<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Saylan Medya</title>
        <link>https://www.saylanmedya.com/</link>
        <description>Saylan Medya</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Bu bizim hikayemiz</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bu-bizim-hikayemiz-629</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bu-bizim-hikayemiz-629</guid>
                <description><![CDATA[Bu bizim hikayemiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'de son çeyrek yüzyılda kalıcı bir dönüşüm yaşandı: İnsan tipi değişti, aile yapısı sarsıldı, nüfusun artış hızı&nbsp;düştü, iç ve dış&nbsp;göçler arttı, şehirler büyüdü ama toplum küçüldü, siyaset biçim değiştirdi, ekonomi ahlakı etkiledi.</p>

<p>Görünürde büyüyen bir ülke, içeride çözülme yaşayan bir topluma dönüştü.</p>

<p>Bu tabloyu anlamak için rakamlara bakmak yeterli değil; ruh haline bakmak gerekiyor.</p>

<p>●Köy bitti, şehir yığını doğdu</p>

<p>Bugün Türkiye’de nüfusun büyük çoğunluğu şehirlerde yaşıyor. Ancak bu, klasik anlamda bir şehirleşme değil. Bu, köyün dayanışmasının kaybolduğu, mahallenin toplumsal denetiminin çözüldüğü, kalabalıkların içinde yalnız bireylerin çoğaldığı bir “şehir yığını”dır.</p>

<p>Eskiden mahalle vardı; şimdi site var. Eskiden komşu vardı; şimdi kapı numarası var. Eskiden insanı toplum terbiye ederdi; bugün ise ekranlar ve algoritmalar. Apartmandan çıkan cenazeden komşuların haberi bile olmuyor.</p>

<p>●Aile küçüldü, yükü büyüdü</p>

<p>Aile, bu toplumun omurgasıydı. Şimdi ise ekonomik baskı altında ayakta kalmaya çalışan kırılgan bir yapıya dönüştü. Evlilik yaşı yükseliyor, doğurganlık düşüyor, boşanma sıradanlaşıyor. Gençler ev kuramıyor; kuranlar sürdüremiyor.</p>

<p>Bu sadece kültürel bir değişim değil; barınma krizi, işsizlik ve güvencesizlikle doğrudan ilgili. Aile çözülürken birey yalnızlaşıyor; yalnızlaşan birey ise daha kırılgan hale geliyor. Kuşak çatışmaları, aile içi kavgalar had safhada.</p>

<p>●Eğitim arttı, adı yükseldi, umutlar azaldı</p>

<p>Üniversite sayısı arttı, uzmanlık düzeyi düşük diploma çoğaldı. Ama diploma ile hayat arasındaki bağ zayıfladı. Ortaya yeni bir profil çıktı: Eğitimli ama işsiz, diplomalı ama umutsuz, okumuş ama liyakat ucurumlarıyla dolu sisteme güvenmeyen bir gençlik.</p>

<p>Bu, sadece eğitim sisteminin değil, liyakat ilkesinin de zayıfladığını gösteriyor. İnsanlar artık “okursam başarırım” değil, “bağlantım varsa ilerlerim” duygusuna kapılıyor. İşte bu kırılma, toplumun moralini en çok bozan unsurlardan biridir.&nbsp;<br />
Yetenekli ve iyi egitim alanların da büyük kısmı, geleceğini gelişmiş ülkelerde hayal ediyor.</p>

<p>●Dijitalleşme:&nbsp;</p>

<p>Bilgi mi, zararlı mı?</p>

<p>İnternet ve sosyal medya hayatı hızlandırdı. Ancak bu hız, derinliği azalttı. Artık toplum daha az okuyor, daha çok izliyor; daha az düşünüyor, daha hızlı tepki veriyor.</p>

<p>Hakikat parçalanıyor, kanaatler yüzeyselleşiyor, tartışma yerini kutuplaşmaya bırakıyor. Dijital çağ, bilgiyi demokratikleştirdi ama aynı zamanda zihni de dağıttı. Kalite yavaşlarken çürüme hızlandı.<br />
Özellikle çocukların eğitimi ve terbiyesi büyük oranda dijital mecralarda oluşuyor.</p>

<p>●Orta sınıf eridi, güven duygusu çözüldü</p>

<p>Belki de en kritik kırılma burada. Orta sınıf, toplumun dengesi ve istikrarıydı. O zayıfladığında sadece ekonomi değil, ahlak da zarar gördü. Kast edilen neredeyse 50 milyonluk asgari ücret ve altında yaşayan, bu şekilde hayata tutunmaya çalışan bir kitle.</p>

<p>Son yıllarda emekle yükselme umudu geriledi. Onun yerine rant, bağlantı ve fırsatçılık öne çıktı. Bu da toplumun değer dünyasını değiştirdi. “Çalışarak kazanmak” ideali yerini “yolunu, adamını bulmak” anlayışına bıraktı.</p>

<p>Oysa bir ülkede alın teri değersizleşirse, sadece ekonomi değil, karakter de çöker.</p>

<p>●Üretim olması gereken büyümeyi gösteremedi.</p>

<p>Dünyada endüstriyel, dijital üretimler zirve yaparken, bizde &nbsp;büyüme, istihdam için inşaat ve betonun çözüm olarak seçilmesi yapılan en büyük yanlıştı. Oysa 2003 teki OSB lerde yatırım teşvikleri çok doğru bir başlangıçtı. Maalesef kısa sürdü.</p>

<p>Aynı yanlış politikalar tarım ve hayvancılıkla da yaşandı. Köylerin boşaltılması, kente göçün teşviki,&nbsp;<br />
mahalleye dönüştürülme politikası &nbsp;ile çiftçilik, hayvancılık üretimi düştü. &nbsp;Köylerde yaşayanların yaş ortalaması 59 a yükseldi. Artık ; et, süt ürünleri, yağ, sebze ve meyve ile buğday, mısır, pamuk...hatta mercimek bile ithal eder olduk.</p>

<p>●Siyaset: Hizmetten kimliğe</p>

<p>Siyaset artık büyük ölçüde kimlik, aidiyet ve sadakat üzerinden şekilleniyor. İnsanlar “kim daha iyi yönetir?” sorusundan çok “kim bizden?” sorusuna cevap arıyor.</p>

<p>Bu durum liyakati zayıflatıyor, kurumları kişiselleştiriyor, devleti tarafsız bir yapı olmaktan uzaklaştırıyor. Oysa devletin gücü, tarafsızlığından gelir; sadakatten değil. Dunya tarihi çok iyi bilir ki hukuk, liyakat, ekonomik bölüşüm&nbsp;<br />
zayıflarsa devlet güçlü kalamaz.</p>

<p>Ekonomi sadece cebimizi değil, ruhumuzu da etkiledi</p>

<p>Yüksek enflasyon, kira krizi, işsizlik, öğrenciler, çiftçiler, işsizlik, enflasyon ve belirsizlik… Bunlar sadece ekonomik göstergeler değil, aynı zamanda psikolojik ve ahlaki kırılmaların da sebebidir.</p>

<p>Geleceği öngöremeyen insan, günü kurtarmaya yönelir. Bu da fırsatçılığı artırır, güveni azaltır. Güvenin olmadığı yerde ise ne ekonomi büyür ne toplum huzur bulur. Böyle ortamlarda mafya adeta gübrelenerek beslenir. Bu arada medyanın işlevini de unutmayalım. Sabah kuşağı programları, diziler ve trol vazifesi gören, her konuda konuşan uzmanlar marifetiyle yanlış yönlendirmelerle gergin, bölünmüş, &nbsp;saygısız, düzeyi düşük &nbsp;bir toplum inşaa edildi.</p>

<p>●Sonuç: Yorgun bir toplum</p>

<p>Bugün Türkiye’nin en belirgin hali ekonomik değil, sosyolojik bir durumdur: Yorgunluk, öfke ve güvensizlik.</p>

<p>Vatandaş adalete, kurumlara güvenmiyor. Genç geleceğe inanmıyor. Aile çocuğunun yarınından emin değil. Esnaf piyasanın istikrarını göremiyor. Emekli insanca yaşamayı hayal ediyor...</p>

<p>Bu tablo, bir çöküş değil ama ciddi bir uyarıdır.</p>

<p>Çünkü toplumlar bir anda yıkılmaz; önce güvenlerini kaybederler. Güven kaybolduğunda, kurumlar işlemeye devam etse bile ruh çöker.</p>

<p>Peki çıkış yolu var mı?</p>

<p>Var...!</p>

<p>Ama bu, sadece ekonomi politikalarıyla değil; adaletin güçlendirilmesiyle, liyakatin yeniden tesis edilmesiyle, eğitimin gerçek anlamda nitelikli hale getirilmesiyle, insaat, beton yatırımlardan ziyade endüstriyel, tarımsal, entelektüel üretimin teşvik edilmesiyle ve en önemlisi güven, ve ahlak duygusunun yeniden inşa edilmesiyle mümkündür.</p>

<p>Türkiye’nin bugün en büyük ihtiyacı yeni bir slogan değil, yeniden kurulmuş bir güven düzenidir.</p>

<p>Çünkü bir ülkeyi ayakta tutan sadece yollar, köprüler ve binalar değildir.</p>

<p>Onu ayakta tutan şey adalettir, liyakattır, ahlaktır. Her türlü inanca, görüşe saygı duymak, insanların birbirine ve devlete duyduğu güveni yükseltmemiz şarttır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 17:16:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Emirgan Korusu koruma altında!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/emirgan-korusu-koruma-altinda-628</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/emirgan-korusu-koruma-altinda-628</guid>
                <description><![CDATA[Emirgan Korusu koruma altında!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eski bir şarkıda, “Büyükada'sı, Beyoğlu’su ille de Emirgan Korusu...” diye devam eden sözlerin İstanbul için güzelliklerini sayarken “Emirgan Korusu” için özel bir yer ayrılmaktadır.</p>

<p>Gerçekten de Bizans’tan, Osmanlı’ya oradan da Cumhuriyet’e kadar her dönemde özel bir mekân olarak hem piknik hem de mesire yeri olarak önemini hep korumuştur. 47 hektarlık bir alanda; köşkleri, kasırları, müzeleri, göletleri, şelale ve yeşili ile bir doğa harikası sizleri beklemektedir. Lale bahçeleri, bunun yanında en güzel Boğaziçi manzarası ile eşsiz bir atmosfer herkese kucak açmaktadır.</p>

<p>Sarıyer sırtlarında özellikle hafta sonları ve tatil günlerinde tam bir panayır eğlencesi sunmaktadır. Nisan ayı boyunca yapılan Lale Festivali ise apayrı bir renk cümbüşüne ev sahipliği yapmaktadır.</p>

<p>İstanbul’a yolumuz düşmüşken 23 Nisan günü ziyaret edelim dedik. Fakat yolda geçen 4 saatlik kayıp ve trafikte kaybolan zaman günümüzü heba ettiği için Emirgan’ın güzelliklerini doyasıya yaşayamadan yorgun ve bitkin bir şekilde eve dönerken, “Bugün biz ne yaşadık?” demekten kendimizi alamadık.</p>

<p>Gitmesi bir çile ise, otopark sorunu daha büyük bir çile olarak bir daha arabayla gider miyim derseniz, çok zor. O kadar büyük bir alanın içerisinde sadece 300 araçlık bir otopark sabahın erken saatlerinde dolmuştu. Çevresi mahalle arası dar sokaklar ve engebeli arazisi yüzünden tam bir keşmekeş olarak Hindistan manzarası sunmaktaydı. Zar zor bir yer bulduk diye sevinerek, üzerindeki tozdan hiç kullanılmadığı belli olan garaj girişine park etmemiz ise az sonra telefonumuzun çalması ile sevincimiz yarım kaldı. Arayan kişi, “Garaj girişimi kapatmışsınız, çıkamıyorum. Aracınızı hemen çekmezseniz çekici çağırıyorum!” diyerek kaba bir üslup ile tehdit etmeyi de ihmal etmedi. Aracın başına geldiğimizde aslında ortada bir mağduriyet olmadığını görsek de artık onun seviyesine inmenin gereksiz olduğu kanaatiyle yola revan olduk. İnsanların bu kadar kötü olması, bu kadar kaba olması, bu kadar insanlıktan çıkmış olmasını anlamak gerçekten anlaşılır değil.</p>

<p>Sonuç olarak; Emirgan Korusu belki de dünyanın en güzel ve nadide mekânlarından birisi olsa da onu koruyalım derken insanlara yaptığı eziyet ile büyük bir çelişkiyi de içinde barındırıyor. O kadar büyük alana on binlerce insanı kabul ederken, araçlarını bir meçhule göndermek tam da bize göre bir zihniyet olarak sürpriz değildir. İstanbul, paran varsa güzel, aksi takdirde kaosa hoş geldiniz!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 09:35:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dokunulmaz çocuklar</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/dokunulmaz-cocuklar-627</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/dokunulmaz-cocuklar-627</guid>
                <description><![CDATA[Dokunulmaz çocuklar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir toplumun gerçek sınavı, güçlü olanlara nasıl davrandığında ortaya çıkar.&nbsp;</p>

<p>Çünkü adalet; zayıfı korumaktan çok, güçlüye sınır çizebildiğinde anlam kazanır. Ne var ki bugün ülkemizde giderek daha görünür hale gelen bir sorun var: “dokunulmaz çocuklar” meselesi.</p>

<p>Sokakta, okulda, trafikte ya da kamu alanlarında… Bazı gençlerin davranışlarında ortak bir özgüven değil, bir sorumsuzluk ve hesap vermezlik hali göze çarpıyor. Bunun kaynağı çoğu zaman bireysel değil; ailesel ve sistemseldir. Siyasetçinin, bürokratın ya da güçlü bir işletme sahibinin çocuğu olmak, bazılarına göre fiili bir ayrıcalık zırhına dönüşmüş durumda.</p>

<p>Bu durum yalnızca bir “şımarıklık” meselesi değildir. Asıl mesele, hukukun ve toplumsal eşitliğin aşınmasıdır. Eğer bir genç, yaptığı hatanın bedelini ödemeyeceğini düşünüyorsa, orada sadece bireysel bir karakter sorunu yoktur; aynı zamanda bir sistem zafiyeti vardır.</p>

<p>Tarihin büyük düşünürlerinden İbn Haldun, devletlerin çöküşünü anlatırken önemli bir noktaya dikkat çeker: Adaletin bozulduğu yerde düzen uzun süre ayakta kalamaz. Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında değil; gündelik hayatta, sokakta ve insan ilişkilerinde hissedilmelidir.</p>

<p>Bugün yaşanan sorun tam da budur.</p>

<p>Bir kesim için kurallar esniyor, hatta yok sayılıyorsa; diğer kesim için katı bir şekilde uygulanıyorsa, bu durum toplumda derin bir güven erozyonu yaratır. İnsanlar şunu düşünmeye başlar: “Kural var ama herkese eşit değil.”</p>

<p>Bu algı, en tehlikeli kırılma noktalarından biridir.</p>

<p>Üstelik mesele yalnızca bugünü ilgilendirmiyor. Bu şekilde büyüyen çocuklar, yarının karar vericileri olacak. Hesap vermeden büyüyen bir neslin, hesap sorabilen bir toplum kurmasını beklemek gerçekçi değildir. Sorumluluk duygusu gelişmemiş bireylerin, yetki sahibi olduğunda neye dönüşeceğini tahmin etmek zor değil.</p>

<p>Tunceli'de 7 yıl önce yaşanan Gülistan Doku cinayetin öyküsü bize çok şey anlatıyor. Siyaset dünyası, ülkemizde yaşanan bu kirli cinayete gösterilen &nbsp;olağanüstü duyarlı tepkileri görebilseydi her şey yıllar önce çözülebilirdi.<br />
Türkiye, 86 milyon nufusuyla adaletsizliklere çok duyarlı. Açığa çıkmayı bekleyen diğer karartılmış , güç odaklarıyla yakından ilgili oldukları şüpheleri bulunan dosyaların da açılması, çözülmesi dört gözle bekleniyor.</p>

<p>Burada devletin hukuk sistemine olduğu gibi ailelere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Çocuğunu korumak ile onu gerçek hayata hazırlamak arasında ince ama kritik bir fark var. Sürekli kollanan, hatalarının üzeri örtülen bir çocuk; aslında korunmuyor, aksine hayata karşı savunmasız bırakılıyor. Çünkü hayat, kimseye soyadı üzerinden ayrıcalık tanımaz.</p>

<p>Peki çözüm ne?</p>

<p>Çözüm, öncelikle eşit hukukun tavizsiz uygulanmasıdır. Kim olursa olsun, hangi ailenin çocuğu olursa olsun, yapılan hatanın karşılığı aynı olmalıdır. Bu bir tercih değil, devlet olmanın gereğidir.</p>

<p>İkinci olarak, toplumsal duruş önemlidir. Haksızlığa sessiz kalındığında, o haksızlık güçlenir. Ayrıcalıklar normalleştirildikçe, adalet istisna haline gelir.</p>

<p>Ve son olarak, değerler meselesi…<br />
Bir toplumda başarı; emek, liyakat ve karakter üzerinden değil de güç ve bağlantılar üzerinden ölçülmeye başlanmışsa, orada sadece bireyler değil, sistem de yozlaşır.</p>

<p>Bu yüzden mesele birkaç “şımarık çocuk” meselesi değildir.<br />
Mesele, adaletin kimler için geçerli olduğu meselesidir.</p>

<p>Unutmayalım:<br />
Ayrıcalıklar büyüdükçe, toplum küçülür.<br />
Adalet zayıfladıkça, öfke büyür.<br />
Ve bir gün gelir, o öfke sadece bir kesimi değil, herkesi yakar.</p>

<p>Artık sorulması gereken soru şudur:<br />
Gerçekten adil bir toplum mu istiyoruz, yoksa güçlü olanın her zaman kazandığı bir düzen mi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 12:18:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocukların psikolojisi bozulmasın!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/cocuklarin-psikolojisi-bozulmasin-626</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/cocuklarin-psikolojisi-bozulmasin-626</guid>
                <description><![CDATA[Çocukların psikolojisi bozulmasın!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Eskiden çocuk eğitiminde, “Eti senin, kemiği bizim!” anlayışı esas olduğu için çok büyük çatışma yaşanmazdı. Aileler, hocalara sonsuz güven duydukları için hem eğitimin kalitesi üst düzeyde hem de sosyal barış inşa edilmiş olurdu. Günümüzde değişen ve dönüşen çağla birlikte çocuklar kral olduğu için kimse burnundan kıl aldırmadığından işler sarpa sarmaktadır.</p>

<p>Sanal dünyanın ortaya koyduğu bağımlılık sonrasında günümüz çocukları artık farklı bir düzlemde yaşamaktadırlar. Bilgi çağı, artılarının yanı sıra birçok konuda zehirli içerik ürettiği için bunu ailelerin denetlemesi de mümkün değildir. Daha çocuk konuşmayı bile öğrenmeden bilgisayar oyunları ile tanışması artık kanıksamış bir durum olarak normalleşmiştir. Çoğu zaman çocuğu susturmak veya oyalamak için eline cep telefonunu tutuşturmakla sonun başlangıcı ortaya konmaktadır. Sanal dünyanın büyüsüne kapılan çocuğun bundan sonra normalleşmesi artık ham hayal olmaktadır. Bilinçsiz ve duyarsız ebeveynler asosyal çocukları için çoğu zaman çıkış yolu bulamadıkları için de şiddete meyilli, geçimsiz, huysuz, empati yoksunu ve sorumsuz bir güruhla karşı karşıya kalmaktadırlar. Sanal medya okur yazarlığı tüm aileler için zorunlu bir eğitim olmalıdır. Ayrıca çocuklar için de bir sınır ve sınırlama koymak elzemdir.</p>

<p>Çocuğun her isteğini sorgusuz bir şekilde yerine getirmek ona karşı yapılan en büyük yanlış olmaktadır. Bu sefer istediği her şeyi elde eden çocukta tatminsizlik onu mutsuz etmektedir. Her şeyin bir bedeli olduğu, sorumluluk sahibi olmanın ve kanaatin en büyük varlık olduğu çocukluklara zamanında öğretilmelidir. Ağaç yaş iken eğilir, mucibince kişilik ve karakter oluşumu olan altı yaşa kadar bu eğitim aile içinde verilmelidir. Aksi takdirde tren kaçmış olacağı için geçmiş olsun.</p>

<p>Günümüz aileleri, “Aman, çocuğumun psikolojisi bozulmasın!” diye diye onları başımıza çıkardılar. Onların psikolojisi bozulmasın diye kendi psikolojileri bozulmuş kimin umurunda. Günün sonunda; bencil, çıkarcı, menfaatçi, sorumsuz, umarsız, nadan ve egoist çocuklar hem ailesi hem de toplum için sorun olmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak; okullarda çocuk yaşta birer canavara dönüşen çocuklar bu sürecin sonunda ortaya çıkmışlardır. Çocukların istek ve taleplerine fren koymadığımız sürece; silahlı okul baskınları sürpriz olmayacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Apr 2026 09:25:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Medeniyet Nasıl Yıkılır?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bir-medeniyet-nasil-yikilir-625</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bir-medeniyet-nasil-yikilir-625</guid>
                <description><![CDATA[Bir Medeniyet Nasıl Yıkılır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İbn Haldun’a göre bir toplumun çöküş alametleri açıktır: dayanışmanın yok olması, üretimin azalması, aşırı lüks ve tüketim çılgınlığı, adaletsizlik, liyakatsizlik, ağır vergiler, göçlerin artması, kibir ve riyakârlık…<br />
Ve en tehlikelisi: Tüm bunların zamanla kanıksanması.</p>

<p>Bu faktörler, toplumsal yapının doğal döngüsünü tamamlayarak yıkılışın zeminini hazırlar.</p>

<p>Bir toplumu yıkmak için her zaman tanklara, toplara, savaşlara ihtiyaç yoktur. Bazen en büyük yıkımlar sessizce, fark edilmeden ve hatta alkışlar eşliğinde gerçekleşir.<br />
Çünkü bir medeniyet, dışarıdan fethedilmeden önce içeriden çözülür.</p>

<p>Ve bu çözülmenin aşamaları vardır.</p>

<p>1.⁠ ⁠Eğitimin Çökertilmesi<br />
Toplumu zayıflatmanın en etkili yolu, eğitimi zayıflatmaktır.</p>

<p>Ezberci, sorgulamayan, güce itaat eden bireyler yetiştiren bir sistem; düşünen değil boyun eğen nesiller üretir.<br />
Eğitim kalitesinin düşmesi, uzman yetiştirilememesi, müfredatın zayıflaması ve öğretmenlerin ekonomik sıkıntılarla baş başa bırakılması bu sürecin temel taşlarıdır.</p>

<p>Değer görmeyen öğretmen, değer üretebilir mi?</p>

<p>Öğretmenin itibarsızlaştırıldığı bir toplumda sadece bir meslek zarar görmez; bilgi de değersizleşir.<br />
Öğretmenin otoritesi sarsıldığında, öğrenme arzusu yara alır.</p>

<p>Bugün sorun, öğretmenin sözünün tartışılması değil; öğretmenin değersiz görülmesidir.<br />
Rol model olmaktan çıkarılan öğretmen, sadece ders anlatan bir memura dönüşür.</p>

<p>Oysa eğitim, bilgi aktarmaktan öte bir şeydir. Egtimin hedefi karakter ve bilgili bireyler inşa etmektir.<br />
Ve karakter, saygı olmadan inşa edilemez.</p>

<p>2.⁠ ⁠Ailenin Zayıflatılması<br />
Aile, toplumun çekirdeğidir.<br />
O çekirdek bozulduğunda, geriye kalan her şey dağılmaya mahkûmdur.</p>

<p>Anne ve babanın rolü tartışmaya açıldığında, fedakârlık küçümsendiğinde; özellikle annelik değersizleştirildiğinde, aslında bir neslin karakteriyle oynanmış olur.</p>

<p>Bugün “özgürlük” adı altında sunulan birçok şey, insanı köklerinden koparan bir yalnızlığa dönüşüyor:</p>

<p>Sonuç mu?<br />
Kalabalıklar içinde yalnız insanlar, kimliksiz nesiller.</p>

<p>3.⁠ ⁠Rol Modellerin Değersizleştirilmesi<br />
Bir toplum, kimi örnek alıyorsa ona dönüşür.</p>

<p>Âlimler, düşünürler, sanatçılar, fikir insanları susturulup itibarsızlaştırıldığında; onların yerini kimlerin aldığına bakmak gerekir.</p>

<p>Bugün ekranlara bakın:<br />
Kimler konuşuyor, kimler alkışlanıyor?</p>

<p>Bilgisiyle değil sansasyonuyla öne çıkanlar, hamaset yapanlar...<br />
Ürettikleriyle değil tükettikleriyle var olanlar…</p>

<p>Tehlike tam burada başlıyor.<br />
Toplum, farkında olmadan derinlikten uzaklaşıp yüzeyselliğe teslim oluyor.</p>

<p>Yıkımın En Tehlikeli Hâli: Gönüllü Kabul<br />
En acı gerçek şudur:<br />
Bu süreçler çoğu zaman zorla değil, isteyerek kabul ettirilir.</p>

<p>İnsanlar:</p>

<p>-Yıkımı “ilerleme”,<br />
-Yozlaşmayı “özgürlük”,<br />
-Değersizleşmeyi “normalleşme”,<br />
-Liyakatsizliği “sadakat”,<br />
-Hukuksuzluğu “ideoloji” zanneder.</p>

<p>Şiddetin hayatımıza girmesi...</p>

<p>Son dönemde Siverek ile başlayıp Kahramanmaraş ile devam eden olaylar, bu çözülmenin sahadaki yansımalarıdır.</p>

<p>Gençliğimizden şikâyet ediyoruz:<br />
Şiddete eğilimli, öfkeli, sabırsız…</p>

<p>Peki ne bekliyorduk?</p>

<p>Haftada birkaç mafya dizisi izleyen, sosyal medyada şiddeti teşvik eden içeriklerle büyüyen, umutsuzluk ve işsizlik baskısı altında kalan bir gençlikten; erdemli, üretken ve bilinçli bireyler mi çıkacaktı?</p>

<p>“Kolay Para” Yalanı, yeni nesil mafya uygulamaları:</p>

<p>Ekranlarda sunulan dünya, çalışmadan zengin olmanın hikâyesini anlatıyor.&nbsp;<br />
Oysa gerçek şu: Bu yolun sonu ya mezar, ya hapishane ya da geri dönülmez bir çöküştür.</p>

<p>Uyuşturucu, kara para, silah ve insan ticareti…<br />
Bunlar sadece suç değil; toplumun damarlarını kurutan zehirlerdir.</p>

<p>Ama dizilerde bu karanlık dünyadaki katiller, tefeciler, kadın ve silah satıcıları olarak değil “karizma” ve “güç” ambalajıyla sunuluyor.</p>

<p>Şunu açıkça söylemek gerekir:<br />
Suç romantize edilemez.<br />
Kolay para masum değildir.<br />
Emek en büyük değerdir.</p>

<p>Sosyal Medya ve Sahte Rol Modeller</p>

<p>Sosyal medya, değersiz içerik üreticilerini “rol model” hâline getirdi. Fenomen, Influencer (Etkileyici) denilen kişiler, gençler arasında, yaptıkları, çoğunlukla değersiz, fayda sağlamayan eğlenceli, bazen cinsel içerikli, bazen şiddeti teşvik eden paylaşımlala formel eğitimlerden daha etkili hale geldi. &nbsp;</p>

<p>Yapay hayatlar, şüpheli zenginlikler, yüzeysel içerikler…<br />
Milyonlarca insan tarafından izleniyor. Ve önlem alması gereken otoriteler facialar ortaya çıkmadan harekete geçemiyorlar.</p>

<p>Sorun şu: Sürekli izlenen şey normalleşir, normalleşen şey meşrulaşır.</p>

<p>İtiraz Kültürünün Çöküşü;</p>

<p>“Benim çocuğuma kimse sesini yükseltemez.”<br />
“Benim çocuğum yapmaz.”<br />
“Hatası varsa ben konuşurum.”</p>

<p>Bu cümleler, iyi niyetle başladı ama büyük bir soruna dönüştü.</p>

<p>Sonuç:<br />
-Disiplin zayıfladı<br />
-Saygı buharlaştı<br />
-Sınırlar silindi<br />
-Özgüven, yerini şımarıklığa bıraktı</p>

<p>Çocuk şunu öğrendi:<br />
“Yanlış yapsam da arkamda biri var.”</p>

<p>Bugün sorduğumuz soru şu:<br />
“Bu gençler neden bu kadar öfkeli?”</p>

<p>Cevap net: Otoriteyi yıktık, yerine karakter koyamadık.</p>

<p>Sonuçta biz halk ve devlet olarak: ●Öğretmeni yalnız bıraktık.<br />
●Aileyi zayıflattık.<br />
●Rol modelleri değersizleştirdik.</p>

<p>Ve sonra ortaya çıkan tabloya şaşırdık.</p>

<p>Unutmayalım:<br />
Okulda itibarsızlaştırılan öğretmen, sokakta büyüyen kaos demektir.</p>

<p>Aileyi koruyamayan toplum, geleceğini koruyamaz.<br />
Öğretmeni değersizleştiren toplum, cehaleti büyütür.<br />
Âlimini küçümseyen toplum ise yönünü kaybeder.</p>

<p>Biz gerçekten çürüyor muyuz?<br />
yoksa çürümeyi alkışlıyor muyuz?<br />
Alınması gereken, uzmanlık gerektiren radikal önlem ve çözümleri arıyormuyuz ?</p>

<p>Cevap, her birimizin gelişim tercihlerinde ve toplumsal kalitemizde saklı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 11:31:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarih tekrar tekrar yaşanıyor, görmüyor musunuz?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/tarih-tekrar-tekrar-yasaniyor-gormuyor-musunuz-624</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/tarih-tekrar-tekrar-yasaniyor-gormuyor-musunuz-624</guid>
                <description><![CDATA[Tarih tekrar tekrar yaşanıyor, görmüyor musunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, sadece geçmişte yaşanmış olayların kronolojik bir sıralaması değildir. Aynı zamanda geleceğe ışık tutan, ders alınmadığında ise kendini acımasızca tekrar eden bir öğretmendir.</p>

<p>1980’li yılların başı… Dünya, İran Rehine Krizi ile sarsılıyor. İran’daki ABD Büyükelçiliği basılmış, 52 Amerikalı diplomat rehin alınmıştı. Dönemin ABD yönetimi, bu krizi askeri güçle çözmeye kalkıştı. Ancak operasyon fiyaskoyla sonuçlandı. Helikopterler düştü, askerler öldü, itibar sarsıldı. Dönemin Dışişleri Bakanı Cyrus Vance istifa etti, Başkan Jimmy Carter ise kısa süre sonra seçimleri kaybetti.</p>

<p>İşte bu atmosferde, tecrübeli diplomat Henry Kissinger’e sorulan bir soru, bugün hâlâ kulaklarımızda çınlamalı:<br />
“ABD neden İran’ı tüm gücüyle vurmuyor?”</p>

<p>Kissinger’ın verdiği cevap, sadece o günün değil, bugünün de anahtarını sunuyordu:<br />
“Evet, ABD’nin İran’ı yok edecek gücü var. Ama karşımızda son ferdine kadar savaşacak bir millet var. Böyle bir savaşın maliyeti çok yüksek olur. Ekonomimiz zarar görür, halkımız refah kaybına katlanmaz, iç karışıklık çıkar. Bu nedenle çözüm diplomasi olmalıdır.”</p>

<p>Ve öyle de oldu. Sorun, savaşla değil diplomasiyle çözüldü.</p>

<p>Aradan geçen on yıllar, teknolojiyi büyüttü, orduları güçlendirdi, silahları daha ölümcül hale getirdi. Ama değişmeyen bir gerçek var: İnsan iradesi ve vatan sevgisi.</p>

<p>Bugün yeniden benzer gerilimlerin içindeyiz. Güç sarhoşluğu, stratejik aklın önüne geçebiliyor. Kaba kuvvete güvenenler, tarihin en temel dersini unutuyor:<br />
Her savaş, sadece cephede değil; ekonomide, toplumda ve psikolojide de verilir.</p>

<p>Bir milleti yenmek için sadece ordusunu değil, direncini de kırmanız gerekir. Oysa bazı milletler vardır ki, bedel ödemeyi göze alır. İşte o noktada en gelişmiş silahlar bile anlamını yitirir.</p>

<p>Bizim tarihimizde bunun en çarpıcı örneklerinden biri de Çanakkale Savaşı’dır. Dünyanın en güçlü donanmaları, en modern orduları bir milletin inancı ve direnci karşısında durdurulmuştur. “Çanakkale Geçilmez” sözü, sadece askeri bir başarı değil; bir ruh halinin, bir kararlılığın ifadesidir.</p>

<p>İran Milleti eski bir medeniyetin evlatlarıdır. Amerika, İsrail bunu hesaplayamadı. Onlar ilk günlerde halkın ayaklanacağını, yönetime el koyup, israil ve Amerika soytarısı Şah'ın oğlunu başkanlığa davet edeceklerini düşündü. Kürtlerin, Türklerin iç savaşa katılıp, kolayca haçlı-siyonist proje aparatları olacaklarına inanmışlardı.&nbsp;</p>

<p>Savaş 2 haydutun karizmasını yerle bir etti.</p>

<p>ABD artık dünyanın süper, yenilmez gücü değil. Amerikanın Israil ile sınırsız birlikteliği imaj olarak çok şey kaybettirdi.</p>

<p>En başta Trump'ın seçimleri kazanması suya düştü.</p>

<p>Savaş zaten 165 küçük kız çocuğunun ve Iran dini liderinin ailesiyle birlikte, evinde bombalanması ile başlamıştı. Bu yeterince rezillik mesajı vermişti dünyaya.&nbsp;</p>

<p>40 günun sonunda, Hürmüz Boğazınını bile açtıramadılar. Gemileri vuruldu, F35 leri düşürüldü, hava savunma sistemleri kevgire döndü. İnançlı vatansever topluluk olan İran halkının dirayeti Amerikaya diz çöktürdü&nbsp;</p>

<p>Savaş uzadıkça maliyet artar. Maliyet arttıkça enflasyon yukselir, refah düşer. Refah düştükçe seküler toplum huzursuz olur. Ve en sonunda savaş, cephede değil, içeride kaybedilir. Bütün bu olumsuzluklar Amerika ve Avrupada çoktan başladı.</p>

<p>Tarih bize bunu defalarca gösterdi.</p>

<p>Bu yüzden mesele sadece güçlü olmak değildir. Asıl mesele, gücün sınırlarını bilmektir. Stratejik akıl, bazen tetiği çekmemeyi gerektirir.</p>

<p>Bugün de aynı gerçek geçerlidir:<br />
Kibirle kurulan planlar, çoğu zaman sahada değil zihinde çöker.</p>

<p>Tarih ibret alınmadığında tekerrür eder. Ama ibret alanlar için tarih, sadece geçmiş değil, aynı zamanda bir pusuladır.</p>

<p>Ve o pusula bize şunu gösteriyor:<br />
Güç, her zaman kazanmaz. Ama inanç ve direnç, çoğu zaman belirleyici olur.<br />
Tartışmasız en büyük kazanan islâm dini oldu. Zira hedef alınan bir medeniyet ve o medeniyeti var eden İslam diniydi.</p>

<p>İslam cografyalarının ne kadar yanlış kişiler tarafından yönetildiği ortaya serildi. İslam cografyasının kirli ilişkileri, mezhepcilik, ırkçılık, yolsuzluklar, teslimiyet sözleşmeleri, büyük oranda görüldü ve &nbsp;çöpe atılma süreçleri başladı.</p>

<p>İsrail’in gök kubbesi delindi, şehirleri harabeye döndü ve BOP hayalleri suya düştü.</p>

<p>ABD'nin 40 günlük savaş bilançosu:</p>

<p>-İran'daki uçaklarını kurtaramadı.<br />
-Generallerini görevden aldı.<br />
-Uçak gemilerini geri çekmek zorunda kaldı.<br />
-NATO üyelerini savaşa ikna edemedi.<br />
-Avrupa ülkelerinin desteğini alamadı.<br />
-Uranyumu alamadı.<br />
-Kara harekatını düzenleyemedi.<br />
-Hürmüz Boğazı'nı açamadı.<br />
-İsrail'i koruyamadı, Demir Kubbe balon çıktı.<br />
-Körfez ülkelerindeki askeri üslerini kaybetti.<br />
-İran'da rejimi değiştiremedi.<br />
-İran halkını kışkırtamadı.</p>

<p>New York Times'a göre, Amerika dört eksende geriliyor!</p>

<p>?️Birinci eksen, müttefikler ekseni: Amerika ilk kez yakın müttefiklerini, yani Japonya, İngiltere, Kanada ve Avrupa'yı yanına katılmaya davet ediyor ve onlar yanıt vermiyor.</p>

<p>?️İkinci eksen, ahlaki meşruiyet ekseni: Enerji merkezlerini vurma tehditleri vb. nedeniyle Amerika'nın ahlaki imajı aşınıyor.</p>

<p>?️Üçüncü eksen, ekonomik eksen: Hürmüz Boğazı'nı kontrol eden İran'ın böylece küresel ekonomideki nüfuzu güçleniyor.</p>

<p>?️Dördüncü eksen, askeri kapasiteler ekseni: Düşük maliyetli savaş yöntemleri karşısında Amerikan kırılganlığı ortaya çıkıyor.</p>

