeterli miktarda sıvı tüketin</p>

<p>Yaz aylarında yükselen hava sıcaklığı vücudun sıvı dengesini değiştiriyor. Sıvı kaybı yaşamamak için kafeinli içecekler yerine su içilmesi öneriliyor. Tüketimi artırmak ve su içmekte zorlananlar için farklı lezzetleri bir araya getirme imkânı bulunuyor.</p>

<p>Doğru ve yeterli miktarda sıvı tüketimi için her gün en az 2-2.5 litre (10-14 su bardağı) su içmek ve alternatif sıvı tüketimlerinde süt, ayran, kefir, cacık ve taze sıkılmış, ilave şeker eklenmemiş meyve suyu gibi içecekleri tercih etmek gerekiyor. Dehidrasyon, yani vücudun susuz kalması durumunda vücutta halsizlik, yorgunluk ve konsantrasyon bozukluğu gibi belirtiler görülebiliyor. Özellikle ileriki yaşlarda vücut daha fazla sıvıya ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle yaşla birlikte su tüketimini artırmak anahtar noktalar arasında yer alıyor. Ayrıca çocuklar sıcak havalarda vücut ısılarını düzenlemek amacıyla soluk alıp verirken daha fazla sıvı kaybedeceklerinden, çocukların sıvı tüketimine özellikle dikkat edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Sağlıklı yaşam alanında uluslararası referans kurumlardan en güncel bilgileri kamuoyunun dikkatine sunan Sabri Ülker Vakfı, vücudun sıvı dengesini bozmadan sağlıklı bir yaz dönemi geçirilmesi için su tüketiminizi artıracak önerileri bir araya getiriyor.</p>

<p>Güvenli içme suyu en sağlıklı ve en ucuz içecek</p>

<p>Sağlıklı, yeterli ve dengeli beslenme, bağışıklık sistemimizin en iyi şekilde işlev görmesi için gerekli olan tüm besinleri sağlıyor. Uzun dönemde yeterli ve dengeli beslenmenin olası enfeksiyon riskleri üzerine olumlu etkileri olduğu vurgulanıyor. Yetersiz beslenen bireyler çeşitli bakteriyel, viral ve diğer enfeksiyonlar için daha büyük bir risk altında bulunuyor. Sağlıklı içecek seçimleri yapmak, besin seçimleriniz kadar sağlık açısından önem taşıyor. Yeterli ve dengeli beslenme içerisinde önemli yere sahip su ve alternatif sıvı tüketimi de bağışıklık üzerinde oldukça önemli yere sahip. Yeterli sıvı alımının sağlanması ile vücuttan toksinlerin uzaklaştırılması kolaylaştığından gün boyunca bol sıvı tüketimi büyük önem taşıyor. Güvenli içme suyu en sağlıklı ve en ucuz içecek.</p>

<p>Kalp sağlığı için de kritik öneme sahip</p>

<p>Karpuz, kavun, kiraz, üzüm gibi su oranı yüksek meyveler hem iyi birer antioksidan kaynağı olup, hem de sıvı ihtiyacınızı gidermenizde yardımcı oluyor. Ancak bu meyveler içerdikleri şeker oranından dolayı belirli miktarlarda tüketilmeli. Bunun dışında sıvı ihtiyacının karşılanmasında en ideal içeceğin su olduğunu unutmamak gerekiyor. Yaşamın her evresinde önemli olan su, yaz aylarında artan sıcaklık ile daha çok sıvı kaybettiğimiz şu günlerde daha da önemli hale geliyor. Yeterli su tüketimi, kalp sağlığı için de kritik öneme sahip. Vücudu nemli tutmak kalbin kan damarlarından kaslara daha kolay pompalanmasını sağlıyor ve kasların verimli çalışmasına yardımcı oluyor. Vücuttan beklenin üzerinde sıvı kaybı ayaklarda ödem veya baş ağrısından inmeye kadar hayatı tehdit eden çeşitli sağlık sorunlara yol açabilecek ciddi bir durum olduğundan yeterli miktarda su veya doğru alternatif olabilecek sıvıları tüketmeye dikkat edilmesi gerekiyor.</p>

<p>Su tüketimini arttıracak öneriler!</p>

<p>Sıcak veya soğuk tüketmeyi denemek,</p>

<p>Yemeğin yanında içecek yerine su tüketmek,</p>

<p>Gün boyunca yanınızda taşıyabileceğiniz bir su şişesi edinmek,</p>

<p>İçilen suyu serinletici hale getirmek için dilim limon, salatalık, nane veya çilek gibi zevkinize uygun meyveler eklemek,</p>

<p>Fiziksel aktivite sonrasında ve sırasında su içmeyi alışkanlık haline getirmek,</p>

<p>Evde gün boyu su tüketimini hatırlatması için su karafı veya sürahiyi sürekli görebileceğiniz bir yerde bulundurmak.</p>

<p>Suyunuza lezzet katmanın 5 yolu!</p>

<p>Lezzet için sıcak veya soğuk suyunuza meyve ve sebzeler ekleyebilirsiniz. Denemek için bazı fikirler:</p>

<p>• Böğürtlen + nane</p>

<p>• Ahududu + salatalık</p>

<p>• Çilek + taze fesleğen</p>

<p>• Doğranmış elma + tarçın çubuğu</p>

<p>• Armut dilimleri + bir damla doğal vanilya özü</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Jun 2022 16:15:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/yaz-aylarinda-sivi-kaybina-dikkat-1655731404.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fahrettin Koca sağlık borcu affını açıkladı</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/fahrettin-koca-saglik-borcu-affini-acikladi-434</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/fahrettin-koca-saglik-borcu-affini-acikladi-434</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 10 bin liranın altında sağlık borçlarının silineceğini müjdeledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, 10 bin liranın altında sağlık borçlarının silineceğini müjdeledi.</p>

<p>Sağlık çalışanlarının mali haklarının iyileştirilmesi amacının ağırlık teşkil ettiği 12 maddelik kanun teklifi, önceki gece Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda kabul edilmişti.</p>

<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sağlık borçları nedeniyle sağlık hizmetlerinden faydalanamayanlara af getirildiğini söyledi. Bakan Koca, 10 bin liranın altında olan borçların silineceğini, bu kişilerin sağlık hizmetlerinden yeniden faydalanabileceğini duyurdu.</p>

<p>Bakan Koca, "Sağlık Bakanlığı hastanelerinden sağlık hizmeti almış olup pirim borcu gibi nedenlerle hastane gideri karşılanmayanların 10 bin liranın altında olan borçları terkin edildi (silindi)" notunu paylaştı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Jun 2022 17:43:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/fahrettin-koca-saglik-borcu-affini-acikladi-1655563816.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tüm Yurtta Eşzamanlı Gıda Güvenliği Denetimi</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/tum-yurtta-eszamanli-gida-guvenligi-denetimi-199</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/tum-yurtta-eszamanli-gida-guvenligi-denetimi-199</guid>
                <description><![CDATA[2018 yılında Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından 2018 yılında ilan edilen ve 2019 yılından beri kutlanan Gıda Güvenliği gününde tüm yurtta eş zamanlı denetim ve bilgilendirme çalışmaları yapıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2018 yılında Birleşmiş Milletler Kurulu tarafından 2018 yılında ilan edilen ve 2019 yılından beri kutlanan Gıda Güvenliği gününde tüm yurtta zamanlı denetim ve bilgilendirme çalışmaları yapıldı.</p>

<h3><strong>Her vatandaşın güvenli gıda erişim hakkı vardır…</strong></h3>

<p>Gıda güvenliği denetim günü bağlamında Muğla’nın 13 ilçesinde de eş zamanlı denetim yapıldı. Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Barış Saylak yaptığı açıklamada ” Dünyada ve ülkemizde yaşanan Covid-19 salgınıyla insanların bağışıklık sisteminin güçlü olması gerekliliğini bir kez daha gördük. Değişen dünyada gıdaya özellikler sağlıklı gıdaya erişim en önemli stratejik konuların başında gelmeye başladı. Bu anlamada da 2018 yılında BM Genel Kurulu 7 Haziranı Gıda Güvenliği Günü ilan ederek sağlıklı gıdaya erişime ve gerekliliğine tüm dünyanın dikkatini çekmiştir.Her vatandaşımızın sağlıklı gıdaya erişim hakkı vardır. Bunun için ne gerekiyorsa yapıyor, var gücümüzle çalışıyoruz.” dedi.</p>

<h3><strong>Her yıl gıda kaynaklı hastalıklardan bir çok insan yaşamını yitiriyor.</strong></h3>

<p>İl Müdürü Saylak açıklamasına şöyle devam etti; ”Her yıl gıda kaynaklı hastalıklardan bir çok insan yaşamını yitiriyor. Bu durumun giderek artıyor olması gıda üretiminden tüketimine kadar geçen sürecin gıda biliminin ışığında gıda güvenliğinin sağlanmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Geleneksel deneyimlerle gıda bilimindeki gelişmelerin buluşturulduğu doğru üretim modellerini denetleyen ve rehberlik yapan resmi otorite olan kurumumuz her dönem sahada özveri ile çalışmasını yapıyor, yapmaya da devam edecektir. Sağlıklı yaşamlar için gıda güvenliğiniz bizlere emanet. Buradan tekrar yaşanılan bir olumsuzluk karşısında ihbar hatlarını tekrar vatandaşlarımıza sizlerin aracılığıyla hatırlatmak isterim. 7/24 hizmet verdiğimiz Alo 174 hattını arayarak, alo174@tarimorman.gov.tr adresine e-posta gönderilerek, veya web adresi üzerinden canlı destek yoluyla veya 0 501 174 01 74 ihbar hatları üzerinden şikayetlerini iletebilirler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jun 2022 18:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/tum-yurtta-eszamanli-gida-guvenligi-denetimi-1654616015.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Boğaziçili bilim insanın yer aldığı ekipten sarı nokta hastalığının erken tanısı için yeni yöntem</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bogazicili-bilim-insanin-yer-aldigi-ekipten-sari-nokta-hastaliginin-erken-tanisi-icin-yeni-yontem-187</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bogazicili-bilim-insanin-yer-aldigi-ekipten-sari-nokta-hastaliginin-erken-tanisi-icin-yeni-yontem-187</guid>
                <description><![CDATA[Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İnci Ayhan’ın da arasında yer aldığı uluslararası araştırma ekibi, sarı nokta hastalığıyla ortaya çıkan görme bozukluklarını tespit etmek için yeni bir yöntem geliştirdi. Görme bozukluklarını erken aşamada kolayca haritalandırabilen yöntemden faydalanılarak hastaların hayat kalitesini artıracak özel cihazların geliştirilmesi hedefleniyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İnci Ayhan’ın da arasında yer aldığı uluslararası araştırma ekibi, sarı nokta hastalığıyla ortaya çıkan görme bozukluklarını tespit etmek için yeni bir yöntem geliştirdi. Görme bozukluklarını erken aşamada kolayca haritalandırabilen yöntemden faydalanılarak hastaların hayat kalitesini artıracak özel cihazların geliştirilmesi hedefleniyor.</strong></p>

<p>İngiltere Londra Üniversitesi Psikoloji Bölümü Üyesi Prof. Dr. Johannes Zanker, İngiltere Torbay Hastanesi Optalmoloji Bölümü Tıp Doktoru Edward Doyle ile Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. İnci Ayhan ortak çalışmasıyla, sarı nokta hastalarının görme bozukluklarını erken aşamada hızlı ve etkin bir şekilde haritalandırabilen yeni bir metot ortaya kondu. Bu yöntemle hastalar bilgisayar üzerinde kendilerinden istenen şekil düzeltmelerini yaparken göz hareketleri de bir göz takip cihazı yardımıyla takip ediliyor. Bu süreçte elde edilen değerlere göre hastanın ne oranda görme bozukluğuna sahip olduğunu gösteren bir endekse ulaşılıyor.</p>

<p><strong>”BİR AŞAMADA HASTALAR NESNELERİ DALGALI GÖRÜYOR”</strong></p>

<p>Doç. Dr. İnci Ayhan sarı nokta hastalığının erken aşamasında hastaların nesneleri dalgalı olarak görmeye başladığını ifade ediyor. Bunun hayat kalitesini, özellikle okuma yaparken çok etkilediği bilgisini paylaşan bilim insanı şunları söylüyor:</p>

<p><strong>”Sarı nokta hastalığı, retina tabakasının ‘makula’ olarak adlandırılan bölgesinde ışık enerjisini elektro-kimyasal sinyale çeviren fotoreseptörleri etkileyen bir göz hastalığı. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ‘makula’ bölgesinde biriken artık maddelerin çoğalması ve yeni kan damarlarının oluşumuyla beraber görme kayıpları oluşuyor, görsel alanın etkilenen bölgesinde görme gerçekleşemiyor. Bundan önce erken evrede ortaya çıkan bir semptom daha var. Buna literatürde ‘metamorfopsi’ deniyor. Hastalar düz nesneleri ya da çizgileri dalgalı olarak görüyor. Şekil algısında oluşan bu bozukluk, hastaların yazıları okumalarını güçleştirerek hayat kalitelerini olumsuz etkiliyor. Biz de çalışmamızda bu şekil bozukluklarının algısal haritasını çıkarabilen bir yöntem geliştirdik ve bunun büyüklüğünü ölçmemizi sağlayacak bir endeks de oluşturduk. Hastalık erken aşamada tespit edilebilirse tedaviyle görme işlevi korunabiliyor. Yöntemiz hastalığın ilk dönem semptomlarından biri olan şekil bozukluğunun teşhisi için güvenilir sonuçlar verme potansiyeli taşırken, klinik pratiğe kayda değer bir fayda da sunuyor.”</strong></p>

<p><strong>”GÖRME İŞLEVİNİN KORUNABİLMESİ İÇİN ERKEN TEŞHİS ÇOK ÖNEMLİ”</strong></p>

<p>Bilim insanı bu haritalandırmayı yaparken, hastalığın tespitinde kliniklerde yaygın olarak kullanılan ‘Amsler Izgarası’ yönteminden faydalandıklarını söylüyor.</p>

<p>‘MATLAB’’ programlama dilini kullanarak geliştirdikleri ”Yinelemeli Amsler Izgarası” yönteminin nicel sonuçlar vermesi açısından, klasik tespit metotlarının ötesine geçtiği bilgisini paylaşan Doç. Dr. Ayhan<strong>, ”Gözlemcilerin ekran üzerinde ‘Amsler örüntüsü’ denen çizgisel dizileri fare ve klavye yardımıyla düzeltebilecekleri grafiksel ara yüz oluşturduk. Klasik Amsler Izgarası prosedüründe ızgaraya bakan hastadan bu örüntüde herhangi bir bozukluk görüp görmediğini söylemesi istenir. Bu kliniklerde yaygın olsa da ‘metamorfopsik’ algının şiddeti hakkında nicel ölçü sunmaz. Bizim geliştirdiğimiz ‘Yinelemeli Amsler Izgarası’ yöntemindeyse alanın farklı bölgelerindeki şekil algısı deformasyonları lokal test edilebilir. Buna ek olarak metodumuzla hata ölçüm değerleri de hesaplanabiliyor. Bu endeks hastalar arasındaki farklılıkları ve şekil algısının aynı gözlemci için zaman içinde nasıl değiştiğini karşılaştırabilmeyi mümkün kılıyor”</strong> ifadelerini kullanıyor.</p>

<p><strong>”BU YÖNTEMDEN FAYDALANARAK YENİ CİHAZLAR TASARLANABİLİR”</strong></p>

<p>Doç. Dr. Ayhan özellikle gelişmiş ülkelerde 70 yaş üstünde sarı nokta hastalığının ciddi görme kayıplarının ilk nedenleri arasında yer aldığını da sözlerine ekliyor.</p>

<p>Geliştirdikleri yöntemin ileri Ar-Ge çalışmalarıyla hastaların hayat kalitesini artıracak yeni cihazların geliştirilmesinde kullanılabileceğini vurgulayarak, ulusal ve uluslararası destek arayışlarının sürdüğünü söylüyor:</p>

<p><strong>”Bu metodumuz klasik yöntemin ötesinde bize önemli veriler sunuyor. Sarı nokta hastalığının şu an için tam bir tedavisi olmasa da bunu hastaların hayat kalitesini yükseltmek için kullanabiliriz. Çünkü özellikle okuma gibi yakın görme becerileri gerektiren noktalarda hastalar çok zorlanabiliyor. Şimdi geliştirdiğimiz bu yöntemden faydalanılarak, ulusal ve uluslararası desteklerle hastaların hayat standartlarını yükseltecek yeni cihazlar tasarlanabilir.”</strong></p>

<p><em><strong>Doç. Dr. İnci Ayhan kimdir?</strong></em></p>

<p>Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Psikoloji ile Biyoloji bölümlerinde çift ana dal yaparak lisans eğitimini tamamlayan Doç. Dr. Ayhan, İngiltere’nin önde gelen yükseköğretim kurumlarından biri olan University College London’da doktora çalışmalarını yaptı. Boğaziçi Üniversitesi Vision Lab’ta çalışmalarını sürdüren bilim insanı görsel algı, zaman algısı ve görsel uyum gibi alanlarda araştırmalarına devam ediyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Jun 2022 12:57:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/bogazicili-bilim-insanin-yer-aldigi-ekipten-sari-nokta-hastaliginin-erken-tanisi-icin-yeni-yontem-1654596513.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiddet içeren davranışlar, psikolojik zorlanmanın sinyali olabilir</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/siddet-iceren-davranislar-psikolojik-zorlanmanin-sinyali-olabilir-170</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/siddet-iceren-davranislar-psikolojik-zorlanmanin-sinyali-olabilir-170</guid>
                <description><![CDATA[Çocuğun öfke duygusuyla baş edebilmesi için sakinleşme köşesi oluşturulmalı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Çocuğun öfke duygusuyla baş edebilmesi için sakinleşme köşesi oluşturulmalı </strong></p>

<p><strong>Çocukların şiddete eğiliminin önlenmesinde en büyük görevin ailelere düştüğünü belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, çocukların kendilerini ifade edemedikleri durumlarda ve de engellendiklerini düşündüklerinde saldırganlaşabileceğini söyledi. Küçük yaşta ağlama, bağırma, etrafı dağıtmakla başlayan davranışların yaş ilerledikçe ısırma, tükürme, itme, vurma ve tekme atma gibi davranışlarla artarak devam ettiğini kaydeden Ergür, ”Çocuğun şiddet içeren davranışlar sergilemesi, psikolojik olarak zorlandığının sinyallerini verir.” uyarısında bulundu. Eda Ergür, çocuğun öfke duygusunu anlaması, baş etmeyi öğrenmesi ve sakinleşmesine olanak sağlamak için evde bir sakinleşme köşesi oluşturulmasını önerdi. </strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şiddet eğilimli çocuklara doğru yaklaşımın önemine ilişkin değerlendirmede bulundu.</p>