<p>Savaşın kazanan ülkeleri İran, Çin ve Rusya oldu.&nbsp;</p>

<p>Bu vesileyle Körfez ülkelerinin, Avrupanın, Amerikanın gerçek yüzleri ortaya çıktı.&nbsp;</p>

<p>Bizdeki mezhep üzerinden prim toplayanlar da kısa sürede halk içinden, sosyal medyadan def olup gittiler.</p>

<p>İran, dünyaya bir daha gösterdi ki;&nbsp;inançlı, birlik içinde az bir topluluk, silah envanteri ve kasası kabarık toplulukları yenebilir.</p>

<p>İnanıyorsanız Siz Üstünsünüz! (Al-i İmran 139)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 13:31:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sana ne? Bana ne? Kime ne?</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/sana-ne-bana-ne-kime-ne-623</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/sana-ne-bana-ne-kime-ne-623</guid>
                <description><![CDATA[Sana ne? Bana ne? Kime ne?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir kez geldiğimiz bu dünyada hep başkalarını mutlu ve memnun etmek için yaşadığımız doğrudur. Gelenek, töre, inanç ve genetik kodlarımız bunun böyle olmasını bize dayatmaktadır. Coğrafyanın kader olması ve de bundan kaçış olmadığı da gün gibi ortadadır.</p>

<p>Bireyselleşme ve bireysellik toplum tarafından âdeta boğularak sınırların dışına çıkma baskı ile ortadan kaldırılmaktadır. Böyle bir toplumda her türlü gelişim ve ilerleme de “İcat çıkarma!” veya “Eski köye yeni adet getirme!” denilerek yok edilmektedir. Geri kalmış toplumların en büyük açmazı da burada yatmaktadır.</p>

<p>Yaşadığımız olaylar karşısında hiçbir zaman tam olarak kendimiz olamıyoruz. Çok zorda kalmadıkça karşı tarafa, “Sana ne?” diyemiyoruz. Oysaki karşı tarafa sınır çizmek için bunu yapmamız elzemdir. Hayır demenin erdemi çerçevesinde kendi kişilik ve karakterimizden ödün vermemek adına bunu yapmak zorundayız. Diklenmeden dik durmak ve omurgalı davranmak aynı zamanda kendimize olan saygınlığımız için de gereklidir. Kendimizi belli sınırlarda tutmak ve mahrem alanımızı korumaya almak yine öz benliğimiz açısından gereklidir.</p>

<p>Bazı durumlarda ise, “Bana ne?” demekte yine ilkeli bir davranış olacaktır. Bu durum aynı zamanda kendini geri çekme olacağı için isabetli bir tutumdur. Geri çekmek kayıtsızlık değil, tam tersi üstüne lazım olmayan işlerden kendini azade etmektir.</p>

<p>Bazen de öyle olaylar ve durumlar vardır ki yine, “Kime ne?” diye bir tutum ortaya koymak mutlak gerekli olmaktadır. Bu durum aslında herkese karşı özgürlük ilanıdır. Kimseyi ilgilendirmez, kim ne karışabilir ki tutumudur.</p>

<p>Sonuç olarak; toplum içinde sosyal bir varlık olarak yaşarken birçok farklılık ile karşılaşmak olasıdır. Herkesi düzeltme gibi bir durum söz konusu olmadığına göre kendimizi korumaya almak elzemdir. Bunu yaparken de gerektiğinde; bizi ilgilendirmeyen durum ve olaylar için sorumluluk almak gerekmektedir. Sana ne? Bana ne? Kime ne? Tavrını yerinde ve zamanında kullanmak erdemli bir davranış olarak bizi biz yapacaktır. Aksi takdirde diğerlerinden farkımız olmayacaktır!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:11:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Büyük Ortadoğu Projesini anlayabilmek çağı anlayabilmektir</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/buyuk-ortadogu-projesini-anlayabilmek-cagi-anlayabilmektir-622</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/buyuk-ortadogu-projesini-anlayabilmek-cagi-anlayabilmektir-622</guid>
                <description><![CDATA[Büyük Ortadoğu Projesini anlayabilmek çağı anlayabilmektir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>BOP, ne bir demokratik dönüşüm, ne de uygulandığı ülkeler için gelişim projesiydi. Tamamıyla ABD, israil çıkarlarını ve güvenliğini önceleyen postmodern sömürü organizasyonudur.</p>

<p>Yüzyılımızın başında uluslararası siyasetin en tartışmalı kavramlarından biri olan Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), yalnızca bir dış politika söylemi değil; aynı zamanda bölgenin siyasi, ekonomik ve toplumsal dokusunu yeniden şekillendirmeyi hedefleyen geniş ölçekli bir strateji olarak değerlendirilmiştir. Özellikle George W. Bush döneminde dillendirilen bu proje, “Greater Middle East” kavramı etrafında şekillenmiş ve Orta Doğu’nun ötesine uzanan geniş bir coğrafyayı kapsayacak şekilde tasarlanmıştır.</p>

<p>BOP’un Ortaya Çıkışı ve Arka Planı</p>

<p>BOP’un ortaya çıkışını anlamak için, 11 Eylül 2001’de gerçekleşen 11 Eylül "senaryo" saldırıları kritik bir dönüm noktasıdır. Bu saldırılar sonrasında ABD, yalnızca güvenlik politikalarını değil, aynı zamanda Orta Doğu’ya yönelik stratejik yaklaşımını da yeniden tanımlamıştır. Demokrasi, özgürlük ve reform söylemleri eşliğinde sunulan bu yeni yaklaşım, birçok analizde bölgeye yönelik sistematik bir yeniden yapılandırma projesi olarak yorumlanmıştır.</p>

<p>Bu süreçte ABD merkezli düşünce kuruluşlarının rolü de dikkat çekicidir. Özellikle RAND Corporation tarafından 2004 yılında hazırlanan “Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler” başlıklı rapor, İslam dünyasını kategorize eden ve ABD’nin bu coğrafyada nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair öneriler sunan önemli bir metin olarak öne çıkmıştır. Raporda, Türkiye’nin laiklik tecrübesi sayesinde “demokratik İslam” veya ılımlı islâm modeline en yakın ülke olduğu vurgulanmiştı.</p>

<p>Bu raporun hazırlanmasında etkili isimlerden biri olan Graham Fuller, aynı dönemde bölgedeki dini ve toplumsal hareketlerin desteklenmesine yönelik görüşleriyle de dikkat çekmiştir.</p>

<p>Uzun yıllar önceden bu amaçlar için kurulup hazırlanan Fethullah Gülen ve FETÖ'nün varlığı Türkiye'yi &nbsp;proje için guçlü ortaklardan biri haline getirmişti.</p>

<p>Projenin sınırları ve kapsadıği ülkeler:</p>

<p>BOP’un kapsamı yalnızca Orta Doğu ile sınırlı değildir. Proje; Kuzey Afrika’dan Güney Asya’ya, hatta zaman zaman Güney Kafkasya ve Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı içine alacak şekilde genişletilmiştir. Bu bağlamda Afganistan’dan Fas’a, Pakistan’dan Sudan’a kadar uzanan çok sayıda ülke, projenin potansiyel etki alanı içinde değerlendirilmiştir.</p>

<p>2003 yılında Condoleezza Rice tarafından kaleme alınan analizlerde dile getirilen “Ortadoğu’da 22 ülkenin sınırlarının değişebileceği” yönündeki ifadeler, bu projenin en tartışmalı yönlerinden biri olmuştur. Bu söylem, bölge ülkelerinde ciddi bir tedirginlik yaratmış ve BOP’un “rejim değişikliği” ve “sınırların yeniden çizilmesi” gibi hedefler taşıdığı iddialarını güçlendirmiştir.</p>

<p>Hangi ülkelerdi bunlar?</p>

<p>Afganistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Etiyopya, Fas, Filistin, Irak, İsrail, Katar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Pakistan, Sudan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen İran, Kıbrıs, Türkiye…</p>

<p>Turkiye son sırada dikkat ederseniz. !</p>

<p>Bu bir tesadüf mü?</p>

<p>Önce Türkiye işgal edilseydi Kaddafi'nin Libya'sı bize desteğe koşar mıydı?</p>

<p>Ya İran ?&nbsp;<br />
Yanımıza desteğimize gelir miydi?</p>

<p>Emin olun İran, Mısır ve Suriye bile fiilen yanımızda olurlardı. Ama önce o ülkelerin tarlaları sürüldü, bölünen bölündü. Yönetimleri değişti. Merkez bankaları başta olmak üzere ülkelerin içleri boşaltıldı.</p>

<p>Emperyalist, siyonist şeytani güçler yüz yıldır çok çalıştılar bu cografyada. Halkları, yöneticileri, ihtirasları, kırmızı çizgileri, eğitim düzeyini çok iyi biliyorlardı. Çok uzun zaman önce bu projenin taşları tek tek döşenmişti.<br />
Şimdi sıra İran'da.</p>

<p>AMERİKA İRAN'A NİYE SALDIRDI?</p>

<p>Petrol kaynaklarına çökmek, Çin'e ucuz petrol nakledilmesini engelleyip Çin ekonomisini batırmak, İran'ın güçlenen nükleer araştırmalar, Israil in güvenlik endişeleri, &nbsp;Gazze'yi fiilen güçlü bir sekilde desteklemesi, bölgede önemli bir güç haline gelmesi, Hizbullah'ın varlığını, Yemen ve Irak'ta güçlenmesi...<br />
Trump ve hukumetinin evanjelik/siyonist sapkınlıkla islam dinine olan nefret ve düşmanlık önemli diğer bir sebepti.</p>

<p>İSRAİL İRAN'A NİYE SALDIRDI?</p>

<p>1-Arzı mevud denilen 1 milyar insanın yaşadığı coğrafyayı zayıflatmak, kuşatma, bölmek ve nihayetinde ekonomisini çökertip , savaşma yeteneğini yok etmek ve &nbsp;o topraklara çökmek.&nbsp;<br />
(7 milyon nüfusla bunu yapacaklarına inanıyorlar. Güvendikleri zayıf karakterli ve muhteris müslüman topluluklar)</p>

<p>2-Filistin-Gazze direnişine dünyadaki en gerçek fiili desteği Iran'ın verdiği için.&nbsp;</p>

<p>İsrail'in bu savaşta uyguladığı yöntemlerin başında Müslüman halkların desteğini, birliğini, mezhep fitnesi ile yaralama çabaları gelir. Bunun için sosyal medyadan, yaygın medyadan ve akademiden gayriresmi trolleriyle fitne çıkarıp, siyasal sistemi değiştirmek. Bu süreçte kifayetsiz muhteris vaizler ve kalemler nifak görevlerini eksiksiz yerine getirdiler.</p>

<p>Bu siyonist-Haçlı emperyalist güruh, Hürmüz Boğazının kapanmasıyla ve İran'ın füzeleriyle büyük darbe yedi. Abd-israil büyük yaralar aldı. Trollerin insanüstü çabalarına rağmen islam toplumu ve insan haklarına duyarlı toplumlar açıkça Iran'in yanında yer aldılar.&nbsp;</p>

<p>Tüm dünyada çocuk katilleri ABD ve İsrail, lanetlenerek, gösterilerle protesto ediliyor. Bu durum karşısında çapsız siyo-troller geri adım atmaya &nbsp;başladılar bile...</p>

<p>Türkiye model ülke mi, hedef ülke mi?</p>

<p>Türkiye, BOP çerçevesinde çift yönlü bir konumda ele alınmıştır. Bir yandan “model ülke” olarak sunulmuş; laiklik, demokrasi ve Müslüman toplum yapısını bir arada barındırması nedeniyle örnek gösterilmiştir. Diğer yandan ise proje kapsamında ortaya çıkan istikrarsızlıkların doğrudan etkilediği bir ülke haline gelmiştir.</p>

<p>Özellikle Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin güvenlik, göç ve ekonomik dengeleri üzerinde derin etkiler bırakmıştır. Milyonlarca sığınmacının Türkiye’ye yönelmesi, sınır güvenliği sorunları ve bölgesel ticaretin sekteye uğraması, bu etkinin somut yansımalarıdır.</p>

<p>Bu perspektiften bakıldığında, Türkiye’nin son aşamada hedef alınacak ülkelerden biri olduğu iddiası da dile getirilmektedir. Bu iddiayı savunanlara göre, önce bölgedeki diğer ülkeler zayıflatılmış, ardından Türkiye’nin çevresi istikrarsızlaştırılmıştır. Böylece Türkiye’nin yalnızlaştırılması ve ekonomisinin &nbsp;daha kırılgan hale getirilmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>Büyük Ortadoğu Projesi, hâlâ akademik ve siyasi çevrelerde yoğun şekilde tartışılan bir konudur. Kimi çevreler bu projeyi bölgeye demokrasi getirme girişimi olarak değerlendirirken; diğerleri bunun, küresel güçlerin çıkarları doğrultusunda tasarlanmış bir müdahale planı olduğunu savunmaktadır.</p>

<p>Açık olan bir husus vardır: Orta Doğu’da son yirmi yılda yaşanan büyük dönüşümler, yalnızca bölge ülkelerini değil, Türkiye gibi kritik aktörleri de derinden etkilemiştir. Bu nedenle BOP’u anlamak, sadece geçmişi analiz etmek değil; aynı zamanda geleceğe dair daha sağlıklı öngörülerde bulunabilmek açısından da önem taşımaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:39:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Piyasa serbest fakat...</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/piyasa-serbest-fakat-621</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/piyasa-serbest-fakat-621</guid>
                <description><![CDATA[Piyasa serbest fakat...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Piyasayı tanımlarken; üretici, tüketici, satıcı ve aracıların buluştuğu platform olarak ifade ediyoruz. Yani tarafların arz-talep dengesi çerçevesinde bir araya geldiği ve etkileştiği durumdur. Şartlara uyulduğunda sağlıklı bir ortam oluşmuş olacaktır. Aksi takdirde dengeler bozulacağı için bir taraf aşırı haksız kazanç elde ederken diğer taraf mağdur olacaktır.</p>

<p>Yaşadığımız zaman diliminde piyasanın ne şeklinde ve ne çok manipüle edildiğine her Allah’ın günü şahit oluyoruz. Üstelik bunu Müslüman kimliği ile yapıyoruz. Herkes kendince haklı gerekçelerle bir başkasını veya sistemi suçlayarak helâlinden kazanmak dururken haram yollara sapmaktadır. İnancımız o kadar yüzeysel bir hâl aldı ki en netameli konularda bile fetva vermekten çekinmiyoruz. Yalan yere yemin etmekten, malın kusurunu gizlemeye, olmayan özellikleri varmış gibi göstermeden, akla hayale gelmedik şaklabanlıklar havada uçuşuyorken ahlâk ve etik değerler yerlerde sürünmektedir. Diğer taraftan fiyatlar düşmesin diye malları imha etmekten, ürünü tarlada kapatmaya varıncaya kadar her türlü spekülasyon gırla gitmektedir.</p>

<p>Oysaki inancımız bize ticarette dürüstlük ve güvenin en büyük sermaye olduğunu salık vermektedir. Stokçuluğun, karaborsanın, aşırı kârın, yalan yere yemin etmenin ve de malı olduğundan farklı göstermenin haram olduğunu bildirmiştir. Ahilik ve lonca sisteminde bu tür ahlâksız yollara tevessül eden esnafın pabucu dama atılarak meslekten men edilirmiş.</p>

<p>Refah ve konforumuz artıkça değerlerimizi kaybediyor olmamız ne büyük gaflettir. Oysaki tam tersi olması gerekmez mi? Yüce Allah’ın verdiği bu kadar nimet karşısında ona daha çok yaklaşmak ebedi saadet için de elzemdir. Fakat insanoğlu nefsine ve iradesine sürekli yenik düşmektedir. Haz ve hız çağının insanı esir almış olması ne hazin bir sondur?</p>

<p>Sonuç olarak; piyasa serbest fakat biz serbest değiliz. En azından bir Müslüman olarak ticaret konusundaki çizgi ve çerçevemiz sünnet üzere olmalıdır. Aklımız, vicdanımız, değerlerimiz ve de kutsallarımız kazanç için her şeyin mubah olduğunu kabul etmiyor. Aşırı kazanma hırsı ve tamahkârlığımız bizim için diğer tarafta büyük azap olarak bizi bekliyor olacaktır. Buna rağmen ben hayatımı yaşarım diğer tarafı da diğer tarafta düşünürüm rahatlığı aslında sonun da başlangıcıdır. Sınırsız özgürlük başkalarının mahremine müdahale olacağı için serbest piyasayı da hudutsuz olarak görmek rasyonel bir davranış olmayacaktır. Yüce Allah’ım rızkımızı helâlinden vermeyi nasip etsin, inşallah.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 08:30:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İran’ın füzeleri İsrail’in yağmur hırsızlığını bitirdi</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/iranin-fuzeleri-israilin-yagmur-hirsizligini-bitirdi-620</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/iranin-fuzeleri-israilin-yagmur-hirsizligini-bitirdi-620</guid>
                <description><![CDATA[İran’ın füzeleri İsrail’in yağmur hırsızlığını bitirdi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İran’ın füzeleri Tel Aviv ve Dubai’nin tepesine bindikçe Anadolu’nun yıllardır hasret kaldığı yağmurlar ülkemize serbestçe yağmaya başladı.</p>

<p>Komplo değil, hakikat.</p>

<p>Baştan belirteyim, bu makalede faydalandığım bütün bilimsel bilgileri Çevre Bakanlığı’nın Meteoroloji Genel Müdürlüğünün web sitesindeki YAPAY YAĞIŞLAR başlıklı şu adresinden aldım: mgm.gov.tr/genel/sss.aspx… Arzu eden girsin makaleyi okusun.</p>

<p>Yıllardır süregelen o meşhur tartışma: "Yağmurlarımızı mı çalıyorlar?" Kimileri buna "komplo teorisi" deyip geçti, kimileri ise gökyüzüne bakıp iç çekti. Ancak bugün önümüzde duran tablo, meselenin bir kurgudan ibaret olmadığını, aksine soğuk bir "atmosferik savaş" gerçeği olduğunu fısıldıyor.</p>

<p>Savaş başladıktan sonra Anadolu toprakları uzun zamandır hasret kaldığı suya, kara ve berekete doyuyor. Peki, ne değişti? Meteorolojik veriler sadece "alçak basınç" mı diyor, yoksa bölgedeki askeri hareketlilik gökyüzündeki "hırsızlık" şebekesini mi felç etti?</p>

<p>Bulut Tohumlama: Modern Zamanın Yağmur Hırsızlığı</p>

<p>Bilimsel literatürde "Hava Modifikasyonu" olarak geçen süreç aslında oldukça net. Dennis (1980) tarafından detaylandırılan Bergeron-Findeisen teorisine göre atmosferdeki süper soğumuş su damlacıkları, bir "çekirdek" bulduğunda hızla buz kristaline dönüşür ve yere yağış olarak düşer. İşte bu noktada devreye giren gümüş iyodür veya tuz kristalleri, bulutun içindeki nemi adeta "zorla" yere indirir.</p>

<p>Yani, Akdeniz’den kalkıp Anadolu’ya gelmesi gereken o bereketli bulutlar, yolda birileri tarafından "tohumlanırsa", bize sadece boş bir gri bulut tabakası kalır. Kadıoğlu (2001), bu teknolojinin 1940’lardan beri var olduğunu ve gümüş iyodürün en etkili buz çekirdeği olduğunu belirtiyor. Rogers (1979) ise uçaklardan atılan kuru buzun havayı soğutarak yağışı nasıl "tetiklediğini" bilimsel olarak ispatlıyor.</p>

<p>Tel Aviv ve Dubai’nin "Hava Kilidi" Neden Kırıldı?</p>

<p>Yıllardır İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (Dubai), bölgenin en gelişmiş hava modifikasyon sistemlerine sahip olmakla övünüyor. Ancak bugün Orta Doğu’daki dengeler değişti. İran ile yaşanan savaş, İsrail ve Körfez hattındaki hava sahasını tam anlamıyla bir "yasak bölgeye" çevirdi.</p>

<p>Neden mi? Çünkü Yang H. Ku (2021) ve Orville (1996) gibi isimlerin çalışmalarında vurguladığı gibi, bu sistemlerin çalışması için uçakların bulutun tepesine veya içine girmesi, yer jeneratörlerinin ve roketlerin hassas bir şekilde koordine edilmesi gerekiyor. Bugün bölgedeki yoğun füze savunma sistemleri, İHA hareketliliği ve elektronik harp (sinyal karıştırma) faaliyetleri nedeniyle bu operasyonel programlar "risk" kategorisine girdi.</p>

<p>Kısacası; Tel Aviv ve Dubai, savunma refleksiyle hava modifikasyon sistemlerini çalıştıramaz hale geldi. Gökyüzündeki o teknolojik "barajlar" yıkıldı.</p>

<p>İran’ın Füzeleri Anadolu’nun Su Hasadını Başlattı</p>

<p>Pruppacher &amp; Klett (1979), yapay yağış için nem oranı yüksek bir bulutun mevcudiyetinin şart olduğunu söyler. İşte o bulutlar artık özgür! Yol üzerindeki "teknolojik haramilere" yakalanmayan nemli hava kütleleri, rotasını şaşırmadan Anadolu’ya ulaşıyor. Özellikle Cotton (1982) tarafından vurgulanan konvektif bulutlar, müdahale edilmediğinde doğal döngüsüyle iç kesimlerimize kadar sokulabiliyor.</p>

<p>Sonuç olarak; İran'ın bölgedeki askeri hamleleri İsrail ve Dubai'nin gökyüzündeki "musluklarını" kapattı. Bölgedeki savaş uçağı trafiği ve savunma sanayi gerilimi, bulut tohumlama uçaklarını yere çiviledi. DeFelice (2013)’'in uyardığı o "hedef dışı bölgelerin etkilenmesi" riski artık bizim lehimize dönmüş durumda. Yıllardır çalınan yağmurumuz, bu kaos sayesinde evine dönüyor. Komplo değil, bilimsel ve askeri bir hakikat.&nbsp;</p>

<p>Gökyüzündeki prangalar kırıldı, Anadolu suya doyuyor...</p>

<p>Araştırmacı Yazar Mustafa Uzun</p>

<p>Kaynakça<br />
Cotton, W. R. (1982). Modification of precipitation from warm clouds. Bulletin of American Meteorology Society.<br />
DeFelice, T. et al. (2013). Extra area effects of cloud seeding. Atmospheric Research.<br />
Dennis, A. S. (1980). Weather Modification by Cloud Seeding. Academic Press.<br />
Kadıoğlu, M. (2001). Bulut Tohumlama Kuraklığa Çare mi? Bianet.<br />
Orville, H. D. (1996). A Review of Cloud Modeling. BAMS.<br />
Pruppacher, H. R., &amp; Klett, J. D. (1979). Microphysics of clouds and precipitation.<br />
Rogers, R. R. (1979). A Short Course in Cloud Physics. Pergamon.<br />
Yang H. Ku (2021). Does cloud seeding really work? C&amp;EN.<br />
Çevremizin zararını şimdilik biz önleyemesek de şans bize gülmüş/aa.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Apr 2026 19:48:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yurt dışında gelecek arayan gençlerimizin dikkatine...</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/yurt-disinda-gelecek-arayan-genclerimizin-dikkatine-619</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/yurt-disinda-gelecek-arayan-genclerimizin-dikkatine-619</guid>
                <description><![CDATA[Yurt dışında gelecek arayan gençlerimizin dikkatine...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşadığımız çağda en önemli olarak sayılabilecek; &nbsp;yazılım, sosyal medya, beşeri ve veteriner ilaç, genetik, gübre, paketlenmiş gıdalar, içecek, Cafe, kozmetik, giyim, banka, sigorta, &nbsp;finans şirketlerini büyük oranda siyonist veya siyonizmi destekleyen grupların elindedir.&nbsp;</p>

<p>Bu şirketlerin bütün dünyada beyin avcıları, dini cemaatler, işbirlikçi üniversite ve medya temsilcileri vardır. Bu işbirlikçiler eliyle parlak beyinlere burs, cazip maaş, akademik gelecek ve olağanüstü olanaklar vaad etmekteler.</p>

<p>Amaç az gelişmiş, sömürüye müsait (buyuk oranda islâm, asya ve Afrika cografyasında)ülke halkarını geri bıraktıran yazılımlar, haberler, dizi ve filmler yaparak oraların bölge yönetimleriyle kirli işbirliklerini sorunsuz sürdürmek ve sömürebilmektir.</p>

<p>Yani sizin yeteneklerininizi sizin milletinizin ve devletinizin aleyhine kullanmak için tercih ediliyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>Diğer yardımcı meslekler de kendi halklarının ihtiyaçları için kullanılmak üzere toparlanır. Tıp, tarım araştırmaları, mimarlık, mühendislik vs.</p>

<p>Ülkenizi terk etmeyin.&nbsp;</p>

<p>Yanlışlar görüyorsanız uygun usullerle sabırla mücadele edin. Başarı kolay bir yolculuk değildir. İleride utanacagınız Başarı, Başarı değil yüz karası olabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 18:04:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dostum benim!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/dostum-benim-618</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/dostum-benim-618</guid>
                <description><![CDATA[Dostum benim!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı kavramlar vardır ki içi çok fazla boşaltılmış olduğu için önemini büyük ölçüde kaybetmiştir. Yerli yersiz ağızlara pelesenk olduğu için değer erozyonuna uğramış ve etkisini sıfırlamıştır. O yüzden de ağızdan çıkan her sözün bir ağırlığının olması kaçınılmazdır. “Lâf olsun beri gel!” kabilinden söylenen her söz hedefine ulaşmayan ok gibidir.</p>

<p>Dost, dostluk, dostum gibi kelimeler günümüzün en kahırlı ve boynu bükük kavramlarıdır. Dost kelimesi Türkçeye Farsçadan geçmiştir. Kelime karşılığı; sevilen kişi, sevgili, arkadaştır. Dostluğun karşılıklı sevgi ve karşılıksız birliktelik olduğu esastır. Teoride böyle olsa da uygulamada durum böyle değildir. Günümüzde dostluk veya dostluklar; çıkar, haz ve erdem üzerinden yürütülmektedir. &nbsp;</p>

<p>Birisiyle dostluğunuz karşılıklı çıkar ve menfaate dayanıyorsa bunun uzun süreli olması söz konusu değildir. Ortak paydanız ortadan kalktığında dostluğunuz da rafa kalkmış demektir. Burada sevgi, saygı, sadakatten eser olmayacağı için şartların değişmesiyle birlikte yollar ayrılmış olacaktır.</p>

<p>Diğer bir dostluk, &nbsp;haz ve zevk üzerinedir. Ortak bir hobi veya aktivite ile bir arada bulunmanız bir dostluk gibi görünse de ilgi alanlarının değişmesiyle birlikte zaten pamuk ipliğine bağlı olan bu dostluk da sona ermiş olacaktır. Burada zaten sizi bir arada tutan tek bir kanat olduğu için zaman içerisinde tek kanatlı olarak uçulmaz hükmü çerçevesinde mesele hitâma ermiş olacaktır.</p>

<p>Dostluğun gerçek anlamda değerini bulduğu durum erdem dostluğudur. Burada: Sevgi, kardeşlik, empati, özveri, fedakârlık, bağlılık, adanmışlık, verme, paylaşma, dayanma, yaslanma ve güven vardır. Bunun yanında; aldatma, kandırma, yalan, dolan, bencillik, çıkarcılık, kin, nefret ve kıskançlık yoktur. Dostluk, iki kişinin aynı pencereden bakması, aynı şeyleri düşünmesi ve aynı şeyleri hissetmesidir. Dost, seni senden daha fazla düşünendir. En zor gününde ilk aklına gelen kişidir.</p>

<p>Dostu en iyi ozanlar ifade etmişlerdir. Âşık Veysel bir deyişinde, “Dost dost diye nicesine sarıldım. Benim sadık yârim kara topraktır!” diyerek aslında şu fani dünyada dost bulmanın ne kadar zor olduğunu dile getirmiştir. Yine anonim bir türküde, “Bir dost bulamadım, gün akşam oldu!” ifadesi çok veciz bir şekilde dost bulmanın çok kolay olmadığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak; bir insanın erdem üzerine çok fazla dostunun olması söz konusu değildir. Dolayısıyla yaşamınıza anlam katmak adına en azından kendinize bir tane dost edinin. “Dostum benim!” diyebileceğiniz birisinin olması en büyük servet olarak tüm değerlerin üzerinde olacaktır. Dost kalın, dostlukla kalın.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 30 Mar 2026 11:12:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de üç kişiden biri şeker hastası</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/turkiyede-uc-kisiden-biri-seker-hastasi-617</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/turkiyede-uc-kisiden-biri-seker-hastasi-617</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de üç kişiden biri şeker hastası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yanlış beslenme alışkanlıkları ve devletimizin vatandaşlarını korumak için acil önlemler almasının zamanı geldi de geçiyor.</p>

<p>Son yıllarda Türkiye’de hızla artan sağlık sorunlarının başında Diyabet gelmektedir. Yapılan araştırmalar, toplumda her üç kişiden birinin ya diyabet hastası ya da diyabet riski taşıyan “prediyabet” aşamasında olduğunu göstermektedir. Bu tablo, yalnızca bireysel yaşam tarzlarının değil, aynı zamanda kamusal politikaların da sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Sorunun Temelinde Ne Var?</p>

<p>Diyabetin bu denli yaygınlaşmasının arkasında genetik faktörler kadar, hatta ondan daha fazla, modern beslenme alışkanlıkları yer almaktadır. Özellikle son 30–40 yılda Türkiye’de geleneksel beslenme biçimlerinden uzaklaşılarak, rafine ve işlenmiş gıdaların yoğun olduğu bir tüketim kültürüne geçilmiştir.</p>

<p>Bu dönüşümün en belirgin örnekleri şunlardır:</p>

<p>-Beyaz ekmek tüketimi: Türkiye, kişi başına en fazla beyaz ekmek tüketen ülkelerden biridir. Oysa beyaz un, liften arındırılmış ve hızlı sindirilen bir karbonhidrat kaynağıdır. Bu da kan şekerinin ani yükselmesine neden olur.</p>

<p>Türkiye, kişi başına düşen yıllık ekmek tüketiminde dünya genelinde ilk sırada yer aldı. Paylaşılan verilere göre, kişi başına ekmek tüketiminde. Hindistan en düşük tüketim oranıyla son sırada bulunuyor.</p>

<p>Dünya Bankası verilerine göre Türkiye, kişi başına düşen yıllık ekmek tüketiminde dünya genelinde ilk sırada yer aldı. Ülkelere göre kişi başına yıllık ekmek tüketimi sıralamasında Türkiye, 199,6 kilogramla ilk sırada yer alırken, 135 kilogram tüketimle Sırbistan ikinci sırada bulunuyor. En düşük ekmek tüketimi ise yıllık 1,75 kilogramla Hindistan’da kaydedildi.&nbsp;</p>

<p>-Beyaz unlu mamuller: Simit, poğaça, börek gibi günlük hayatta sık tüketilen ürünler, yüksek glisemik indeksleri nedeniyle pankreası sürekli insülin üretmeye zorlar.</p>

<p>-Glukoz ve şeker katkıları: Paketli gıdalarda yaygın olarak kullanılan glukoz şurupları ve rafine şekerler, fark edilmeden aşırı kalori ve şeker alımına yol açar.</p>

<p>Bu beslenme biçimi uzun vadede İnsülin direnci gelişimine, ardından da diyabete zemin hazırlar.</p>

<p>Dünya’dan ve Türkiye’den Somut Örnekler</p>

<p>Birçok ülke, artan diyabet ve obezite oranlarına karşı ciddi önlemler almıştır:</p>

<p>●Meksika, şekerli içeceklere ek vergi getirerek tüketimi azaltmayı hedeflemiş ve bu politikadan olumlu sonuçlar almıştır.</p>

<p>●Finlandiya, 1970’lerde başlattığı beslenme reformlarıyla beyaz un ve doymuş yağ tüketimini azaltmış, kalp ve metabolik hastalık oranlarını ciddi şekilde düşürmüştür.</p>

<p>●AB üyesi ülkelerinde glukozun gıdada kullanılması aşırı kısıtlanmıştır.</p>

<p>●Türkiye’de ise zaman zaman tam buğday ekmeğinin teşviki gibi adımlar atılsa da, bu politikalar henüz yeterli ve sürdürülebilir düzeye ulaşmamıştır.</p>

<p>Devletin Rolü Neden Hayati?</p>

<p>Sağlık yalnızca bireyin sorumluluğuna bırakılabilecek bir mesele değildir. Çünkü bireylerin tercihleri, büyük ölçüde piyasa koşulları ve erişilebilir ürünlerle şekillenir. Ucuz olanın çoğu zaman sağlıksız olması, geniş halk kesimlerini risk altına sokmaktadır.</p>

<p>Devletin bu noktada üstlenebileceği başlıca roller şunlardır:</p>

<p>Düzenleyici önlemler:<br />
Rafine şeker ve glukoz içeren ürünlere sınırlama veya ek vergi getirilmesi.</p>

<p>Teşvik politikaları: Tam buğday, çavdar ve kepekli ürünlerin üretim ve tüketiminin desteklenmesi.</p>

<p>Eğitim kampanyaları: Okullarda ve medya aracılığıyla sağlıklı beslenme bilincinin artırılması.</p>

<p>Gıda etiketleme reformu: Ürünlerin üzerindeki şeker oranlarının daha anlaşılır ve dikkat çekici şekilde belirtilmesi.</p>

<p>Toplumsal Bedel: Sessiz Bir Salgın<br />
Diyabet yalnızca bireysel bir hastalık değildir; aynı zamanda ekonomik ve sosyal sonuçları olan bir “sessiz salgın”dır. Tedavi maliyetleri, iş gücü kaybı ve yaşam kalitesindeki düşüş, ülke ekonomisine ciddi yükler getirmektedir. Üstelik diyabet; kalp hastalıkları, böbrek yetmezliği ve görme kaybı gibi birçok ağır komplikasyonun da temel nedenidir.</p>

<p>●●Gecikmeden Müdahale Şart●●</p>

<p>Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tablo, basit bir beslenme sorununun ötesine geçmiştir. Bu durum, doğrudan bir halk sağlığı krizidir. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, gelecek nesiller çok daha ağır bir hastalık yüküyle karşı karşıya kalacaktır.</p>

<p>Beyaz ekmekten başlayıp glukoz şuruplarına uzanan bu zinciri kırmak mümkündür. Ancak bunun için bireysel farkındalık kadar, kararlı ve bütüncül kamu politikalarına ihtiyaç vardır. Devletin halkını koruma sorumluluğu, tam da bu noktada anlam kazanmaktadır. Çünkü sağlıklı bir toplum, güçlü bir geleceğin en temel şartıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 13:08:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal yetim</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/sosyal-yetim-616</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/sosyal-yetim-616</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal yetim]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal devlet, sosyal hizmet, sosyal belediyecilik, sosyal yardım derken hayatımıza sosyal ile ilgili yeni bir kavram daha girmiştir. Sosyal, çağımızın joker kavramı olması hasebiyle her derde deva bir konumda görülmesi sürpriz değildir.</p>

<p>Sosyal bir varlık olarak insan, doğal olarak imkânları ölçüsünde evlenmek ve çoluk çocuğa karışmak durumundadır. Evlilik hak olduğu gibi, ilişkilerin zora girmesiyle boşanmak da bir hak olmaktadır. Arada çocuk yoksa problem de yok demektir. Fakat her iki tarafın ortak değeri olan çocuk, boşanma ile birlikte artık parçalanmış bir ailenin üyesi olduğu için, sosyal yetim konumundadır.</p>

<p>Çocuk ister annesinin ister babasının yanında kalsın, her durumda yüreğinin yarısı diğer tarafta kalacaktır. Meseleye vakıf olması uzun zaman alacağı için yaşadığı travma hayatı boyunca peşini bırakmayacaktır. Fıtrata bağlı olarak; huzursuz, kırılgan, ezik, asosyal, güvensiz, duyarsız ve umursamaz bir tavır ortaya koyacaktır. Bazı çocuklar içine kapanarak, aslında dışa kapanacaktır. Bu durum onu hedef ve idealleri olmayan isyankâr, derbeder bir insan yapacaktır. Bazı durumlarda ise içinde bulunduğu dezavantajlı durum onun için itici güç olacaktır. Bu şekilde ekstra motivasyonla âdeta hayattan öcünü almak için sürekli çalışıp çabalayan bir kişiliğe dönüşecektir. Yaşadığı acı ve sıkıntı onu yaşından daha olgun birisi yaparak önündeki engelleri birer birer aşmasına yardımcı olacaktır. Bunun sonucunda da başarılı ve mutlu bir evlilik yaparak çocuklarının mutluluğu için kendini feda edecektir.</p>

<p>Hiçbir evlilik boşanmak için yapılmadığından çocuklar konusunda iki kere düşünmek elzemdir. Çocukları sosyal yetim olarak ortada bırakmak toplumsal barış ve huzur için de son derece kritiktir. Bu tür problemli çocuklar suça ve suç işlemeye meyilli oldukları için; uyuşturucu, fuhuş, soygun, hırsızlık, gasp ve benzer suçlar için biçilmiş kaftan hüviyetindedir. Dolayısıyla mafya ve suç örgütleri için elverişli bu çocuklar sadece kendi geleceklerini değil, toplumu da uçuruma sürüklemektedirler.</p>