<p>Her türlü şiddet içeren olayın çocuklarda onarılması gereken izler bırakacağını belirten Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ”Bu sebeple vahşet ve şiddet gibi travmatik olaylara şahit olan bireylerin, hele ki çocuklarımızın, psikolojik destek alarak bu yaşadıkları olaya dair duygularını düzenleyebilmesi, ileriki dönemlerde karşılaşabilecekleri psikolojik ve psikiyatrik sorunları önlemede oldukça yararlı olacaktır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Çocuğun gelişimiyle yakından ilgilenilmeli</strong></p>

<p>Çocuğun şiddete eğilimin önlenmesinde ailelerin çocuklarının gelişimleriyle yakından ilgilenmesinin gerekli olduğunu vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi:</p>

<p>”Çocuklarımızla yakın ilişki kurmak, çocuğun duygularını anlamaya yönelik yaklaşım sergilemek, ebeveyn olarak uygun davranış ve duygu düzenlemelerimizle çocuğa model olmak ve en önemlisi çocuğun kendisine olan güven duygusunu arttırmaya yönelik destekler vermek bilinçli ebeveyn yaklaşımlarıyla sağlanabilir.”</p>

<p><strong>Kendini ifade edemeyen çocuk saldırganlaşabilir</strong></p>

<p>Çocukların kendilerini ifade edemedikleri durumlarda ve de engellendiklerini düşündüklerinde saldırganlaşabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ”Tehdit altında hissettikleri zaman, bu duyguyla nasıl baş edeceğini bilemeyen ve işlevsel olmayan bir savunma mekanizması geliştiren bireyler, her yaşta saldırgan davranışlar sergileyebilirler.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Şiddet içeren davranışlar sinyal veriyor!</strong></p>

<p>Çocukluk çağında saldırgan davranışlarla sıkça karşılaşabilineceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ”Küçük yaşta ağlama, bağırma, etrafı dağıtmakla başlayan davranışlar yaş ilerledikçe ısırma, tükürme, itme, vurma ve tekme atma gibi davranışlarla artarak devam eder. Aileler hangi noktada yardım almaları gerektiği konusunda karışıklık yaşadıklarını sıklıkla dile getirir. Çocuğun şiddet içeren davranışlar sergiliyor olması, psikolojik olarak zorlandığının sinyallerini bize verir.” dedi.</p>

<p><strong>Sürekli hale gelen ve artan davranışlar dikkate alınmalı</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, bazı davranışların aileler tarafından dikkate alınmadığını belirterek ”Küçük yaşta bazı davranışlar ailelere eğlenceli ve sempatik gelebiliyor; ancak bu davranışlar sürekli hale geliyor ve de artış gösteriyorsa burada alarm durumuna geçmek ve de profesyonel bir yardım almak daha sonraki dönemlerde yıkım yaşamamak açısından önemli bir ihtiyaçtır.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Sakinleşme köşesi oluşturulabilir</strong></p>

<p>Şiddete eğilimli çocuğun iyi yönlendirilmesinin önemine de dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, şunları söyledi:</p>

<p>”Eğer çocuk şiddet içerikli eylemlerde bulunuyor ise çocuğun duygusunu anlayıp tanıması için yardımcı olmak uygun olacaktır ve sonrasında bu duyguyu nasıl sakinleştirebileceği ile ilgili yönlendirilmelidir ki işlevsel olan bir çözüm öğrenebilsin. Örneğin öfkelenen bir çocuğun kendisini sakinleştirebilmesi için önceden birlikte hazırlanmış bir sakinleşme köşesi hazırlanabilir. Bu alanda çocuğun kendisine ya da çevresine zarar veremeyeceği ve çocuğun yaşına uygun materyallere yer vermek uygun olacaktır.</p>

<p><strong>Çeşitli materyaller kullanılabilir</strong></p>

<p>Örneğin küçük yaş çocuklarda ponponlar, squishy gibi yumuşak oyuncaklar, oyun hamuru, stres çarkı, stres küpü, pop it gibi oyuncaklara yer verilebilirken; ileriki yaşlarda ise çocuğun ilgisine göre resim ya da müzik gibi alanlarla ilgili materyaller, stres topları ya da müzik dinleyebileceği bir aygıt gibi materyaller hazırlanabilir. Böyle bir alan sunarak, çocuğun kendini öfkeli hissettiği ve saldırganlık dürtüsünün yoğunlaştığı zamanları fark ederek kendisini sakinleştirebileceği, enerji ve gerilimini atabileceği bir çözüm üretmesine yardımcı olabiliriz.”</p>

<p><strong>Sosyal izolasyon yabancılaşma ve duyarsızlaşmaya yol açıyor</strong></p>

<p>Özellikle teknolojiyle beraber çocukların ve gençlerin yaşadığı yalnızlığa dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, ”Son dönemde internet kullanımının yaygınlaşması çocuk ve ergenleri oldukça yalnızlaştırmış durumda, bu sebeple sosyal olarak yalnızlaşan çocuklar kendilerini ifade etmekte zorlanır hale gelmekteler. Sosyal izolasyon çocukların kendini ifade etmekten daha da uzaklaşmasına ve de kendi duygularına yabancılaşmasına, diğerlerinin duygularına karşı ise duyarsızlaşmasına sebep olmaktadır. Bu sebeple çocuklar internet ile tamamen baş başa bırakılmamalıdır ki sosyal yoksunlukla şiddete yakınlaşmasınlar.” dedi.</p>

<p><strong>Küçük yaştan itibaren yakın ilişki kurulmalı</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Eda Ergür, çocukla kurulacak doğru iletişim ve sağlıklı iletişimle ilgili anne ve babalara tavsiyelerini şöyle sıraladı:</p>

<p>”Çocuklarımızla küçük yaştan itibaren yakın ilişki içinde olursak, onun istek ve ihtiyaçlarını uygun zamanda tespit eder ve de doyurabilirsek ileride karşılaşabileceği birçok sorunun önüne geçebilmemiz mümkün. Çocuklarımızı yetiştirirken, onların duygularını anlamaya çalışmak, bunu onlara hissettirmek, anlayış, sevgi ve ilgimizi bolca hissettirerek güven duygusunu arttırmak oldukça önemlidir. Saldırganlıkla sonuçlanabilecek yoğun duyguları doğru zamanda fark etmek ve uygun şekilde yönetebilmek küçük yaştan itibaren aile içinde öğretilirse toplumda etkisi hızla görülecektir.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jun 2022 13:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/siddet-iceren-davranislar-psikolojik-zorlanmanin-sinyali-olabilir-1654513680.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fahrettin Koca’dan maymun çiçeği açıklaması</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/fahrettin-kocadan-maymun-cicegi-aciklamasi-147</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/fahrettin-kocadan-maymun-cicegi-aciklamasi-147</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de maymun çiçeği vakası görüldüğüne yönelik iddialara yanıt verdi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye'de maymun çiçeği vakası görüldüğüne yönelik iddialara yanıt verdi</p>

<p><strong>ANKARA (İGFA) -</strong> Sosyal medya hesabından açıklama yapan Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, "İstanbul’da, MAYMUN ÇİÇEĞİ hastası olabileceği şüphesiyle medyada konu edilen 4 KİŞİ için gerekli testler yapılmış, 4’ünün de TEST SONUCU NEGATİF çıkmıştır.</p>

<p>Türkiye’de, şu ana dek Maymun Çiçeği tanısı konmuş hasta yoktur. “Ya öyleyse” gibi düşüncelerle kaygıya yol açılmamalıdır" dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Jun 2022 10:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/fahrettin-kocadan-maymun-cicegi-aciklamasi-1654415566.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zencefille ayaklarınızı güzelleştirin</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/zencefille-ayaklarinizi-guzellestirin-138</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/zencefille-ayaklarinizi-guzellestirin-138</guid>
                <description><![CDATA[Yazın gelmesiyle terlik ve açık ayakkabı sezonu da açıldı. Güzellik Koçu Meltem Demir, güzel ayaklara sahip olmak isteyenlere evde yapabilecekleri &lsquo;Zencefı̇l ve zeytı̇nyağlı ayak balmı’ tarifi verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yazın gelmesiyle terlik ve açık ayakkabı sezonu da açıldı. Güzellik Koçu Meltem Demir, güzel ayaklara sahip olmak isteyenlere evde yapabilecekleri ‘Zencefı̇l ve zeytı̇nyağlı ayak balmı’ tarifi verdi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Zencefilin iltihap ve ağrı giderici özellikleri, zeytinyağı ile birleştiğinde şişmiş ayakların etkilerini tersine çevirmek için mükemmel olduğunu belirten Demir, tarif için sadece 100 gr taze zencefil kökü ile 1 su bardağı zeytinyağına ihtiyaç duyulduğunu aktardı.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Bir gece beklemeli</strong></p>

<p>Zencefilin kabuğunu çıkarıp birkaç parçaya bölünmesi gerektiğini aktaran Demir, tarifin yapımı için şunları söyledi: ”Zeytinyağını bir tencereye dökün, zencefili ekleyin ve her iki malzemeyi de ısıtın. Karışım sıcak olduğunda, 30 dakika ısıtın. Yağın asla kaynatılmaması gerektiğini, sadece ılık olması gerektiğini unutmayın. Yarım saat sonra zeytinyağı ile zencefili ocaktan alın ve bir gece bekletin.”</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>Masaj yaparak yedirin</strong></p>

<p>Ertesi sabah, bir süzgeçle süzülerek ve elde edilen sıvının cilt tarafından emilene kadar dairesel hareketlerle ayaklara masaj yapılması önerisinde bulunan Demir, ”Bu şekilde ayaklarınızın şişkinliğini indirebilir ve güzel ayaklara sahip olabilirsiniz” diye konuştu.</p>

<p><br />
Kaynak: (BHA) - Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Jun 2022 18:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2022/06/zencefille-ayaklarinizi-guzellestirin-1654356014.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık Bakanlığı açıkladı! Koronavirüse karşı yeni tedbirler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-77</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-77</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, kesin ya da olası yeni tip koronavirüs (Kovid-19) ölümlerinde kararın, mümkün olduğunca muayeneyle verilmeye çalışılmasını, otopsi yapılmamasını önerdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kesin veya olası Kovid-19 ölümlerinde, akciğer ve diğer organlarında virüs bulunabildiğine işaret edilerek, otopsilerin mümkünse negatif basınçlı salonlarda, mümkün değilse iyi havalanan bir odada gerekli koruma önlemleri alınarak yapılması gerektiği vurgulandı.</p>

<p>Bakanlığın hazırladığı enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında, Kovid-19 hastalığının seyri ve bilimsel gelişmeleri takiben, otopsilerde alınması gereken tedbirler de güncellendi.</p>

<p><strong>İŞTE 8 MADDELİK TEDBİR</strong><br />
<br />
"Kesin ya da olası Kovid-19 ölümlerinde mümkün olduğunca ölü muayenesi ile karar verilmeye çalışılması, otopsi yapılmaması önerilir" ifadesinin yer aldığı tedbirler, şöyle sıralandı:</p>

<p>"- Kesin veya olası Kovid-19 nedeniyle ölenlerin akciğer ve diğer organlarında virüs bulunabilir. Otopside yoğun aerosol (bir katının veya bir sıvının gaz ortamı içerisinde dağılması) oluşturan işlemler yapılması nedeniyle kesin ya da olası Kovid-19 otopsileri mümkünse negatif basınçlı salonlarda, mümkün değilse iyi havalanan bir odada gerekli koruma önlemleri alınarak yapılmalı.</p>

<ul>
	<li>
	<p>Otopside mümkün olan en az sayıda kişi görev almalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsiyi yapan kişi, su geçirmez önlük, N95 ve FFP2 maske, gözlük, yüz siperliği, çift eldiven maskeleri içeren kişisel koruyucu ekipman (KKE) kullanmalı.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Ceset torbasının dışı çamaşır suyu ile dezenfekte edilmeli.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsi sırasında kullanılan malzemeler otopsiden hemen sonra mutlaka temizlenmeli ve steril edilmeli.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Otopsinin yapıldığı çevresel yüzeyler önce su ve deterjanla temizlenmeli. Temizlik sonrası en az 10'da bir oranında sulandırılmış çamaşır suyuyla ya da yüzde 70 alkol, yüzeyde en az 1 dakika tutularak dezenfekte edilmeli. Hastanelerde kullanılan yüzey dezenfektanları ya da klor tablet, ürün talimatlarına uygun olarak kullanılabilir.</p>
	</li>
	<li>
	<p>Personel, dezenfeksiyon solüsyonlarını hazırlarken ve kullanırken solunum ve göz koruması dahil uygun kişisel koruyucu ekipman kullanmalı.</p>
	</li>
	<li>Otopside ortaya çıkan atıklar, tıbbi atık yönetmeliğine uygun bertaraf edilmeli."</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2020/04/saglik-bakanligi-acikladi-koronaviruse-karsi-yeni-tedbirler-1587809737.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Burak Akkul koronavirüs süresince neler yaşadığını anlattı: Suyun tadını bile alamıyordum</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-75</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-75</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de koronavirüs teşhisi konulan ilk 20 hastadan biri olan, 20 günlük yoğun bakım ve uyutulma tedavisinin ardından sağlığına kavuşan “Çok Gezenti” programının sunucusu Burak Akkul ve eşi Seda Akkul, yaşadıkları zorlu süreci anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>'Çok Gezenti' programının sunucusu Burak Akkul ile eşi Seda Akkul, Youtube kanalı İnsan'a yaşadığı zorlu süreci anlattı, salgınla mücadele eden hastalara seslendi. Uyutulmadan önce eşiyle telefonda duygusal bir konuşma yaptığını söyleyen Akkul, "Seda, 'Geri döneceğine söz veriyor musun?' dedi. Söz verdim. Rahatladım ve 'Beni uyutun' dedim" dedi.</p>

<p><strong>Koronavirüs test sonucunuzu öğrendiğiniz an neler hissettiniz?&nbsp;</strong></p>

<p>Burak Akkul: Merhaba. Koronavirüs test sonucunu hastaneye yattıktan sonra 4-5 gün bekledim. Biraz da mesleğim gereği sosyal medyayı aktif kullandığım için video paylaştım, o sıralar da dünyada bu test nasıl yapılır, sonuç kaç gün içinde gelir bilinmiyordu. Ben de bir hasta paniğiyle tabii, sosyal medyaya “Test sonucum daha gelmedi ama pozitif olduğundan şüpheleniyorum” diye bir video koydum. O günün hemen akşamı hatta 2-3 saat sonra, doktorum Mehmet Altıntaş “Burak Bey korona pozitifsiniz diye odama girdi” Ondan sonra tabii bir uyutulma süreci olacağı bana söylendi. Yine duruma yabancılıktan dolayı bir korku hâsıl oldu. Nasıl olur? Uyutulmak ne demek? Kaç gün uyutulacağım? diye bir panik süreci oldu. Sonrasında eşim Seda’yı arattım. Anestezi doktoru, ben, o konuştuk. Benim biraz tabii ağlamalı bir telefonumdan sonra Seda bana dedi ki: “Geri döneceğine söz ver. Söz veriyor musun?” Ben de “Söz veriyorum” dedim. Orada bir rahatlama oldu ve “Beni uyutun” dedim. Uyutulma süreci başladı.</p>

<p><strong>Uyutulma sürecinizden sonra neler yaşandı? Çin’den gelen ilaçlar üzerinizde kullanıldı mı?</strong></p>

<p>Burak Akkul: Uyutulma anından sonrasını tabiki ben bilmiyorum. Zorlu bir süreçmiş. Daha sonra bazı yayınlarda da hocalarımızla, profesörlerle konuştuktan sonra anladım. Korona tedavisinin yoğun bakım ve entübe ve benim gibi 20 günü bulan entübe aşamaları varmış. En zor tedavi edilen yüzde 3’lük kesim içindeymişim. Direncim fazlaymış. Bir ara stabil olmuş durum bir ara kötüye gidiyor denmiş.&nbsp;</p>

<p>Seda Akkul: Kritik olan anları da oldu. İlk 10 günü özellikle daha riskli ve kritik bir şekilde devam etti, seyretti. Sonrasında, tam o sıralarda Çin’den bir ilaç geldi. Hem Çin’den gelen ilaç hem de diğer destekleyici ilaçlar, Bilim Kurulu’nun önerdiği, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği ve Bilim Kurulu’nun da ülkemizde kullanmaya başladığı ilaçlar tüm hastalarla beraber Burak’ta da denendi. İlk hastalardan biri, ilk 20 teşhisten biri Burak olduğu için ve uyutulan ilk hastalardan biri olduğu için de Çin’den gelen ilacın denendiği ilk kişilerden biri Burak oldu.</p>

<p>Burak Akkul: Ve 20 günün sonunda da yavaş yavaş uyandırılma süreci başlanmış, oksijen, nefes ve kan değerlerim düzelince.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:09:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2020/04/burak-akkul-koronavirus-suresince-neler-yasadigini-anlatti-suyun-tadini-bile-alamiyordum-1587809474.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Işıltılı ve canlı gözler için göz kapağı estetiği</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-73</guid>
                <description><![CDATA[Olduğumuzdan daha üzgün ve yorgun görünmemize neden olan göz kapağı sarkması, günümüzde çok basit bir operasyonla giderilerek ışıltılı bir görünüm sağlayabiliyor. Zaman içerisinde sarkarak görüş alanının daralmasına kadar uzanan bazı sıkıntılara yol açan göz kapağına uygulanan blefaroplasti hakkında faydalı bilgiler veren Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Burak Türkyılmaz, süreçle ilgili merak edilenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşlanmayla birlikte gözaltında oluşan kırışıklıklar ve torbalanmalar estetik açıdan görünümü bozmaktadır. Göz çevresinde oluşan kırışıklıkların ve torbalanmaların giderilmesi amacıyla yapılan göz kapağı estetiği ameliyatı son derece küçük bir ameliyat olmasına rağmen yüzün genç görünmesini sağlamaktadır.</p>

<p><strong>YAZ MEVSİMİ İLE BİRLİKTE YENİLENMEK İÇİN BLEFAROPLASTİ</strong></p>

<p>İçinde bulunduğumuz karantina günlerinde ameliyatlar sosyal mesafe ve tedbir maksatlı gerçekleştirilemiyor olsa da, sonrasında tercih edeceğiniz bu uygulama ile güneşin nimetlerinden daha çok faydalanmak mümkün.</p>

<p>Göz çevresindeki fazla deri ve yağ dokularının çıkarılarak, bölgenin gerginleştirilmesine dayanan bu operasyonla daha estetik bir görünüm elde edilirken, yorgun ifadenin kaybolması ve kaybedilen görüş açısının yeniden kazanılması sağlanıyor. Botoks tedavisi ile aynı anda yapıldığında daha verimli sonuçlar verebilen blefaroplasti sonrası kişi bir hafta sonra hastalar normal iş yaşantısına dönebilmesi mümkün olmaktadır.</p>