<p>Sonuç olarak, bu toplumun kanayan yarası parçalanmış aileler ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sosyal yetimler göz ardı edilmemelidir. Doğal ölüm sonrası ortaya çıkan yetimlik “takdir-i ilahi” olduğu için boynumuz kıldan ince, fakat sosyal yetimlik kader değildir. Zincirleme reaksiyonla birçok meselemizin kök nedeni olacak bu sorunu çözmeden toplumsal huzura kavuşmamız söz konusu değildir. İnancımız yetimlerin başını okşamayı salık verirken, sosyal yetimlerin başını okşamak sadra şifa olmayacaktır!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 24 Mar 2026 08:33:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sahi, samimiyet nedir?</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/sahi-samimiyet-nedir-615</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/sahi-samimiyet-nedir-615</guid>
                <description><![CDATA[Sahi, samimiyet nedir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yüce dinimizi çok farklı şekilde ve değişik kavramlarla tanımlamak mümkündür. Bunlardan birisi de “Din Samimiyettir” şeklinde bir açılımdır. Bunu İslâm literatürüne uygun şekilde izah etmeye gayret edeceğim.</p>

<p>Öncelikle samimiyeti; doğallık, içtenlik, açıklık, şeffaflık, dürüstlük ve gönüldaşlık olarak tarif etmek yanlış olmayacaktır. Bunun da değişik kategori ve kademeleri vardır. Şimdi bunları tek tek irdeleyerek meramımızı en sarih şekilde ifade etmeye çalışalım.</p>

<p>Öncelikle Allah’a karşı samimi olmak durumundayız. Dolayısıyla bir kul olmanın bilinciyle bizden beklentileri eksiksiz yerine getirmek Yüce Yaradan’a karşı samimi bir tutum olacaktır. Haramlar belli, helâller belli bu çerçevede hareket ettiğimiz sürece sıkıntı olmayacaktır. İyi bir kul, faydalı ve yararlı bir insan olmak bu durumda yeter de artar bile, daha fazlasına ihtiyaç yoktur.</p>

<p>Daha sonra yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e karşı samimi olmalıyız. Dinimiz, “Kur’an’ın ipine sımsıkı sarılın!” diye bir telkinde bulunmaktadır. Bu, kitabımızı kucaklayarak sımsıkı tutmak, atlas kılıflarla duvara asmak, başımızın üstünde taşımak hiç değildir! Bu, hayatımızı Kur’an istikametinde idame ettirmek, onun çizgisinde hareket etmek demektir. Sadece camide değil, cami dışında da hayatın her alanında kitap çerçevesinde hareket etmek, Kur’an için samimiyet olacaktır.</p>

<p>Sırada, Peygamberimize (sav) karşı samimi olmalıyız. O’nun örnek hayatını kendimize rehber olarak almamız elzemdir. Hayatın her alanında yapmış olduğu her türlü davranış ve eylem bizim için sarsılmaz birer örnektir. Aynı zamanda sünnet olarak bunları kendimize referans aldığımız da her şey çok daha güzel olacaktır. Bütün kâinatın onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığını düşündüğümüz de zaten her şey süt liman olacaktır. Hiçbir şüpheye yer vermeden tam teslimiyet aynı zamanda samimiyetin zirvesi olacaktır.</p>

<p>Akabinde topluma karşı samimi olmak durumundayız. İnsan, sosyal bir varlık olarak bir toplumda yaşadığı için onun kural ve kaidelerine uymak sosyal barış adına da kaçınılmazdır. Nifaktan uzak, nizadan azade, komplodan arınmış bir şekilde bir anlayış mutlu ve mesut bir yaşam için de gerekli olacaktır. Toplumun menfaatini kendi çıkarlarımızın üstünde tutmak aslında topluma karşı samimiyetin de Nirvana’sı olacaktır.</p>

<p>Bu arada kendimize karşı da samimi olmak olmazsa olmazdır. Kendimizi sürekli yenilemek, kendimizi gerçekleştirmek ve de sürekli tekâmül ile mükemmele ulaşma yolunda gayret sarf etmek de kendimize karşı samimiyet olacaktır. Tarafsız, objektif, açık ve yalın bir şekilde özeleştiri yapmakta yine bu yolda atılmış önemli bir adım olacaktır. Kısaca önce “Kendimize iğneyi, sonra da başkalarına çuvaldızı batırmak” meselenin özeti olacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak; samimiyet kulağa hoş gelse de uygulaması çok kolay değildir. Yukarıda saydığımız bütün merhaleleri başarılı bir şekilde gerçekleştirmek durumunda insan olarak artık “Eşref-i mahlûkat” seviyesini yakalamış oluruz. Bu ise bütün dertlerimiz için ilaç mesabesindedir. Samimiyeti kendine şiâr edinenlere selam olsun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:35:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Komşular Yanarken Türkiye Nasıl Kazansın?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/komsular-yanarken-turkiye-nasil-kazansin-614</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/komsular-yanarken-turkiye-nasil-kazansin-614</guid>
                <description><![CDATA[Komşular Yanarken Türkiye Nasıl Kazansın?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son yirmi–otuz yılın Ortadoğu haritasına baktığımızda çok dikkat çekici bir tablo görürüz: Türkiye’nin en fazla ticaret yaptığı, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirdiği ülkelerin büyük bölümü savaş, darbe veya işgal süreçleriyle parçalanmıştır. Bu gelişmeler yalnızca o ülkelerin halklarını değil, Türkiye’yi de ekonomik ve sosyal açılardan derinden etkilemiştir.</p>

<p>Kalifornia Üniversitesinden ekonomist &nbsp;Prof Jeffrey Sach "ABD, AB ve NATO, Türkiye'nin iktisadi, teknik, ahlaki ve kültürel gelişme potansiyelinin %99'unu imha etti."diyerek konuyu bir cümlede özetlemiş aslında.</p>

<p>Bugün Ortadoğu’daki krizleri sadece “bölgesel çatışmalar” olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü bu krizlerin ekonomik, sosyal ve kültürel sonuçları doğrudan Türkiye’ye yansımaktadır. Bu yansımalara tek tek bakalım:</p>

<p>IRAK</p>

<p>Irak bizim en önemli dış pazarlarımızdan biriydi. Neredeyse tamamen yok edildi.</p>

<p>2003’te başlayan ve tarihe Irak-Amerika Savaşı olarak geçen süreç yalnızca Irak’ı değil, Türkiye ekonomisini de derinden sarstı.</p>

<p>Türkiye’nin en önemli ihracat pazarlarından biri olan Irak kısa sürede istikrarsızlık, yıkım ve iç çatışmaların sahnesine dönüştü. Bir zamanlar kamyonların kilometrelerce kuyruk oluşturduğu sınır kapılarından ticaret akardı. İnşaat, gıda, tekstil ve sanayi ürünleri Irak pazarında büyük yer tutuyordu.</p>

<p>Savaşla birlikte Irak’ın ekonomisi çöktü. Hazinesi, altyapısı ve üretim kapasitesi yok edildi. Bunun sonucu olarak Türkiye yalnızca büyük bir ihracat pazarını kaybetmedi; aynı zamanda güvenlik sorunları, sınır ticaretinin çökmesi ve bölgesel istikrarsızlığın maliyetleriyle karşı karşıya kaldı.</p>

<p>Irak halkı yoksullaşırken Türkiye de ekonomik ve sosyal bedeller ödedi. Oradan gelen göç ve bunun ağır faturasını uzun yıllar boyunca Türkiye devleti ve halkı ödedi.</p>

<p>SURİYE&nbsp;</p>

<p>Sınırın öte yanındaki felaket Irak<br />
benzeri bir tablo ile Suriye’de yaşandı.</p>

<p>2010’ların başında Türkiye ile Suriye arasında ticaret hızla artıyor, vizeler kaldırılıyor ve sınır ticareti gelişiyordu. Halep ile Gaziantep adeta ekonomik olarak birbirine bağlanmıştı.</p>

<p>Ancak savaşın başlamasıyla birlikte:</p>

<p>Türkiye’nin Suriye ile ticareti neredeyse sıfıra indi.<br />
Milyonlarca insan Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı.<br />
Sosyal ve ekonomik maliyetler Türkiye bütçesine ağır bir yük getirdi.<br />
Bu felaketin en büyük mağduru elbette Suriye halkıdır. Ancak bu yıkımın ikinci büyük ekonomik etkisini yaşayan ülke de Türkiye olmuştur.</p>

<p>Şu Suriye kirli savaşına ve sebeplerine biraz detaylarıyla bakarsak...</p>

<p>Suriye 2011 yılında Amerika ve İsrail tarafından karıştırıldı. Projenin adi &nbsp;BOP projesiydi. Israil icin ARZ-I MEVUD, Amerika için petrol doğalgaz hırsızlığının güvenle artarak devamı, Avrupa için Rus doğalgazına bağımlılıktan kurtulma ...</p>

<p>HAMAS'ın siyasi ofisi Şam'da idi. Hamas'a giden silah ve teknoloji Suriye üzerinden gidiyordu.</p>

<p>Gazze'nin 32 km ötesinde, Akdeniz'deki Filistin e ait olan dogalgaz, israil, İngiltere &nbsp;ve Amerika tarafından yasa dışı olarak çıkarılıyordu. Gasbedilen doğalgazın Avrupaya boru hattıyla nakledilmesi Suriye devleti tarafından kabul edilmemişti. Bütün bunlar Amerika ve israil'i kızdırmış, kudurtmuştu.</p>

<p>Bu bölgede CIA ve MOSSAD tarafından kurulan vekil örgüt ve cemaatler ABD ve İsrail tarafından fonlanıyor, eğitilip, donatılıyordu.</p>

<p>Öldürülen sünni halk denilenlerin büyük kısmı bu örgutlerdeki kişilerdi. Elbette ki savaş ortamında haksız ölümler, yanlışlar da yaşanmıştır.</p>

<p>Amerikan devlet başkanı Donald Trump, bugünkü Suriye'yi israil ile birlikte kurduklarını defalarca hiç çekinmeden açıkladı. Bugün Suriyenin en değerli tarım arazilerinin bulunduğu &nbsp;Golan Bölgesi savaşmadan İsrail'e teslim edildi. Suriye hava sahası Israil'e açıldı. Hamas'a silah-muhimmat sevkiyatı zinhar yasaklandı. Fransa'da, İsrail ile görüşülerek, israil'in güvenliği odaklı anlaşma imzalandı. Zaten Surye'ye ait askeri alanlar, silah ve mühimmat depoları, uçaklar, gemiler, tanklar önceden israil tarafından vurularak yok edilmişti.</p>

<p>O süreçte İran ve Rusya , Suriye hükumetinin resmi daveti ile Suriye'ye kısıtlı sayıda asker göndermişlerdi. Orada çatışanlar %95 oranında Suriye resmi ordusu ile &nbsp;savaşan vekil örgütlerdi.Yıllar süren bu savaşın finansmanı büyük oranda Körfez arap &nbsp;yönetimleri ve Amerika+israil tarafından sağlanmıştı. Suriye iç savaşında hem sünni hem alevi kesimden kayıplar yaşandı, 10 milyon Suriyeli başka ülkelere göç etti, kentler yıkıldı. Toplamda 1 milyona yakın insan yaşamını yitirdi.</p>

<p>Bütün bu vahşet ve zulumler ; Suriye'yi yıllarca diktatörce yöneten Esad ailesi ile CİA, MOSSAD ve onların kurdukları vekil örgütler marifetiyle, Amerikan-İsrail çıkarlarına hizmet eden Büyük İsrail (Ortadoğu) projesi için çalıştıklarının farkında bile olmayanlar tarafından cihad niyetiyle gerçekleştirildi.</p>

<p>Suriye 'de yaşanan bu olaylar en fazla Suriye halkı ile Türkiye ekonomisine zarar verdi. İhracat, &nbsp;ticaret bittiği gibi olağanüstü göçlerle Türkiye'de sosyal ve ekonomik yönden sarsıldı.</p>

<p>MISIR</p>

<p>Bir dönem Türkiye ile Mısır arasında hızla gelişen ekonomik ilişkiler vardı. Türk sanayicileri Mısır’da organize sanayi bölgeleri kurmuş, tekstilden otomotive kadar pek çok alanda üretim başlatmıştı.</p>

<p>Bu süreçte Mısır’ın demokratik seçimlerle iş başına gelen cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, bölgesel iş birliğini güçlendirmeye çalışan bir siyaset izliyordu. Türkiye, İran, Pakistan ve Mısır arasında kurulabilecek yeni bir ekonomik, siyasi ve askeri iş birliği çabaları Mursi'nin hem iktidarına hem de canına mal oldu.</p>

<p>2013 te devrilen Mursi'nin &nbsp;yerine ABD-İsrail ile uyumlu &nbsp;Abdül Fattah el-Sisi yönetimi geldi.</p>

<p>Bu gelişme yalnızca Mısır’ın demokratik sürecini kesintiye uğratmadı; Türkiye ile gelişen ekonomik ortaklıkları da büyük ölçüde sona erdirdi.</p>

<p>LİBYA</p>

<p>Niye yıkıldığı hâla bilinmeyen bir dostluk?&nbsp;</p>

<p>Türkiye’nin müteahhitlik sektörünün en önemli pazarlarından biri de Libya idi.</p>

<p>Libya’nın uzun süreli lideri Muammar Kaddafi, özellikle 1974 Kıbrıs Barış Harekatımızda Türkiye’ye ilk ve büyük destek veren isimlerden biri olarak biliniyordu. BM de yaptığı tarihi anti-emperyalist konuşmada, islâm ülkelerindeki sömürünün artık son bulmasını ve islam birligi benzeri düşüncelerini aktarmıştı. &nbsp;Bu konuşma ve tavırlar birilerini fena kızdırmıştı.</p>

<p>2011’de Libya parçalandı. Ülke iç savaşa sürüklendi.<br />
Türk müteahhitlerinin milyarlarca dolarlık projeleri yarım kaldı.<br />
Türkiye büyük bir ekonomik pazarı kaybetti.<br />
Bölgedeki istikrarsızlık Akdeniz’de yeni gerilimler doğurdu. Burada da en büyük zararı Türkiye &nbsp;gördü.&nbsp;</p>

<p>İRAN</p>

<p>Sürekli kuşatma, sürekli ambargolarla yaralanan ancak bütün bu haksızlıklara rağmen ayakta kalabilen ve&nbsp;<br />
Türkiye’nin önemli ticaret ortaklarından biri de Iran’dır.&nbsp;</p>

<p>Ancak İran, uzun yıllardır ağır yaptırımlar ve ekonomik kuşatma altında yaşamanın halkı üzerindeki etkiyle yaşamakta ve zaman zaman da rahatsızlıklar gün yüzüne çıkmaktaydı.&nbsp;</p>

<p>Devrim sonrasında , Filistin'e, Yemen'e, direnis cephesine &nbsp;verilen destekler, kendilerini yeryüzünün sahibi olarak gören küfür ve kibir abidelerini daha büyük önlemler almaya teşvik etmiş ve günümüzdeki Iran- Siyo/haçlı savaşı başlamıştır. Halen devam eden savaşın Türkiye'ye etkileri maalesef olumsuz olmuş, bir türlü düşürülemeyen enflasyon petrol fiyatlarının atmasıyla daha da azgınlaşmıştır.<br />
&nbsp;<br />
Özellikle Iran islam devrimi &nbsp;sonrası uygulanan yaptırımlar, Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ilişkilerin potansiyelini sınırlamıştır.&nbsp;</p>

<p>Enerji, sanayi ve ticaret alanlarında çok daha büyük bir iş birliği mümkünken, yaptırımlar bölgesel ekonomik entegrasyonu ciddi biçimde engellemiştir.</p>

<p>En yakın komşumuzla çok iyi ticaret, sanayi ve tarım işbirlikleri de ABD, NATO, israil marifetiyle en diplerde kalmış ve bundan en büyük zararı yine Türkiye görmüştür.&nbsp;</p>

<p>AFGANİSTAN&nbsp;<br />
Benzer bir trajedi Afganistan’da yaşanmıştır.</p>

<p>1979’daki Sovyet–Afgan savaşı, ardından gelen iç savaşlar ve 2001’de başlayan iç karışıklıklar Afganistan’ı dünyanın en istikrarsız ülkelerinden biri haline getirdi.</p>

<p>Bu durum yalnızca Afgan halkını değil, bölge ülkelerini de etkiledi. Sürekli göç hareketleri, güvenlik sorunları ve ekonomik kopukluklar bölgesel kalkınmayı engelledi.&nbsp;</p>

<p>Türkiye Afganistan’da yaşanan bu iç ve dış savaşlardan ülkesine büyük göç dalgaları alarak buyuk zararlar görmüştür.&nbsp;</p>

<p>FİLİSTİN</p>

<p>1948 de İngilizlerin marifetiyle Filistin'e başlatılan Yahudi goçü bitmeyen bir dramı tetiklemiş. Huzursuzluklar, ölumler, göçler ve çatışmalar hiç ara vermemiştir.</p>

<p>1948’de başlayan Nakba ile milyonlarca Filistinli evlerinden, yerlerinden edildi. Ardından gelen savaşlar ve işgaller, Filistin’in ekonomik ve siyasi olarak ayakta durmasını neredeyse imkânsız hale getirdi.</p>

<p>Bu durum yalnızca Filistin halkının dramı değildir. Aynı zamanda bütün bölgeyi sürekli bir gerilim ve istikrarsızlık ortamına mahkûm eden bir sorundur.&nbsp;</p>

<p>Lübnan da Filistin benzeri bir zulmü yaşamış ve ekonomisi de çökertilmiştir.</p>

<p>Büyük Soru?</p>

<p>Bütün bu örneklere baktığımızda ortaya çıkan soru şudur:</p>

<p>Türkiye’nin ticaret yaptığı, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirdiği ülkelerin neredeyse tamamı neden aynı kaderi yaşamıştır?</p>

<p>İran, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Filistin, Mısır, Lübnan&nbsp;</p>

<p>Bu ülkelerin her birinde yaşanan krizler yalnızca o ülkeleri değil, Türkiye’yi de ekonomik ve sosyal olarak etkilemiştir.</p>

<p>" Komşularınız yanarken sizin refah içinde yaşamanız mümkün değildir."</p>

<p>Bölgeniz sürekli savaş ve istikrarsızlık içindeyse ekonomik kalkınmanız da sınırlı kalır.</p>

<p>İslam coğrafyasının &nbsp;kaderi birbirine bağlıdır. 100 yıldır geleceğimizi, vizyonumuzu batıya endeksledik. NATO'ya girdik, AB'ye girmek için harcadığımız para ve enerji ile orta boy bir devlet kurulabilirdi, ABD' nin sözde stratejik ortağıyız ..?&nbsp;</p>

<p>Ne kazandık, neler kaybettik ?</p>

<p>Türkiye’nin gerçek kalkınması, yalnızca kendi sınırları içinde değil; komşu ülkelerle barış, istikrar ve ekonomik iş birliği kurabildiği ölçüde mümkün olacaktır.</p>

<p>Çünkü bölge halklarının huzuru ile Türkiye’nin refahı aynı zincirin halkalarıdır.</p>

<p>Küresel emperyalizmin sömürü düzeni; büyük bir sarsıntı ile çözülüyor, kırılıyor, çöküyor ve bitişe doğru gidiyor. Dünyamıza yeni bir küresel düzen gerekiyor.</p>

<p>Müslüman bilim otoritelerinin, siyasi güç sahiplerinin, alimlerin; yepyeni ve günümüzün tüm sorunlarına çözümler sunan; yeni bir adalet, yaşam ve ekonomi modelini oluşturmaları gerekir.</p>

<p>Bu çalışmalar şu anda islam aleminin en önemli işidir. Eminim bunu Allah ta istiyor ve Müslümanlardan bekliyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 11:34:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hakkın Yanında, Zulmün Karşısında Olmak</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/hakkin-yaninda-zulmun-karsisinda-olmak-613</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/hakkin-yaninda-zulmun-karsisinda-olmak-613</guid>
                <description><![CDATA[Hakkın Yanında, Zulmün Karşısında Olmak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün Bosna Savaşı sırasında, dünyanın gözü önünde Bosna Hersek’te bir soykırım yaşandı. Özellikle Srebrenitsa Soykırımı, insanlık tarihinin kara lekelerinden biri olarak hafızalara kazındı. Temmuz 1995’te birkaç gün içinde 8 binden fazla Boşnak sivil katledildi.&nbsp;</p>

<p>O günlerde hepimiz Bosnalı olduk.</p>

<p>Ben de Adana Bosna Dayanışma Grubu Başkanı olarak konferanslar, seminerler, yürüyüşler ve kermesler düzenledim. Adana’daki duyarlı insanlarla birlikte Bosnalı kardeşlerimize destek olmaya çalıştık.</p>

<p>Sonra Birinci Çeçen Savaşı ve devamındaki Çeçen direnişi gündeme geldi. Aynı duyarlılıkla bu kez Çeçenistan için sesimizi yükselttik. Hepimiz Cevher Dudayev’i ve onun direnişini destekledik.</p>

<p>Yıllar sonra Myanmar’da, Arakan bölgesinde yaşayan Müslümanlara yönelik büyük bir zulüm yaşandı. Yüz binlerce insan evlerinden sürüldü, yaklaşık bir milyon kişi Bangladeş’e sığınarak kamplarda yaşam mücadelesi vermek zorunda kaldı. O günlerde de Arakanlı olduk.<br />
Adanalı dostlarımızla birlikte uçağa binip 11 saat yol giderek o kamplara ulaştık. Adana’nın selamını ve desteğini oradaki kardeşlerimize götürdük.</p>

<p>Ardından 2013 Mısır Darbesi geldi. Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı kurulan komplo sırasında, direnen ve şehit olan binlerce Mısırlı ile gönül birliği içinde olduk.</p>

<p>Aynı şekilde Libya’da, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da ve Afrika’nın birçok bölgesinde yaşanan emperyalist saldırılar karşısında da mazlumların yanında durmaya çalıştık.</p>

<p>7 Ekim 2023’te başlayan ve “Aksa Tufanı Operasyonu” olarak anılan gelişmelerle birlikte, yıllardır süren Filistin trajedisi yeniden dünya gündemine girdi.<br />
1948’den bu yana devam eden işgal, sürgün ve saldırılar karşısında bu kez de Gazze için ses olduk. Şehirler yıkılırken, on binlerce insan hayatını kaybederken Gazze için dua ettik, yardım çağrıları yaptık, meydanlarda sesimizi yükselttik.</p>

<p>Bugün ise siyonizmin ve radikal evangelist siyasetin hedefinde İran var. Sivil insanların öldüğü saldırılar yaşanıyor, bölge yeni bir çatışma sarmalına sürükleniyor.</p>

<p>Bu nedenle bugün de İranlı olduk.</p>

<p>Sesimizle, yazılarımızla, dualarımızla mazlumların yanında olmaya çalışıyoruz.</p>

<p>Çünkü biz şuna inanıyoruz:<br />
Nerede ehli kıbleye, Müslümana ya da herhangi bir insana zulüm ediliyorsa, ona karşı çıkmak imanın gereğidir. Mazlumun mezhebine, ırkına, milliyetine bakmadan onun yanında olmak insan olmanın gereğidir.</p>

<p>Bugün İran’la dayanışma gösterenleri mezhepçilikle suçlayan küçük bir güruh var. Şunu iyi bilsinler ki tarihin yanlış tarafında duruyorlar. Çünkü bu mesele mezhep meselesi değil; hak ile zulüm arasında saf tutma meselesidir.</p>

<p>İran’ı destekleyen insanlar mezheplerini değiştirmiş değiller. Onlar sadece tevhid ve ümmet bilinci açık, aklı ve vicdanı diri insanlardır.</p>

<p>Ben de bu süreçte hakkın yanında olmaya çalışanlardan biriyim.</p>

<p>Gerçek şu ki, dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm ve emperyalist müdahale karşısında mazlumların yanında durmak insanlık onurunun gereğidir. Dün Venezuela’da yaşanan müdahale sırasında da dualarımız mazlumdan yana idi.</p>

<p>Çünkü biz şuna inanıyoruz:</p>

<p>Nerede zulüm varsa, nerede sömürü varsa, nerede soykırım varsa;<br />
dilleri, dinleri ve ırkları ne olursa olsun oranın insanı oluruz.</p>

<p>Olmalıyız.</p>

<p>Son olarak bir hatırlatma…</p>

<p>Dedikodu ve gıybet haramdır. Hele Ramazan ayında hiç yakışmaz.</p>

<p>Eğer kalbiniz mazlumdan yana tavır almaya elvermiyorsa, en azından zalimin işine yarayacak sözleri söylemeyin.</p>

<p>Susun.</p>

<p>Çünkü bazen susmak bile ateşe perde olabilir.</p>

<p>Hakkın ve hakikatin safında kalabilmek, her şeyden önce gelen bir sorumluluktur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 16:59:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ümmeti önceleyenler nasıl devletçi oldular?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/ummeti-onceleyenler-nasil-devletci-oldular-612</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/ummeti-onceleyenler-nasil-devletci-oldular-612</guid>
                <description><![CDATA[Ümmeti önceleyenler nasıl devletçi oldular?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanlar İslamcı düşüncenin en güçlü kavramı “ümmet” idi. Bu kavram yalnızca dinî bir birliktelik değil, aynı zamanda siyasi ve ahlaki bir idealdi. Müslümanların mezhep, ırk ve ulus-devlet sınırlarını aşarak ortak bir bilinç ve dayanışma içinde hareket etmesi gerektiği savunuluyordu.</p>

<p>Yüzyılın ikinci yarısında pek çok İslamcı düşünür bu fikri merkeze koydu. Seyyid Kutub, Ebu'l A'lâ Mevdudi ve Ali Şeriati gibi isimler, Müslüman dünyanın parçalanmışlığını eleştiriyor ve “ümmet bilinci”nin yeniden inşa edilmesi gerektiğini savunuyordu.</p>

<p>O yıllarda İslam dünyasının birçok yerinde bu fikir güçlü bir karşılık bulmuştu. 1979’daki İran İslam Devrimi yalnızca İran’ın iç meselesi olarak görülmemiş, birçok Müslüman tarafından ümmetin yeniden ayağa kalkışının bir işareti olarak yorumlanmıştı. Aynı şekilde Sovyet-Afgan Savaşı sırasında farklı ülkelerden gelen Müslümanların Afganistan’da bir araya gelmesi de bu ümmetçi heyecanın bir yansımasıydı. Bu heyecan Bosna ve Çeçenistan’daki Müslümanların kuşatılmaları sırasında da yaşanmıştı.</p>

<p>Ancak zaman geçti ve gerçeklik ideallerin önüne geçti.</p>

<p>Son otuz yıl içinde İslamcı hareketlerin düşünce dünyasında önemli bir dönüşüm yaşandı. Ümmet merkezli perspektif giderek zayıfladı; onun yerine mezhep, milliyet ve devlet çıkarları daha belirleyici hâle geldi. Bugün İslam dünyasında yaşanan pek çok tartışma aslında bu zihinsel daralmanın bir sonucudur.</p>

<p>Örneğin bugün İran üzerine yapılan tartışmalara bakıldığında mesele çoğu zaman İslam dünyasının ortak çıkarları üzerinden değil, mezhep veya devlet çıkarları üzerinden değerlendirilmektedir. İran artık birçok kişi için bir “İslam devrimi”nin sembolü değil, daha çok bölgesel güç mücadelesi veren bir devlet olarak görülmektedir.</p>

<p>Bu dönüşümde bazı tarihsel kırılmaların büyük rolü vardır.</p>

<p>2003’teki Irak Savaşı Ortadoğu’da Şii–Sünni gerilimini derinleştirdi. Bu gerilim yalnızca siyasi dengeleri değil, İslam dünyasının düşünsel atmosferini de değiştirdi. Mezhepsel fay hatları yeniden belirgin hâle geldi.</p>

<p>Ardından 2011’de Suriye’de başlatılan kirli olaylar bir süre sonra yine mezhep bulutu ile gölgelenmeye çalışılmıştı. Aslında her şey çok açıktı. Filistin halkının temsilcisi olan Hamas’ın bürosu Şam’da idi. Hamas’ın tüm ihtiyaçları, Gazze sorununun dünyaya duyurulması ve Gazze doğalgazı ile ilgili gerekli görüşmeler Suriye üzerinden yapılıyordu. Bu durum İsrail için önemli bir güvenlik riski olarak görülüyordu.</p>

<p>Gazze’ye ait olup İsrail’in ABD ve İngiltere ortaklığı ile çaldığı doğalgazın, boru hattıyla Suriye–Türkiye üzerinden Avrupa’ya nakledilmesi Beşşar Esad tarafından kabul edilmeyince iç savaş planı uygulamaya konmuş ve büyük felaketler başlatılmıştı. Bu sayede Rusya’nın Avrupa’ya doğalgaz satışını engelleme planları da suya düşmüştü.</p>

<p>Bütün bu emperyalist iştahın engellenmesi, Suriye hükûmetinin direnmesi ve Rusya ile İran’dan destek istemesi dahi mezhep üzerinden manipülasyona uğratılmak üzere medya marifetiyle kolayca çarpıtıldı. ABD ve İsrail tarafından oluşturulan ve fonlanan sözde Sünni gruplar, ABD çıkarlarına hizmet eden büyük çirkinlikler sergilediler. Elbette ki sonuç da aldılar.</p>

<p>Böylece İslamcı hareketler de giderek idealler yerine jeopolitik hesaplarla konuşmaya başladı.</p>

<p>Bugün gelinen noktada çok önemli bir zihinsel değişim yaşandığını görmek zorundayız. Bir zamanlar sorulan temel soru şuydu:</p>

<p>“Bu gelişme ümmetin lehine mi?”</p>

<p>Bugün ise çoğu tartışma şu soruya indirgenmiş durumda:</p>

<p>“Bu gelişme bizim tarafın lehine mi?”</p>

<p>Bu küçük gibi görünen değişim aslında büyük bir zihinsel dönüşümü ifade eder. Çünkü ümmet fikri geniş bir ufka işaret ederken, mezhep ve devlet merkezli bakış kaçınılmaz olarak düşünceyi daraltır.</p>

<p>Dolayısıyla bugün İran tartışmaları yalnızca İran’ı anlatmaz. Aynı zamanda İslamcı düşüncenin son otuz yılda geçirdiği dönüşümün de bir aynasıdır.</p>

<p>Belki de bugün yeniden sorulması gereken soru şudur:<br />
İslam dünyası yeniden ümmet ufkunu hatırlayabilir mi, yoksa mezhep ve devlet sınırları içinde düşünmeye devam mı edecektir?</p>

<p>Çünkü bu sorunun cevabı yalnızca bir ülkenin değil, bütün bir İslam dünyasının geleceğini belirleyecektir. Eğer bu şekilde düşünmeye ve davranmaya devam edilirse, ABD–İsrail bu savaşı bu yöntemle Körfez Arap ülkelerine veya bölgedeki diğer ülkelere, devlet olmak isteyen azınlıklara devredip çekilerek kolayca silah satan bir konuma geçebilir.</p>

<p>Bu durum ve Gazze’nin yalnız bırakılması, İslam milletlerinin (Allah korusun) topluca cehennem ehli olmasının sebebi olmaz mı?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 18:18:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsana rast gelesin!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/insana-rast-gelesin-611</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/insana-rast-gelesin-611</guid>
                <description><![CDATA[İnsana rast gelesin!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Başlıktaki ifade aslında bir&nbsp;duadır. Dua&nbsp;deyip geçmemek gerekiyor.&nbsp;Manevi boyutunun ötesinde&nbsp;aynı zamanda evrene gönderilmiş bir enerji olduğu için&nbsp;önemlidir. Mana aleminde&nbsp;karşılığı olduğu ve karşılık bulacağı muhakkaktır.&nbsp;Kabul olmuyorsa da onda da mutlaka bir hayır ve hikmet vardır.&nbsp;Tam teslimiyet&nbsp;en makul ve rasyonel yol olacaktır.&nbsp;</p>

<p>Birey olarak etrafımızda birçok kalabalıklar&nbsp;içinde çoğu zaman yalnız kaldığımız doğrudur.&nbsp;Görünüş olarak herkes insan olsa da&nbsp;kalpleri&nbsp;bilmiyoruz dolayısıyla kabın içindeki sızıntı&nbsp;ile ancak kişiler hakkında fikir sahibi oluyoruz.&nbsp;Ağzını açtığında, oturup kalktığında, hal, hareket, tavır ve üslubu&nbsp;ile ilk intiba ortaya çıkmaktadır.&nbsp;Fıtrat olarak&nbsp;saf ve temiz bir şekilde geldiğimiz bu dünyada; aile, çevre, &nbsp;arkadaş, ortam, coğrafya ve de içinde bulunduğumuz şartlar bizi biz yapmaktadır.&nbsp;Burada mukadderat dediğimiz kader çizgisinin yanı sıra cüzi irademizle&nbsp;bazı şeyleri lehimize çevirme imkânı da mevcuttur.&nbsp;İnsan olmak ve insan kalmak aslında zor değildir fakat&nbsp;gayrete tabidir.&nbsp;</p>

<p>Rast gelmek,&nbsp;aslında yine rastgele oluşan bir durum değildir.&nbsp;Yine bizim yaşantımız çerçevesinde ortaya çıkan&nbsp;bir&nbsp;olaydır.&nbsp;Hayatımız boyunca birçok insanla karşılaşmamız&nbsp;yine tesadüf değil, belki de tevafuktur.&nbsp;Karşılaştığımız insanların iyi olması&nbsp;aslında bizim&nbsp;iyiliğimizden bağımsız değildir.&nbsp;Aslında çanağımıza&nbsp;doğradıklarımızın kaşığımızda&nbsp;gelmesinden ibarettir.&nbsp;O yüzden de&nbsp;hayat felsefemiz hep faydalı ve yararlı insan olmak üzerine kurulmalıdır.&nbsp;Bu durum iyilik yapıp denize atmak&nbsp;gibi düşünülebilir. Balığın bilmesine ihtiyaç yok, dolayısıyla mutlaka Hâlık&nbsp;bilecektir.&nbsp;</p>

<p>Günümüzde bütün değerlerin yozlaştığı&nbsp;bir ortamda en önemli konu güven olmaktadır.&nbsp;Her şeyin çıkar, menfaat&nbsp;ve madde üzerinden döndüğü bir dünyada insan olmak ve insan kalabilmek neredeyse&nbsp;nadir element hükmündedir.&nbsp;Ekonomide&nbsp;“Nedret Kanunu”&nbsp;ne ise günümüzde&nbsp;insan olmakta o oranda nadir bulunmaktadır.&nbsp;Nadir olan kıymetli ve değerli olduğu için&nbsp;de eğer çevrenizde&nbsp;halen daha insan kalabilmiş birisine rastlarsanız onu; pamuklara, ipeklere,&nbsp;kaftanlara, bohçalara ve de&nbsp;atlaslara sararak muhafaza edin.&nbsp;Çünkü bunların sayısı tahmininizden bile daha azdır.&nbsp;Bu tür insanlar&nbsp;“Kutup Yıldızı”&nbsp;gibidirler. Onları büyük kalabalıkların içinde bile&nbsp;kolayca tanırsınız.&nbsp;</p>

<p>Sonuç olarak;&nbsp;insan olmak ve insan kalabilmek&nbsp;günümüzde&nbsp;ateşten gömlek giymek gibidir.&nbsp;Az olan bu insanlara&nbsp;rastlamak&nbsp;en büyük dua olarak&nbsp;herkese nasip olacak&nbsp;bir durum değildir.&nbsp;Hepimizin, “İnsana&nbsp;rast gelesin!” diye dua edecek&nbsp;birisine ihtiyacımız günümüzde her zamankinden daha fazladır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 18:04:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haçlı/Siyonist katiller İran\&#039;a saldırıyor</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/haclisiyonist-katiller-irana-saldiriyor-610</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/haclisiyonist-katiller-irana-saldiriyor-610</guid>
                <description><![CDATA[Haçlı/Siyonist katiller İran\'a saldırıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Ortadoğu projesinin en önemli kısmına geçildi. Siyonist- Haçlı güçler ittifakı, ilkesizce saldırıya geçti. Daha ilk gün bir ilkokulu vurarak 165 çocuğu vahşice katlettiler.</p>

<p>86 yaşındaki İmam Hamaney'i evinde torunuyla,&nbsp;aile bireyleri ve bazı çalışma arkadaşlarıyla şehid ettiler. Şehid Hamaney sığınağa inmeyerek, kaçmayarak islam dünyasına ve öteki dünya halklarına "mertçe" insani bir duruş sergiledi aslında...</p>

<p>İslam Dünyasının büyük kısmı bu hayasız ve orantısız saldırıyı münafıklaşmış ve aptallaşmış bir şekilde seyrediyor. Seyretmekle kalmayıp topraklarındaki üsler vasıtasıyla bizzat savaşa dahil oluyorlar.</p>

<p>Israil'e; &nbsp;petrol, gida, demir-çelik, &nbsp;envai türlü hammadde gönderilmesi artık sıradanlaştı. Haçlı/siyonist ittifakından alınan devasa borçlar ve kirli bagajlarla bir çok ülke zaten zelil durumda idi.<br />
Çoğu, bu şeytani güçlerle gizli açık işbirliği yapıyor maalesef. Yürekler acısı bir durum.</p>

<p>Afganistan'dı, Libya'ydı, Irak'tı, Suriye'ydi, Sudan'dı, Yemen'di , Mısır'dı, Bosna'ydı, Filistin'di derken, olay projenin odağındaki merkezi oluşturan İran ve Türkiye’ye dayandı.&nbsp;</p>

<p>15 Temmuzu püskürterek ilk vartayı atlatan Türkiye, Allah korusun İran düşerse, bin yıllık bir kin ile acımasız bir savaşla karşı karşıya kalabilir.</p>