<p><strong>OPERASYON SONRASI NELERE DİKKAT EDİLMELİ?</strong></p>

<p>Blefaroplasti operasyonu sonrası birkaç gün sürebilecek ve hafif şiddette ağrıların olması normaldir. Bunun önüne geçebilmek için doktorunuzun size verdiği ağrı kesicileri kullanmanız yeterlidir. En sık merak edilen “şişlik ve morarmalar ne zaman geçer” sorusunun cevabı ise en fazla bir haftadır.</p>

<p>Eğer estetik dikiş yerine normal dikiş kullanıldıysa bunlar operasyon sonrası beşinci günde alınmaktadır. Ortalama 3 ila 7 gün arasında bir dinlenme sürecinden sonra günlük hayatına tamamen dönebilen kişi, 2 hafta sonra hafif sporlar yapılabilirken, ağır ya da yüze darbe alma riski olan sporlar içinse bir ay beklemelidir.</p>

<p><strong>Op. Dr. Burak Türkyılmaz</strong><br />
<strong>Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2020/04/isiltili-ve-canli-gozler-icin-goz-kapagi-estetigi-1587809088.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte gözaltı morluklarını ve sivilceleri yok eden o mucizevi ürün...</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-72</guid>
                <description><![CDATA[Kadınlar için cilt bakımı çok önemlidir. Sağlıklı bir cilde sahip olmak için cildimizi temiz tutmalı, düzenli bakım yapmalıyız. Cilt temizliği ve bakımında en önemli yardımcılarımızdan birisi de gül suyudur. Doğal yapısı ve hoş kokusuyla kadınların tercih ettiği gül suyunun cilde faydalarını bu yazımızda birlikte inceleyelim.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gül suyu; taze gül yapraklarının damıtılması ile elde edilir. Cilt sağlığı üzerinde etkili olan gül suyunun ağız ve diş sağlığı, saç bakımı, yara ve kesiklerin tedavisi gibi birçok alanda da kullanımı bulunuyor. A, C, D, E ve B13 vitaminleri yönünden zengin bir içeriğe sahip olan gül suyu hücre yenilenmesinde etkili, yaşlanma karşıtı doğal bir üründür. Gül suyunun kullanımı Roma İmparatorluğu dönemi öncesine kadar uzanıyor, Kleopatra'nın yüz temizliği ve vücut banyosunda gül suyu ve gül yaprakları kullandığı biliniyor.</p>

<h2>GÜL SUYUNUN CİLDE FAYDALARI</h2>

<ul>
	<li>Cildi nemlendirir. Cildi kurutmadan gözeneklere yerleşerek tazelenmesine yardımcı olur. Bu yönüyle doğal bir tonik yerine geçer.</li>
	<li>C vitamini yönünden zengindir, cildi besleyip erken yaşlanmasına engel olur.</li>
	<li>Mat görünümü giderir, cildin parlak görünüme kavuşmasına yardımcı olur.</li>
	<li>Mantar, egzama gibi cilt hastalıklarına karşı yatıştırıcı etkiye sahiptir. Kaşıntıyı giderir, cildi rahatlatır.</li>
	<li>Düzenli kullanımda sivilce ve akne oluşumunu engeller.</li>
	<li>İltihap gidericidir, bakteriyel enfeksiyonlara iyi gelir.</li>
	<li>Cilt lekeleri üzerinde de etkilidir, düzenli kullanımda lekelerin rengini açarak cilt tonunu eşitler.</li>
	<li>Cildin Ph dengesini korur.</li>
	<li>Gözaltındaki morlukların rengini giderir.</li>
	<li>Saç köklerini güçlendirir, saç dökülmesini engeller. Saçların daha yumuşak olmasını sağlar.&nbsp;</li>
	<li>Kesik, yanık izlerinin tedavisinde etkilidir. Yaraların iyileşmesine yardımcı olur.</li>
	<li>Ağız ve diş sağlığında da tercih edilebilir. Hem ağızda hoş koku bırakır hem de ağız içi yaralara karşı etkilidir.</li>
	<li>Makyaj temizliğinde kullanılabilir. Bir parça pamuğa gül suyu dökerek günlük makyajınızı nazikçe temizleyebilirsiniz.</li>
	<li>Tıraş sonrasında cildi rahatlatmak, tahrişi ve kızarıklığı gidermek amacıyla kullanılabilir.</li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 13:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2020/04/iste-gozalti-morluklarini-ve-sivilceleri-yok-eden-o-mucizevi-urun-1587808939.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eklem ağrılarına ne iyi gelir? Pek çok kişi bilmiyor</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-69</guid>
                <description><![CDATA[Dünya nüfusunun yüzde 88’i ağrıdan şikayet ediyor. Bel ve sırt ağrısından yakınanların oranı ise yüzde 94. Uzun süre hareketsiz kalma, yaşanan kilo sorunları, ağır egzersizler, sedanter yaşam ve çeşitli hastalıklar sebebiyle kemik, eklem, bel, boyun ve kas ağrıları çok sık yaşanıyor. Tedavi edilmediğinde ise yaşam kalitesini büyük ölçüde olumsuz etkiliyor. Ancak ağrı çekenlerin çoğu bu sorunla nasıl başa çıkabileceğini bilmiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu sorunların her yaşta ve cinsiyette ortaya çıkabileceğini vurgulayarak, “Eklem ve kas ağrılarının tedavisinde topikal (jel formunda) uygulamaların emilim hızı sistemik ürünlere kıyasla daha fazla. Etkinliği klinik çalışmalarla onaylanmış lokal fitoterapi ürünleri ağrı, ödem ve iltihabın giderilmesinde etkili olabilecektir” dedi.</p>

<p>Dünyada en sık görülen sağlık sorunların başında bel ve eklem ağrıları geliyor. Gün içinde hareketsiz kalma, bilgisayar başında uzun süre oturma, ağır egzersizler ve zorlaşan yaşam koşulları ile birlikte bel, boyun ağrıları başta olmak üzere eklem ağrıları giderek artıyor. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bu ağrıların karşısında çoğu kişi ne yapacağını bilmiyor. Ancak bu ağrılar tedavi edilmediğinde günlük yaşantının rutinlerini yerine getirme ya da sevdiğimiz bir aktiviteden bizi alıkoyarak sorunlara yol açabilir.</p>

<p>Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi ve Fitoterapi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdem Yeşilada Prof. Dr. Erdem Yeşilada, bu ağrı ve fonksiyon kayıplarının giderilmesinde fitoterapi ürünlerinin kullanılmasını önerdi. Boswellia serrata (Akgünlük), Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin ağrı ve ödem giderici etkisine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem Yeşilada şu bilgileri verdi:</p>

<p>Türkiye’de Akgünlük olarak bilinen Boswellia serrata bitkisinin özütleri dünyadaki en iyi iltihap önleyici, ödem ve şişlik gidericidir. Bu özütler jel formunda bir üründe kullanıldığında etkisi 2 ile 6 kat artıyor. Hindistan’da yetişen Celasturus paniculatus bitkisinin özütleri ağrı kesicidir. Zencefil, karabiber, lavanta özütlerinin de yine ağrı kesici, ödem ve şişlik giderici etkileri bilinmektedir. İçeriğinde bu özütler bulunan topikal (sürülebilir) fitoterapi ürünlerinin ağrı ve şişlikler üzerindeki etkinliği klinik deneylerle kanıtlanmıştır.”</p>

<h2>HAREKET KABİLİYETİNİN ARTIRILMASI İÇİN TOPİKAL ÜRÜNLER KULLANIN</h2>

<p>Sedanter yaşamı olanlar, sürekli bilgisayar başında oturanlar, hareketsizlikten eklem tutukluğu yaşayanlar, ağır spor sonrası eklem ağrısı şişliği hissedenler, osteoartrit hastaları, bel ve boyun ağrısı yaşayanlarda hızlı etki gösteren topikal fitoterapi ürünleri kullanılması yararlı olabilmektedir. Boswellia serrata, Celasturus paniculatus, zencefil, karabiber, lavanta içeren topikal yani yağ formüllü ve hızlı emilim sağlayan ürünlerle hareket kabiliyetinde iyileşmeyi, eklem esnekliğinde artışı, ağrı ve şişlikte azalmayı daha hızlı ve etkili sağlayabilirsiniz.</p>