<p>Tek çözüm İslam Birliği temelinde, yek vücut direniş iken, en başta Türkiye olmak üzere, Pakistan, Mısır ve Arap Dünyası ayrı durup yalpalıyor, sırasını bekleyen kurbanı oynuyor, direnen yalnız kalıyor. Son derece vahim ve trajik bir durum, böyle giderse her yer Gazze olacak gibi.</p>

<p>Her şey son derece açık, Siyo-Haçlı ittifakı, Osmanlı sonrası yakalamış olduğu tarihi fırsatı kaçırmak istemiyor. Netanyahu bunu açıkca söyledi.</p>

<p>Şu anda İran'a orantısız olarak saldıran &nbsp;Siyo-haçlı ittifaki postmodern firavun zihniyetiyle yeni bir dünya düzeni kurmak istiyorlar. Uzun zamandan beri üzerinde titizlikle çalışılan projeye Büyük Ortadoğu veya Büyük İsrail Projesi diyorlar.</p>

<p>İsrail, İbrahim anlaşmalarıyla birçok Arap ülkesiyle yakınlaşıyor. &nbsp; Ayrıca bölgedeki ülkelerdeki düşük teknolojili yatırımlara verdikleri aşırı borçlarla bağımlı hale getirdikleri yönetimleri kendilerine yaklaştıriyorlar. Bundan başka, &nbsp;teki ülke yöneticilerinin yanlış, yüz kızartıcı kayıtlarını arşivlemek israil istihbaratı için kolay ve sıradan işlerden.&nbsp;<br />
&nbsp;<br />
Ülkeler arasında mezhebi farklılıkları kaşıyorlar. Demokrasi, insan hakları, liyakat, adalet, egitim, üretim odaklı değil borca bağımlı yönetimleri tercih ediyorlar.&nbsp;</p>

<p>Bunun sonucunda; haritalar değişiyor, ülkeler bölünüyor, enerji kaynakları el değiştiriyor, yüksek teknolojili ürün üretimi, yazılım, sosyal medya, diğer medya kaynakları ele geçirilip tek elden yönetiliyor, finans birikiminin gücüyle ülkeler aşırı borçlandırılıp adeta esir alınıyor, Müslüman halklara ve nesillere yenilmişlik psikolojisi aşılanıyor, inanç temelleri sarsılıyor, halklara layık görülen yolsuzluklar, yoksulluklar ve enflasyonla devletlere olması gereken güven ve sadakat sarsılıyor.</p>

<p>İslam-Batı kavgası tarihsel olarak kritik bir noktaya gelmiştir, Trump/Netenyahu halkı Müslüman olan bolge ülkelerinden kesin itaat ve zillet istiyor. Direnmek en büyük suç sayılıyor.&nbsp;</p>

<p>İleride olası bir ÇİN-AMERİKA veya Rusya -Amerika &nbsp;savaşı için dev bir destek bölgesi inşaa etmek istiyor. &nbsp;Bu savaş platformunun adı BÜYÜK ISRAİL.&nbsp;<br />
Nükleer gücüyle, deniz, hava kuvvetleriyle, olağanüstü donanımlı dev bir savaş platformu.</p>

<p>Şimdi imtihanın en önemli safhasına yaklaşıyoruz.</p>

<p>Yoksa sizden öncekilerin çektikleriyle karşılaşmadan cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine yoksulluk ve sıkıntı çekmişler, öyle sarsılmışlardı ki peygamber ve yanındakiler, “Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?” demeye başladılar. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.*</p>

<p><em>*Bakara 214</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 16:37:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Müslüman ve Ramazan</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/musluman-ve-ramazan-609</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/musluman-ve-ramazan-609</guid>
                <description><![CDATA[Müslüman ve Ramazan]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Takvâ ve muttaki yaşayan Müslüman'ın Ramazan’da bir günü nasıl geçiyor, sorusu bu yazının konusu olacaktır. Böylece seküler bir insan ile olan mukayese ile de sosyolojik deneme tadında bir neticeye ulaşmak asıl amacı oluşturacaktır.</p>

<p>İnanç, itikat, aidiyet ve iman aslında insanın fıtratı ile kaim bir durumdur. Sosyal bir varlık olarak insan bir yere tabi olmak zorundadır. Bu durum aslında sığınılacak bir liman hükmündedir. İnananlar için bu dindir, inanmayanlar için ise materyalist birçok akım ve ideoloji olabilir. Bu durum Ramazan gibi özel günlerde daha net olarak ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>“Ununu eleyip, eleğini asmış” bir Müslüman Ramazan günlerinde âdeta kampa girmektedir. Askeri bir disiplin, çelik gibi bir irade, sarsılmaz bir iman ve de tavizsiz bir devamlılık ile tam bir sınavdır.</p>

<p>Gün, sahur ile başlamaktadır. İmsaktan en az bir hatta bir buçuk saat öncesinde kalkmaktadır. Kahvaltı hazırlanırken o teheccüt namazını kılar. Yemek sonrası günlük olarak okuduğu sureleri okumak durumundadır. Ezan ile birlikte sabah namazının sünnetini evde kılarak camiye gider. Namaz öncesinde okunan mukabeleye iştirak eder. Sonrası vaktin girmesi ile birlikte cemaatle farzı kılar.</p>

<p>Eve vardığında uyumak ve istirahat etmek söz konusu değildir. Güneşin doğmasından kırk beş dakika sonrasında işrak namazını kılar. Sonrasında kuşluk ve şükür namazlarını peş peşe eda eder. Bu arada yaklaşık bir saatlik bir uyku ile enerji depolar. Akabinde ev halkı ile birlikte tekrar bir cüz olmak üzere mukabeleye devam edilir.</p>

<p>Artık öğle vakti girdiği için abdestini tazelemek suretiyle tekrar mescidin yolunu tutar. Namaz sonrası yine mukabeleye katılır. Namaz çıkışı iftar için alışverişe en uygun zaman dilimidir. Eve vardığında akşam için hazırlık yapmak gerekir. Bütün bunlar olup biterken zaman hızla akmış ve ikindi vakti girmiştir bile tekrar caminin yoluna revan olunur.</p>

<p>İkindi ile akşam arasında kan şekeri düştüğü için fazla efor sarf edilmese bile mutfak yine boynunu bükerek sizi beklemektedir. Çok şükür bugün de iftara ulaştık. Ezanı beklerken duyulan mutluluğun tarifi yok. Sabır, şükür, teslimiyet, Allah’a olan yakınlık, geçmiş, gelecek ve dua derken ezanla birlikte dünya nimetlerine kavuşmanın zirvesi ile gönüller coşmaktadır.</p>

<p>İftar ile teravih arasında sadece bir buçuk saat var. Dolayısıyla sofrada çok fazla yayılma şansınız yok. Akşam, ardından evvabi namazı derken zaman dört nala gitmektedir. Namaz sonrası günlük okumalar derken çay içmeye yine zaman kalmadı.</p>

<p>Sırada yine camii ve teravih namazı var. Otuz üç rekâtlık namazı kılmak zorlasa da kaçış yok. Namaz sonrası eve geldiğinizde yine çok fazla oturma şansınız yoktur çünkü sahura kalkmak için yatmanız gerekiyor. Ve bu tempo ve döngü her gün bu şekilde devam etmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak; hiçbir seküler bu ritme ayak uydurmayacağı için onlara da hak vermek lazım (!) Bu kadar çok konfor alanı varken, dünyada karşılığı olmayan bir ütopya için; bedensel, zihinsel ve uhrevi bir çabaya ne gerek var diye kendilerini avutabilirler, bu da onların tercihidir; fakat ya ahiret ve hesap varsa?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Mar 2026 18:52:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Haçlı-siyon ittifakı ve bizim duracağımız yer </title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/hacli-siyon-ittifaki-ve-bizim-duracagimiz-yer-608</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/hacli-siyon-ittifaki-ve-bizim-duracagimiz-yer-608</guid>
                <description><![CDATA[Haçlı-siyon ittifakı ve bizim duracağımız yer ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ABD ve İsrail' in açık&nbsp;seçik ve net olarak başlattığı son Siyo-Haçlı seferinin hedefi bu sefer İran.&nbsp;</p>

<p>İran'dan sonraki hedefin TÜRKİYE olduğunu artık sağır sultan bile duyabiliyor, görebiliyor.&nbsp;</p>

<p>Süreç içinde; Afganistan, Mısır, Lübnan, Irak, Suriye, Filistin'de uygulanan bu şeytani Haçlı seferleri bu ülkelere bahar vaad ederek başlanılmıştı. Hedef &nbsp;ülke içindeki muhalif kesimleri kullanarak, kendi içlerinden terör örgütleri kurup, eğitip, donatıp vahşet boyutunda saldırılar yaptırarak amaçlarına maalesef ulaştılar.&nbsp;</p>

<p>Ülkeler bölündü, ekonomileri çöktü, &nbsp;halklar mahvoldu. Ölenler, sakat kalanlar, evlerini , mallarını yitirenlerin haddi hesabı olmadı.</p>

<p>Şimdi sıra İran'da ...</p>

<p>İran'ın 47 yıldan beri tüm ambargolara, düşmanlıklara, bilim ve devlet insanlarının infaz edilmelerine rağmen, nükleer ve füze üretimleri ile dogalgaz, petrol üretimlerinin boyutu uzun zamandan beri emperyalist, siyonist ceberrutları rahatsız etmekteydi.</p>

<p>İran'ın; Rusya, Çin, Kore ile girilen Şanghay isbirligi örgütü üyelikleri, dış ticarette dolar'ı artık kullanmamaları, Irak, Filistin ve Suriye'de ABD-İsrail planlarına ters tarafta durması, İsrail'in sapık idealleri, güvenlik endişesi, İran'ın siyonizme karşı çıkması, Epstein dosyasıyla israil'in kontrolüne girmiş Trump'u germiş ve savaş hazırlıklarını başlamıştı.</p>

<p>Savaş olur mu?&nbsp;</p>

<p>Olursa sonucu ne olur?</p>

<p>Öyle kolay da başlamaz, kolay da bitmez.&nbsp;</p>

<p>Amerika ve İsrail, &nbsp;bu savaşı başlatırsa büyük bedeller öder. Elbetteki İran'da büyük yıkım olabilir. Ama İran'ın kolay bir lokma olmadığını dunya çok iyi biliyor. İran halkının bu süreçte devletine sahip çıkacağını, içeriden oluşabilecek ihanetleri bertaraf edeceğine inanıyorum. 12 günlük savaşta edinilen deneyimler İran'ı ciddi hazırlıklara ulaştırdı.</p>

<p>Dünya müslümanları az bir istisna dışında İran'ı destekleyeceginden kuşkum yok. Bu açık siyo-haçlı küfür harekatı haksız, orantısız ve alçak emperyalist bir plandır.</p>

<p>Bu küfür planı, Allah'a, İslam dinine ve mensuplarına karşı kafirce &nbsp;açılmış bir savaştır. Zira başından beri bu planın tüm mazlumları müsluman halklar oldu.</p>

<p>Ülkemizdeki Amerikan üslerinin, Kürecik dinleme üssünün, hava sahamızın İran aleyhine kullanılması engellenmelidir.</p>

<p>Bugün kalplerimiz, dualarımız Gazze ve İran ile birlikte.</p>

<p>“Tarihin ve hakikatin doğru tarafında kalmak, insan olmanın, iman etmenin en ağır ama en yüce sorumluluğudur.”&nbsp;</p>

<p>Zalimin zulmü varsa mazlumun ALLAH'I VAR.<br />
Görelim Mevlam ne eyler!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 10:32:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bütün mesele köşe taşı olabilmek!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/butun-mesele-kose-tasi-olabilmek-607</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/butun-mesele-kose-tasi-olabilmek-607</guid>
                <description><![CDATA[Bütün mesele köşe taşı olabilmek!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Köşe taşı, bir duvar veya yapıda sağlamlık ve dayanıklılık için çok mühimdir. Binayı ayakta tutan ve onu taşıyan unsurların başında gelmektedir. Mecazi olarak ise bir fikrin, bir düşüncenin ve de bir idealin savunucusu olma durumunu ifade etmektedir.</p>

<p>İşte bu istikrar ve istikamet üzere Kastamonu gibi bir taşrada çıkan edebiyat dergisi ismini “Köşe Taşı” olarak taçlandırmak suretiyle yayın hayatına adım atmıştır. Mevsimlik olarak arzı endam eden dergi an itibariyle beşinci sayısına ulaşmış bulunmaktadır.</p>

<p>Taşra ve taşra dergiciliği çoğu zaman aşağılama amacıyla küçük görme aracı olarak kullanılsa da taşranın merkeze meydan okuması olarak da bakış açısına bağlı olarak farklı yorumlanabilir. Köşe Taşı her ne kadar taşralı olsa da yerelin ötesinde vizyonu ile ulusal yayın yapan bir süreli yayın konumundadır.</p>

<p>Kapağı, kuşe kağıt baskısı, ergonomik boyutları, sayfa düzeni ve mizanpajı ile teknik olarak mükemmele ulaşma yolunda her sayısında kendini sürekli geliştirmektedir.</p>

<p>Bunun dışında entelektüel ve geniş kadrosu ile edebiyatın ötesinde bir düşünce, fikir ve kültür dergisidir. Şiirden, denemeye, öyküden, hikâyeye, anıdan, hatıraya, incelemeden, araştırmaya, biyografiden, kitap tanıtımına kadar dopdolu bir mecrada sizi bekliyor olacaktır. Yani ez cümle tercih ve frekansınız ne olursa olsun mutlaka size hitap eden ve sizi sarıp sarmalayacak bir yazımla karşılaşmanız mümkündür. Lebalep ve 72 sayfalık bir macera sizi sizden alıp farklı zaman ve mekânlara sürükleyecektir.</p>

<p>Bugüne kadar çıkmış olan dört sayısını da eleştirel olarak okudum, inceledim ve de irdeledim. Bana bu imkânı sağlayan ve&nbsp; Köşe Taşı ile tanışmama vesile olan aynı zamanda derginin yazarlarından Sayın İsmail Karabıyıkoğlu abime huzurlarınızda teşekkürü borç bilirim. Bunun dışında bütün romanlarını büyük bir coşkuyla okuduğum Sayın Ali Emre Bey’in yayın danışmanı olması dergi için en büyük artı değer olduğu yine inkar edilemez. Derginin sahibi, genel yayın yönetmeni ve de editörü de kendilerini şimdilik tanımasam da ellerini taşın altına koyan bir avuç idealist şahsiyetler olduğu da su götürmez gerçekler olarak karşımıza durmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak; yaşadığım İzmir’de bile bu kalibrede sadece tek bir derginin mevcut olması bile mukayese açısından çok şey ifade etmektedir. Bu karşılaştırma bile Köşe Taşı’nın nasıl bir köşe olduğunu okuyucuların takdirine bırakıyorum. Her bir yazar ve yazı için görüş ve takdirlerim olsa da bütün bunları toplamak bir kitap hacminde olacağı için rasyonel olmayacaktır. Fakat kısaca sıradan insanlara ait sıradan; hikâye, öykü, hatıra, anı, menkıbe ve yerele ait kültür değerleri zevkle ve keyif alarak okuduğum yazılar olmuştur.</p>

<p>Köşe Taşı,&nbsp; edebiyat dünyasında önemli bir köşeyi tutmuş olmanın bahtiyarlığını ne kadar yaşasa azdır. Bir çocuk şarkısı, “Ilgaz, Anadolu’nun sen yüce bir dağısın!” diye başlıyordu, “Köşe Taşı” da yine edebiyat dünyasının yüce bir dergisi olarak Kastamonu’dan tüm Türkiye selam çakmaktadır. Bütün mesele bir Köşe Taşı olabilmekse şimdilik bunu başarmış gözüküyor, gerisi Allah kerim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 20:33:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orucunuz, yemek saatlerini değiştirmekten ibaret olmasın</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/orucunuz-yemek-saatlerini-degistirmekten-ibaret-olmasin-606</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/orucunuz-yemek-saatlerini-degistirmekten-ibaret-olmasin-606</guid>
                <description><![CDATA[Orucunuz, yemek saatlerini değiştirmekten ibaret olmasın]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün emperyalist yamyamlar, Afrika'da nasıl sömürü yapıtılarsa, insanları öldürüp, mallarına el koydularsa, emeklerini, canlarını nasıl heba ettilerse &nbsp;bugün İsrail ve arkasındaki güçler aynısını yapıyor.</p>

<p>Filistin'in anasının ak sütü gibi helal ve kendilerine ait Gazze petrol-doğalgaz kaynakları, bereketli toprakları, verimli tarım alanları, olağanüstü sahilleri emperyal ceberrutların iştahını kabartıyor.&nbsp;</p>

<p>Gazze'nin ; dogalgazı, bereketli ekili bahçeleri, tarlaları çalınıp, işletiliyor. Gazze sahillerine oteller, moteller , kumarhaneler yaparak orayı kumar, uyuşturucu &nbsp;ve fuhuş merkezi yapmak için projeler hazırlanıyor.</p>

<p>Cinayetler, bombalamalar, tecavüzler, hırsızlıklar, yalanlar, algı, soykırım ... bütün hızıyla devam ediyor.&nbsp;</p>

<p>Başta Amerikalı, güçlü ama akılsız hristiyanlar olmak üzere dünyanın her yerinden israil'e yardım ve destek yağdırıyorlar. Körfez arapları, İslam aleminin soysuzları bu destek kervanına dahil oluyorlar.</p>

<p>Şeytanistan ve Şeytanyahu'ya gemilerle; gıda, çimento, demir-çelik, &nbsp;petrol ve diğer ihtiyaç malzemeleri büyük oranda halkı Müslüman ülkelerden sağlanıyor.</p>

<p>Biz hâlâ seytani markalara boykotta %10 ları geçebilmeye çalışıyoruz...&nbsp;</p>

<p>Ramazan ayı geldi reklamların hakim firmaları yine soykırım destekçisi olanlar... &nbsp;Yiyecegiyle, içecegiyle duygusal bir atmosferle 100 yıldır çökertmeye çalıştıkları kalabalık aile masası ile, huzurlu aile argümankarıyla ekranlardalar.&nbsp;</p>

<p>Yersen?<br />
İçersen?<br />
Kullanırsan?</p>

<p>Artık yorulduk akıllarını yeterince kullanmayan &nbsp;taifeye gerçekleri haykırmaktan. Ama nafile...</p>

<p>Ve ucuzca, kolayca cenneti hayal edebiliyoruz.</p>

<p>Aslında yepyeni bir din çıktı ortaya. Beşeri, şeytani bir din. Yani &nbsp;şeytanın dolaylı olarak ilahlaştırıldığı tüm zamanların en büyük sapkınlığı. Liderliğini siyonistlerin yaptığı, israil'in önümüzdeki bin yılın en önemli kutsal merkez olmasını destekleyen; büyük projelerle, savaşlarla, yazılımlarla, virüslerle, genel ve sosyal medya ile, diziler, çizgi filmler ve filmlerle, ilaç, gübreler, tohumlar ve tarımsal/endüstriyel üretimlerle insanlığın kontrol altında tutulduğu &nbsp;yeni bir kölelik sistemi. Bu dine inanan, seçkin olduklarını sanan, kendi dinlerinden sıkılan; &nbsp;hristiyanlar, müslümanlar, yahudiler hatta ateistler, &nbsp;deistler bile var.&nbsp;</p>

<p>Epstein de, Trump ta, Netenyahu da, Suud da, BAE de, Ürdün de &nbsp;bu dinin tezahürlerinin sonuçları aslında.</p>

<p>Şeytana/nefsine itaat edenlerin, haram kazançlarla kazandıkları olağanüstü servetlerle efendilerine sadakat gösterenlerin yaşayabilecekleri yeni bir dünya. Cennet hayalleri bile sapkınca. Çocuk tecavüzleri, bebek kanı içme ritüelleri, lbgt i, hayvanlarla evlilik, uyuşturucu sapkınlikları...bu sahte cennetin rezilliklerinden bir kaçı sadece.</p>

<p>Herşeyi hesaplamışlar ancak Allah'ı ve gerçekten iman edenlerle, kalbinde hâla insanlık taşıyanları unutmuşlar.</p>

<p>Gazze'den, Gazze'liden, Gazze'yi destekleyenlerden, islami bilinç sahiplerinden, insani değerlerini yitirmeyenlerden, düşünenlerden,<br />
zulme direnenlerden, kendilerinden uzak duranlardan, bu şeytanların mallarını boykot edenlerden... bunun için nefret ediyorlar.</p>

<p>Allah'ın vaadi haktır.</p>

<p>" İnkâr edenlere de ki: Yakında mağlûp olacaksınız ve cehenneme sürükleneceksiniz. Orası ne kötü bir kalma yeri! "</p>

<p>Allah'ın bizim aç kalmamıza hiç ihtiyacı yok. Aksine bizim bu ayda kendimizi tutarak, dizginleyerek, kontrol altına alarak, kendimizi bütün benliğimizle, imanımızla yönetmeyi öğrenerek yaşamalıyız.</p>

<p>Düşünerek, aklederek, gerekiyorsa yaşantımızın sayaçlarını sıfırlayarak hayatımızın &nbsp;kalan kısmını yaşadığımız geçmişten daha iyi yaşamaya gayret edersek iyi bir Ramazan geçirmiş olabiliriz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 07:52:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ramazan ve oruç; bireysel ve toplumsal dönüşüm ayıdır</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/ramazan-ve-oruc-bireysel-ve-toplumsal-donusum-ayidir-605</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/ramazan-ve-oruc-bireysel-ve-toplumsal-donusum-ayidir-605</guid>
                <description><![CDATA[Ramazan ve oruç; bireysel ve toplumsal dönüşüm ayıdır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ramazanın kokusu, sesi, ruhu duyulmaya başladı. Rabbim nasib ederse, 19 Şubat perşembe günü ilk orucumuzu tutuyoruz.&nbsp;</p>

<p>Ramazan yaklaşırken, insanın hem kendisiyle hem de Rabbiyle yeniden yüzleştiği bir zaman dilimine giriyoruz. Oruç, sadece aç kalmak değil; bir bilinç, bir arınma ve bir yeniden inşa sürecidir. Belki de bu Ramazan hayatımızın en buyuk fırsatıdır. Kur’an’ın ifadeleriyle Ramazan ve oruç, hem bireysel hem toplumsal bir dönüşüm çağrısıdır.</p>

<p>Kur’an’da Oruç:&nbsp;<br />
Oruçla ilgili en temel ayet, Kur’an-ı Kerim’de yer alan şu ilahî hitaptır:</p>

<p>“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki takvâya erersiniz.” (Bakara, 2/183)</p>

<p>Bu ayet, orucun iki önemli boyutunu ortaya koyar:</p>

<p>Oruç, insanlık tarihinin kadim bir ibadetidir; yalnızca Müslümanlara özgü değildir.</p>

<p>Nihai hedef “takvâ”dır; yani Allah bilinci, sorumluluk duygusu ve iç denetim.</p>

<p>Yine aynı sûrede Ramazan ayı şöyle tanımlanır:</p>

<p>“Ramazan ayı ki, insanlara yol gösterici, doğruyu ve yanlışı ayırt edici olarak Kur’an o ayda indirilmiştir…” (Bakara, 2/185)</p>

<p>Demek ki Ramazan, sadece açlık ayı değil; vahyin, rehberliğin ve bilinçlenmenin ayıdır.</p>

<p>Oruç: Nefsin terbiyesi ve İrade eğitimidir. Oruç, insanın en temel dürtülerini – yeme, içme, arzu – belirli bir süreliğine kontrol altına almasını ister.&nbsp;</p>

<p>Bu yönüyle: İrade terbiyesi, nefisle yüzleşme, iç disiplin eğitimidir.</p>

<p>Modern çağın en büyük krizlerinden biri ölçüsüzlüktür: tüketimde, paylaşımda, arzuda, konuşmada, öfkede…&nbsp;</p>

<p>Oruç, insana “dur” demeyi öğretir. Aç kalmak, sadece mideyi değil; dili, gözü, kalbi de eğitmelidir. Gerçek oruç, sadece sofradan değil; kötülükten, haksızlıktan ve israftan da uzak durmaktır.</p>

<p>Orucun toplumsal boyutları: Empati ve Adalet Bilinci</p>

<p>Oruç, sosyal adaletin vicdanî zeminini güçlendirir. Gün boyu aç kalan insan, yoksulun hâlini daha derinden hisseder. Açlık, bir empati köprüsüne dönüşür.</p>

<p>Bu nedenle Ramazan: paylaşma ayıdır. Zekât ve sadakanın yoğunlaştığı, toplumsal dayanışmanın zirveye ulaştığı bir iklimdir.</p>

<p>Açlığı tatmayan bir toplum, yoksulluğu anlayamaz. Oruç, zengini fakirin dünyasına davet eden ilahî bir pedagojidir.</p>

<p>Oruç ve Sağlık: Bedensel Faydalar<br />
Modern bilim de aralıklı açlığın (intermittent fasting):</p>

<p>Metabolizmayı düzenlediğini, hücre yenilenmesini desteklediğini, sindirim sistemini dinlendirdiğini, Insülin hassasiyetini artırdığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Elbette oruç bir “diyet programı” değildir; ancak ruhî ve manevî hedeflerinin yanında bedensel arınmaya da katkı sağlar. Ölçülü ve bilinçli bir sahur-iftar düzeni, hem ibadeti hem sağlığı destekler.</p>

<p>Ramazan, insanın kendi hayatına şu soruları sorması için bir fırsattır:</p>

<p>-Hayatımın merkezinde ne var?<br />
-Tüketim mi, bilinç mi?<br />
-Gösteriş mi, samimiyet mi?<br />
-Dünya mı, ahiret mi?</p>

<p>Oruç, insanı sadeleştirir. Gürültüyü azaltır. Kalbi berraklaştırır. Gün boyu süren sabır, akşam ezanıyla birlikte bir şükür patlamasına dönüşür. Bu, sadece sofraya değil; hayata şükürdür.</p>

<p>Oruç aç kalmak değil, bir bilinçtir.</p>

<p>Ramazan, aç kalarak toklaşmanın; susarak arınmanın; sabrederek güçlenmenin ayıdır. Oruç, insanı zayıflatmaz; bilakis ruhen güçlendirir.</p>

<p>Eğer Ramazan sonunda:</p>

<p>-Daha merhametli,<br />
-Daha ölçülü,<br />
-Daha adaletli,<br />
-Daha iyi ve bilinçli bir insan olabiliyorsak,</p>

<p>işte o zaman oruç maksadına ulaşmıştır.</p>

<p>Ramazan, güzelliğe ve Allahın rızasına doğru atılan bir adımdır. Ve belki de insanın kendine doğru çıktığı en hakiki yolculuktur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 10:17:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mutfak, evin nesidir?</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/mutfak-evin-nesidir-604</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/mutfak-evin-nesidir-604</guid>
                <description><![CDATA[Mutfak, evin nesidir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlunun en temel gereksinimlerinden birisi de barınma ihtiyacıdır. Yaşadığı coğrafyaya bağlı olarak farklı yaşam alanları oluşturmak hayatın gerçekleri ile bağdaştığı için de tecrübeye bağlı olarak en ideali ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Yaşam alanını aynı zamanda farklı bölümlere ayırmakta yine ihtiyaç ve işlevsellik açısından kaçınılmazdır. Bu paylaşımda belki de evin en önemli unsuru olan mutfak çoğu zaman es geçilmektedir. Salon ve diğer odalar son derece geniş tutulurken geriye kalan alan ne ise o da mutfak olarak tanzim edilmektedir.</p>

<p>Oysaki özellikle ev hanımlarının hayatı mutfakta geçtiği için buraların son derece ferah ve geniş alanlar olması şarttır. Kahvaltı ile başlayan maraton öncesi ve sonrasıyla başlamış bulunmaktadır. Öncesi hazırlık, kahvaltının yapılması, bulaşık derken günün yarısı geçmiştir. İki öğün yemek yeseniz bile sonraki öğün için en azından hazırlık yapmak akabinde de yemeği hazırlamak kaçınılmazdır. Günün yarısı mutfakta geçti fakat siz halen daha buradasınız. Mevsimine göre; reçel, turşu, tatlı, tuzlu derken gelecek günler için hazırlık ile vakit ikindiyi buldu. Daha mutfaktan çıkmadan derken akşam yemeği hazırlık, yemek, bulaşık derken mutfaktan çıkamadan gün bitti. Ve bu hengame rutin olarak her gün devam ederken &nbsp;bu tempoya bırak insanı makine bile dayanmaz!</p>

<p>Bütün günü mutfakta geçen hanımlar için bu mekânların en azından geniş ve ferah olarak tasarlanmış olması elzemdir. Cephesi ve manzarası ile gün ışığı aynı zamanda fonksiyonelliği ile bir cazibe köşesi olmalıdır. Tüm zaman burada geçirildiği göz önüne alındığında; oturma gurubu, radyo, televizyon, ses sistemi, klima, havalandırma ve servis masası olmak durumundadır. Hem oturma odası hem de mutfak olarak tüm aile üyelerinin birlikte zaman geçirecekleri bir ortam ve ambiyans oluşturmalıdır. Bu konuda hem mimar hem de müteahhitlerin ihtiyaçları göz önünde bulundurması buna göre uygulama yapmaları ev hanımlarını mutlu etmenin ötesinde onların duasına da mazhar olacaklardır. Trend, konsept, moda, temayül bu diyerek insanlara ergonomik olmayan konutları dayatmak insanlık suçu olmaktır.</p>

<p>Sonuç olarak; mutfak, evin kalbidir. Sağlıklı bir bünye için kalp sağlığını korumak nasıl gerekli ise mutfakta o hükümdedir. En ağır işçilik olan ev hanımlarının hayatını kolaylaştırmak toplum sağlığı için de gereklidir. Grevi, toplu sözleşmesi, sendikası ve de ücreti olmayan ev hanımları bari mutfakta mutlu olsunlar. Ataerkil bir toplumda kadının yeri yokken bari evde mutlu olacakları mutfakları olsun! Çok şey mi istiyorlar?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Feb 2026 08:01:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarihin, hakkın, hakikatin tarafında kalabilmek</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/tarihin-hakkin-hakikatin-tarafinda-kalabilmek-603</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/tarihin-hakkin-hakikatin-tarafinda-kalabilmek-603</guid>
                <description><![CDATA[Tarihin, hakkın, hakikatin tarafında kalabilmek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Zaman değişir, güç el değiştirir; fakat insanın gerçek değeri, tarihin ve hakikatin doğru tarafında durup duramadığıyla ölçülür.</p>

<p>“Tarihin ve hakikatin doğru tarafında kalmak, insan olmanın, iman etmenin en ağır ama en yüce sorumluluğudur.”&nbsp;</p>

<p>Çünkü tarih, yalnızca kazananların yazdığı bir kronoloji değil; aynı zamanda insanlığın vicdan terazisidir. Güçlü olanın değil, haklı olanın kim olduğuna dair nihai hüküm çoğu zaman zamanın süzgecinden geçerek verilir.</p>

<p>Tarih boyunca niceleri güçlerinin sarhoşluğuyla kendilerini mutlak ve dokunulmaz sandılar.</p>

<p>Firavunlar, Nemrutlar, Sezarlar, şahlar, krallar mutlak güç vehmiyle hareket ettiler. Dönemlerinde korku saldılar, itaat topladılar, hatta alkışlandılar. Fakat zaman ilerledikçe onların isimleri zulümle anılırken; karşılarında duranların isimleri onurla, direnişle ve hakikatle birlikte zikredildi.&nbsp;</p>

<p>Hz. Musa’nın karşısındaki Firavun bugün bir ibret sembolüyken, Musa bir özgürlük ve adalet çağrısının temsilcisidir. Güç ile hakikat arasındaki bu gerilim, insanlık tarihinin değişmeyen sahnesidir.</p>

<p>Hz Muhammed AS, Mekke oligarşisine karşı durup, hakim köle düzenine, zulüm düzenine LÂ dediğinde yanında olanlardan olurmuydun?&nbsp;<br />
Şehrini, mallarını, sevdiklerini bırakıp onunla hicret eder miydin ?</p>

<p>Ya peygamberin Gadir Hum'da onbinlerce sahabeyi toplayıp, kendi mevlalığının* yanına layık gördüğü Ali'yi yalnız bırakırmıydın?</p>

<p>Hz Ali'nin ugradığı haksızlıklar, yaşadığı ihanetler onu asla hakikatin yanında durmaktan alıkoyamadı.<br />
Hz.Ali; "Boğazımda kemik, gözümde diken vardı; sabrettim.” diyordu. Nehcü’l-Belâğa’da. (Şıkşıkıyye Hutbesi).</p>

<p>Ya Hz. Hasan'ın olgunluğu ve vakarı? &nbsp;</p>

<p>Hz Hüseyin de, tüm sevdiklerini bir bir kaybetmişti kerbela'da. Hepsi hakkın/hakikatin tarafında kalmak uğrunaydı. Islam toplumu nüfus olarak milyona yaklaşmışken 73 kişiyle vuruşmuştu hakikat düşmanlarıyla.&nbsp;</p>

<p>Hz Zeynep'i de unutma ?Peygamber kızları ve çocuklarıyla sehir şehir rezilce dolaştırılıp tarihin alçak figuranları tarafından zafer göstergesi olarak sergilenirlerken asla teslim olmamışlar, hakkı haykırmışlardı.<br />
Peygamber evlatları, dostları ve has bağlıları hep tarihin dosdoğru ve hakikat tarafında yer aldılar.</p>

<p>Modern çağda da manzara farklı değildir. 20. yüzyılda totaliter rejimlerin arkasında milyonlar yürüdü; fakat bugün insanlık, zulmün değil direnenlerin tarafında yer almayı bir erdem sayıyor.</p>

<p>&nbsp;Güney Afrika’da apartheid rejimi yıllarca hukuki meşruiyet iddiasıyla ayakta kaldı; fakat hakikat Nelson Mandela’nın hücresindeydi.&nbsp;</p>

<p>Berlin Duvarı yıkıldığında yalnızca bir beton blok değil, hakikate sırt çeviren bir zihniyet de çöktü.</p>

<p>Bugün Gazze'de, Filistin'in tamamında, Lübnan'da, Çin Türkistan'ında, Sudan'da, Myanmar'da, Bosna'da,Çeçenistan'da yaşanan soykırımlar, cinayetler, işgaller, sivillere karşı işlenen suçlar tüm dünyanın gözleri önünde, adeta naklen izlenirken tarafsız kalmak , sessiz kalmak, cılız kınamalarla günü geçiştirmek tarihin en kötü ve yanlış tarafında olmaktı.</p>

<p>Hakikatin tarafında kalmak çoğu zaman bedel gerektirir.&nbsp;</p>

<p>Çoğunluğa karşı azınlıkta kalmayı, konforu terk edebilmeyi, hatta yalnızlaşmayı göze alabilmek kimlere nasib olur?&nbsp;</p>

<p>Uhud’da ganimet uğruna yerini terk edenlerin kısa vadeli kazancı, uzun vadeli bir ibret sahnesine dönüşmüştü. Bu örnek, dünyevî çıkar ile ilkesel duruş arasındaki tercihin her çağda yeniden yaşandığını gösterir.</p>

<p>Bugün de soru aynıdır: Gücün, çıkarın ve popüler rüzgârların mı yanında duracağız?</p>

<p>Yoksa zamanın; hlak, adalet, merhamet, liyakat, ekonomi testinde negatif tarafında mı yer alacağız?</p>

<p>Tarih, geçici galibiyetleri değil; kalıcı doğruları kayda geçirir. İnsan için asıl mesele, alkışın tarafında değil, hakikatin safında kalabilmektir.</p>

<p>Çünkü nihayetinde zaman değişir, dengeler değişir, iktidarlar değişir. Değişmeyen tek ölçü, insanın hangi tarafta durduğudur.</p>

<p>*Mevlâ&nbsp;sözlükte; "dost, yardımcı, koruyucu, sahip, efendi, yetkili, lider, yönetici, siyasal ve dinî otorite sahibi” demektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 14:08:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana Sanayisi Neden Geriye Düştü?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-sanayisi-neden-geriye-dustu-602</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-sanayisi-neden-geriye-dustu-602</guid>
                <description><![CDATA[Adana Sanayisi Neden Geriye Düştü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana, Türkiye’nin sanayileşme hikâyesine en erken dâhil olmuş kentlerden biridir. 1864’te kurulan ilk çırçır fabrikasıyla başlayan üretim serüveni, kenti yalnızca bir tarım havzası değil, aynı zamanda bir sanayi merkezi haline getirmiştir. Pamuk, fabrikalaşma, ihracat ve istihdam… Adana’nın sanayi kimliği, yüz yılı aşkın bir tarihsel birikimin ürünüdür.</p>

<p>Ancak bugün şu soruyu sormak zorundayız:<br />
Bu köklü sanayi kenti neden sanayi alanı büyüklüğünde geriye düştü?</p>

<p>2010 yılında Adana, Türkiye’deki toplam karma ve ihtisas OSB alanlarının %5,1’ine sahipti. Bu oranla ülke genelinde ikinci sıradaydı. Aradan geçen 16 yılda Türkiye sanayisi büyüdü, OSB’ler genişledi, yeni ihtisas bölgeleri kuruldu. Ne var ki Ocak 2026 itibarıyla Adana, faal OSB alan büyüklüğü sıralamasında 12’nci sıraya geriledi.*</p>

<p>*(Eğer sanayi parseline dönüştürülememiş 6.000 dönümü ve ilçe OSB'lerini düşersek sıralama 25.nciliğe kadar düşer.)&nbsp;</p>

<p>Bu düşüş bir tesadüf değil.</p>

<p>Diğer Kentler Büyürken Adana Yerinde Saydı...</p>

<p>2010–2026 döneminde 14 il, OSB alan büyümesini Adana’nın üzerine taşıdı. Ankara, Bursa ve İzmir gibi sanayi kentleri bu süreçte 10’un üzerinde yeni OSB’yi devreye aldı. Bazı şehirler ise daha farklı bir yol izledi. Gaziantep, OSB sayısını artırmadan mevcut 5 OSB alanını yaklaşık %250 oranında genişletti.&nbsp;</p>

<p>Adana ise bu iki yöntemin de gerisinde kaldı.</p>

<p>Bu dönemde kentte yeni OSB ler de açıldı. Mevcut OSB’lerin alan genişletme performansı da sınırlı kaldı. Özellikle Adana’nın sanayi omurgasını oluşturan Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi, Türkiye genelindeki OSB alan genişleme hızının ancak yaklaşık üçte biri oranında büyüyebildi. Doğal olarak üretim rakamları ve ihracatta bundan olumsuz etkilendi.</p>

<p>Sonuç kaçınılmazdı:<br />
Toplam OSB alanı büyümedi, sıralama düştü, yatırım rekabeti zayıfladı.</p>

<p>Hacı Sabancı OSB Aynaya Bakmalı !</p>

<p>Adana Hacı Sabancı OSB, kentin sanayi gücünün kalbidir. Ancak 2010–2026 kıyası, bu kalbin yeterince hızlı atmadığını gösteriyor. Altyapısı hazır olmayan alanlar, yatırımcıya açılamayan parseller ve genişleme konusunda gecikmiş kararlar, Adana’nın sanayi ivmesini yavaşlatmıştır.</p>

<p>Bugün mesele sadece “yeni OSB kuralım mı?” sorusu değildir.<br />
Asıl mesele şudur:<br />
Mevcut OSB alanlarını ne kadar stratejik, planlı ve hızlı şekilde yatırıma açabiliyoruz?</p>

<p>Sanayi Kimliği Hatıra Değil, Sorumluluktur</p>

<p>Adana’nın sanayi geçmişi bir övünç vesilesidir; ama tek başına yeterli değildir. Sanayi kimliği, geçmişten devralınan bir hatıra değil, bugünde taşınması gereken bir sorumluluktur. Eğer bu sorumluluk yerine getirilmezse, köklü şehirler hızla kenara düşer.</p>

<p>Adana’nın yeniden sanayi liginde üst sıralara çıkabilmesi için:</p>

<p>-Mevcut OSB'nin alan kapasitesini artırması,</p>

<p>-Bu alanlarda altyapıyı bir an önce tamamlayarak yatırımcıya açması,</p>

<p>•⁠ &nbsp;⁠İlerleyen zamanlarda yeni sanayi parsellerini de üretmek zorundadır.</p>

<p>Hacı Sabancı OSB, Adana'nın &nbsp;büyümesinin lokomotifidir. İstihdamın ve ihracat artışının kaynağıdır.&nbsp;</p>

<p>Aksi halde Adana, sanayileşmeyi erken başlatmış ama sürdürememiş şehirler arasında anılacaktır.</p>

<p>Ve bu durum, bu kente yakışmamaktadır.</p>

<p>Not: Bu yazının hazırlanmasında KPMG uluslararası araştırma &nbsp;ve denetim şirketinin Adana raporundan yararlanılmıştır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 11 Feb 2026 19:23:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan, haklarıyla insandır!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/insan-haklariyla-insandir-601</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/insan-haklariyla-insandir-601</guid>
                <description><![CDATA[İnsan, haklarıyla insandır!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan; akıllı, düşünen ve vicdanlı bir varlıktır. Ve yine diğer tüm varlıklar insanın hizmetine sunulmuştur. İnsan aynı zamanda onur sahibidir. Onurunu korumak ise en temel hakkıdır.</p>

<p>Tüm insanlar anasından masum ve günahsız olarak doğmaktadır. Sırf insan olarak doğduğu için de temel bazı haklara sahiptir. Bunların başkaları tarafından gasp edilmesi veya engellenmesi ise insan haklarının ihlalidir. Günümüzde evrensel olarak tanımlanmış olan beyannameler ile en temel hakları güvenceye alınmış, anayasalara konulmuş olsa da bunlar tam bir koruma sağlamaktan uzaktır.</p>

<p>Özgürlük, eşitlik, barınma, beslenme, güvenlik haklarının yanı sıra serbest düşünme, kendini ifade etme, sivil toplum örgütü oluşturma gibi pek çok haklar pek çok ülkede tam olarak gerçekleşmiş değildir.</p>

<p>İnsan, &nbsp;haklarına sahip olduğu oranda insandır. En küçük bir hakkı bile elinden alınıyorsa bu durum hem hukuki olarak hem de vicdani olarak kabul edilebilir değildir. İnanç veya kültür temelli olarak ortaya çıkan uygunsuzlukları hiç bir anayasa ve beyanname bertaraf edemez. Ortaya konan yasa ve yasaklar sadece kağıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. Mesela Hindistan gibi büyük bir ülkede halen daha kast sistemi vardır ve insanlar bağlı bulundukları kastın dışındakilerle ilişki kurması onları aşağılık durumuna düşürmektedir. Daha somut bir örnek olarak, günümüzde yasal olarak yasaklanmış olsa bile ölen erkeğin dul karısı da kendisi ile birlikte yakılmaktadır. Bunun kadın için en hayırlısı olduğu inancını değiştirmeniz mümkün değildir. Yine aynı ülkede evlenen kadının kocasının evine çeyiz getirmemesi öldürülmesi için yeterli bir sebep oluşturmaktadır. Buna benzer dünyanın pek çok köşesinde benzeri insan haklarına ihlaline rastlamak sürpriz değildir. Böyle bir dünyada insan ve hakkını korumak mümkün müdür?</p>

<p>İnsan hakları konusunda İslâm’ın ortaya koyduğu seviye ise 1400 yıl öteden bile günümüzde bile güncelliğini korumaktadır. “Bir insanı haksız yere öldürmenin tüm insanlığı öldürmek gibi olduğu! veya&nbsp; töremiz, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!” felsefesi yaşadığımız toplumun medeniyet seviyesini göstermesi açısından çok mühimdir.</p>

<p>Sonuç olarak; insana sırf insan olduğu için en temel haklarını vermek elzemdir. Bunun lamı cimi yoktur. En temel hakları şartlara bağlamak en büyük hak ihlalidir. Allah indinde bile üstünlük sadece takvada olduğu düşünüldüğünde insanların çeşitli gerekçelerle kul hakkına girmeleri ne hazindir. Herkes cehenneme kendi ateşini götürdüğünü anladığında bu dünya daha müreffeh ve yaşanılır olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 07:45:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana Gerçeği: Yatırım iştahı düştü..!</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-gercegi-yatirim-istahi-dustu-600</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-gercegi-yatirim-istahi-dustu-600</guid>
                <description><![CDATA[Adana Gerçeği: Yatırım iştahı düştü..!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yatırım İştahı Nedir?<br />
Neden Kaçar?<br />
Nasıl Geri Gelir?&nbsp;</p>

<p>Aslında Adana'nın en önemli sorunu budur.&nbsp;</p>

<p>Son yıllarda sıkça duyduğumuz ama çoğu zaman tam olarak ne anlama geldiğini düşünmediğimiz bir kavram var: yatırım iştahı.</p>

<p>Basitçe söyleyelim:<br />
Yatırım iştahı, bir sanayicinin, bir girişimcinin ya da bir yatırımcının “Bu şehirde, bu ülkede yatırım yapmaya değer” deme halidir.<br />
Geleceğe güvenmesidir.<br />
Risk alabilme cesaretidir.</p>

<p>Yatırımcı yatırım yaparken şuna bakar:<br />
“Paramı buraya koyarsam büyür mü, yoksa erir mi?”</p>

<p>Eğer bu soruya gönül rahatlığıyla “büyür” cevabı veriyorsa iştah vardır. Tereddüt ediyorsa iştah düşmüştür. Kaçıyorsa iştah bitmiştir.</p>

<p>Yatırım iştahı hangi durumlarda artar?</p>

<p>Yatırımcıyı heyecanlandıran şeyler aslında çok nettir:</p>

<p>●Uygun fiyatlı ve hazır sanayi arsası</p>

<p>●Öngörülebilir kurallar, sürprizsiz mevzuat</p>

<p>●Ucuz ve kesintisiz enerji</p>

<p>●Lojistik kolaylık</p>

<p>●Nitelikli işgücü</p>

<p>●Bürokrasiyle kavga etmeden iş yapabilme imkânı</p>

<p>●Yerel/OSB &nbsp;yöneticilerin yatırımcıyı “yük” değil “değerli” görmesi</p>

<p>Bunlar varsa yatırımcı gelir.<br />
Bunlar güçlüyse yatırımcı büyür.<br />
Bunlar süreklilik arz ediyorsa yatırımcı kalıcı olur.</p>

<p>Yatırım iştahı hangi durumlarda azalır?</p>

<p>Aynı listenin tersi geçerlidir:</p>

<p>■Sanayi parselleri pahalıysa</p>

<p>■Altyapı hazır değilse</p>

<p>■Mevzuat yoruma açıksa</p>

<p>■Bir kapıdan girip üç kapıdan geri dönülüyorsa</p>

<p>■“Bugün git, yarın gel ” denilen kurallar, adamına göre değişebilen uygulamalar &nbsp;hâkimse</p>

<p>■Yerel aktörler yatırımcıyı desteklemek yerine seyirci kalıyorsa</p>

<p>■İşte o zaman yatırımcı frene basar.<br />
Daha da kötüsü, başka şehirlere yönelir..!</p>

<p>Peki Adana’nın yatırım iştahı neden azaldı?</p>

<p>Asıl can alıcı soru bu.</p>

<p>Adana; arazi, iklim, lojistik, işgücü ve sanayi kültürü açısından Türkiye’nin en avantajlı şehirlerinden biri olmasına rağmen, uzun süredir bu avantajlarını yatırıma dönüştüremiyor.</p>

<p>Bunun birkaç temel nedeni var:</p>

<p>▪︎Yatırımcının önünü açan net bir sanayi vizyonunun zayıflaması</p>

<p>▪︎OSB’lerde arsa üretiminde yetersizlik</p>

<p>▪︎Mevcut parsellerin maliyetinin yatırımcıyı zorlaması</p>

<p>▪︎Yeni yatırım alanları üretmek yerine mevcut alanların “idare edilmesi”</p>

<p>▪︎Şehrin üretim yerine giderek daha fazla tüketim ve rant eksenine kayması</p>

<p>Kısaca söyleyelim:<br />
"Adana yatırımcıyı çağıran değil, bekleten bir şehir görüntüsüne büründü."</p>

<p>Adana OSB özelinde yatırım iştahı neden düşük?</p>

<p>OSB’lerin varlık nedeni çok nettir:<br />
Sanayiciye ucuz, altyapısı hazır, hızlı üretime geçebileceği parseller sunmak.</p>

<p>Bugün gelinen noktada ise:</p>

<p>●Boş ve uygun fiyatlı parsel bulmak çok zor</p>

<p>●Genişleme alanları &nbsp;yetersiz veya alt yapısı hazır değil. Oysa Adana Buyuksehir Belediyesi 20 yıl öncesinden 20 milyon arsayı OSB genişleme/rezervi alanı olarak nazım imar planına koymuş ve Adana'nın önünü açmıştı.</p>

<p>●Yeni yatırımcı için giriş maliyeti yükselmiş durumda</p>

<p>●Küçük ve orta ölçekli sanayici OSB dışında arsa aramaya itiliyor</p>

<p>Bu tablo yatırım iştahını doğal olarak törpülüyor.</p>

<p>Bunun Adana’ya faturası nedir?<br />
Yatırım iştahı düştüğünde sonuçlar gecikmez:</p>

<p>-Üretim artmaz, yerinde sayar</p>

<p>-yatırımcı başka şehirlere gider</p>

<p>-İhracat potansiyeli kullanılamaz</p>

<p>-Yeni istihdam oluşmaz</p>

<p>-Gençler iş için başka şehirlere gider</p>

<p>-Şehir, sahip olduğu potansiyelin altında yaşamaya mahkûm olur</p>

<p>En tehlikelisi de şudur:<br />
Bir şehir, üretimden kopmaya başlarsa geleceğini de yavaş yavaş kaybeder.</p>

<p>İşte en stratejik soru: Yatırım iştahı nasıl yeniden artar?</p>

<p>Çözüm zor değil ama kararlılık ister:</p>

<p>■OSB’lerin asli görevine dönmesi gerekir</p>

<p>■Sanayici için ucuz ve bol üretim parselleri hazırlanmalıdır</p>

<p>■Yeni OSB alanları gecikmeden planlanmalıdır</p>

<p>■Tarıma dayalı, ihtisas ve yüksek katma değerli OSB’ler teşvik edilmelidir</p>

<p>■Yerel aktörler yatırımcının yanında durmalıdır</p>

<p>■“Yapılamaz” yerine “nasıl yapılır” sorusu sorulmalıdır</p>

<p>■Yatırıma teşvik politikalarının uygulanması için tüm kurumlar güçlü lobiler oluşturmalı</p>

<p>Çünkü yatırım iştahı nutukla değil, ortak çabalarla artar.<br />
Güvenle, istikrarla ve samimiyetle beslenir.</p>

<p>Son olarak;<br />
Şu soruyu sormadan bitirmeyelim:</p>

<p>Yatırım ortamını hazırlamak, sanayiciye ucuz ve hazır üretim parselleri sunmak OSB’lerin en temel görevi değil midir?</p>

<p>Eğer bu görev aksıyorsa, yatırım iştahının düşmesine şaşırmamak gerekir.</p>

<p>Adana’nın potansiyeli hâlâ yerinde duruyor.<br />
Mesele, onu uyandıracak iradenin olup olmadığıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 11:46:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güçlüler neden Epstein Adası’nda yaşananlara benzer kirli ve şeytani işlere yönelir?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/gucluler-neden-epstein-adasinda-yasananlara-benzer-kirli-ve-seytani-islere-yonelir-599</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/gucluler-neden-epstein-adasinda-yasananlara-benzer-kirli-ve-seytani-islere-yonelir-599</guid>
                <description><![CDATA[Güçlüler neden Epstein Adası’nda yaşananlara benzer kirli ve şeytani işlere yönelir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çünkü bu insanlar için haz alanı sınırsızdır. Büyük servetlere sahiptirler ve bu parayla, insanın hayatı boyunca ancak bir kısmına temas edebileceği her şeyi çok erken yaşta tüketmişlerdir. Nadir yiyeceklerden elmaslarla süslü kıyafetlere, pahalı arabalardan özel jetlere, dev yatlara kadar… Gücü, iktidarı, bedensel ve cinsel hazları defalarca deneyimlemişlerdir.</p>

<p>İnsan her şeye erken ulaştığında, hayat bir noktadan sonra iki yoldan birine girer:<br />
Ya boşluk duygusuna yenilir ve kendini tüketir; ya da beyninde dopamini yeniden harekete geçirecek “daha önce hiç tatmadığı” şeylerin peşine düşer.</p>

<p>Birçok zenginin hayatı ilk yolla sona ermiştir. Kimi intiharla, kimi alkol ve uyuşturucu bağımlılığıyla, kimi de görünürde parlak ama içten içe çökmüş bir iflasla…</p>

<p>Geride kalanlar ise ikinci yolu seçer. Alışıldık hazlar artık yetmez. Sıradan ilişkiler, sıradan eğlenceler, sıradan güç gösterileri tat vermez. İşte tam bu noktada, ahlak devre dışı kalır, insanlık askıya alınır. Çünkü sınırsız para ve nüfuz, hukuku da vicdanı da aşabileceklerini onlara fısıldar.</p>

<p>Bu kirli düzenin merkezinde ise çoğu zaman güçsüzler vardır.</p>

<p>Kadınlar…<br />
Çocuklar…<br />
Yoksullar…<br />
Göçmenler…&nbsp;<br />
LGBTİ+ bireyler.</p>

<p>Burada altını özellikle çizmek gerekir: Mesele cinsel yönelim ya da kimlik meselesi değildir. Mesele, eşitsizliktir. Toplumda zaten dışlanmış, korunmasız bırakılmış, görünmez kılınmış gruplar; bu çürümüş haz arayışının en kolay hedefi hâline gelir. Güçlü olan, zayıf olanı bir “deney alanı”na çevirir. Kadın bedeni metalaştırılır, çocuk masumiyeti kirletilir, LGBTİ+ bireyler ise çoğu zaman hem kullanılır hem de bir süre sonra bu şımarık tatminsiz insanlar da; &nbsp;gay, lezbiyen, travesti vs deneyimi yaşamak ta isteyebilirler.</p>

<p>Aşırı güç, egemen iktidar anlayışı, bedeni ve insan onurunu tüketilecek bir nesne gibi görür. Haz, rızadan---<br />
Güç, adaletten--<br />
Özgürlük ise sorumluluktan koparılır.&nbsp;</p>

<p>Ortaya çıkan şey artık sapkınlıktan da öte, örgütlü bir ahlaki çöküştür.</p>

<p>Romalıların dediği gibi:<br />
“İnsan doyduğunda, ekmeğin tadını alamaz.”</p>

<p>Ama burada sorun yalnızca doymuş olmak değildir. Sorun, doygunluğun merhameti öldürmesidir. Çünkü bu insanlar için bir damla daha fazla dopamin uğruna başkalarının hayatını karartmak, onurunu çiğnemek, hatta yok etmek bir engel teşkil etmez.</p>

<p>Ve ne yazık ki bu çürüme yalnızca adalarda kalmaz. Medyaya, siyasete, kültüre, hatta gündelik hayata sızar. Normalleştirilir, örtülür, “özgürlük” ya da “özel hayat” kılıfıyla meşrulaştırılmaya çalışılır.</p>

<p>Oysa mesele özgürlük değil;<br />
mesele güçle beslenen bir ahlaksızlığın, insanı insanlıktan çıkarmasıdır.</p>

<p>Ve bu düzen değişmedikçe, ekmeğin tadını kaybedenler açıkça şu mesajı veriyorlar :</p>

<p>"Soykırım, Pedofili veya Yamyamlık bile yapsak hiçbir mahkeme bizi yargılayamaz. Kimse bizi engelleyemez"</p>

<p>Bu mesajı veren Siyonist-Satanist ekabir, Âdeta "Tanrınız biziz. Bize boyun eğeceksiniz" diyor.</p>

<p>Dünya, &nbsp;bunlara itaat eden ve onların kirleriyle kirlenenler ile bunlara direnenlerin mücadele alanı haline geldi. Ne mutlu tarihin doğru tarafında yer alanlara.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 17:22:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsan yaş aldıkça değil...</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/insan-yas-aldikca-degil-598</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/insan-yas-aldikca-degil-598</guid>
                <description><![CDATA[İnsan yaş aldıkça değil...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tarih boyunca insanoğlu hep ölümsüzlüğün peşinde olmuştur. Dünyaya kazık çakmak en büyük hedef olarak hep gündeminde ilk sırayı almıştır. Materyalist bakış açısı için diğer taraf diye bir şey olmadığı için bunu bir nebze anlamak mümkün iken, bunun Müslümanlar için de geçerli olması hicran yarasıdır.</p>

<p>Yaş günleri geleneksel olarak kutlansa da belli bir yaşın üstünde iseniz içinizde kekremsi bir burukluk söz konusudur. Çünkü kalan ömrünüz geçen ömrünüzden daha kısalmıştır. Bu durum ise imanı gollik olanlar için önemli bir kaygı ve aynı zamanda korku sebebidir. Belli bir yaşın üstündeki kişiler için aynalar artık dost değildir. Bütün estetik operasyonlar yıpranma ve deformasyona olan isyanın somut göstergesidir. Mesela saçları pamuk gibi olan birisinin bunları siyaha boyatması onu genç yapmaz! Saçları bu şekilde halletseniz bile cildiniz yine sizi ele verecektir. Netice olarak, âlemin maskarası olmuş bir şekilde ortalıkta dolaşmak içinize siniyorsa ne âlâ, sizi serbest bıraktık.</p>

<p>İnsanın genç görünme ve güzellik uğruna ortaya koyduğu performansı kendini geliştirmek için harcasaydı daha mesut bir hayatı olurdu. İnsanın bu zaafını bilen kişi ve kurumlar ise bunu bir sektöre dönüştürmek suretiyle servetlerine servet katmaktadırlar.</p>

<p>Bütün bu çerçevede İslâm ise bize sürekli orta yolu tavsiye etmiştir. Bir Müslüman hem bu dünya hem de ahiret için hazır olmak durumundadır. Bir defa bedeninin emanet olduğunu bilerek ona ihanet etmemesi elzemdir. Sünnete uygun yaşaması sağlıklı bir yaşlanmayı da beraberinde getireceği için ekstra bir şey yapmasına da gerek olmayacaktır. Ortaya çıkan bütün ruhsal ve bedensel hastalıkların kaynağı sünnete uygun olmayan yaşantımız olduğu bir gerçektir. Dolayısıyla aslında yaşamanın da sağlıklı yaşlanmanın da formülü inancımızda mevcuttur. Müslüman bilir ki ecel saati değişmez, dolayısıyla ömrünü sadaka ve hayırlı işlerle bereketlendirme derdindedir. Bu yüzden de yaşlılık onun için fani olan bu dünya hayatından ebedi olan ahiret hayatına hicret olmaktadır. Bu durum ise aynı zamanda düğün gecesi olacağı için problem değildir.</p>

<p>Sonuç olarak; insan yaş aldıkça değil, içine attıkça yaşlanır. Biyolojik yaşlanmanın yanı sıra psikolojik yaşlanmanın daha önemli olduğu ve onu yönetmenin ise yaşam kalitesi ile doğrudan bağlantılı olduğu unutulmamalıdır.</p>

<p>Ömür denilen süreyi değiştirme şansımız olmadığına göre bunun faydalı ve yararlı geçirmek en rasyonel davranış olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 09:57:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Siyasette Algı ve Adana Gerçeği: Metrekareye 138 kg. yağmur...</title>
                <category>Erol Saylan</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/siyasette-algi-ve-adana-gercegi-metrekareye-138-kg-yagmur-597</link>
                <author>erolsaylan01@gmail.com (Erol Saylan)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/siyasette-algi-ve-adana-gercegi-metrekareye-138-kg-yagmur-597</guid>
                <description><![CDATA[Siyasette Algı ve Adana Gerçeği: Metrekareye 138 kg. yağmur...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana'da meteoroloji verilerine göre metrekareye 138&nbsp;kg. düşen yağmur sonrasında şehirde ciddi su baskınları yaşandı. Bu son yağışlar, Adana’daki altyapı eksikliklerinin ne kadar büyük bir sorun olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.</p>

<p>Geçmiş yıllara baktığımızda bu derece yoğun yağışlar sonrasında, hangi siyasi parti veya belediye yönetimi olursa olsun Adana’da benzer sonuçlar yaşandığını hepimiz biliyoruz.</p>

<p>Ancak; bu tür durumlarda siyasi partilerin siyaset yapma amacıyla durumu kullanarak algı yaratma çabaları, kendilerine olan toplumsal güveni her zaman zedelemiş ve çözüm arayışını engellemiştir.</p>

<p>Bu sonuç;&nbsp;tarihte de böyleydi, şimdi de böyle ve yarınlarda da böyle olacaktır...</p>

<p>Öyle ki; her dönemde, hangi parti mensubu olursa olsun algı yaratma çabasıyla zor zamanı fırsat bilip kullanan siyasiler, sonraki zamanlarda haklı oldukları konularda dahi yaptıkları siyasi çıkışlarda, vatandaşın kendilerine olan güvenini kaybetmesine ve inancını yitirmesine neden olmuşlardır.</p>

<p><strong>Doğal Afetler ve Altyapı Eksiklikleri:</strong></p>

<p>Tarihten bu yana bu derece yoğun yağışlar sonrasında Adana'da meydana gelen su baskınları, nüfusun da çoğalmasıyla şehrin altyapısındaki eksiklikler nedeniyle daha da kötü bir hal almıştır.</p>

<p>Bu tür afetlerin önlenmesi ve zararlarının minimize edilmesi için altyapı yatırımlarının artırılması konusunda elbette herkes hemfikirdir.</p>

<p>Ve bu yatırımlar, belediyelerin yetmediği durumlarda merkezi hükümet eliyle, siyasi emeller düşünülmeden, kenti yöneten belediyenin hangi partiden olduğuna bakılmaksızın, 2,5 milyon Adanalı vatandaş düşünülerek yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Tarihten bu yana süregelen bu sorunu, belediyeler ve merkezi hükümet ortak çalışmalar yaparak&nbsp;çözmelidir.</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm adı altında yaratılan rant ortamı, örneğin 5 katlı bir binanın yıkılıp yerine 15 katlı bir bina yapılması gibi temelden plan-program eksikliğiyle, yol-altyapı-otopark gibi konularda kenti yetersiz hale getirmeye, halihazırda altyapı konusundaki eksikleri daha da büyüterek üstüne yeni sorunlar doğurmaya devam etmektedir.</p>

<p><strong>Siyasi Partilerin Rolü ve Algı Yönetimi:</strong></p>

<p>Farklı dönemlerde görev yapan belediye başkanları da bu derece yoğun yağışlar sonrasında aynı sorunlarla karşılaşmış ve vatandaşın sorunlarıyla uğraşırken bir de siyaset uğruna yaratılan algılarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır.</p>

<p>Zamanda biraz geriye giderseniz;</p>

<p><strong>MHP’li Hüseyin Sözlü, AK Parti’li Azim Öztürk ve Fatih Mehmet Kocaispir dönemlerinde bu denli yağışlar sonrasında farklı tablolarla mı karşılaştı Adana… </strong></p>

<p><strong>Şu anda görevde olan MHP’li Sarıçam Belediye Başkanı Bilal Uludağ, bu son yağışlarda <em>“Sarıçam’da hiç sorun yaşamadık”</em> diyebilir mi?</strong></p>

<p>Maalesef ki bugün MHP ve Ak Parti’nin basına servis ettiği bültenler sonrasında Adana basınında çıkan haberleri üzülerek okudum;</p>

<p>Hükümette iktidar, Adana Belediyelerinde muhalefet konumunda olan siyasi partiler, bu tür olaylar karşısında algı yaratarak belediyeleri ve dahi başkanları suçlama eğilimine girdiler.</p>

<p>Böyle zor zamanlardaki bu tür yaklaşımların, genellikle çözüm odaklı olmaktan uzak ve toplumsal güveni zedeleyici yaklaşımlar olduğunu görmemek elde değil…</p>

<p>Adana’nın yaralarını tek yumruk olup sarmak çabasına girmek varken, Ankara siyasetinin yanlışlarını örnek alarak, particilik mantığıyla belediyeleri suçlamak eminim ki memlekete faydadan çok zarar verir.</p>

<p><strong>Algı Yönetiminin Toplumsal Etkileri:</strong></p>

<p>Hangi parti ve dahi konu ne olursa olsun, bu tür algı yaratma çabaları toplumda güvensizlik ve kutuplaşmaya neden olurken gerçek sorunların çözülmesini engelleyerek toplumun zor zamanlarda birlikte hareket etme kapasitesini azaltır.</p>

<p>Bu da Türk Milleti olarak yaşadığımız coğrafyada, Adana olarak ise çevre illere göre sürekli geride kalıp gelişemememiz noktasında istediğimiz en son durumu oluşturur…</p>

<p><strong>Sonuç:</strong></p>

<p>Bu zorlu süreçte; dayanışmayı güçlendirmek en önemli önceliğimizin olmasının yanında, siyasi partiler ve tüm paydaşlar olarak el birliğiyle hareket etmemiz gerektiğine inancım tamdır.</p>

<p>Ankara’nın kötü ve bence artık kaliteden uzak siyasetini örnek alıp Adana’ya taşımak yerine, Adana’da parti gözetmeksizin tek yumruk olup Ankara’ya örnek olmak Adana'ya&nbsp;daha çok yakışacaktır.</p>

<p>Geçmiş olsun Adana…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 21:08:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/erol-saylan-1685813787.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana’nın sessiz yarası</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/adananin-sessiz-yarasi-596</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/adananin-sessiz-yarasi-596</guid>
                <description><![CDATA[Adana’nın sessiz yarası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>6 Şubat 2024 depremleri denildiğinde akla ilk gelen şehirler Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman oluyor. Enkaz görüntüleri, kaybolan hayatlar, yerle bir olan kentler…<br />
Haklı olarak hafızamız bu şehirlerde donup, takılı kalıyor.</p>

<p>Ama bir şehir var ki, sesi çok çıkmadı; yarası sessizdi, ağırdı ve hâlâ kanıyor: Adana.</p>

<p>418 kişinin yaşamını yitirdiği Adana’da, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Adana İl Müdürlüğü’nün tespit ettiği; &nbsp;3 bin 297 AĞIR HASARLI ve de ORTA HASARLI 4 bin 62 binanın durumları da hiç iç açıcı değil. Az hasarlı bina sayısını saymıyorum bile. Şimdi bunlar yavaş yavaş yıkılıyor...Yerlerine &nbsp;yönetmeliklere uygun sağlam binalar yapılıyor..?</p>

<p>Daha önce bu özen, dikkat ve &nbsp;denetimler yapılamaz miydi?</p>

<p>Evet, Adana’da yıkılan bina sayısı diğer illere kıyasla daha azdı. Bu gerçek, ilk günlerde bir “şanslı şehir” algısı oluşturdu. Oysa zaman, bu algının ne kadar yanıltıcı olduğunu acı biçimde gösterdi. Deprem sonrası yapılan incelemelerde ağır hasarlı bina sayısının sanılandan çok daha fazla olduğu ortaya çıktı. Bugün özellikle Çukurova ilçesinde peş peşe yıkılan binalar, bu gerçeğin somut kanıtı. Sadece Adana'da yüzbinlerce insan etkilendi bu felaketten.</p>

<p>Adana’nın silueti değişiyor.<br />
Ama bu değişim, planlı bir dönüşümün değil; ihmalin, denetimsizliğin ve yıllarca biriktirilmiş yanlışların sonucu.</p>

<p>Asıl mesele de tam burada başlıyor.</p>

<p>Bu yıkımın sebebi deprem değil yalnızca. Deprem bir sonuçtu. Asıl neden;</p>

<p>&nbsp;-Bu ülkeyi ortadoğulu bir ülke zanneden, fırsatçı, kifayetsiz muhteris kişi ve kurumlar&nbsp;<br />
– Güçlü ve bağımsız bir denetim mekanizmasının olmayışı,<br />
– “Nasıl olsa bir şey olmaz” cezasızlık algısının olması.<br />
– Betonun insan hayatından daha değerli görüldüğü rant iştahıdır.</p>

<p>Yıllarca zemin etüdü kağıt üzerinde yapıldı.<br />
Yıllarca projeye aykırı katlar “hallederiz” mantığıyla görmezden gelindi.<br />
Yıllarca imar aflarıyla, hukuksuzluk meşrulaştırıldı.</p>

<p>Deprem geldiğinde ise bina yıkılmasa bile şehir çöktü.<br />
İnsanlar evlerinden çıktı, mahalleler boşaldı, güven duygusu sarsıldı.<br />
Bugün Adana’da yıkılan her hasarlı bina, sadece betonu değil; bu sistemin çürümüşlüğünü de ortaya döküyor.</p>

<p>Hatay’ı, Kahramanmaraş’ı, Adıyaman’ı düşünmek bile insanın içini parçalıyor. Orada şehirler yok oldu. Adana’da ise şehir ayakta ama ruhu yaralı.<br />
Ve bu yara, “bize bir şey olmadı” rehavetiyle iyileşmez.</p>

<p>●Eğer bu süreçten gerçek bir ders çıkarılmazsa;<br />
●eğer denetim yine kâğıt üzerinde kalırsa,<br />
●eğer müteahhitlik hâlâ ehliyet değil para işi olarak görülürse,<br />
bir sonraki depremde Adana’nın adı da o acı listeye eklenebilir.</p>

<p>Deprem kader değildir.<br />
Kader olan; akıl, ahlak ve sorumlulukla yönetilen şehirlerdir.</p>

<p>Bugün Adana’da yıkılan her bina bize şunu fısıldıyor:</p>

<p>“Geçmişin hatalarını örtmeyin, geleceği kurtarın.”</p>

<p>Kaybedilen canlar, depremin ekonomik boyutu, sonrasında yapılan yenileme çalışmalarının ekonomik boyutu...o kadar büyük veballere soktu ki kişileri ve kurumları.&nbsp;</p>

<p>Maddi ve manevi yönden büyük yanlışları yaşadık ülke ve kent çapında.&nbsp;</p>

<p>Artık yeter!&nbsp;</p>

<p>Aklın, bilimin ve vicdanın &nbsp;çağrısını duymak zorundayız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 14:14:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Derin Hoca</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/derin-hoca-595</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/derin-hoca-595</guid>
                <description><![CDATA[Derin Hoca]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu topraklarda inanç çok farklı biçimlerde yaşanmaktadır. Zaman, mekân, coğrafya ve de bölgeye göre genel çerçevesi ortak olsa da itikat noktasında çok bariz farklılıklar vakay-ı âdiyedendir. Aslında dünyanın birçok yerinde benzer durumların olması yine de meseleye haklılık kazandırmıyor.</p>

<p>Özellikle kırsalda doğup, büyümüş olan yaşlılar için köyündeki hoca ve her bir sözü kutsal metin hükmündedir. Hocaya olan inançlarını ise sadece iki kelime ile ifade ederler, “Derin Hoca” dendiğinde ayrıca açıklamaya ihtiyaç duyulmaz. Bu büyülü ifade ile herkes aynı şeyi anlar ve kimse de çıkıp bunu sorgulamaz!</p>

<p>Halkın bu şekilde tabu olarak gördüğü hoca da imanında bir zafiyet var ise bu durumu istismar edebilir. Bu anlamda hocaya bırak karşı gelmeyi, sorgulamak bile dine karşı hakaret sayılacağı için de hoca bu konfor alanında dokunulmaz bir şekilde krallar gibi yaşamaktadır. Bu dokunulmazlık bugünkü milletvekillerin de bile yok. Gensoru olarak milletvekilleri bile tartışmalı duruma düşerken derin hocaların böyle bir tehlikesi bile söz konusu değildir.</p>

<p>Bu şekilde olunca da ortaya kültüre dayalı bir Müslümanlık çıkmaktadır ki birçok konuda ikilem kaçınılmazdır. Atadan, büyüklerden alışkanlık ve taklidi bir şekilde kültüre dayalı inanç sahih Müslümanlık ile çatışması elzemdir. Kur’an, sünnet, hadis, icma ve kıyas gibi referanslar bir yana derin hocanın söyledikleri diğer tarafta olmak üzere en basit bir mevzuda bile anlaşmak mümkün değildir.</p>

<p>“Şimdiki hocalar ne bilir!” diyerek tartışmayı farklı bir mecraya çekerek zeytinyağı gibi üste çıkmakta beis görmezler. Siz her ne kadar bunun yanlış olduğunu İslâm kaynaklarını meseleyi bu şekilde izah ediyor deseniz bile sonuç değişmiyor. “Biz kalktık öyle gördük, eski köye yeni adet getirmeyin!” diyerek son noktayı koyuyorlar.</p>

<p>Değişime kapalı, yeni olan her şeye dirençli olan büyüklerimizi daha fazla üzmeden eyvallah diyerek bir orta yol bulmak en mantıklı idare olacaktır. Sabit fikirler paslı çiviler gibi olduğundan onları söküp atmak kolay değildir.</p>

<p>Sonuç olarak; “Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder!” atasözü çerçevesinde meseleyi toparlamak gerekiyor. Dolayısıyla söylenen her sözün bir etkisi olacağı ve bunun nesilden nesile aktarılarak bir kült haline geleceği göz önüne alınarak sorumlu davranmak gerekiyor. Aksi takdirde ortaya dinle ve inançla ilgisi olmayan hurafeler çıkmaktadır ki bunları günümüzün en derin hocaları bile düzeltemez.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 26 Jan 2026 09:46:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Köyden kente sosyolojik dönüşüm</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/koyden-kente-sosyolojik-donusum-594</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/koyden-kente-sosyolojik-donusum-594</guid>
                <description><![CDATA[Köyden kente sosyolojik dönüşüm]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlk çağda insanlar sadece ihtiyaçları kadar üretim yaptıkları için mutlu ve mesut bir şekilde yaşayıp gidiyorlardı. Mal biriktirme gibi bir düşünceleri olmadığı içinde bunu satmak gibi bir kaygıları da yoktu. Mülkiyet kavramı ve rant gibi bir dertleri olmadığı için de para da doğal olarak hayatlarında mevcut değildi. Çok ihtiyaç olursa trampa olarak karşılıklı mal değişimi ile ihtiyaçlar giderilirdi. Bütün bu yokluklar içinde dahi varsıl bir şekilde son derece basit hayatları vardı.</p>

<p>Değişen ve dönüşen çağla birlikte hayatımızda çok şey değişti. Eskiden köyden şehre gelenler aynı zamanda; kültür, gelenek, töre ve medeniyetlerini de birlikte getirmek suretiyle yeni bir yaşama tutunmaya çalışırlardı. Aslında köyünü şehre taşıyarak hemşeri oluşumları ile dışa kapalı bir şekilde arafta kalmaktan gocunmazlardı. Mahalle hayatıyla ikili ve sıcak ilişkiler köyün bir devamı olarak sürüp giderdi. Bu durum da çok sürmedi ve değişen çağla birlikte hayatımıza yeni bir kavram daha girmiş oldu.</p>