<h3>ETKİN TEDAVİ İÇİN FİTOTERAPİ ÜRÜNLERİNİ TERCİH EDİN</h3>

<p>Prof. Dr. Erdem Yeşilada bitkilerle tedavi konusunda şu noktalara dikkat çekiyor: Herkes bitkilerin sağlık için kullanımıyla ilgili bilgiler veriyor ama bunların hepsi doğru değil. Biz bitkiler üzerinde sadece in vitro (test tüpleri ile yapılan) deneysel çalışmalara güvenmeyiz. Çünkü vücuda girdikten sonra mide ve bağırsakta değişime uğrar, farklı moleküllere dönüşür. Bu maddelerin hepsini akılcı kullanmak gerekiyor. İnsanlar panik yapmadan doğru tavsiyeleri uygulamalı. Güncel tedavi yaklaşımında aktarlardan alınan bitkilerle doğru tedaviyi uygulamanız mümkün olmaz. Bu nedenle bitkilerden elde edilen çağdaş üretim koşullarına uyularak hazırlanan standardize edilmiş fitoterapi ürünleri ile etkin bir tedaviye cevabı sağlanabilir. Standart bitki ekstreleri ile istenilen doz ayarı yapılabilir, daha yüksek oranda etkili içeriğin istenilen miktarda verilmesi sağlanır, standart ekstrelerle her uygulamada istenilen kan seviyesine erişilir. Bu suretle etkin bir tedavi cevabı sağlanabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 12:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2020/04/eklem-agrilarina-ne-iyi-gelir-pek-cok-kisi-bilmiyor-1587808387.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bayramda normalleşme başlayacak mı?</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-61</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-61</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, gazeteci Candaş Tolga Işık'a önemli açıklamalarda bulundu. Koca, “Şu anki iyiye gidişat bizi gevşetmesin, bu tablo tamamen hareketlilikle orantılı. Hareketliliği bir süre daha en azından Ramazan ayı boyunca kontrol altında tutmak zorundayız, gevşediğimiz an tablo kötüye gider." dedi. Koca, "Bayramda normalleşme başlayacak mı?" sorusuna "Birkaç haftanın seyrine bakıp bu kararı vereceğiz ama gönlüm bunu yapmaktan yana değil.” diye yanıt verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazeteci Candaş Tolga Işık, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, "Az önce Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'yla konuştum. Bakan, salgında şu anki gidişattan 65 yaş üzeri vatandaşların taleplerine, okulların açılmasından bayramda normale dönülmesine kadar çok önemli açıklamalar yaptı." diyerek Sağlık Bakanı Fahrettin Koca'nın açıklamalarını paylaştı.</p>

<p><strong><em>İşte Sağlık Bakanı Koca'nın açıklamaları:&nbsp;</em></strong></p>

<p><strong>TABLO NEDEN İYİYE GİDİYOR?</strong></p>

<p>“Şu anki iyiye gidişat bizi gevşetmesin, bu tablo tamamen hareketlilikle orantılı. Hareketliliği bir süre daha en azından Ramazan ayı boyunca kontrol altında tutmak zorundayız, gevşediğimiz an tablo kötüye gider."</p>

<p><strong>BAYRAMDA NORMALLEŞME BAŞLAYACAK MI?</strong></p>

<p>“3 günlük Ramazan bayramında normale dönüşün başlatılması bizim tercih ettiğimiz bir şey değil. Bilim Kurulu da bayramı geçirmekten yana. Birkaç haftanın seyrine bakıp bu kararı vereceğiz ama gönlüm bunu yapmaktan yana değil.”</p>

<p><strong>OKULLAR AÇILACAK MI?</strong></p>

<p>“Okulların tamamen açılmasından ziyade Milli Eğitim Bakanlığımız’la birlikte bu sene son sınıflara ve sınavların yapılmasına dair bir planlama yapıyoruz. 15 Mayıs sonrası seyre bakarak AVM’lere yönelik de böyle kademeli bir adım atılabilir.”</p>

<p><strong>65 YAŞ ÜSTÜ NE ZAMAN SOKAĞA ÇIKABİLECEK?</strong></p>

<p>“65 yaş üzeri vatandaşlarımız haklı ama ne olur bize güvensinler. Şu an vefat sayılarımız onları korumaya alabildiğimiz için daha düşük. Ramazanda dayansınlar. Bayramda ya da hemen sonrasında ilk önce onlara özel bir karar alabiliriz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 12:19:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2020/04/bayramda-normallesme-baslayacak-mi-1587806467.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Crohn hastalığı nedir? Crohn tedavisi nasıl olur? Crohn belirtileri nelerdir? Crohn tedavisinde ilaçların rolü</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-52</guid>
                <description><![CDATA[Sindirim sisteminin başından sonuna bütün noktalarını tutabilen ve belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırılması dolayısıyla çok geç teşhis edilebilen bir hastalık Crohn. Daha çok bağırsaklarda görülse de gözler, damarlar ve cilt gibi akla gelmeyecek birçok noktada sorunlara yol açan bu hastalığın en tipik belirtileri ise genellikle şiddetli seyreden karın ağrısı ve kilo kaybı. Dalgalı bir seyir izlesede Crohn tedavisinin gelişen ilaçlar sayesinde artık çok daha kolay olduğunu söyleyebiliriz.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Genellikle ince ve kalın bağırsakta görülen bir hastalığın izlerine ağız boşluğunda da rastlanabilir mi? Ya da cildinizde yaşadığınız bir sorunun nedeni bir sindirim sistemi hastalığı olabilir mi? Eğer hastalık ‘Crohn’ ise cevabımız, ‘evet’. Sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen ve tuttuğu bölümde kalınlaşma ile ülserlere yol açan iltihabi bir bağırsak hastalığı olan Crohn sadece sindirim sistemini tahrip etmiyor; bağırsak dışı pek çok sistem ve organı da tutabiliyor. Crohn hastalarının en çok korktukları şeylerden biri ise dalgalı bir seyir izleyen bu hastalığın alevlendiği dönemde hastanede tedavi gerektirecek kadar şiddetlenmesi. Neyse ki bu kadar ciddi sorunlar yaratan Crohn’la ilgili geliştirilen yeni ilaçlar tedavide gün geçtikçe daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlıyor. Hastalığın etkileri dolayısıyla sosyal hayatları ciddi oranda kısıtlanan ve hayat kaliteleri oldukça düşen Crohn hastaları artık daha etkin tedavilerden faydalanabiliyorlar.</p>

<p>“Bu yeni ilaçların belki de en önemli artılarından biri, uzun dönem kortizona ve buna bağlı yan etkilere maruz kalmadan tedavi imkanı sağlayabilmeleri” diyen Acıbadem Fulya Hastanesi Crohn ve Kolit Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu hastalığın tipik özellikleri hakkında bilgiler paylaştı.</p>

<h2>CROHN BELİRTİLERİ: YEMEK SONRASINDA KARIN AĞRISI BAŞLIYORSA...</h2>

<p>Hastalığın en tipik belirtisi genellikle yemek sonrasında ortaya çıkan karın ağrısı. Çoğunlukla göbek çevresi ve altında gelişen karın ağrısının yanı sıra ishal de Crohn’un en sık rastlanan belirtilerinden biri. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu, “Eğer bağırsakta ciddi derecede daralma oluşmuşsa bu kez de karında şişkinlik, ağrı, kusma veya kabızlık da görülebiliyor” diyor. Hastalığın kalın bağırsakta tutulum yapması durumunda ise dışkıyla birlikte kan gelmesi başka bir belirti olarak ortaya çıkıyor. Hastalığın alevlendiği dönemde yorgunluk, halsizlik, yüksek ateş, iştahsızlık, istemsiz kilo kaybı; anal bölge tutulumunda anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller ve apseler görülebiliyor.</p>

<h3>CROHN HASTALIĞINDA TETİKLEYİCİ FAKTÖRLERE DİKKAT</h3>

<p>Crohn halen gizemini koruyan bir hastalık olmakla birlikte ortaya çıkmasında genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailesinde Crohn öyküsü olan bir kişide hastalığın görülme riski daha fazla. Ayrıca sigara burada da çok olumsuz bir etkiye sahip. Tedaviye başlayan hastanın sigara içiyorsa sigarayı bırakması şart. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu bunun dışında gıdalarla alınan bazı bakteri, bakteri toksinleri ve virüslerin hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabildiğini belirterek “Ayrıca hastalığı alevlendirebilen aspirin, antibiyotik ve bazı ağrı kesicilerin alınmasına da dikkat edilmesi gerekiyor” uyarısında bulunuyor.</p>

<h4>CROHN HASTALIĞINDA DENGELİ BESLENME DAHA ÖNEMLİ HALE GELİYOR</h4>

<p>Bağırsaklarda emilimi bozan, iştahsızlık ve ishal gibi nedenlerle sıvı, mineral, vitamin, elektrolit oranlarında ciddi kayıplara neden olabilen Crohn, hastaların dengeli beslenmeye fazla dikkat etmelerini gerektiren bir hastalık. İshal döneminde çok posalı yememek ve lifli besinleri azaltmak hastaları rahatlatabilecek bir diğer önlem. Bağırsak kanseri riskini artıran işlenmiş gıdalar ve etler ya da yanmış yağlardan kaçınmak da şart. Yine de iyi haber şu ki: Crohn hastalarının katı bir diyet yapmalarına gerek yok!</p>

<h5>CROHN TEDAVİSİNİN İLK BASAMAĞI İLAÇLAR</h5>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu tedavinin, hafif veya ağır seyirleri olan Crohn hastalığının şiddetine ve en yoğun olarak hangi bölgede yerleştiğine göre belirlendiğini belirterek şunları söylüyor: “Tedavide ilk basamağımız ilaçlar. Son yıllarda kullanıma giren Anti-TNF, Anti-integrin ajanlar gibi biyolojik tedavilerle başarı şansımız artmış durumda. Hastalarda daha önceleri kortizon tedavileriyle göremediğimiz endoskopik düzelmeyi saptayabiliyoruz. Yan etki profili bu ilaçlarla, kortizonlu tedavilere göre çok daha az oluyor. Sonuç alamazsak ve gerçekten gerekliyse cerrahi tedaviye başvuruyoruz. Hastalığa neden olan etken ya da etkenler dünyada henüz tam olarak gösterilememiş olsa bile yeni tedavilerle hasta çok daha kaliteli bir yaşam sürebiliyor”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Dec 2019 11:48:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2019/12/crohn-hastaligi-nedir-crohn-tedavisi-nasil-olur-crohn-belirtileri-nelerdir-crohn-tedavisinde-ilaclarin-rolu-1575536184.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde atopik dermatite karşı etkili öneriler</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-44</guid>
                <description><![CDATA[Dünya genelinde en sık görülen kronik bir deri hastalığı olan Atopik dermatit (Atopik Egzama) ilk belirtilerini bebeklik döneminde göstermesiyle biliniyor. Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, kızarıklık ve kaşıntı gibi egzamanın tetikleyici unsurlarına dikkat çekerek, bebeklerin cildini korumak için önemli ipuçları veriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bebeklerde sıkça karşılaşılan Atopik dermatit (Atopik Egzama) kalıtsal olduğu bilinen bir egzama türüdür. Ebeveynlerin ikisinde birden atopik egzama varsa bu rahatsızlığın bebeklerde de görülme ihtimali yüzde 50’nin üzerine çıkmaktadır. Bazı tetikleyici unsurlarla şiddeti artabilen bu deri rahatsızlığının ilk belirtileri bebeklerde bir yaşını doldurmadan görülebiliyor. Prima Uzman Kurulu Üyesi Dermatolog Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, bebeklerin cildini egzamanın olumsuz etkilerinden ve ataklarından korumak için pratik önerilerde bulunuyor.</p>