<p>O kavram ise, “Kent” olarak artık hayatımızın merkezinde yer almaktadır. Çoğu zaman şehir ile karıştırılsa da aslında ikisi birbirinden farklı kavramlardır. Şehirde; mahalle yaşantısı, insani ilişkiler, sıcak temas ve gelenek var iken bunları kent yaşamında bulmanız olası değildir. Gökyüzüne uzanan gökdelenler, akıllı binalar, etrafı kale duvarı gibi çevrilmiş siteler ve yüksek güvenlik önlemleri ile insani olmayan ne varsa hepsi kent yaşamında mevcuttur. Herkesin acelesi var, kimsenin kaybedecek zamanı hatta selam verecek vakti yok. Tanımadığı insanları yok hükmünde gören bir anlayış, şüpheci bir yaklaşım ile âdeta paranoyak bir ruh haliyle ortalıkta serseri mayın olarak dolaşan insanlar topluluğu kent yaşamının özeti olmaktadır.</p>

<p>Kent yaşamında her türlü konfor olmasına rağmen huzur maalesef yok. Akvaryumda yaşayan balıklar ne kadar mutlu ve özgür ise kent insanları da o kadar mutlu ve özgürler, ne fazla ne eksik! Oysaki dışarıda okyanuslar var fakat bilmeyince herkes kendi kapanlarını dünya zannediyor.</p>

<p>Sonuç olarak; köyden şehre, şehirden de kente olan sosyal dönüşüm kademeli olduğu için kimse farkına varmadan bu kapana sokulmuştur. Kanıksana kanıksana ortaya çıkan son durum kimseyi memnun etmese de geri dönüşe imkân tanımıyor. Kısa vadede olmasa da orta vadede her şey tersine dönerse çok da şaşırmamak gerekecektir. Bunun fragmanını pandemide gördük fakat insanoğlu balık hafızalı olduğu için hızlıca eskiye geri döndük. Fakat bundan sonraki süreçte toplumsal bir travma yaşandığında hep birlikte geri dönülmez yola girmemiz sürpriz olmayacaktır. Metropol insanı bir gün mezraya geri dönerse şaşırmamak gerekir!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 18 Jan 2026 18:12:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana Sanayisi: Gücünü Kaybetmedi, Yönünü Kaybetti</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-sanayisi-gucunu-kaybetmedi-yonunu-kaybetti-593</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-sanayisi-gucunu-kaybetmedi-yonunu-kaybetti-593</guid>
                <description><![CDATA[Adana Sanayisi: Gücünü Kaybetmedi, Yönünü Kaybetti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana, bu ülkenin sanayi hafızasında özel bir yere sahiptir.</p>

<p>Cumhuriyet daha emekleme dönemindeyken, Çukurova’nın pamuk tarlaları yalnızca tarımı değil, sanayiyi de besliyordu. İplikten dokumaya, çırçırdan yağa uzanan üretim zinciri, Adana’yı Anadolu’nun ilk sanayi kentlerinden biri haline getirmişti.</p>

<p>Bir zamanlar “tekstil başkenti” denildiğinde akla Adana gelirdi. Sümerbank’ın bacaları tüter, Sabancı'ların, Sapmaz'ların, Sabuncu'ların birbirinden değerli, çeşitli fabrikaları yalnızca mal değil, bir şehir kültürü üretirdi. İşçi sınıfı vardı, sendika vardı, üretim vardı.Zenginlik , adil maaş sistemi vardı. En önemlisi de gelecek umudu vardı.</p>

<p>Peki ne oldu?</p>

<p>Duran makinalar değil, zihniyet Oldu. Sanayileşmenin sürekli geliştiği, çeşitlendiği bir dönemde Adana'nın siyasi temsilcileri, STK lar, bürokrasi ve iş alemi uzun yıllar ya kulağının üzerine yattı ye de işin kolayını seçti.&nbsp;</p>

<p>Dünyadaki; &nbsp;<br />
buhar makinaları,&nbsp;<br />
matbaa,&nbsp;<br />
tekstil,&nbsp;<br />
otomotiv,&nbsp;<br />
elektronik,&nbsp;<br />
dijital üretim ve yazılımlar,&nbsp;<br />
yapay zeka,&nbsp;<br />
cip üretimi,&nbsp;<br />
batarya...&nbsp;<br />
Sıralaması önümüzde örnek bir endüstri sıralaması olarak dururken bu sıralamanın ilk sıralarında takılı kalmak &nbsp;bu kente çok pahalıya mal oldu.<br />
&nbsp;<br />
Özetlersek, Adana sanayisi çökmedi; yerinde saydı. Gidenler akıllılık edip daha yüksek teknolojilere terfi ettiler. Biz onlardan safça kente sadakat bekledik. Oysa Sermayenin, üretimin en önemli limanları güven, gelişim ve kârlılık faktörleriydi.</p>

<p>1990’lardan itibaren dünya değişirken, Adana aynı hikâyeyi tekrar etmeye devam etti. Pamuk azaldı, tekstil küresel rekabette zorlandı ama şehir yeni bir yol arayışına girmedi. Emek yoğun, düşük katma değerli üretime mahkûm kaldık.</p>

<p>Oysa sorun fabrika eksikliği değildi. Adana Organize Sanayi Bölgesi bugün hâlâ Türkiye’nin en büyüklerinden biri. Yüzlerce fabrika, on binlerce çalışan, güçlü bir altyapı… Yani potansiyel yerinde duruyor.</p>

<p>Eksik olan şey vizyondu bu kentte. Bu vizyonsuzluk bize dünyada en çok uyuşturucu kullanımında 3.ncüluk, ekonomik olarak 8.ncilik, kişi başı gelir ve gelişmişlikte 25.ncilik olarak geri döndü. Kentin trafik karmaşası, &nbsp;plansızlığı, kirliliği, mafyalaşma vs ilave bonuslarımız oldu.</p>

<p>Sanayilesme öykümüze geri dönelim. Özet bir slogan cumle ile : "Sanayi Var, Hikâye Yok" diyebiliriz.</p>

<p>Bugün Adana’da sanayi var ama heyecan verici &nbsp;bir “sanayi hikâyesi” yok.</p>

<p>Kimya deseniz yarım, enerji deseniz gecikmiş, yazılım ve yüksek teknoloji deseniz neredeyse yok. Üniversiteler var ama sanayiyle yan yana değil. Gençler var ama üretimin merkezinde değil.</p>

<p>Daha acısı şu:<br />
Adana sanayicisi Değişime uzak kaldı, &nbsp;risk almadı, devletten ve piyasadan gelecek rüzgârı bekledi. Bu bekleyiş, şehri Mersin’in limanına, İstanbul’un sermayesine, hatta yurt dışına bağımlı hale getirdi.</p>

<p>Asıl Kaybımız Ne?<br />
Adana’nın kaybı fabrika değil; zaman kaybı oldu aslında.<br />
Tekstil bizi ayakta tuttu ama ileri taşımadı. Bugün hâlâ 50 yıl önceki üretim modelini konuşuyorsak, sorun küresel değil, yereldir.</p>

<p>Oysa Adana:</p>

<p>Tarımı kimyayla buluşturabilirdi,</p>

<p>Enerji üretimini batarya teknolojisine dönüştürebilirdi,</p>

<p>OSB’yi teknoparkla, yüksek teknolojili ürün üretimiyle entegre edebilirdi,</p>

<p>TEMSA OTOBÜS fabrikası &nbsp;oluşturduğu yan sanayiin de etkisiyle otomobil fabrikasına da vesile olabilirdi.</p>

<p>Üniversiteyi diplomanın değil, patentin merkezi yapabilirdi.</p>

<p>Bunların hiçbiri hayal değildi.</p>

<p>Şimdi Son Bir Şans Var:<br />
Dünya yeniden sanayileşiyor. Enerji, gıda, çip, batarya, yazılım, yapay zeka, robot teknolojileri yeni çağın anahtarları. Adana bu yarışa hâlâ girebilir. Ama bunun için cesur bir kopuş, cesurca yönlendirmeler gereklidir&nbsp;</p>

<p>Tekstilden vazgeçmek değil;<br />
tekstile mahkûm olmaktan vazgeçmek gerekiyor. Tekstilde dunya markaları oluşturabilmek gerekliydi.</p>

<p>Adana’nın ihtiyacı yeni fabrika değil, yeni bir akıl.</p>

<p>Ve belki de en zor soru şu:<br />
Bu şehir, artık konfor alanından çıkıp, ciddi Ar-Ge ile, inovatif bir bakışla &nbsp;dönüşebilmeye hazırlanmalıdır.&nbsp;<br />
Bunun için tepeden tırnağa bir zihniyet değişiminin zamanı geldi, geçiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 09:58:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2025 Yılının Z Raporu</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/2025-yilinin-z-raporu-592</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/2025-yilinin-z-raporu-592</guid>
                <description><![CDATA[2025 Yılının Z Raporu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ticari işletmeler gün sonunda faaliyetlerinin tamamını görmek için yazarkasa veya POS cihazından Z raporu almaları vakay-ı âdiyedendir. Bundan mülhem bizim de geçen yıla ait kitap okuma faaliyetini görsel olarak sunmanın ötesinde hikâyesini de anlatmak vacip oldu.</p>

<p>Sürekli okuyan birisi olarak benim için okumak; nefes almak, yemek ve su içmek gibi rutinin bir parçasıdır. Fakat geçtiğimiz sene için işi daha disiplinli bir şekilde âdeta okuma kampına çevirmek suretiyle tamamladım. Bir yıl gibi uzun bir süre ve istikrarı sekteye uğratmadan bunu başarmak bile büyük başarıydı. Dile kolay tam 365 gün aynı disiplin ile bir çabanın içine girmek çelik gibi irade ile mümkün olmaktadır.</p>

<p>Okumak, sonradan kazanılan bir durum değildir. Bir insan ya okuyordur ya okumuyordur bunun ortası mevcut değildir. Okumanın zevkine varmanın tarifi yoktur. Bunu ancak kitap kurtları bilir. Okuduğunuz kitabın içine girdiğinizde artık siz başka bir âlemde başka bir zamanda yolculuğa çıkmış olduğunuz için bu dünya ile bağınız kopmuş demektir.</p>

<p>2025 yılında okuduğum 89 kitap geniş bir yelpazede yer aldığı için ancak genel bir değerlendirme mümkün olacaktır. Yerli, yabancı; roman, deneme, araştırma, şiir, biyografi, klasikler derken bu kadar çok kitap okuyunca haliyle birbirine karışmıştır. Her şeye rağmen okunan her kitap farkında olmasanız da bilinçaltında bir birikmeye sebep olmaktadır. Bu durum; kelime haznesi, kendini ifade, olumlu cümle kurma ve derin düşünme anlamında bir farkındalık ortaya koymaktadır. Madalyonun arka yüzünde ise duygu, düşünce, vizyonunuz okuma ile değişse de bunun kişilik ve karakterinize yansıması sınırlı olmaktadır.</p>

<p>İyi kitap, daha ilk paragrafında sizi sarıp sarmalayarak içine çekmektedir. Bu durum yazarın ustalığını göstermesi bakımından çok belirleyici bir kriterdir. Bazı kitaplar ise âdeta okunmamak için yazılmış olsa da prensip olarak hiç bir kitabı yarıda bıraktığım olmamıştır. Çok zorlansam da bitirdiğimde ondan bile bir fayda elde ettiğim olmuştur.</p>

<p>Ustalıkla ilgili diğer bir unsur ise bir anlık olay ve durumun çok veciz olarak ifade edilerek sayfalarca yazılmasıdır. Bu gibi durumlarda roman kahramanı ile birlikte âdeta o anı yaşar ve etkisinden kurtulamazsınız. Yazar sizi maceradan maceraya sürükleyerek zaman tünelinde yok olmanıza sebep olmaktadır.</p>

<p>Yazarların dilbilgisi ve imla konusunda ortaya koydukları performans çoğu zaman fecaat düzeyindedir. Büyük yayınevleri bunu editörler vasıtasıyla hallederken diğerleri maliyeti dolayısıyla olduğu gibi bastıkları için yanlışları düzelteyim derken okumak bir işkenceye dönüşmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak; dijital çağ ile birlikte olmayan okuma alışkanlığı hepten yerle yeksan olmuştur. Toplumda farkındalık oluşturmak adına ortaya koyduğum performans ve paylaşım ile bir mesaj verebildiysem kendimi bahtiyar addetmiş olacağım. Kitabın, yazarın, okumanın ve tefekkürün olmadığı bir toplumun müreffeh bir seviyeye ulaşması mümkün değildir!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jan 2026 09:34:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Adana artık neyi bekliyor?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-artik-neyi-bekliyor-591</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/adana-artik-neyi-bekliyor-591</guid>
                <description><![CDATA[Adana artık neyi bekliyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana’nın Kaybedecek Zamanı Yok: Yeni Bir Sanayi ve Tarım Hikâyesi Şart</p>

<p>Adana, uzun süredir üzerinde taşıdığı ölü toprağını artık silkelemek zorundadır.</p>

<p>Bu şehir, potansiyelini bilen ama kullanamayan bir dev gibidir.</p>

<p>Verimli toprakları, genç nüfusu, limanlara ve enerji hatlarına yakınlığıyla Türkiye’nin en stratejik kentlerinden biri olan Adana, ne yazık ki yüz yıldır aynı sanayi ve tarım kalıplarına sıkışıp kalmıştır.</p>

<p>Bugün açıkça söylemek gerekir:<br />
Adana’nın sanayi ve tarım rejimi değişmelidir..!</p>

<p>Ve bu değişim, makyajla değil, köklü bir zihniyet dönüşümüyle mümkündür.</p>

<p>Tekstil Kısır Döngüsünden Çıkmak Zorundayız !</p>

<p>Tekstil, Adana sanayisinin tarihidir; ancak geleceği değildir.<br />
Düşük katma değerli, yoğun emek gerektiren ve küresel rekabette hızla kan kaybeden bu alana mahkûm olmak, kenti yerinde saymaya mahkûm etmektir.</p>

<p>Artık şu soruyu sormak zorundayız:<br />
Neden Adana’da çip üretilmesin?<br />
Neden batarya, enerji depolama sistemleri, yazılım tabanlı sanayi ürünleri bu kentte doğmasın?<br />
Neden savunma sanayi için, nükleer santraller için üretimler yapılmaz?</p>

<p>Adana’nın endüstriyel geleceği;<br />
kimya, yenilenebilir enerji,<br />
ileri malzeme teknolojileri,<br />
yazılım ve elektronik tabanlı üretim gibi yüksek katma değerli alanlarda şekillenmelidir.</p>

<p>Sanayi bölgeleri yalnızca fabrika kümeleri değil; üniversite, AR-GE ve girişimcilik ekosistemleriyle bütünleşmiş teknoloji merkezleri hâline gelmelidir.</p>

<p>Tarım, ham üretim değil, akıllı ve markalı üretim haline dönüşmelidir&nbsp;</p>

<p>Adana tarımı da aynı kaderi paylaşmaktadır: Üretiyor ama kazanamıyor...</p>

<p>Narenciye bahçeleri var, fakat narenciyeden dünya markası çıkaramıyoruz.</p>

<p>Sebze ve meyve üretiyoruz, ama işleyemiyor, paketleyemiyor, katma değer ekleyemiyoruz.</p>

<p>Oysa yeni tarım modeli nettir:<br />
İşlenen, markalaşan ve ihraç edilen tarım.</p>

<p>Narenciyenin sadece portakal olarak değil; konsantre, markalı meyve suyu, aroma, meyve salatası, kozmetik hammaddesi ve fonksiyonel gıda olarak değerlendirildiği, meyve ve sebzenin çeşitlendirildiği ve işlendiği bir tarım-sanayi entegrasyonu Adana’nın yeni hikâyesi olmalıdır.</p>

<p>Manda, Süt ve Dut: Neden Dünya Markası Olmasın?<br />
Bölgede iklim ve doğa şartları son derece uygun olmasına rağmen yeterince değerlendirilmemiş alanlar da vardır.<br />
Bunların başında manda yetiştiriciliği, manda sütü ürünleri ve dut gelmektedir.</p>

<p>Adana ve çevresinde;<br />
manda, manda sütü ve dut ürünlerine odaklı ihtisas Organize Sanayi Bölgeleri kurulabilir.<br />
Buradan dünyanın en kaliteli peynirleri, yoğurtları, kaymakları ve dut bazlı fonksiyonel gıdaları neden çıkmasın?</p>

<p>İtalya’nın parmesanla, mozerella ile, Fransa’nın roquefortla, Hollanda’nın goudayla yaptığı şeyi Adana neden başaramasın?</p>

<p>Mesele Potansiyel Değil, Cesaret Meselesidir !</p>

<p>Adana’nın sorunu imkânsızlık değildir.</p>

<p>Sorun; alışkanlıklara saplanıp kalmak, risk almamak ve vizyon eksikliğidir.</p>

<p>Bu şehir; sanayide yüksek katma değer, tarımda işleme ve markalaşma, ekonomide yenilik ve teknoloji ekseninde yeni bir yol çizmek zorundadır.</p>

<p>Adana’nın artık yeni bir hikâyeye ihtiyacı var.</p>

<p>Ve bu hikâye, geçmişe övgüyle değil; geleceğe cesaretle bakılarak yazılabilir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 09:53:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Anadolu müslümanlığı ve ötesi</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/anadolu-muslumanligi-ve-otesi-590</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/anadolu-muslumanligi-ve-otesi-590</guid>
                <description><![CDATA[Anadolu müslümanlığı ve ötesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İslâm, evrensel bir din olsa da Müslümanlık değişik coğrafyalarda yerel unsurlarla bezenmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Dinin, kültür ve gelenek ile harmanlanmış uygulaması Kur’an çerçevesinde olduğu sürece problem teşkil etmeyecektir.</p>

<p>Anadolu coğrafyasında da Müslümanlık yine aynı saiklerle kabul görmüş ve uygulanmıştır. Anadolu Müslümanlığı insanı esas alan, odağında insan olan hümanist bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaş çizgisi ile “ Yaratılanı severiz, Yaradan’dan ötürü veya Ne olursan ol, yine gel!” felsefesidir. Kısaca tasavvuf ile harmanlanmış, tekke ve zaviyelerle hayat bulmuş bir yaşam tarzıdır.</p>

<p>Anadolu Müslümanlığı; bir din, mezhep, ideoloji ve fraksiyon değildir. Sadece yerel unsurlarla süslenmiş bir inanç sistemidir. Dolayısıyla dünyaya baktığımız zaman çok geniş coğrafyaya yayılmış İslâm, kültürel olarak da çok farklı yaşanmaktadır. Bu durum bir ayrışma değildir. Bunu sadece zenginlik olarak görerek bir farkındalık olarak telakki etmek meselenin halli yolunda önemli bir merhale olacaktır.</p>

<p>Anadolu Müslümanlığı zaman içerisinde siyasete de malzeme olarak kullanılmaktadır. Fakat din konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan bazı politikacılar çam devirmeye devam etmektedirler. Kendileri seküler yaşadıkları için yaşadıkları gibi inanmaları da sürpriz değildir. Dolayısıyla CHP lideri Özgür Özel de gündeme dair değerlendirmesinde; <em>“Bu ülkede kendi kendini Müslüman olarak tanımlayan ve yılbaşı gecesinde ailesi ile birlikte içki içmeyi ‘günah saymayan’ bir Anadolu Müslümanlığı geleneği var.”</em> diyerek kendince verdiği fetva ile evlere şenlik bir duruma çanak tutmuştur.</p>

<p>İnancımızın kesin olarak yasak ve haram kıldığı içkiye kendince kılıf uydurması kabul edilebilir değildir. Bu milletin kutsal ve değerlerine bu kadar uzak bir muhalefet liderinin iktidar hedefinin olması da akla ziyandır. Zaman ve dönem değişse de CHP zihniyeti maalesef değişmiyor. Türkiye’nin birinci partisi olarak ortaya koydukları söylem bu zihniyetin devam etmesi durumunda iktidar olmaları ham hayal olmaktan öteye geçmeyecektir. Koskoca bir partide lider her şeyi bilmek zorunda değildir fakat bu kadar danışman ne iş yapmaktadır diye insan sormadan edemiyor. Mezar başında içki içen bir liderin vizyonu ile CHP’nin iktidar olması en azından bu yüzyılda mümkün değildir.</p>

<p>Sonuç olarak; Anadolu irfanı ile ortaya çıkan Anadolu Müslümanlığı bin yıldır bu toprakların özüdür. Bunun başka mecralara çekilerek herkesin kendince fetva vermesi dine zarar vermeyecek fakat kendilerini boşa düşürecektir. İslâmı yumuşatalım derken dinin dışına çıkanlar iki cihanda da hüsranda olacaklardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Dec 2025 09:15:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÂLÂ KASTAMONU, KASTAMONU ÂLÂ</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/ala-kastamonu-kastamonu-ala-589</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/ala-kastamonu-kastamonu-ala-589</guid>
                <description><![CDATA[ÂLÂ KASTAMONU, KASTAMONU ÂLÂ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Yurdumun birçok köşesinde popüler şehirlerin varlığı herkesin malumudur. Doğal olarak göz önünde bulunan bu kentlerin dışındakiler biraz gölgede kalmışlardır.</p>

<p>Bunların başında da Kastamonu gelmektedir. Gidip görmeden farkına varılmayan bu şehre bir vesile ile yolumuz düşünce bilinçaltında ki tüm olumsuz algılar yerle yeksan oldu. Kastamonu; tarih, kültür, doğa, maneviyat ve hepsinden önemlisi bâkir insanıyla Anadolu’nun bağrında kuzey yıldızı gibi parlamaktadır.</p>

<p>İşgal görmemiş olmasına rağmen en fazla şehit veren şehirlerin başında gelmesi de ayrı bir iftihar vesilesi olmaktadır. Hele Şerife Bacı gibi bir Milli Mücadele kahramanları var ki hikâyesi hem çok acı hem de efsane olarak tarihe altın harflerle yazılmıştır. İnebolu ile Kastamonu arasında kağnı ile cephane taşırken üstündekileri silahların üzerine örttüğü için kendisi donarak şehit olmuştur.</p>

<p>Kastamonu’nun bir diğer değeri ve manevi önderi de Halveti tarikatının Şabaniye kolunun kurucusu Şeyh Şaban-î Veli Hazretleridir. Kendisi kentin tasavvuf ve manevi iklimini şekillendirmiştir. Türbesi bugün ziyaretgâhtır.</p>

<p>Yine Mili Mücadele yıllarında merhum Mehmet Akif, Nasrullah Kadı Camii’nde yaptığı konuşma ile Kastamonu direnişin sembolü olmuştur. İstiklâl Marşı’nın da yine ilk defa bu camide günümüzden farklı bir makamda okunduğu da gerçektir.</p>

<p>Said-i Nursî bile 7 yıl burada sürgün olarak kalmıştır. O dönemde yazdığı Kastamonu Lâhikası ise külliyatının önemli bir parçasını oluşturmaktadır.</p>

<p>Ortasından çay geçen şehirler, çok özeldir. Her ne kadar sel baskını ve taşma riski olsa da Karaçomak Çayı yapılan baraj sayesinde günümüzde oldukça sakin ve aheste akmaktadır. Bu sakinlik, &nbsp;insanlara ve şehre de nüfuz ederek zamanın durduğu, hiç kimsenin acelesi olmadan bir yerden bir yere revan olmaları sıradandı. Girdiğimiz her sokak, döndüğümüz her köşe, vardığımız her meydan bir filim seti veya filim platosu tat ve kıvamındaydı. Doğal olarak burada yaşayan insanlar bu durumu kanıksamış olduğu için ancak bizim gibi dışarıdan bakan bir göz bunu fark ediyordu.</p>

<p>Kanal etrafındaki yürüyüş yolları ise âdeta mecburiyet caddesi hüviyetindeydi. Asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde yürüyüş insana huzur verirken kaldırımlarım zaman içerisinde bozulmuş olması bir hicran yarası olarak yürekleri burkmuştur.</p>

<p>Yöresel yemek ve ürünleri ise dillere destandır dersek abartmış olmayız. Etli ekmekten, tirite, bandumadan çekme helvaya oradan sarımsak ve pirince kadar birçok ürün bu yöreye has lezzetler olarak sunulmaktadır.</p>

<p>Hep Kayseri’ye mal edilen pastırmanın aslında Kastamonu’ya ait olduğunu öğrenmemiz de hayli ilginçti. Algı, reklam ve lobinin ne kadar önemli olduğunu da bu vesileyle görmüş olduk.</p>

<p>Sonuç olarak; Kastamonu’yu âlâ olarak gördük ve Kastamonu âlâ ile hem damağımız hem de gönlümüz huzura erdi.</p>

<p>Ulaşımı ve engebeli arazisi ile Kastamonu’ya ulaşmak zahmetli olsa da yapılan yeni yollar ve tünellerle bir kentin kaderi de değişmektedir. Güzergahınızda olmasa da yolunuzu mutlaka bu kadim şehre düşürün, pişman olmayacağınızın garantisini verebilirim.</p>

<p>Kışın bile bu kadar güzel ise yazın nasıldır onu öğrenmek için bekle bizi Kastamonu inşallah yine geleceğim.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 07:13:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yol, Kalkınma ve Adana</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/yol-kalkinma-ve-adana-588</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/yol-kalkinma-ve-adana-588</guid>
                <description><![CDATA[Yol, Kalkınma ve Adana]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana, bu ülkeye çok şey verdi. Ancak karşılığında hak ettiğini alamadı. Adeta sanayi ve tarımda lider kent oldu. 10 üretti bir bile alamadı. Liman, doğalgaz , hızlı tren hep mahrum kaldık. Bir kısmı sonradan geldi/geliyor.&nbsp;</p>

<p>Binlerce çaresiz yoksula ev sahipliği yaptı, iş verdi, aş verdi. Doğudan, güneydoğudan, Suriyeden rekor sayıda göç aldı, bir gün bile &nbsp;şikayet yükselmedi. Hepsini kucakladı.&nbsp;</p>

<p>Artik Adana SOS veriyor. Dev fabrikalar bir bir kapandı, beyaz altın pamuk ekilmiyor, narenciye dalında kaldı...</p>

<p>Artık adımız işsizlikle, uyuşturucu ile, yeni nesil mafya ile anılıyor.&nbsp;</p>

<p>Bu, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de meselesidir. Bugün hâlâ geç değil. Yeter ki bu kez, hak ettiğini almak için sesini daha güçlü çıkarsın.</p>

<p>Karataş'ta 2 farklı, inovatif Projemiz var artık. Yıllarca ihmal ettiğimiz, bizim işimiz değil dediğimiz SERACILIK, BALIKÇILIK, KARİDES üretimi Adana'nın gelecekteki üstün yanlarından olacak inşallah.&nbsp;</p>

<p>Adananın üretim üssü Adana OSB 450 fabrikasıyla kentin gururu. &nbsp;Eğer nitelikli sanayi parselleri üretilebilseydi OSB bir o kadar daha büyüyebilirdi.</p>

<p>Bu kentin son iki sanayi odası başkanı parsel bulamadığı için, Tarsus-Mersin OSB de yatırım yapmak zorunda kaldı...</p>

<p>Şimdi çok önemli olan sadece 2 sorunumuzu huzurlarınıza taşıyacağım:</p>

<p>Pozantı-Ceyhan arası otoyol İnşaatı kısa sürede başlatılmalıdır.<br />
&nbsp;<br />
Adana Hacı Sabancı OSB de çalışan 40 binin üzerindeki işçiyi taşıyan &nbsp;servisler, özel araç sahipleri ve diğer ilçe ve kentlere giden araçlar sabah-akşam otoyolda büyük çile çekiyorlar. Otoyol adeta kilitleniyor.</p>

<p>Pizantı'ya ulaşan &nbsp;ve Ceyhan'dan öteye gidecek araçlar için bu yeni proje, &nbsp;hem yolu &nbsp;40 km daha kısaltacak hem de otoyol trafiğini daha rahatlatacaktır.</p>

<p>Adananın siyasi temsilcileri, STK &nbsp;lar ve medyamız bu konuyu sürekli gündemde tutmalıyız.</p>

<p>İkinci çok önemli yol önerisi :&nbsp;</p>

<p>Karataş'ta yapımına başlanan SERA ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ ile SU ÜRÜNLERİ OSB, toplamda 8 bin çalışanı ve zamanla yüzlerce işletmecisiyle Adana ekonomisine ciddi katkılar sunacaktır. Burada üretilecek ürünlerin %75 i ihraç edilecek. Bu ürünlerin kısa sürede, soğutuculu büyük nakliye uçaklarıyla Avrupa'daki, Rusya'ya ve diğer ülkelere ulaştırılması gereklidir.</p>

<p>Bunun için KARATAŞ-ÇUKUROVA HAVALİMANI bağlantı yolunun derhal yapımına başlanmalıdır.&nbsp;</p>

<p>Karataş'taki OSB lerdeki işlenmiş, işlenmemiş ürünlerin yeni yoldan çok kısa sürede, &nbsp;sadece 42 km lik bir yolla direk havalimanına &nbsp;ulaştırılabilir. &nbsp;Bu sayede kamyonlar, TIRLAR Adana şehir içi trafiğine takılmadan, 90 km yol yapmadan, bu yolun yarısı kadar, üstelik trafik sıkışıklığı yaşamadan yüklerini yeni &nbsp;havalimanına ulaştırabilrler.</p>

<p>Bu iki yol projesinin bir an önce hayata geçirilmesi siyasetçilerimizin, medyamızın, bürokratlarımızın, STK larımızın en önemli görevleri olmalıdır.</p>

<p>Bu ülkenin geleceği üretimdedir.</p>

<p>Üretim ve üretime hizmet eden tüm çabalar desteklenmelidir. Kalkınma ve istihdam artışı bu yolla artacaktır.<br />
Bunun istihdama, üretime, ihracata &nbsp;katkıları hem kentimize hem de ülkemize yansıyacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Dec 2025 07:31:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Körfezleşme/Lübnan\&#039;laşma Sendromu</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/korfezlesmelubnanlasma-sendromu-587</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/korfezlesmelubnanlasma-sendromu-587</guid>
                <description><![CDATA[Körfezleşme/Lübnan\'laşma Sendromu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Betonla ve ayrıcalıklı olma ile gelen çürüme veya muhafazakarların değerlerini muhafaza edemedikleri bir süreç.&nbsp;</p>

<p>Muhafazakar ailelere mensup, hatta İmam hatip kökenli parlak gençlerin bir kısmı ateist, &nbsp;bir kısmı paraşütle indikleri dev kurumlarda "birşey" olunca ; deizmi, uyuşturucuyu, gayrimeşru ilişkileri, kibri, şımarıklığı matah bir şey zannettiler.&nbsp;</p>

<p>Artık kim bunlara yaptıklarının normal olduğunu fısıldadı ise...</p>

<p>Oysa onların öğretmenleri; &nbsp;kendilerinden önceki şımarık, ahlaksız, kibir ehli, haramzadeleler "birşey olduklarını sananlar" değil tertemiz islam ahlâkı olacaktı.<br />
Olmadı...<br />
Olamadı...</p>

<p>Türkiye’nin son yıllarda yakalandığı görünmez ama derin bir hastalık var: Körfezleşme sendromu.<br />
Bu bir coğrafya meselesi değil; bir zihniyet, bir iktisat anlayışı, bir güç dili meselesi.</p>

<p>Körfezleşmeye gelince, üretmeden zengin olma hayalinin kurumsallaşmasıdır.<br />
Toprağı ekip biçmeden, sanayi kurmadan, bilim üretmeden; beton dökerek, arsa çevirerek, imar oynatarak büyüdüğünü zannetmektir.</p>

<p>İnşaat = Kalkınma Yanılgısı</p>

<p>Körfez ülkelerinin petrol gelirine dayalı, halka yayılmayan, devlete ve hanedanlara odaklanan ekonomik modeli; Türkiye’de petrolsüz ama betona dayalı bir biçimde taklit ediliyor.</p>

<p>Petrol yok, teknoloji yok, yüksek katma değerli üretim yok, egitim yeterince ise yaramıyor...<br />
Ama her yerde rezidans var, AVM var, lüks siteler var, lüks araçlardan geçilmiyor.</p>

<p>İnşaat sektörü ekonominin lokomotifi ilan edildi.<br />
Oysa bu lokomotif, rayları söke söke ilerliyor.</p>

<p>İnşaat: Üretim yaratmaz, bilgi üretmez, sürdürülebilir refah sağlamaz. Sadece rant üretir. Yapılır, biter 85 milyona katkısı/refaha ulaştırmsı sınırlıdır.</p>

<p>Ve rant, az sayıda kişiyi zenginleştirirken, toplumu fakirleştirir.</p>

<p>Rant Ekonomisinin Ahlakı Olmaz, Enflasyon doğurur, enflasyon da toplumun ahlakını bozar.&nbsp;<br />
Rant ekonomisinde emek değersizleşir, bağlantı kutsallaşır.<br />
Çalışan değil, yakın olan kazanır.<br />
Üreten değil, araziyi bilen yükselir.</p>

<p>Bu düzen: Hukuku esnetir, kurumları çürütür, liyakati tasfiye eder.</p>

<p>Körfezleşme sendromu tam da burada başlar.<br />
Devlet, hakem olmaktan çıkar; rant dağıtan bir organizatöre dönüşür.<br />
Siyaset, kamusal faydayı değil, imar planını konuşur.</p>

<p>Beton Yükselirken Toplum Çöker<br />
Yüksek binalar yükselirken:</p>

<p>Orta sınıf erir, gençler umudunu kaybeder, beyin göçü hızlanır. Kentler büyür ama şehirleşme olmaz. Rezidanslar çoğalır ama medeniyet artmaz.</p>

<p>Körfezleşmiş toplumlarda gösteriş vardır, derinlik yoktur.<br />
Işık vardır, aydınlanma yoktur.<br />
Zenginlik vitrindedir, adalet depoda kilitlidir.</p>

<p>Biz ne Lübnan olabiliriz ne de Irak ?</p>

<p>Türkiye Nereye Gidiyor?</p>

<p>Asıl soru şudur:<br />
Türkiye üreten bir ülke mi olmak istiyor,<br />
yoksa betonla ayakta durduğunu zanneden kırılgan bir ekonomi mi?</p>

<p>Körfezleşme sendromu bir kader değildir.<br />
Ama teşhis konmazsa, tedavi de mümkün değildir.</p>

<p>Çözüm:</p>

<p>İnşaatı değil üretimi merkeze almak, Rantı değil emeği, eğitimi, üretimi &nbsp;önemsemek. Betonu değil insanı büyütmektir.</p>

<p>Aksi halde bir gün uyanırız;<br />
şehirlerimiz çok pahalı,<br />
hayatlarımız çok ucuz hale gelmiştir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 15:59:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayatımın altı üstü</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/hayatimin-alti-ustu-586</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/hayatimin-alti-ustu-586</guid>
                <description><![CDATA[Hayatımın altı üstü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Alt ve üst birbirinin zıddı olmasına rağmen hiç ayrılmayan ikilem olarak hayatımızda hep yer almıştır. Bu iki kavramı hep bir arada kullanmak neredeyse yazılı olmayan bir kural gibidir.</p>

<p>Hepimiz kader ve mukadderat çerçevesinde bir hayatı aslında yaşamıyor, sadece figüranıyız. Birçok şeyi kendi cüzi irademizle yapıyormuş gibi görünsek de aslında olması gereken oluyor. Bize biçilen rolü oynamak içimize sinse de sinmese de boynumuz kıldan ince. Çünkü Yüce Allah bizim nasıl bir insan olacağımızı ezelde bildiği için ortaya çıkan süreç planın bir parçasıdır. Hemen akla şu soru gelebilir, her şey bir plan çerçevesinde ise ve bizim irademiz dışında oluyorsa biz niçin mesul oluyoruz? El cevap, Yüce Allah’ın sonsuz rahmet ve merhametine sığınarak Sıratı Müstakim yolunda alacağımız mesafeye bağlı olarak belki affeder düşüncesidir. O’na sığınarak, ram olmak bizi felaha ulaştıracaktır. Müslüman, ümit ve korku arasında olmak zorundadır!</p>

<p>İnsanoğlu yaşarken hayatının alt-üst olmasından dolayı büyük korku ve endişe yaşamaktadır. Bu belki haklı bir gerekçe gibi görünse de neyin hayır, neyin şer olduğunu bilmediğimiz için aslında çok vahim bir durum değildir. Bir kapı kapanırken başka birçok kapıların açıldığı herkesin malumudur. Fakat bu süreci yaşamak çok sıkıntılı olduğu için bu sınavı herkesin başarılı bir şekilde geçmesi de kolay değildir. Şüphe, kaygı, korku ve evham bizi farklı yollara savurabilir. İmanımız, inancımız, itikadımız ve güçlü kişiliğimiz çıkış yolunda bizim en büyük motivasyon kaynağımız olacaktır. Bunun yanında; sabır, şükür ve dua ile de bu tahkimatı güçlendirmek gerekiyor.</p>