<p><strong>İLK BELİRTİLERE DİKKAT EDİN</strong></p>

<p>İlk belirtiler, bebeklerde genellikle yanaklarda palyaço makyajını andırır biçimde kırmızı, hafif şiş, üzeri kuru ve ince kepekli yamalar şeklinde kendini gösterir. Atak dönemlerinde daha fazla şişme ve sulanma görülebildiği gibi kaşıntı da olabilir. Şiddetli ataklarda ise kollar, bacaklar ve gövdede de benzer kızarıklıklar ve kaşıntılı belirtiler ortaya çıkar. Bu alanlar özen gösterilmediğinde kolayca mikrop kapabilir ve bu da kaşıntının ve egzamanın şiddetini artırmasına neden olur.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BANYOSU SIK YAPILMALI AMA KISA SÜRMELİ</strong></p>

<p>Atopik dermatiti tetikleyen nedenler arasında bebeklerin cildini aşırı sabunlama, keseleme, alkol içeren kolonya benzeri ürünlerin kullanımı ve bebeğin fazla terlemesi sayılabilir. Ancak Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, en sık görülen ve kolayca gözden kaçabilen nedenlerden birisinin de yünlü giysiler olduğuna dikkat çekiyor. Giysilerdeki yün liflerinin çok fazla tahrişe neden olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydemir, bu liflerin kaşıntıyı da artırabileceğini belirtiyor. Sentetik giysiler de bebekleri terleterek, kaşıntıyı artıracağından bebek kıyafetlerinde pamuklu kumaşların tercih edilmesi öneriliyor.</p>

<p>Bebeklerin cildinin çok kuru olması da kaşıntıyı tetikleyebiliyor. Bebeklerin yıkanma sıklığı konusunda değişik görüşler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, ebeveynlere bebeklerini sık (her gün gibi) ve ılık suyla yıkamalarını öneriyor. Bebek kurulandıktan sonra, 2-3 dakika içerisinde cildine iyi bir vücut nemlendiricisi sürülmesi de bebeklerin cildinin kuru kalmamasını sağlayarak kaşıntıyı önlüyor. Ancak banyo uygulamasının kısa sürmesi, bebeğin yıkandığı suyun ılık olması ve bebekleri sabunlama işleminin de uzun tutulmaması gerekiyor.</p>

<p>Egzamanın şiddetlenmesinde yiyeceklerin etkisi de çok tartışılan konuların başında geliyor. Bebeklerin ilk 2 yaş aralığında yediklerinin egzama üzerinde sınırlı etkileri olsa da, annelerin bebeklerinin yediklerine nasıl tepkiler verdiğini gözlemlemesi öneriliyor.</p>

<p><strong>BEBEKLERİN BEZ BÖLGESİ KURU OLMALI</strong></p>

<p>Bebeklerde cildin idrar ya da dışkıyla teması tahrişi artıracağı için yeni geliştirilen, emici kanal teknolojisine sahip, nefes alabilen bebek bezlerinin kullanımı da problemin etkilerini azaltıyor. Sıvıyı emen ve hapseden, daha fazla kuruluk sağlayan bebek bezleri bez bölgesini kuru tutarak tahrişi önlüyor.</p>

<p><strong>DERMATOLOG TAVSİYESİ ALINMALI</strong></p>

<p>Atak dönemlerinde tedavi için muhakkak bir dermatoloğa başvurulması öneriliyor. Ailelere internetten edindikleri bilgilerle ya da eş dost önerileriyle ilaç kullanmamalarını, özellikle de bir dermatolog denetimi olmadan asla kortizon içeren ürünler denememelerini öneren Prof. Dr. Ertuğrul H. Aydemir, egzamanın genellikle 2 yaşın sonuna doğru kendiliğinden kaybolduğunu daha sonra ise şekil değiştirerek devam edebildiğini veya tamamen yok olabildiğini belirtiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2019/12/bebeklerde-atopik-dermatite-karsi-etkili-oneriler-1575544034.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşten eve döndüğünüzde lenslerinizi çıkarın</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-43</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde kontakt lens kullananların sayısı giderek artıyor. Gerek renkli göze sahip olabilmek adına, gerekse de göz bozukluğu nedeniyle kullanılan kontakt lensler bazı basit kurallara dikkat edilmediğinde ciddi sorunlara yol açıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kontakt lensler; göz bozukluğu olan, gözlük takmak istemeyen, gözleri lazere uygun olmayan hastalar tarafından sık tercih ediliyor. “Kontakt lensler; yerinde ve kurallarına uyulması şartıyla bizlerin de sıklıkla reçete ettiği yardımcı görme aparatlarıdır” diyen Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kurallara dikkat etmediğimizde kontakt lenslerin faydadan çok zarar verebileceği konusunda uyardı.</p>

<p>Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, kontakt lens kullanımı ile ilgili tavsiyelerde bulundu:</p>

<p><strong>1- Lensleri kısa süreli kullanmalıyız</strong></p>

<p>Oksijen geçirgenlikleri ne kadar yüksek olursa olsun; kontakt lensli bir göz, normal bir göze göre daha az oksijenlenir. Bu nedenle lenslerimizi mümkün olduğunca kısa süreli kullanmalıyız. Örneğin okuldan veya işten eve döndüğümüzde lenslerimizi çıkarmalı, gözlük kullanmalıyız.</p>

<p><strong>2- Lenslerimizin hijyenine dikkat etmeliyiz</strong></p>

<p>Lenslerimizin hijyeni konusunda da oldukça dikkatli olmamız gerektiğini dile getiren Dr. Fatih Atmaca, “Lenslerimizi takarken ve çıkarırken önce ellerimizi yıkamalıyız. Lenslerimizi çıkardıktan sonra temiz lens kutumuza solüsyonumuzu yenileyerek koymalıyız” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>3- Lenslerle asla uyumamalıyız</strong></p>

<p>Lenslerimizle asla ve asla uyumamamız gerekiyor. Hastalarımıza bunu söylediğimizde bazen ‘Ama hocam böyle yapan arkadaşlarımız var ve bir şey olmuyor’ cevabını alabiliyoruz. Benim bu durumda verdiğim cevap şu oluyor: “Bir gün bir şey olmaz, bin gün bir şey olmaz. Bin birinci gün iltihap kapabilirsiniz.” İşin kötü tarafı kontakt lens kullanımına bağlı başta keratit dediğimiz enfeksiyonlar (lensi üzerine taktığımız gözümüzün saydan ön tabakasının iltihabı) kalıcı görme kaybına neden olacak kadar ciddi bir hal alıyor. Uyumadan önce nasıl ki ayakkabımızı, çorabımızı çıkarma ihtiyacı hissediyorsak, lenslerimizi de çıkarmadan uyumamalıyız. Unutmayalım ki göz bebeklerimiz ayak tabanımızdan çok daha hassas.</p>

<p><strong>4- Lenslerle havuza girmemeliyiz</strong></p>

<p>Bir diğer yanlışın ise aylık lenslerin bir ay gözde kalabileceği düşüncesi olduğuna dikkat çeken Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Fatih Atmaca, “Bu kesinlikle yanlıştır. Aylık lens yoktur; sabah takıp akşam çıkarmak kaydı ile bir ay kullanabileceğiniz lensler vardır. Lensleriniz ile asla havuza girmeyin. Havuzdaki klor, koruyucu maddeler, boyar maddeler ve diğer havuz kullanıcılarının vücut sıvıları kontakt lensinize yapışır ve siz havuzdan çıksanız dahi lensler gözünüzde kaldığı sürece gözünüz bu zararlı ve kirli maddelere maruz kalmaya devam eder. Unutmayalım ki keratit dediğimiz ciddi göz enfeksiyonu ile karşılaştığımız her iki hastadan biri düzensiz kontakt lens kullanıcısı. Bu nedenle lens kullanırken dikkatli olmalı, azı karar çoğu zarar özdeyişini akılda tutmalıyız” dedi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 11 Oct 2019 13:17:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2019/12/isten-eve-dondugunuzde-lenslerinizi-cikarin-1575544084.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haftada 3 gün tüketin yeter... Ciğerlerinizi ilk günkü haline getiriyor!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-31</guid>
                <description><![CDATA[Eşek dikeni nedir, eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorusunun cevapları son günlerde çok fazla merak ediliyor. Eşek dikeni akız, kansa ve kenger gibi çeşitli isimlerle anılıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>EŞEK DİKENİ NEDİR?</strong></p>

<p>Eşek dikeni papatyagiller familyasındandır. 1 veya 2 yıl yaşayabilen bu&nbsp;bitki&nbsp;çorak arazi ve tarlalarda yetişmektedir. İnce ve çengelli olan kenger bitkisi temmuz ve ağustos aylarında iyice çiçeklenmektedir. Temmuz ve ağustos aylarında eşek dikeninin rengi erguvan ve beyaz rengini almaktadır. Eşek dikeninin çiçekleri yaşken güzel kokuludur ancak kuruduklarında kokusu tamamen kaybolur.</p>

<p>Diyarbakır yöresinde kenger yemeği olarak pişen eşek dikeni yöre halkı tarafından severek pişiriliyor. İçine kuzu eti koyularak kavrulan eşek dikeninin yemeğine kenger meftunesi deniliyor. lezzetti ve son derece sağlıklı olan bir bitki olan eşek dikeni nedir, nerelerde yetişir? Eşek dikeninin faydaları nelerdir? sorularının cevapları haberimizde...</p>

<p><strong>EŞEK DİKENİ NERELERDE YETİŞİR?</strong></p>

<p>Kırmızı ve mor renkte çiçekler açan eşek dikeni, ülkemizin neredeyse çorak olan hemen hemen her arazisinde yetişir. Eşek dikeninin Türkiye 'de yetiştiği yerler, Ege bölgesi, Doğu Anadolu ve Güney Doğu Anadolu bölgesidir. Eşek dikeni nadir olarak Ege ve Akdeniz bölgesinde de yetişmektedir.</p>

<p>Eşek dikeninin ege bölgesinde kenger ismiyle kahvesi yapılmaktadır. Eşek dikeninin en çok zeytinyağlı yemeklerinin yapıldığı yer ege bölgesidir. Aynı zamanda eşek dikeninin&nbsp;Diyarbakır'da kenger meftunesi adında kuzu etli kavurması yapılmaktadır.</p>

<p>Eşek dikeninin sağlık açısından bir çok faydası bulunmaktadır. Lezzetli bir şekilde yemeklerinin yapıldığı eşek dikeninin faydalarını şu şekilde sıralayabiliriz:</p>

<p><strong>MİGRENİ TEDAVİ EDER</strong></p>

<p>Eşek dikeninin kramp çözücü özelliği bulunmaktadır. Bu özelliği sayesinde migren ve çeşitli baş ağrıları tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir.</p>

<p><strong>SİNDİRİM İSTEMİNE İYİ GELİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni zengin lif oranı sayesinde sindirim sistemini iyileştirmektedir. Aynı zamanda sinir sistemini onararak vücuttaki kanı temizlemeye yardımcı olmaktadır.</p>

<p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p><strong>KARACİĞER YAĞLANMASI OLANLAR YEMEĞİNİ YAPIP YİYEBİLİR</strong></p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Eşek dikeni en çok karaciğer organına fayda sağlamaktadır. Karaciğer yağlanması olanlar eşek dikeni yemeğini haftada en ez iki kere tüketebilirler.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Sep 2019 11:23:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2019/12/haftada-3-gun-tuketin-yeter-cigerlerinizi-ilk-gunku-haline-getiriyor-1575544198.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu besin meğer karaciğeri bitiriyormuş!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-26</guid>
                <description><![CDATA[Beslenme alışkanlıkları, karaciğer sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenme alışkanlıkları,&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını doğrudan etkiliyor. Yağlı gıdaların yanı sıra, şekerli ve tuzlu yiyecekler de karaciğer sağlığına zarar veriyor. Lif oranı yüksek olan yiyeceklerin karaciğerin en iyi şekilde çalışmasına yardımcı olabileceğini belirten uzmanlar, paketli atıştırmalıkların zararları konusunda uyarıyor.</p>

<p><strong>PAKETLENMİŞ ABUR-CUBUR YİYECEKLERİ SINIRLAYIN!</strong></p>

<p>"Cips ve unlu mamuller ile ilgili problem genellikle şeker, tuz ve yağ ile doldurulmuş olmalarıdır" diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Çalışmak için yanınızda sağlıklı atıştırmalık bulundurun. 10-12 adet yer fıstığını robottan çekip, doğal bir fıstık ezmesi elde edip yanında bir dilim elma ile yiyebilirsiniz. Ya da kuru kayısı veya hurma arasına ceviz yerleştirerek mini sağlıklı atıştırmalık sandviçler elde edebilirsiniz. Bu tarifler, tatlı krizlerinize de birebir" önerisinde bulundu.</p>

<p><strong>PATATES KIZARTMASI VE HAMBURGER SİROZA YOL AÇIYOR!</strong></p>

<p>Patates kızartması ve hamburgerin&nbsp;karaciğer&nbsp;sağlığını tehdit eden gıdalardan olduğunu belirten Örkcü, "Doymuş yağ oranı yüksek yiyecekleri çok fazla yemek, karaciğerinizin işini yapmasını zorlaştırabilir. Zamanla siroz olarak bilinen karaciğerde iz kalmasına yol açabilecek iltihaplanmalara neden olabilir." dedi.</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><strong>ŞEKERİ AZALTIN!</strong></p>

<p>Çok fazla tatlı tüketiminin karaciğere zarar verebileceğini ifade eden Özden Örkcü, "Çünkü karaciğerin işinin bir parçası şekeri yağa dönüştürmek. Eğer aşırıya kaçarsanız, karaciğeriniz çok fazla yağ yapar. Uzun vadede, yağlı&nbsp;karaciğer&nbsp;hastalığı gibi bir durumla karşılaşabilirsiniz." dedi.</p>

<p><strong>SUYUN YARARLARINA ŞAŞIRACAKSINIZ!</strong></p>

<p>Beslenme ve Diyet Uzmanı Özden Örkcü, "Karaciğeriniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri sağlıklı kilonuzu korumaktır. Gazlı içecekler veya sporcu içecekleri gibi şekerli içecekler yerine içme suyu alışkanlığı edinin. Her gün kaç kalori kazanacağınıza şaşıracaksınız" diyerek, önerilerini şöyle sıraladı:</p>

<p><strong>TUZUN ÜZERİNE BİR KAPAK KOYUN</strong></p>

<p>Vücudunuzun biraz tuza ihtiyacı var; fakat yapılan araştırmalar, sodyumdan yüksek bir diyetin&nbsp;karaciğer&nbsp;izinin ilk aşaması olan fibrozise yol açabileceğini öne sürmektedir. Tuzu kesmek için ise yapabileceğiniz bazı kolay şeyler var. Pastırma ya da şarküteri gibi işlenmiş yiyeceklerden kaçının. Konserve sebzeler yerine taze seçin.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Sep 2019 11:35:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2019/03/bu-besin-meger-karacigeri-bitiriyormus-1552812276.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış Aylarında 5 Tavsiyeye Dikkat!</title>
                <category>SAĞLIK</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/haber/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</link>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/haber/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-17</guid>
                <description><![CDATA[Kış deyince ilk olarak hemen akla bitmeyen soğuklar, erken kararan hava ve uzun süreli hastalıklar geliyor… ‘’Bu kış hasta olacak mıyım?’’ tedirginliğini bazı dönemlerde çoğumuz yaşıyoruz. Esasen kışın soğuk günlerine karşı sağlıklı olabilmek ve kışın büyüleyici güzelliğini yaşayabilmek çok kolay! İşte size soğuk kış günlerine karşı koyabilmenize yardım sağlayacak bazı öneriler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<div>
<p><strong>Bağışıklık sisteminize güç veren gıdaları tercih edin</strong></p>
</div>

<div>
<div>
<p>Kış mevsiminin zorluklarına göğüs germenin yolu beslenme alışkanlıklarınızı mevsime göre ayarlamaktan geçiyor. Dengeli bir beslenme düzeni, kış mevsiminin zorluklarını atlatmanızda yardımcı olacak. Soğuk kış günlerine karşı bağışıklık sisteminizi güçlendirecek besinleri tercih edin ve sıvı tüketimini ihmal etmeyin.</p>
</div>
</div>

<p><img src="http://tags.bluekai.com/site/41218?limit=1&amp;phint=event%3Dnative&amp;phint=brand%3Dlipton_milliyet" style="height:1px; width:1px" /><strong>Kışın da bol sıvı tüketimine dikkat!</strong></p>

<div>Çoğu kişi yaz mevsiminin kavurucu, sıcak günlerinde su içmeyi ihmal etmezken; kış aylarının soğuk günlerinde sıvı tüketimini göz ardı edebiliyor. Oysa vücudun yüzde 60’ının sudan oluştuğunu göz önünde bulundurursak; beden sağlığımız için her mevsim aynı oranda düzenli sıvı tüketimine ihtiyaç duymaktayız. Su, vücudun tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli. Kış mevsiminde de beden sağlığınız için sıvı tüketimine gereken önemi vermeyi unutmayın.</div>

<div>
<div>
<p><strong>Kış meyvelerinin tadını çıkarın</strong></p>
</div>

<div>Sofranızda kış meyvelerine daha fazla yer açmanız; vücudunuz için gerekli besin materyallerini daha rahat almanızı sağlar. Soğuk kış günlerinin beraberinde getirebileceği hastalıklara karşı durabilmeniz elma, portakal, mandalina gibi kış meyvelerinin yardımıyla olacak. Hem lezzet açısından zengin hem de besin ve vitamin deposu olan kış meyvelerine sofranızda daha fazla yer açın.</div>
</div>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Sep 2019 14:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/haberler/2019/03/kis-aylarinda-5-tavsiyeye-dikkat-1552736314.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