<p>Bazen alt-üst olmak yeni bir başlangıç da olabilir. Dolayısıyla Allah’tan gelen her şeye sonsuz bir tevekkül ile teslim olmak meselenin halli yolunda önemli bir merhale olacaktır. İnsan beşerdir çoğu zaman şaştığı için neden diye sormaktan kendini kurtarması gerekiyor. Her şeyi anlamaya çalışmak çoğu zaman gereksiz ve beyhude bir çaba olacağı için, “Bunda da bir hayır vardır!” diye düşünmek aynı zamanda fıtrata da uygun olacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak; ya hayatımın altı üstünden daha iyi ve hayırlıysa o zaman ne olacak? O yüzden, &nbsp;her şerden bir hayır çıkacağı umuduyla meseleye daha geniş zaviyeden bakmak aslında tam bir Müslüman tavrı olacaktır! Sonrası mı? Allah kerimdir, mutlaka bir kapı açacaktır, daha ne olsun?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Dec 2025 10:11:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu benim hayatım...</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bu-benim-hayatim-585</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bu-benim-hayatim-585</guid>
                <description><![CDATA[Bu benim hayatım...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu doğarken de ölürken de yalnızdır. Etrafında kalabalıkların olması onu bu yalnızlıktan kurtarmaz. Bu döngü dün de öyleydi yarın da öyle olacaktır, bundan kimsenin şüphesi olmasın!</p>

<p>İnsanın sosyal bir varlık olarak asosyal olması fıtrata aykırı olduğu gibi hayatın ritmine de uygun değildir. Asosyal insanların sonu, akıl hastanesine kadar uzanan sonun başlangıcı olmaktadır. Bu benim hayatım diyerek istediğiniz kadar özgür olmadığınız herkesin malumudur. Sizin özgürlük alanınız başkalarının mahrem alanına kadardır. Netice olarak toplumu düzenleyen kurallar belli bir düzeni kurmak için vardır. Düzenin olmadığı yerde kaos ve kargaşa olacağı için huzurdan bahsetmekte mümkün değildir.</p>

<p>Hayat benim, fakat sınırsız bir tasarrufa sahip değilim. Öncelikle bedenim bana emanet dolayısıyla ona hıyanet hakkı da yine bana ait değildir. Yaradan’a en azından kul olmak gibi bir görevim var. Bu dünyaya neden ve niçin geldiğimi sorgulamak durumundayım. Yüce Allah’ın verdiği akıl ve izan çerçevesinde bunu es geçmem olası değildir. Sadece nefsime köle olarak, &nbsp;onun istekleri istikametinde bir yaşam da boşa geçmiş demektir.</p>

<p>Yine bu hayat benim, fakat bunu tamamen kendim için yaşadığım da söz konusu değildir. En az yarısını başkaları için yaşadım! Çünkü ben aynı zamanda psikolojik bir varlık olarak; korku, kaygı, endişe, evham ve başkaları ne der diye yaşadım. Attığım her adım, aldığım her karar, yaptığım her aksiyon ve de soluduğum her nefeste hep toplumun kınamasından korktum. O yüzden de ben çoğu zaman kendim olamadım. Kendim olamadan yaşadığım hayatta doğal olarak bana ait değildir. Dolayısıyla hayattan alacağım var, fakat bunu kimden ve nasıl tahsil edeceğim konusu belli değil. Bu belirsizlik ise beni strese sokarak bir kısırdöngüye hapsediyor ki buradan çıkmak için uğraşırken bir bakıyorsun ömür saati dolmuş ve sen başka bir sefere çıkmışsın.</p>

<p>Sonuç olarak; bu hayat benim fakat yarısını başkaları için yaşadım. Toplumsal hayatın norm ve standartları bunu bana âdeta dayattığı için çaresiz bir şekilde teslim oldum. Tek başıma bir çıkış yolu bulmam mümkün olmadığı için kader ve kısmet çerçevesinde boyun eğdim. Kırıp dökmeden, bencilliğin zirvesine çıkmadan, empatiyi göz ardı etmeden, merhameti de es geçmeden mümkün mertebe &nbsp;kendi hayatını yaşayanlara selam olsun. Onlar ikinci bir şansının olmadığını bilen ender ve nadir varlıklar olarak Kutup Yıldızı olmaya devam edeceklerdir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:24:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kaybedilen Potansiyelin Şehri Adana: Yeniden Doğuş Mümkün</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/kaybedilen-potansiyelin-sehri-adana-yeniden-dogus-mumkun-584</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/kaybedilen-potansiyelin-sehri-adana-yeniden-dogus-mumkun-584</guid>
                <description><![CDATA[Kaybedilen Potansiyelin Şehri Adana: Yeniden Doğuş Mümkün]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Adana, yüzyılı aşkın bir süredir Türkiye’nin tarım ve sanayi üretiminde öncü kentlerinden biriydi. Ancak bugün adı yoksullukla, uyuşturucuyla ve sosyal çöküşle anılıyor. Peki, nasıl oldu da bu büyük potansiyelini kaybetti?</p>

<p>Asıl sebepler ortada:<br />
Değişen dünyaya ayak uyduramayan üretim biçimleri, eski alışkanlıkları sürdürme ısrarı, tembellik, niteliksiz göçün baskısı ve değerli ürünleri işlemeye yanaşmayan geleneksel zihniyet.<br />
Hâlâ tekstil, plastik sanayisine ve işlenmemiş narenciye, sebze, meyve üretimine sıkışıp kalmamız bunun en açık göstergesi.</p>

<p>Yüz yılı aşkın süredir tekstil üretiyoruz; fakat bu topraklardan çıkmış dünya çapında tek bir marka yok.<br />
Narenciye üretiminde dünyada söz sahibiyiz; ama bırakın dünya markasını, Türkiye çapında bile bilinen markalarımız yok.</p>

<p>Peki bütün bunlarda toplumun, ailelerin, yatırımcıların hiç mi payı yok?</p>

<p>Her şeyi devletten beklemek ne kadar doğru?</p>

<p>Sanayi, tarım ve hayvancılıktaki değişimleri okuyamayıp çocuklarına kafe açan, büyük kentlere göçüp orada edindikleri mülklerin kirasıyla yaşamayı “başarı” sanan hemşehrilerimize de bir şey demek gerekmez mi?</p>

<p>Etiler’deki ünlü bir Adana kebapçısı şöyle demişti:<br />
“Burası her gün hemşehrilerimizle dolup taşıyor. Etiler adeta bir Adana şubesi gibi…”<br />
Bu tabloyu hiç sorgulamayacak mıyız?</p>

<p>Cumhuriyetin kuruluş yıllarında devlet tüm imkânlarını bu bölgenin sanayisine, iş insanına sunmuştu.<br />
Teşvikler, krediler, destekler…<br />
“Her mahallede bir milyoner” sloganıyla vergilerde bile özel düzenlemeler yapılmıştı. Peki neden?<br />
Bir avuç kişi boğazda yalı, yat, kat alsın, gününü gün etsin diye mi?</p>

<p>Önce iğneyi kendimize, sonra çuvaldızı başkasına batırmanın zamanı geldi.<br />
Bugün Adana’da neredeyse “Adanalı sanayici” kalmadıysa bunun sebebi sadece devlet değil; aynı zamanda vizyon eksikliği, üretimi çeşitlendirmeme ve risk almaktan kaçınma kültürüdür.</p>

<p>Ben de bu yüzden yıllardır ihmal edilen ve “Adana’da olmaz” denilen seracılık için yola çıktım.</p>

<p>Sera Organize Tarım Bölgesi projesini hayata geçirdim.<br />
Ve proje alanının 10 katı kadar yatırımcı talebi geldi. Çünkü Adana’da seracılık olağanüstü bir potansiyel taşıyordu. Serada yetişen muzlar, çiçekler ve diğer yüksek kâr getiren ürünler hem ciddi gelir sağlıyor hem de kenti yeniden cazibe merkezi hâline getirme gücüne sahip.</p>

<p>Ardından Adana’nın bir başka ihmal edilmiş alanı olan balıkçılığı ele aldım.<br />
Oysa Adana bir deniz kentiydi; fakat balıkçılık yok denecek kadar zayıftı.<br />
Bu yüzden Balıkçılık Organize Sanayi Bölgesi fikrini ortaya koydum ve o da büyük ilgi gördü.</p>

<p>Bütün mesele şu:<br />
Farklı bakmak, dünyadaki dönüşümü izlemek ve buna göre kendimizi değiştirebilmek.</p>

<p>Bugünün sanayicisi artık yüksek teknolojiye, nitelikli üretime, Ar-Ge’ye, inovasyona; kısacası insana ve bilgiye yatırım yapmalı.<br />
Bilgiye harcanan para, misliyle geri döner.<br />
O zaman yalnız birey değil, kent de, ülke de gelişir.</p>

<p>Haydi Adana…</p>

<p>Yepyeni girişimcilik alanları seni bekliyor.<br />
Doğru bakarsak, geleceğin yıldızı olma potansiyelimiz hâlâ dipdiri.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 09 Dec 2025 08:19:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir damla kan, binbir endişe</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bir-damla-kan-binbir-endise-583</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bir-damla-kan-binbir-endise-583</guid>
                <description><![CDATA[Bir damla kan, binbir endişe]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Başlık, aslında insanı değişik ve alternatif bir şekilde tanımlamaktadır. Kur’an ise insanı, “Eşref-i mahlukat” olarak görür. Yine aynı insan her türlü kötülüğü yapabilme potansiyeline de sahiptir. Onu alıkoyan ise aklı ve iradesidir. Yapabileceklerinden ziyade yapmak istediklerine engel olma muhakemesi onu çok daha üst bir seviyeye taşımaktadır.</p>

<p>Dünyada öleceğini bilen tek varlık insandır. Böyle olunca da yüzyıllardır insanoğlu ölümsüzlüğün peşinden koşmuştur. Oysaki ölümsüz olmak öngöremediğimiz birçok sıkıntıyı da beraberinde getirmektedir. Her şeyden önce bedenimiz aşınarak deforme olacağı için bir muhtaçlık söz konusudur. Muhtaçlık ise muhtaç olmayanların anlayacağı bir duygu değildir.</p>

<p>Müslüman ise aslında ölümden korkmaz, onun isteği sadece biraz daha kalabilme arzusudur. Bunun dışında “Şebi arus” olarak kabul edilen ölüm sevgiliye kavuşmadır. Yaşarken elimizde sadece niyet ve ona bağlı olarak gayretimiz vardır. İyi niyet ve gayret çerçevesinde olanlarda da olmayanlarda da bir hayır vardır. Bundan sonrası tamamen teslimiyettir. Her şeyi akışına bırakarak yol almak fıtrata en uygun davranış olacaktır.</p>

<p>İnsanlara dışarıdan bakınca çok büyük farklılıklar görmek olası değildir. Onları birbirinden farklı kılan endişeleridir. Bu endişeleri ise onlar ortaya koymadığı sürece anlamak mümkün değildir. Birçok insanın bize göre; çok komik, çok absürt, çok saçma, çok aykırı, çok sıra dışı veyahut “İncirin çekirdeğini doldurmayacak!” endişeleri vardır. Biz bunları eleştirsek de o durum onları huzursuz ederek yaşam kalitesine çok büyük darbe vurmaktadır. Onları bu endişeleri yüzünden yargılamak ve ayıplamak yaraya tuz basmakla eş değer olmaktadır. Bunu bildikleri için de birçok insan yine içinde yaşadığı bu endişeleri kimse ile paylaşmak istemez. Çoğu zaman bunu bir sır olarak saklayarak ta mezara kadar götürür.</p>

<p>O yüzden insanların saçma ya da değil endişelerine saygı duymak ve mümkünse yardımcı olmak elzemdir. Bunu yaparken de meselenin hassasiyeti göz önüne alınarak mahremiyeti de muhafaza etmek yine çok insani bir davranış olacaktır. İfşa etmeden, büyük bir samimiyet ve ciddiyetle karşı tarafı da rencide etmeden yaraya merhem olmak gerekir.</p>

<p>Sonuç olarak; insan bir damla &nbsp;kan ve çokça endişeleri olan hassas bir varlıktır. Yüce Allah’ın halife olarak gönderdiği bu canı incitmeye kimsenin hakkı yoktur. Aksi takdirde Hakkı incitmiş oluruz ki bunun hesabı çok çetindir. Anlamak ve yardımcı olmak hepsi bu kadar, çok mu zor? Biyoloji ile psikoloji arasında sıkışan insan ancak merhamet huzur bulacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 08:26:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hukuk Vicdandır</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/hukuk-vicdandir-582</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/hukuk-vicdandir-582</guid>
                <description><![CDATA[Hukuk Vicdandır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir toplumun dirildiği ya da çürüdüğü yer: Adalet terazisi</p>

<p>Toplumların kaderi, çoğu zaman büyük savaşlarla, ekonomilerle veya teknolojik atılımlarla değil; en sessiz anlarda verilen adalet kararlarıyla şekillenir. Çünkü hukuk sadece maddeler, maddeler de sadece kelimeler değildir. Hukuk, insanın vicdanıdır; toplumun ortak ahlak kodudur, nefesidir, suyudur.</p>

<p>İslam tarihinde adaletin cazibesi<br />
İslam dünyasının en parlak dönemlerine baktığımızda, o dönemlerin yalnızca ekonomik ya da askerî güçle değil, hukuk ve adalet anlayışıyla yükseldiğini görürüz.</p>

<p>Mesela Abbasi döneminde görev yapan bir kadının, halifenin oğlu ile sıradan bir tüccar arasındaki davada halifenin oğlunu haksız bularak cezalandırması, tarih kitaplarında sadece bir hukuk örneği olarak değil, bir medeniyet göstergesi olarak geçer. Bu tür hadiseler, Müslüman olmayan toplumlarda hayranlık uyandırmış, binlerce kişinin “Güçlüye karşı bile adalet var” diyerek İslam’a ilgi duymasına yol açmıştır.</p>

<p>Çünkü adaletin tebliğe ihtiyacı yoktur; kendisi tebliğdir.</p>

<p>Gücü eline alanın unuttuğu ilke<br />
Tarih boyunca iktidara gelen nice kişi ve yapı, gücü ele geçirince hukuku bir “engel” gibi görmüş, vicdanı askıya almıştır.</p>

<p>Buna en çarpıcı örneklerden biri, Orta Asya’da bir Türk beyinin kendi aşiretinden birini kayırmak için verdiği kararın ardından çıkan huzursuzluktur. Halk, “Adalet zeminse, kayırma bataktır” diyerek ona yüz çevirmiş, kısa sürede gücünü kaybetmesine yol açmıştır.</p>

<p>Bugün de benzer örnekler görmek için uzaklara gitmeye gerek yok. Hangi ülkede adalet zedelenirse, yatırım kaçar, üretim durur, beyin göçü artar, toplumun ortak sesi kısılır. Çünkü kimse öngörülemeyen bir düzen içinde kalmak istemez.</p>

<p>Adaletin olmadığı yer: kupkuru toprak<br />
Ekonomiden eğitime, aile yapısından bilimsel araştırmalara kadar her kavramın ortak bir bağımlılığı vardır: güven. Ve güvenin temel kaynağı adalettir.</p>

<p>Bir ekonomist şöyle demişti:<br />
“Para hızla kaçar; adalet yavaş yürür. Ama para her zaman adaletin yürüdüğü yere geri döner.”</p>

<p>Nitekim dünyanın farklı ülkelerinde yapılan araştırmalar, hukukun üstünlüğünün yüksek olduğu yerlerde:</p>

<p>●Yabancı yatırımın arttığını,</p>

<p>●Üretimin çeşitlendiğini,</p>

<p>●Enflasyonun düşme eğiliminde olduğunu,</p>

<p>üniversitelerin daha özgür ve üretken olduğunu,</p>

<p>aile kurumunun daha sağlam olduğunu gösteriyor.</p>

<p>Kupkuru bir toprağa nasıl su gerekirse, topluma da adalet gerekir. Adalet olmadığında en verimli tohumlar bile filizlenemez.</p>

<p>Medya ve üniversite özgürlüğü neden adalete bağlıdır?<br />
Bir gazeteci düşünün: Eleştirel bir haber yazdığında başına ne geleceğini bilmiyorsa, toplum gerçekleri öğrenemez.<br />
Bir bilim insanını düşünün: Yaptığı araştırma siyasete veya güçlü bir yapıya dokunuyorsa ve bu yüzden baskı görme ihtimali varsa, bilim gelişemez.</p>

<p>İşte bu yüzden adalet, sadece mahkeme duvarlarında değil; mikroskopların altında, matbaa makinelerinde, fabrikalarda, sınıflarda, evlerde gerekir.</p>

<p>Adaletin olduğu yer: nefes alan toplum<br />
Bir ülkede hâkim, bir davada taraflardan biri güçlü diye tereddüt etmiyorsa; savcı, siyasal baskı hissetmiyorsa; vatandaş, “Hakkım yenir mi?” kaygısıyla yaşamıyorsa…<br />
İşte o toplum nefes alıyor demektir.</p>

<p>İngiliz hukukçu Lord Denning’in söylediği gibi:<br />
“Adaletin olmadığı yerde özgürlük değil, sadece sessizlik vardır.”</p>

<p>Sessizlik ise barış değildir; korkunun sesidir.</p>

<p>Hukuk vicdandır; vicdanı kaybeden toplum geleceğini kaybeder<br />
Bugün de yarın da değişmeyecek tek gerçek var:</p>

<p>Hukuk yaşamın hava ve su gibidir. Onu kaybeden toplum, nefessiz kalır, kurur. Onu yaşatan toplum ise kök salar, büyür, yükselir.</p>

<p>Adalet, bir ideoloji değil; bir ihtiyaçtır.<br />
Bir tercih değil; bir varoluş meselesidir.</p>

<p>Ve her çağın sonunda fark edilmiştir:<br />
En güçlü olanlar değil, adaletli olanlar kalıcıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Nov 2025 11:32:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir harf uğruna...</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bir-harf-ugruna-581</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bir-harf-ugruna-581</guid>
                <description><![CDATA[Bir harf uğruna...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Takvim yapraklarında neredeyse boş bir gün yok gibi. Ticari kaygılar, popüler kültür, gelenek, töre ve taklit derken insanlar ister istemez bu akıma kapılıyor. Herhangi bir özel günü kutlamadığınızda toplum baskısı ile birlikte linç yemeniz içten bile değildir.</p>

<p>24 Kasım da bu günlerden birisidir. Sadece bir güne öğretmenleri hapsetmek büyük haksızlık olmaktadır. Oysaki; eğitim, öğretim, ilim, bilim, alim ve öğretmenler ile ilgili ne çok söz söylenmiştir. İnancımızda ayet ve hadislerden tutun, filozof hatta devlet adamlarına kadar farklı duygu ve düşünceler dört bir yanımızı sarmış durumdadır.</p>

<p>Peki, bunların hepsi iyi güzel de dönüp baktığımızda öğretmenlik, günümüzün en çileli mesleği ve öğretmenler şamar oğlanı durumundadırlar.</p>

<p>Her bir aile tek çocuğunu bile idare edemezken onlarca çocuğu bir öğretmen nasıl idare edecek? Eskiden “Eti senin kemiği benim!” anlayışı ile öğretmene tam bir güven duyulurken günümüzde veliler öğretmeni yönetmektedirler. Çocuklarını âdeta fanuslarda büyüten aileler aşırı korumacı tutumları ile okul yollarında heba olmaktadırlar. Çocukları evin karşısındaki okula bile kendileri götürmekte çıkışa yetişemezler ise büyük bir travma onları bekliyor olmaktadır. Bu şekilde bir tutum ve davranış ise çocuklara iyilik değil, kişilik gelişiminin önünde büyük bir engel olmaktadır. Evet, belki zaman kötü, yaşanmış birçok olumsuzluk olabilir fakat çözüm bu mudur?</p>

<p>Birçok ülkede öğretmenlik kariyer olarak en üst basamakta iken, biz de hiçbir şey olmazsa bari öğretmen olsun algısı çok yaygındır. Böyle bir toplumda eğitimden ve öneminden bahsetmek mümkün değildir. Çocuklar âdeta yarış atı gibi okul sonrası kurslarda çocukluklarını yaşayamadan zebil olmaktadırlar.</p>

<p>Her ne kadar müfredat; eğitim ve öğretim olarak sunulsa da ortada eğitim mevcut olmayıp sadece öğretim bulunmaktadır. Bu kavramlar çoklukla karıştırılmıştır. Eğitim, eğmek kökünden gelmekte olup, bir şeye şekil vermek, bükmek, kalıcı olarak başka bir şekle dönüştürmektir. Öğretim ise herhangi bir bilginin karşı tarafa aktarılmasıdır. Şimdi bu tanım çerçevesinde okullardaki uygulanan müfredatın ne olduğuna siz karar verin! Bu yüzden öğretmenlik ideal insanların işi olup başkalarının bu işe yönelmesinin önü kesilmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak; bir harf öğrettiği için kırk yıl köle olanlardan, öğrenciye bir fiske vurduğu için öğretmen katledenlere bayağı yol kat etmiş olmak büyük mesafedir! Bir harf uğruna ya Rab ne nesiller yok oluyor. Şimdi 24 Kasım da neyin kutlamasını yapacağız?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 07:54:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Duyduk duymadık demeyin…</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/duyduk-duymadik-demeyin-580</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/duyduk-duymadik-demeyin-580</guid>
                <description><![CDATA[Duyduk duymadık demeyin…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir zamanların sanayi ve tarım üssü olan Adana, bugün sosyo-ekonomik gelişmişlik sıralamasında 22’nciliğe gerilemiş durumda.</p>

<p>Ekonomik büyüklükte hâlâ 8. sıradayız; ancak kontrolsüz göçle şişen bu kentte kişi başına düşen gelir alarm veriyor. Trafik, artan nüfusun yükünü taşımıyor. Eskiden at arabaları trafiği aksatırdı, şimdi aynı görevi motosikletler devralmış gibi.</p>

<p>Bir yağmurla kilitlenen yollar, yaz mevsimi gelir gelmez kabusa dönüşen sivrisinek istilası… “Kader” diye kabullenmemiz mi bekleniyor?</p>

<p>Sporun en tutkulu şehirlerinden biriyiz ama birinci ligde takımımız yok. Havalimanımız kentten uzağa taşındı. Otogar ise Adana’nın büyüklüğünü ve potansiyelini temsil etmekten çok uzak. Yıllarca “Türkiye’nin en büyük köyü” denilerek dalga geçilirdi; sanki bugün o unvanı hak etmek için özel çaba harcanıyor.</p>

<p>Sanayide, tarımda, sosyal yaşamda geriye giderken; uyuşturucu kullanımında, mafyalaşmada ve suç oranlarında yükselişe geçmek hangi gelişmişlik göstergesine sığıyor?</p>

<p>Denize 160 kilometre kıyısı olan Adana’da hâlâ bir liman yok, sofralarımızda balığın yeri 10.ncu sırada bile yok. Denizden istifade edebilmemiz için alınan önlemler yok denecek kadar az...</p>

<p>Yüzyıldır konuşulan, sanayici ve üreticinin ısrarla talep ettiği liman, demiryolu, neden bir türlü yapılmadı?</p>

<p>Bir dönem Türkiye’nin üretim lokomotifiyken, doğalgaz gibi maliyeti yarıya indiren bir enerji kaynağına bile en geç kavuşan şehir olmayı nasıl “başardık”?</p>

<p>Büyük holdinglerin, güçlü işletmelerin Adana’yı teker teker terk etmesini izleyenler, sorumluluğu kendilerinde hiç mi görmüyor? Kentin siyasal temsilcileri, sanayicileri, tarım planlamacıları, destek vermesi gereken bakanlıklar… Hepsi bu tablonun bir parçası değil mi?</p>

<p>Adana bugün; üzerine tez yazılacak kadar büyük bir negatif başarı, ibretlik bir çöküş hikâyesi haline gelmiş durumda.</p>

<p>Ve ne yazık ki, kente hâkim olan zihniyet; festivallerle, kebap-şalgam-şırdanla, niteliksiz bir kalabalıklaşmayla ve faydadan çok zarar getiren göç dalgalarıyla “büyüme” masalı anlatmayı sürdürüyor.</p>

<p>Adana, potansiyelini değil; ihmalini, yanlış yönetimini ve kaybolan fırsatlarını büyütüyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 20 Nov 2025 17:32:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türklük Kavramı</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/turkluk-kavrami-579</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/turkluk-kavrami-579</guid>
                <description><![CDATA[Türklük Kavramı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzunca bir zamandır ne yazık ki bu topraklarda doğan ve bu toprakların ekmeğini yiyen bir takım Bedbahtların, Türklük kavramına olan alerjisi her geçen yıl dozunu artırarak devam ediyor, ancak bu hainlerin içten içe oluşturdukları kinle başlayan düşmanlıkları, Nasreddin Hoca’nın göle yoğurt çalma hadisesinden öteye gitmiyor ve gidemez.</p>

<p>Neden mi?</p>

<p>Çünkü, bu bedbahtlar dünya üzerinde konuşulan 8 bin dilin varlığından ve bu diller arasında TÜRKÇE’nin en çok konuşulan 5. dil olduğundan haberleri yoktur.</p>

<p>Dünya’da en çok konuşulan dillere şöyle bir bakalım;</p>

<p>1-Çince</p>

<p>2-İngilicze</p>

<p>3-Hintçe</p>

<p>4-İspanyolca</p>

<p>5-TÜRKÇE</p>

<p>6-Arapça</p>

<p>7-Portekizce</p>

<p>Yani 8 bin dil arasında ilk 5 içinde yer alan bir dilimiz var...</p>

<p>Böylesine bir tablo gerçeğine karşılık Türk Milleti’ni hazmedemeyenler şu gerçeğe bir bakmalılar;</p>

<p>335 Milyon nüfusa sahip olan Amerika’da hatırı sayılır 7 etnik kökende yaşayan azınlıklar var.&nbsp; ABD’nin&nbsp;nüfusunun yüzde 60'ı beyazlar, Yüzde 18,5’i Latinler, yüzde 13,5’i Hispanik/ Latinler, yüzde 12’si Zenciler, yüzde 6’sı Afroamerikalı, yüzde 1.5’i Asyalı, yüzde 0,5’i yerli ve Kızılderili, 335 Milyonluk bu ülkede resmi dili İngilizce ve etnik köken sorunu yaşanmamaktadır.</p>

<p>Yalnız Amerika değil, batılı ülkelerin&nbsp;hiçbirinde etnik sorun olmadığı gibi resmi dilleri de bellidir.</p>

<p>Bunun yanında her millet kendi milletinin fazilet ve güzel hasletlerinden bahsederek onları&nbsp;sevebilir,</p>

<p>&nbsp;İslamiyet bunu reddetmemektedir.</p>

<p>Nitekim Sahabilerden birisi Peygamberimize “Ey Allah’ın Resulü, bir kişinin kendi kavmini sevmesi ırkçılık mıdır?” diye sorduğunda Resulullah&nbsp;(ASM), “Hayır, ancak kişi kavminin zulmüne yardımcı olursa&nbsp;ırkçılık olur” demiştir.</p>

<p>Türk Milleti'nin geçmişine baktığımız zaman Türkler kimseye zulmetmemiştir, aksine zulme uğrayanlara yardım etmiştir.</p>

<p>Ortadoğu’daki siyasi gelişmelere baktığımız zaman yalnız içeride beslenen Türklük düşmanlığı değil, etrafımızda hatta batı aleminde Türk Milleti’nin izlerini silmeye çalışan sistematik bir çalışmanın olduğunu bilmeyen yoktur.</p>

<p>Türk Milleti’nin birlik ve beraberliğinin tek yolu ve garantörü ise Atatürk’ün 1923’te işaret ettiği Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin elinde olmasıdır.</p>

<p>Türk Milleti'yle ilgili Peygamber Efendimizin söylediği meydanda, asırlardır süregelen ve günümüzde de dünya üzerindeki milletlerin ve milletimizin konumu bellidir.</p>

<p>Kısaca milletimizin özelliklerinden rahatsız olanların, o rahatsızlıklarını hazmederek kendilerini tedavi etmekten başka çareleri yoktur diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 19 Nov 2025 18:57:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kralın Adamı...</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/kralin-adami-578</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/kralin-adami-578</guid>
                <description><![CDATA[Kralın Adamı...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kamyon arkası yazılarını seviyorum. En fazla iki satırla dünyaları ifade etmeleri herkesin dikkatini çekmiştir. Seyyah olmaları dolayısıyla çok geziyor olmanın feraseti ve yaşanmışlıkların imbiğinden süzülen düşünceleri sosyolojik birer füze olarak herkesin gönlünde taht kurmaktadır.</p>

<p>Son gördüğüm yazı “Adamlık” üzerine kral bir ifadeydi. Ben de bundan mülhem meseleyi biraz didikleyen bir denemeyi deneyimlemek istiyorum. Böylece insanların tefekkür ile derin düşüncelere gark olmasına katkım olursa kendimi bahtiyar addetmiş olacağım.</p>

<p>Bizde bir insanın kalibresi adamlık çerçevesinde ifade edilmektedir. Sadece bir kelimeye indirgenen bu tanımın sosyolojik açılımı şöyledir: Güç karşısında eğilmeyen, her daim hakkın ve haklının yanında duran, namerde muhtaç olmayan, sözü senet, konuşması lügat, emanete şahin, kimsesizin kimsesi ve namerde muhtaç olmayandır. Tabii bu listeyi bakış açısına göre sonsuza kadar uzatmak mümkünse de meselenin özü anlaşılmıştır diye düşünüyorum.</p>

<p>Adamlık normal zamanda anlaşılan ve ortaya çıkan bir durum değildir. Zor ve olağanüstü durumlarda ortaya konan performans bu konuda belirleyici bir referans olmaktadır. Bir insanı anlamak için de birlikte; bir iş, yolculuk ve komşuluk yapmak inancımızda da kıstas olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>İnsanlar menfaatine dokunulmadığı sürece çok fazla renk vermezler. Çıkar ve menfaat söz konusu olduğunda ona dokunmayan yılanın bin yıl yaşamasını sorun etmezler. Dolayısıyla kendileri bu durumdan zarar gördüklerinde gerçek yüzleri ortaya çıkmaktadır. Adamlık işte burada devreye girerek toplumun menfaatini kendi çıkarlarınız üstünde tutabilmektir. Bunu başaranlar maalesef günümüz materyalist çağında mumla aramakla bulunmaz cevher değerindedir.</p>

<p>Lafa gelince herkes birer kahraman iken sıkıntılı dönemlerde meydanda kimseyi görmeniz olası değildir. Düşünün bir deprem ülkesi olarak böyle bir felaket yaşandığında evlat bile babasını tanımıyor. Ortada ne ahlak, ne etik değerler, ne kutsallar, ne de insanlık kalmaktadır. Bırakın dayanışma ve yardımlaşmayı insanlar bu durumu fırsata çevirerek nemalanmanın derdine düşmektedir. Bu insan müsveddesi mahluklar maalesef içimizde yaşamaktadırlar.</p>

<p>Sonuç olarak; “Kralın adamı olmaktansa adamın kralı olmak!” çok kolay değildir. Güç ve iktidar karşısında nefsi olan her mahlukat boyun eğmektedir. Önemli olan hak ve hukuk mücadelesinde adamın kralı olabilmektir, gerisi lâfı güzaf. Trafikte seyrederken bir taraftan da gözünüz kamyonların arka yazılarında olsun, az sözle çok şey ifade edildiğine şahit olmanın ve hayat dersi almanın mutluluğunu yaşamış olursunuz, üstelik bedava daha ne olsun?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Nov 2025 08:15:13 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toplumların kaderini belirleyen sessiz güç: Yüzde iki</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/toplumlarin-kaderini-belirleyen-sessiz-guc-yuzde-iki-577</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/toplumlarin-kaderini-belirleyen-sessiz-guc-yuzde-iki-577</guid>
                <description><![CDATA[Toplumların kaderini belirleyen sessiz güç: Yüzde iki]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her toplumda, nüfusun yaklaşık yüzde ikisini oluşturan çok zeki ve üstün yetenekli bir kesim vardır. Bu insanlar, düşünce üretme hızları, analiz güçleri, yaratıcı bakış açıları ve çözüm üretebilme kapasiteleriyle bir ülkenin geleceğini belirleyebilir. Asıl soru şudur: Bu yüzde ikilik kesime nasıl davranıyoruz?</p>

<p>Cevap, maalesef çoğu zaman iç açıcı değildir.</p>

<p>Liyakat Yokken Devlet Kaybeder</p>

<p>Eğer önemli görevlere layık olanlar getirilmez, bunun yerine eş-dost-ahbap-taraftar sistemi yürütülürse devlet kaybeder; toplum kaybeder. İyi niyetli dua edenlerin yerini zamanla beddualar alır. İslam ahlakı ve evrensel etik bize açıkça şunu söyler:<br />
“Allah zerre kadar iyiliği de kötülüğü de boşa çıkarmaz.”</p>

<p>Bugün görülmeyen adaletsizlikler, yarın mutlaka karşımıza çıkar.</p>

<p>Hem görev verilen kişi huzur bulamaz, hem de torpille o görevi verenler. Çünkü hikmetli bir söz vardır:<br />
“Haksız makam, sahibine hayır değil yük getirir.”</p>

<p>Beyin Göçü: Sessiz Bir Kaybediş</p>

<p>Değer verilmeyen, keşfedilemeyen ya da bilinçli olarak dışlanan parlak beyinler, uluslararası “beyin avcıları” tarafından hızla tespit edilir. Cazip burslar, yüksek maaşlar, özgür araştırma ortamları ve güvenli yaşam koşullarıyla bu gençler ülkelerinden kolayca koparılabilir.</p>

<p>Bugün Amerika’nın Silikon Vadisi’ne baktığınızda, bilimsel buluşların önemli bir bölümünün Hindistan’dan, Çin’den, Türkiye’den giden gençler tarafından üretildiğini görürsünüz.<br />
Bu sadece bireysel bir başarı değil; kaybedilen bir ulusal hazinedir.</p>

<p>Üstelik yakın tarihimizde bunun daha acı bir örneğini yaşadık. Bazı cemaatlerin dershane ve okullarında keşfettikleri başarılı gençleri yurt dışındaki merkezlerine yönlendirdiği, bu beyinleri farklı amaçlar için kullandığı artık bilinen bir gerçek. Ülkesine hizmet etmesi gereken zihinler, başka güç odaklarının eline geçti.</p>

<p>Bilginin Çağına Girerken…</p>

<p>Dünya artık sanayi devrimi dönemlerini geride bıraktı. Yeni çağ; bilgi, yapay zekâ, biyoteknoloji ve robotik üzerine kurulu. Bu çağda yükselen ülkeler, sadece doğal kaynakları olan değil; doğru insanları doğru görevlere getirebilen ülkelerdir.</p>

<p>Eğer liyakat esas alınırsa devlet “ufukların efendisi” olur; yani geleceği yönlendiren, öncü, güçlü bir yapıya kavuşur. Gelişir, yarışta yerini alır, kalkınır.<br />
Aksi ise gerilemenin kaçınılmaz yoludur.</p>

<p>Manevi Boyut:&nbsp;</p>

<p>Bir Devletin Duası ya da Bedduası Olur mu?</p>

<p>İnsanlar, adil olan yöneticilere dualar eder.<br />
Adaletsizliğe uğrayanlar ise beddua eder.</p>

<p>Bir ülkede liyakatsizlik yaygınlaştığında:</p>

<p>Uygarlığın taşrasına düşülür,</p>

<p>Enflasyon ve ekonomik bozulma kalıcı hâl alır,</p>

<p>Yolsuzluk sıradanlaşır,</p>

<p>Yalan siyasetin dili olur,</p>

<p>Mutsuz ve umutsuz halk yığınları ortaya çıkar.</p>

<p>Toplumsal huzur, sadece ekonomik göstergelerle değil; adaletin kalitesiyle ölçülür.</p>

<p>Kayırmacılık: Küçük bir ahbaplık değil, büyük bir zulüm haline dönüşür.&nbsp;</p>

<p>Adına “nepotizm” denilen kayırmacılık; küçük bir yolsuzluk değil, büyük bir haksızlıktır. Çünkü bir kişinin hakkını çalarak başkasına verir.</p>

<p>Hak ile zulmü ayırt edemeyenler, günü kurtarabilir; fakat ülkenin geleceğini kaybeder.<br />
Ve tarihin bize gösterdiği bir hakikat vardır:<br />
Çıkar ilişkileriyle kurulan düzenler uzun yaşamaz.</p>

<p>Devlet yönetimi, emanettir. Bu emanet, sadece yakın çevreye değil, bütün millete karşı sorumluluk gerektirir.</p>

<p>Bir ülkenin kaderi, nüfusunun büyüklüğüyle değil, yetenekli insanlarına verdiği değerle belirlenir. Yüzde ikilik kesime adaletle yaklaşan ülkeler yükselir; onları kaybeden ülkeler ise yoksullaşır, yıpranır ve geriler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 14 Nov 2025 23:14:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Avrupa Birliği\&#039;ne girme maceramız</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/avrupa-birligine-girme-maceramiz-576</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/avrupa-birligine-girme-maceramiz-576</guid>
                <description><![CDATA[Avrupa Birliği\'ne girme maceramız]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupalı Olmak mı, Kendimiz kalmak mı?</p>

<p>Türkiye’nin Avrupa Birliği serüveni, aslında bir kimlik arayışının, bir yön bulma mücadelesinin hikâyesidir.</p>

<p>Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra, Türkiye 31 Temmuz 1959’da Topluluğa ortaklık başvurusunda bulundu. O gün bugündür, “Avrupalı olma” hedefi, siyasetten ekonomiye, eğitimden kültüre kadar neredeyse her alanda ülkenin yönünü belirleyen bir rehber oldu.</p>

<p>Aradan geçen 66 yılda Türkiye’ye birçok “ev ödevi” verildi. Bunların bir kısmı yerine getirildi, bir kısmı ise toplumun dokusuna uymadığı için ya eksik kaldı ya da yüzeysel bir biçimde uygulandı.<br />
Ancak sonuç değişmedi: Avrupa Birliği kapıları hep aralık kaldı, hiçbir zaman tam anlamıyla açılmadı.</p>

<p>Kültürel Uyum mu, Kimlik Kaybı mı?</p>

<p>Batılılaşma arzusu, zamanla yalnızca ekonomik veya siyasal bir hedef olmaktan çıkıp kültürel bir dönüşüm talebine dönüştü.</p>

<p>Batılı sömürgecilerin yönlendirmeleriyle, eğitim müfredatından “namus” kavramı çıkarıldı; ardından “ırz, ar, iffet, hayâ, edep, bekâret, mahremiyet, delikanlılık, şeref” gibi ahlaki değerleri taşıyan kelimeler birer birer silindi.</p>

<p>Toplumsal yapımızın harcını oluşturan bu kavramların yokluğu, başta aile kurumu olmak üzere, birçok alanda kimlik dejenerasyonuna yol açtı.</p>

<p>Bir zamanlar utanılacak olan şeyler artık normalleşti; zina yasalarla masumlaştırıldı, dizilerde ve filmlerde sıradan bir yaşam biçimi gibi sunuldu.</p>

<p>Evlenmeden birlikte yaşamak “özgürlük” adı altında teşvik edildi; otellerde evlilik cüzdanı şartı kaldırıldı.</p>

<p>Batı’ya öykünmenin bedeli ağır oldu: Biz “özgürleştiğimizi” sanarken, aslında değerlerimizi yitirdik.</p>

<p>Asıl uyum sorunu değerlerde değil, yönetimlerdeydi oysa...</p>

<p>Elbette Avrupa Birliği’nin dayattığı her şey kötü değildi.</p>

<p>Birliğin öngördüğü bazı temel reformlar —hukukun üstünlüğü, liyakat, gelir adaleti, şeffaf yönetim, üretim ve teknoloji odaklı kalkınma— ülkemiz için son derece faydalı olabilirdi.</p>

<p>Ne var ki, bu esaslı konulara hiçbir zaman yeterince sıra gelmedi.</p>

<p>Biz, hukuk sistemini bağımsızlaştırmak yerine yönetmelikleri yamadık;<br />
eğitimi bilimsel ve üretken hale getirmek yerine müfredatla oynadık;<br />
tarım, hayvancılık, Ar-Ge ve inovasyon yatırımları yapmak yerine betonarme binalar inşa ettik.</p>

<p>Sonuçta ortaya, ne tam anlamıyla Avrupa değerlerine uyum sağlayabilen ne de kendi öz kimliğini koruyabilen melez bir yapı çıktı.</p>

<p>Kendi modelimizi araştırıp, halkımızın mutluluğu ve refahı icin, ülkemizin kalkınması ve bağımsızlığı için yepyeni bir yolu bulabilirdik.&nbsp;</p>

<p>Oysa biz Avrupa Birliği yoluna hiç girmeyip kendi modelimizi geliştirebilirdik.</p>

<p>Diniyle, kültürüyle, gelenekleriyle barışık, üretim ve eğitim temelli, adaletin güçlü olduğu, kendi markalarını yaratabilen, halkı refah içinde bir Türkiye...</p>

<p>Böyle bir ülke, yalnızca kendi yurttaşları için değil, 2 milyarlık İslam dünyası için de bir umut ve örnek olabilirdi.</p>

<p>Kendine özgü değerleriyle kalkınan, ahlakı ve adaleti birlikte büyüten bir Türkiye, Batı’nın değil, insanlığın vicdanında yer bulurdu.</p>

<p>Avrupa Birliği’ne girme maceramız, bir anlamda kendi benliğimizle sınanma sürecidir.</p>

<p>Bugün geldiğimiz noktada belki de şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:</p>

<p>Avrupalı olmayı başaramadık, peki kendimiz olmayı becerebildik mi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Nov 2025 21:10:08 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Cinsliğin dayanılmaz ağırlığı</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/cinsligin-dayanilmaz-agirligi-575</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/cinsligin-dayanilmaz-agirligi-575</guid>
                <description><![CDATA[Cinsliğin dayanılmaz ağırlığı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir insandan “Cins” diye bahsedildiğinde genellikle bu yargı bir eleştiriyi de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla toplumun genel kanaat ve değerleri ile çelişen aykırı bir prototip ortaya çıkmaktadır. Çoğunluğun her zaman haklı olmayacağını göz önüne alırsak bu meseleyi sosyolojik olarak incelemek faydalı ve yararlı olacaktır.</p>

<p>Bunun yanında meseleye farklı ve ters açı ile bakacak olursak da aslında sıra dışı bir kişilikten bahsetmek yanlış olmayacaktır. Hatta bir kişi kendisi hakkında biraz da gururla “Ben cins bir insanım!” diyorsa aslında kendisinin çizgi ötesi bir karakter olduğunu beyan etmiş olmaktadır.</p>

<p>Cins insanların sayısı toplum geneline göre azınlıkta olduğu için de aslında kıymeti harbiyeleri su götürmez bir gerçektir. Bu gerçekliğe başka parametre ve açılardan bakarsak ortaya tamamen farklı neticeler çıkmaktadır. Bu şekilde karşılaştırma ve mukayese yöntemi ile meseleyi bağlamından koparmadan irdelemek daha ikna edici olacaktır.</p>

<p>Ekonomi de “Nedret Kanunu” diye bir kavram vardır. Bunun açılımı: Doğada; az, nadir, cüzi, kıt, biraz ve noksan olanın değerli olmasına hükmeden bir anlayıştır. Bu tanıma göre “altın” çok değerlidir. Bu madenin değerli olmasının tek sebebi az olmasındandır. Yoksa başka artı hiç bir özelliği mevcut değildir.</p>

<p>Eskilerin “Nevi şahsına münhasır” dedikleri insan tipinin popüler kültürde ki tanımı “Cins insan” olmaktadır. Bu insanlar öncelikle prensip sahibi ve kuralcıdır. Bakış açıları ve vizyonları çok daha geniştir. Geleceği görme feraset ve algıları çok farklı ve gelişmiştir. Dağın arkasını gördükleri için toplumun genelinden ayrışırlar ve de bu durum onları özgün yapmaktadır. Eksantrik düşünceye sahip bu insanların kafaları farklı çalıştığı için her türlü mucitlik de bunlardan çıkmaktadır. Risk almayı severler ve asla başarısızlık karşısında pes etmezler.</p>

<p>Cins insanlar her türlü ihtimal ve olasılıkları önceden gördükleri için sürekli bir huzursuzluk halleri mevcuttur. Kalpleri hiçbir zaman mutmain olmadıkları için kontrolün sürekli ellerinde olmasını isterler. Kimseye güvenmedikleri için de kendilerini yıpratmak gibi bir zaafları da onların yumuşak karnını oluşturmaktadır. Yaratılış ve fıtrat olarak bu durumdan mustarip olsalar da durumu düzeltme yolunda ortaya koydukları çaba çoğu zaman başarısız olmaktadırlar.</p>

<p>Toplum bu tür cins insanları kendi haline bıraktığı için çok fazla sorun yaşamazlar. Anlamaya çalışmak yerine önyargılı bir tutumla etiketlemek daha kolaylarına gelmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak; cinsliğin dayanılmaz ağırlığına sahip bu insanları cinslik bataklığına saplamadan zirveye taşımak topyekûn fayda açısından elzemdir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Nov 2025 08:16:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırık kalpler müzesi</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/kirik-kalpler-muzesi-574</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/kirik-kalpler-muzesi-574</guid>
                <description><![CDATA[Kırık kalpler müzesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnancımız, “Bir kalbi kırmanın, Kabe'yi yıkmak gibi olduğunu” haber vermektedir. Hatta bunun ötesinde çok büyük ikaz ve uyarı ile insanları bu işten men etmekte toplumsal fayda mülahaza edilmektedir.</p>

<p>Kalbin sağlığımız açısından da büyük önemi artık herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Diğer tüm organlar çift yaratılırken kalbin tek olmasının hikmetlerinin yanı sıra çok yaygın olan kalp krizi yüzünden de binlerce insan hayatını kaybetmektedir.</p>

<p>Kalp krizinin yanı sıra günümüzde yine pek bilinmeyen, “Kalp Kırığı Sendromu” diye bir hastalıkta mevcuttur. Bu hastalığın belirtileri kalp kriziyle benzer olup farklı semptomları olan yoğun duygusal ve fiziksel strese bağlı geçici kalp hastalığıdır.</p>

<p>Kalp kaslarının zayıflaması ile kanın pompalanmasında ortaya çıkan zaaflar olarak tarif edilmektedir. Bu hastalık genellikle; ölüm, boşanma, kötü haber, kaygı, korku, kaza, ameliyat ve bunların oluşturduğu yoğun stres sonrası ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Hasta, bütün bu korku, kaygı ve evhamlarından oluşan bir hayali müze oluşturarak sabah akşam bu müzeyi ziyaret etmektedir. Dolayısıyla her ziyaret sonrası daha büyük hayal kırıklığı ve dehşetle büyük bir stresle kalbine yüklenmeye devam etmektedir. Bu kadar büyük bir yüke dayanamayan kalp zaman içerisinde asli görevini yerine getirmekte zorlanarak teklemeye başladığında ilk teşhis kalp krizi olmaktadır.</p>

<p>Fakat yapılan tetkik ve anjiyo sonrasında damarların tıkalı olmadığı görüldüğünde bunun bir kriz değil, kırıklık olduğu hastanın da hikâyesi dinlendiği zaman ortaya çıkmaktadır. Bu hastalık ilaçla tedavi edildiği gibi tekrar görülmesi de stresten uzak durulduğunda olası değildir.</p>

<p>İnsan, psikolojik bir varlık olduğu için birçok konuda stres oluşturması normaldir. Önemli olan bu stresi yönetebilecek bir kapasite ve bilinçte olmak meselenin halli yolunda önemli katkı sağlamış olacaktır.</p>

<p>Üzülmekle hiç bir meselenin hallolmadığı gibi kendimizi yıpratarak daha büyük sorunlara yol açtığımızı çoğu zaman anlatmak mümkün olmuyor. “Elinde değil, yapamıyorum, yapım bu, yaratılış ve fıtrat!” diyerek birçok insan kendini bu işten sıyırmaya çalışsa da irade ve bilinçaltımız ile bunun üstesinden gelmek zor değildir.</p>

<p>Sağlığımızı korumak kendimizin dışında hem toplumsal hem de kamusal olarak da birçok yükü ortadan kaldırarak fayda sağlamış olacaktır. Bir yılda acil servislere iki yüz milyon insan müracaat ediyor, bunun külfetin altından kalkmak hem maddi hem de manevi olarak mümkün değildir.</p>

<p>Sonuç olarak; ne kalp kırın ne de kalbinizi kırın! Kendi hayal dünyanızda oluşturduğunuz kırık kalp müzesinden dışarı çıkarak hayata karışın! Gelecek ömrünüz geçen ömrünüzden çok daha kısa, bunun bilincinde olarak kendimize bir iyilik yaparak kalbimizi koruyalım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 12:53:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geri kalmak kader değildi</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/geri-kalmak-kader-degildi-573</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/geri-kalmak-kader-degildi-573</guid>
                <description><![CDATA[Geri kalmak kader değildi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın her yerinde ekonomik krizler, savaşlar, sömürü ve adaletsizlik var. Ancak İslam dünyasının içinde bulunduğu geri kalmışlığın, bilimden ve üretimden uzaklaşmasının kökleri çok daha derinlere, tarihsel bir yön değişikliğine dayanıyor.</p>

<p>Altın Çağ: Bilginin ve Adaletin Yükselişi</p>

<p>İslam dünyası, Peygamber Efendimiz döneminde ve hemen sonrasındaki Raşid Halifeler çağında büyük bir adalet, liyakat ve paylaşım toplumu örneği sunmuştu. Ardından 8. ila 12. yüzyıllar arasında İslam medeniyeti, sadece dinî alanda değil, bilimde, sanatta, felsefede ve ticarette de dünyanın öncüsüydü.</p>

<p>Bağdat’taki Beytü’l Hikme (Bilgelik Evi), Endülüs’teki Kurtuba Kütüphanesi, Kahire’deki El-Ezher, Semerkant’taki Uluğ Bey Rasathanesi dönemin en gelişmiş bilgi merkezleriydi. Bu dönemde İslam dünyasında siyaset adamları, âlimler, entelektüeller ve tüccarlar birbirinden bağımsız ama birbirini tamamlayan güçlerdi.</p>

<p>Bu özgürlük ortamında İbn-i Sina tıbbın, Harezmi cebirin, Biruni astronominin, Farabi felsefenin, İbn-i Heysem optiğin temellerini attı. Batı dünyası henüz karanlık çağın içinde kıvranırken, İslam coğrafyasında bilgi, üretim ve sorgulama bir yaşam biçimiydi.</p>

<p>Kırılma Noktası: Düşüncenin Zincire Vurulması</p>

<p>Ancak 12. yüzyıldan itibaren tablo değişmeye başladı. Dini otoritelerin baskın hale gelmesiyle birlikte, felsefe, mantık, sorgulama “tehlikeli” sayıldı. Gazâlî’nin “feylesoflar küfre düşer” yaklaşımı, entelektüel merakı sindirdi. Bu dönemde pek çok düşünür ya susturuldu ya da Batı’ya göç etti.<br />
İbn-i Rüşd, kendi memleketinde dışlanırken, fikirleri Avrupa’da “Averroizm” adıyla Rönesans düşüncesinin fitilini ateşledi. İbn-i Haldun’un sosyolojiye öncülük eden “Mukaddime”si, Arapça olarak yazılsa da yüzyıllar boyunca Avrupa üniversitelerinde okutuldu.</p>

<p>Batı dünyası bu dönemde tam tersine bir yol izliyordu: Rönesans ve Reform hareketleriyle kilisenin düşünsel tekeli kırıldı; matbaa ile bilgi yaygınlaştı; bilimsel yöntem gelişti; üniversiteler yeniden yapılandırıldı. Bilgi artık kutsal metinlerin değil, gözlemin, deneyin ve aklın konusu haline geldi.</p>

<p>Matbaa ve Bilginin Kaybedilişi</p>

<p>1450’lerde Gutenberg’in matbaayı icat etmesi, Batı için bir dönüm noktasıydı. Bilgi artık birkaç din adamının değil, toplumun geniş kesimlerinin eline geçebiliyordu.</p>

<p>Oysa Osmanlı İmparatorluğu, kağıdı Batı’dan yüzyıllar önce üretmiş olmasına rağmen, matbaayı 284 yıl gecikmeyle, 1727’de İbrahim Müteferrika sayesinde kullanmaya başladı.<br />
Üstelik uzun yıllar boyunca dini eserlerin basılması yasak kaldı. Kur’an, meali ve tefsirleri el yazmasıyla çoğaltılmaya devam etti. Oysa İslam’ın ilk dönemlerinde Kur’an’ın anlamı üzerine düşünmek, yorumlamak, öğrenmek teşvik ediliyordu.</p>

<p>Aklın Susturuluşu</p>

<p>Fatih Sultan Mehmet döneminde başlayan bilimsel merak, medreselere matematik, astronomi, felsefe gibi derslerin girmesiyle bir “Osmanlı Aydınlanması”na zemin hazırlamıştı. Ancak bu çizgi Yavuz Sultan Selim döneminde değişti.<br />
Halifeliğin alınmasıyla birlikte Arabistan’dan getirilen selefi alimlerin etkisiyle akıl, sorgulama ve felsefe “bid’at” sayıldı. Eğitim sadece dini bilgilerin tekrarı haline geldi. Toplumda eleştirel düşünce, bilimsel yöntem, özgür tartışma neredeyse yok edildi.<br />
Bu durum, Osmanlı’yı fetihlerle büyüyen ama üretim ve bilgiyle güçlenemeyen bir imparatorluk haline getirdi. Zenginlik fetih ganimetlerinden, köle emeğinden ve toprak gelirlerinden sağlanıyordu; halkın eğitimi, üretimi, refahı ise ihmal edilmişti.</p>

<p>Aynı Yüzyılda Farklı Kaderler yaşmaktaydı</p>

<p>İslam dünyasında düşünce zincire vurulurken, Avrupa bilimi serbest bıraktı. İngiltere’de Newton’un fiziği, Fransa’da Descartes’ın akılcılığı, Almanya’da Kant’ın felsefesi doğdu. Bu fikirler Sanayi Devrimi’ni ve modern devletleri hazırladı.</p>

<p>Yahudi toplulukları da bu süreçte baskıdan çok, göç yoluyla varlıklarını sürdürdüler. Devletleri yoktu, ancak entelektüelleri, tüccarları, bankacıları özgürce faaliyet gösterdi. Eğitim, aile dayanışması ve bilgi aktarımı sayesinde kısa sürede dünya ticaretinde, sanatta ve bilimde söz sahibi oldular.</p>

<p>Geri Kalmak Bir Yazgı Değil, Bir Tercih</p>

<p>Bugün gelinen noktada, yüzyıllardır süren tecrübeler bize açık bir gerçeği gösteriyor:</p>

<p>" Hiçbir toplum, fikir özgürlüğü, adalet, eğitim, refah, üretim ve hukuk olmadan gelişemez.<br />
Ne altın çağlar ne de yıkımlar kaderdir; hepsi düşünsel tercihlerin sonucudur."</p>

<p>İslam dünyasının yeniden ayağa kalkması, geçmişteki bu büyük medeniyetin ruhunu yeniden canlandırmasına bağlıdır. Bu da ancak aklı yeniden yüceltmekle, alimleri, üreticileri, düşünürleri özgür bırakmakla, adaleti ve liyakati temel almakla mümkündür.</p>

<p>Çünkü tarih bir kez daha gösterdi:<br />
Geri kalmak kader değildir, düşünsel teslimiyettir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Oct 2025 15:08:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alçaklığın son perdesi</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/alcakligin-son-perdesi-572</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/alcakligin-son-perdesi-572</guid>
                <description><![CDATA[Alçaklığın son perdesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası ilişkilerde ciddiyet ve dolayısıyla güven kalmadı.</p>

<p>Amerika’nın öncülüğünde 10 ekimde yapılan ateşkes anlaşmasının hemen öncesinde ABD Başkanı Trump BBC’ye bir açıklama yaparak “Şimdi Gazze’yi yeniden inşa zamanı” demişti</p>

<p>Trump adeta dünyanın gözünün içine baka baka büyük bir şov yaparak Mısır’da düzenlediği ateşkes anlaşmasının üzerinden henüz bir ay geçmeden dün İsrail Başbakanı’nın talimatıyla,İsrail askerleri çadırlarda kalan Filistinlilerin üzerine bomba yağdırdı.</p>

<p>Ne oldu Trump?</p>

<p>Hani Gazze’yi yeniden inşa edecektin.</p>

<p>Dün, 35’i çocuk 105 kişinin öldüğü saldırıdan hemen sonra Amerika’nın büyük şeytan Trump yine bir açıklama yaparak, utanmadan sıkılmadan hayasızca İsrail’in kendini savunma hakkının olduğunu söylemekten geri kalmadı.</p>

<p>Hangi hak?</p>

<p>Sivilleri ve 3-5 yaşındaki çocukların öldürülmesi neyin hakkı oluyor Trump efendi.</p>

<p>Peki, alçaklığın son perdesini sergileyen İsrail’in bu hayasız tutumu karşısında İslam ülkeleri ne yapıyor?</p>

<p>Ne hazindir ki İslam ülkelerinin yöneticilerinden ciddi anlamda bir tepki yok.</p>

<p>Bu ülkelerin içerisinde faaliyet gösteren din adamları veya tarikatlardan da bir ses yok.</p>

<p>Gazze için kıllarını bile kıpırdatmıyorlar.</p>

<p>Ülkemize baktığımız zaman daha 3 gün önce Menzil tarikatını temsil eden 3 kardeşin mal paylaşımı sebebiyle bir birlerine düştükleri, hatta karşılıklı saldırılar&nbsp; sonucu biri ağır dört kişinin yaralandığını görüyoruz.</p>

<p>Utanç verici bir tablo.</p>

<p>Tam da burada sormak lazım,</p>

<p>Menzil tarikatının hedefi nedir?</p>

<p>İslam ahlak ve faziletini anlatmak mı?</p>

<p>Yoksa bekaları için kasalarını doldurmak mı?</p>

<p>Peygamber Efendimizden hiç mi örnek almazsınız?</p>

<p>Peygamberimizin hayatına baktığınız zaman içtimai hayatta hiçbir zaman paraya önem vermemiş, tam tersine gönüllere girerek İslam kervanının ilerlemesini akılcı politikalarla yürütmüştür.</p>

<p>Gazze’deki Müslümanlar bakın, bırakın silahı cephaneyi bir lokma ekmek ve bir yudum su bulamazken, bu beyler milyarlarına milyar katmak için mal kavgasına tutuşuyorlar.</p>

<p>Gazze’ye yardımda kampanyalarında, tarikatlardan Gazze’ye yardım yapıldığını gördünüz mü?</p>

<p>Ülkemizde tarikatlar bu haldeyken, diğer İslam ülkelerinde ne oluyor?</p>

<p>Başta Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelere baktığımız zaman, hükümetlerini&nbsp; Filistin için zorlayacak bir harekatı ne yazık ki göremiyoruz.&nbsp;</p>

<p>Anlayacağınız Filistinli kardeşlerimiz kaderleriyle baş başa bırakılmışlardır.</p>

<p>Filistin’e girmek için kapıda bekleyen binlerce tır, gıda, ilaç ve su yüküyle kapıların açıklamasını hayal ederken, İslam ülkeleri hala Trump ve Netanyahu şeytanından medet umuyor.</p>

<p>Sonuç olarak,</p>

<p>İslam ülkelerinin Filistinli kardeşlerimiz için yapacağı tek şey var, ülkelerindeki İsrail elçilerini kovarak, bu ülkeyle diplomatik ilişkileri askıya almaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Oct 2025 08:09:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İmanınızdan şüpheniz var mıdır?</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/imaninizdan-supheniz-var-midir-571</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/imaninizdan-supheniz-var-midir-571</guid>
                <description><![CDATA[İmanınızdan şüpheniz var mıdır?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İman konusuna sosyolojik açıdan bakıldığında korku ve ümit arasında bir yer olarak tarif edilmektedir.</p>

<p>Niye korku? Çünkü korkmak aynı zamanda; insanı diri tutan, tedbir almaya zorlayan ve de öz denetim sağlayan bir eylemdir. Korku aynı zamanda şüpheyi de içinde barındıran bir durumdur. Şüphe, sizi tedbir almaya ve kendinizi sürekli çek ederek kontrol altında tutmaya da yardımcı olacaktır. Bilimde dahi şüphe ile yol alınarak ilerlemek mümkündür. Şüphe olmadan yeni bir şey icat etmek ve hedefe ulaşmak mümkün değildir. İlmin yarısı merak ise diğer yarısı da şüphedir. Şüphe, bizim mükemmele ulaşma yolunda en büyük gerçeğimiz olacaktır.</p>

<p>Bunun yanında ümit de yine aynı şekilde her daim sarılacağımız bir can simidi olmak zorundadır. Her şey bir hayal ve ümitle başlamaktadır. Hayatta ümidini kaybetmiş insan aslında canlı ceset gibidir. Bizleri ayakta tutan geleceğe dair plan ve ümitlerimizdir.</p>

<p>Tekrar başlığa dönecek olursak avama, “İmanınızdan şüpheniz var mıdır?” diye soracak olursanız alacağınız cevap, “Tabii ki yok!” şeklinde olacaktır. Bu cevap derin düşünülmüş bir fikir olmayıp sadece spontane olarak ortaya konmuş refleks olmaktadır.</p>

<p>Oysaki Müslüman her daim imanından şüphe etmek zorundadır. Şüphe etmediği zaman her an yanlışa düşmesi ve hata etmesi olasıdır. Şüphe, bir inançsızlık değil tam tersine imanı tahkim etmek için ortaya konmuş bir emniyet supabıdır. Şüphe, kalbin mutmain olması için olumsuzlukların ortadan kaldırılarak huzura ermek için ince uzun bir yoldur.</p>

<p>İslâm inanç ve felsefesi Müslümanların korku ile ümit arasında bir denge kurmasını salık vermektedir. Müslüman bunu her daim duyduğu için kanıksamış fakat içselleştirememiştir. Kulağa hoş gelse de tam olarak ne demek istendiği konusunda tefekkür biz de maalesef mevcut değildir. Böyle olunca da yeni fikirler ile birlikte yeni düşünceler ortaya çıkmadığı için de bu kısırdöngüden çıkmamız da mümkün olmamaktadır. Kur’an defaten, “Hiç akıl etmez misiniz?” diye bize açık kapı bıraksa da bu kapıdan geçen Müslümanların sayısı çok fazla değildir.</p>

<p>Sonuç olarak; bir Müslüman için ahir ve akıbet çok önemlidir. Son nefeste imanını kaybeden insanlar mevcut iken bizlerin iman konusunda sürekli şüphe ile kendimizi zinde tutmamız elzemdir. İmanından mutlak emin olanlar sadece cehaletin zavallı kurbanlarıdır. Siz korku ve şüphe ile yaşayarak her daim ümitvar olmak zorundasınız, başka türlüsü de zaten akılcı değildir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Oct 2025 07:02:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yeni nesil mafya çeteleri</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/yeni-nesil-mafya-ceteleri-570</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/yeni-nesil-mafya-ceteleri-570</guid>
                <description><![CDATA[Yeni nesil mafya çeteleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Medyanın Parıltısında Karanlık Bir Kuşak</p>

<p>Bir dönem, mafya denilince akla yeraltı dünyasının karanlık figürleri, gizli hesaplar, siyah takım elbiseler ve sustalı bıçaklar gelirdi. Bugünse tablo değişti:</p>

<p>Yeni nesil mafya çeteleri artık TikTok videolarında, lüks arabalarla ve silahlı pozlarla karşımıza çıkıyor.</p>

<p>Son günlerde Türkiye’nin en önemli mafya gruplarından birinin yargılanmasıyla gündeme gelen iddianame, bu dönüşümün çarpıcı bir fotoğrafını sunuyor. Örgütün amacı açıkça şöyle ifade ediliyor:</p>

<p>“Cebir ve şiddet kullanarak halkı ve rakip suç örgütlerini sindirmek; nam yapmak; intikam almak; korkulan güç haline gelmek; silah ve uyuşturucu ticareti, haraç ve yağma yoluyla ekonomik güç elde etmek.”</p>

<p>Yani klasik mafya düzeni sürüyor, ama yöntem değişmiş durumda. Artık sokak değil, ekran hâkimiyeti önemli. Korku yerine gösteriş, sessizlik yerine popülerlik esas alınmış.</p>

<p>TikTok Mafyası: Şiddetin Şöhretle Buluşması<br />
İddianameye göre örgüt, üç farklı eylem stratejisiyle çalışıyor:</p>

<p>-Maddi durumu iyi esnaf ve iş insanlarından “haraç, koruma parası, hükümlü parası” gibi adlarla para toplamak.</p>

<p>-Hasım örgütlere karşı silahlı veya bombalı saldırılar düzenlemek.</p>

<p>-Üçüncü kişiler adına taşeron saldırılar yapmak.</p>

<p>Ancak asıl dikkat çeken kısım, örgütün sosyal medya stratejisi.<br />
TikTok ve Instagram gibi platformlarda paylaşılan videolarda, genç üyeler lüks otomobiller içinde, ellerinde silahlarla ve yığınla para göstererek “güç” imajı inşa ediyorlar.<br />
Kimi zaman bir şarkı klibinde, kimi zaman bir “story”de karşımıza çıkıyor bu yeni suç estetiği.</p>

<p>Etkin pişmanlıktan yararlanan genç bir sanığın ifadesi her şeyi özetliyor:</p>

<p>“Videolarda bizim yaşlarımızdaki kişilerin altında son model arabalar, ellerinde paralar vardı. Biz de heves ettik, mesaj attık, aralarına girmek istedik.”</p>

<p>Bu sözler, sadece bir itiraf değil, çağımızın ahlaki röntgenidir.<br />
Gençler artık “suçtan” değil, görünür olmaktan etkileniyor.<br />
Silah, para ve şöhret üçgeninde bir aidiyet arıyorlar.</p>

<p>Gençler Neden Bu Yola Giriyor?<br />
Savcılık, gençlerin örgütlere yönelişinde birkaç temel neden sıralıyor:</p>

<p>●Şiddet temalı bilgisayar oyunları ve internet dizileri,</p>

<p>●Sosyal medyada parıltılı yaşamların özendirilmesi,</p>

<p>●Uyuşturucu bağımlılığıyla kurulan zoraki bağlar,</p>

<p>●Taraftar gruplarına sızan örgüt ilişkileri,</p>

<p>●Lüks ve güce duyulan psikolojik açlık.</p>

<p>Bu tablo, bireysel tercihlerden çok toplumsal bir ihmal zincirinin sonucu.<br />
Eğitimin zayıflaması, aile bağlarının kopması, ahlaki otoritelerin örnek olamaması ve adalet sistemine duyulan güvensizlik birleşince, genç zihinler “yanlış kahramanlara” yöneliyor.</p>

<p>Köklü Sorun: Çürüme ve Rol Model Eksikliği</p>

<p>Bugün artık şu soruyu sormak zorundayız:<br />
Bu gençleri kim yetiştiriyor?<br />
Kimi örnek alıyorlar?</p>

<p>Bir toplumda peygamber örneği, onun yetiştirdiği Ehli Beyt ve sahabe dururken; adalet, merhamet, tevazu gibi değerler unutulmuşsa, gençlerin mafya romantizmine kapılması şaşırtıcı değildir.</p>

<p>Kutsal bir öğüt şöyle der:</p>

<p>“Kiminle arkadaşlık edersen, onun yoluna gidersin.”</p>

<p>Eğer ekranlarımızı suçun, şiddetin ve sahte gücün görüntüleri dolduruyorsa, gençlerimizin yönü de oraya döner. Bu durumda suçlu yalnız onlar değildir; bizim sessizliğimiz, medyanın sorumsuzluğu, eğitim sisteminin ilgisizliği ve ailelerin yorgunluğu da ortaktır.</p>

<p>Toplumsal Sorumluluk Çağrısı<br />
Anne-babalar, öğretmenler, siyasetçiler, sanatçılar, sporcular, gazeteciler…<br />
Bu tabloya kayıtsız kalamayız. Çünkü kötülük, ilgisizlikle büyür.</p>

<p>Türkiye, gençlerinin suç örgütlerinde değil; bilimin, sanatın, adaletin ve ahlakın safında yer aldığı bir geleceği hak ediyor.<br />
Gerçek güç, silahla değil vicdanla kazanılır.<br />
Unutmayalım: Silah tutan değil, hakkı tutan güçlüdür.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Oct 2025 11:32:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çengelköy çengeli</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/cengelkoy-cengeli-569</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/cengelkoy-cengeli-569</guid>
                <description><![CDATA[Çengelköy çengeli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir davet üzerine 10-14 Ekim tarihleri arasında yine yolumuz İstanbul’a düştü. Sisli, puslu ve yağmurlu bir gün olsa da bu kutlu şehir her zaman çok güzel... Hem çok büyük cazibesi var hem de büyüklüğü ve kalabalık olması insanı ürkütüyor. Ayrıca sahipleri de pek yaman! Bize de yine bir İstanbul sosyolojisini yazmak vacip oldu.</p>

<p>Biz, İzmir’den karşı aile ta Kastamonu'dan buluşmak ve de tanışmak için bir cumartesi sabahı kahvaltıda Çengelköy’de buluştuk.</p>

<p>İlk karşılaşma olduğu için iki tarafı da onura edecek bir prestij mekânında buluşmak mantıklı gözüküyordu. Dolayısıyla mekân İstanbul Boğaziçi’nde Çengelköy mevkiinde bir tarihi yalıda ki restoran olarak seçilmişti. Çengelköy deyince akla ilk olarak meşhur salatalığı geliyor. Gerçi günümüzde buralarda ne bağ ne bostan kalmadığı için sarsılmaz imajı sadece isim olarak varlığını sürdürüyor. Tam da bunları düşünerek mekâna doğru yürürken manav, değil ama derme çatma bir barakada adam salatalık satıyordu. Hırpani kılıklı adam dağa çıksa eşkıya olacak bir tipte olduğu için fiyatını merak ederek etikete gözüm takıldı, aslında sürpriz değildi. Günümüzde en büyük banknot ne ise etikette oydu. “Vay be dedim, müşteriler yalı sahibi olunca fiyatta bu şekilde çarpı altı kat oluyormuş!”</p>

<p>Her ne ise, yalıdan bozma restoranı kurumsal bir şirket işletiyor. Havalı bir girişi, bazı ürünlerin sergilenmekte olduğu bir banko hatta günlük gazeteler de yine farkındalık adına müşterilerin hizmetine sunulmuş fakat yasal zorunluluk olmasına rağmen fiyat menüsü ne girişte ne de masalarda mevcut değil! Adamlar şöyle düşünüş olabilir, “Yalıda kahvaltıya gelen adamın fiyatla işi olmaz!” Fakat biz yine de internet üzerinden fiyatlara bir göz atmıştık, böyle bir mekân için oldukça makul görünüyordu fakat kazın ayağı öyle değilmiş, onu da daha sonra yaşayarak öğrenmiş olduk.</p>

<p>Boğaziçi’nde kahvaltıya gidiyorsanız hava muhalefeti ne olursa olsun dışarıda oturmak neredeyse kanun hükmünde. Bunun bilincinde olan işletmeci de talep olması durumunda battaniye temin ediyor.</p>

<p>Gökyüzü grinin değişik tonlarında çelik gibi bir örtü ile kaplı. Güneşi öyle bir hapsetmiş ki bugün yüzünü bize göstermesi mümkün gözükmüyor. Ara sıra atıştıran yağmura rağmen bizler çadırdan &nbsp;sundurmanın altında sohbetin sıcaklığı ile ısınıyoruz.</p>

<p>Lüks sayılacak mekânda masalar mozaik kaplı ve de üstünde bunu kapatacak örtüye bile gerek duymamışlar. Herhalde şöyle düşünüyorlar, “Dünyanın en güzel sahilinde oturuyorsunuz daha ne istiyorsunuz!” Sipariş verdik, gelen malzeme ve ürünler vasat! Etrafta neredeyse adam başına bir garson düşse de hizmette aksamalar gözden kaçmıyor. Çok kalabalık bir personel gurubu olduğu için herkes birbirine bırakınca hep bir şeyler eksik.</p>

<p>Sonuç olarak; mekân, konum, lokasyon, doğa ve manzara mükemmel iken hizmet ve işletme vasat. Asıl sürpriz sonradan ortaya çıktı ki bir bardak çay ile yarım kilo çay almak mümkün. Yani birçok yerde çaylar sınırsız olarak ikram iken burada çaylar ile sizi çengele asıyorlar, siz siz olun Çengelköy’de çengele asılmayın!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 10:02:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazze doğalgazı, İbrahim anlaşmaları ve çağdaş emperyalist vampirler</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/gazze-dogalgazi-ibrahim-anlasmalari-ve-cagdas-emperyalist-vampirler-568</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/gazze-dogalgazi-ibrahim-anlasmalari-ve-cagdas-emperyalist-vampirler-568</guid>
                <description><![CDATA[Gazze doğalgazı, İbrahim anlaşmaları ve çağdaş emperyalist vampirler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kısa bir süre önce, savaşın en önemli destekçisi, silah ve maddi güç sağlayıcısı ABD Gazze'de Filistin-Israil barışını gerçekleştirdi. Gösterişli törenler eşliğinde imzalar atıldı. En kötü barış en iyi savaştan iyidir kuralı gereği sevindik ancak .....Birçok soru hâlâ cevaplarını bulamadı.</p>

<p>israil hem çok yoruldu, hem dünyadaki bütün olumlu imajını yitirdi. İsrail markaları, boykotlarla bütün dünyada &nbsp;çok kan kaybetti. Halkı tedirgin, endişeli ve korkuyor. Savaşta ölenleri, sakat kalanları, kaçarak ülkeyi terk eden milyonları ve yıkımları ne kadar gizleseler de zararın çok büyük olduğu çok açık&nbsp;</p>

<p>Aslında katliam ve kötülüklere biraz ara verdiler. Allah onları yok etmeden bu çirkinliklerden asla vazgeçmezler. Sakat ve hastalıklı din anlayışları, Allahın kitabı Tevratla ilgisi kalmamış inanç ve yaşam şekilleri onlara herseyi mübah kılıyor. İsrail ve dışarıdaki yahudi toplumunun büyük kısmı maalesef bu yanlış inançlara kalben bağlı.</p>

<p>Trump'ın hazırladığı İbrahim anlaşmalarıyla hem ekonomik hem de güvenlik açısından başlayan düzelmeler, şimdi yerini halkların derin protestoları ve nefretiyle düşmanlığa bıraktı.</p>

<p>" Abraham accord" olarak isimlendirilen ve İsrail'in , Arap dünyası ile yakınlaşmasını amaçlayan anlaşma, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'da düzenlediği resmi bir törenle 15 Eylül 2020’de imzalanmıştı.</p>

<p>İsrail, BAE ve Bahreyn arasında 5 yıl önce imzalanan ve diplomatik ilişkileri normalleştiren İbrahim Anlaşmaları, aynı yıl içerisinde genişleyerek Fas ve Sudan'a da ulaştı.<br />
&nbsp;<br />
Bu anlaşmaya imza atan ülkelere; yazılımlar, güvenlik, ekonomi, bilim ve kültür alanlarındaki büyük değişimlerden yararlanma şansı sundu. İbrahim Anlaşmalarının daha geniş bölgesel ekonomik entegrasyonu teşvik etme potansiyeli bulunuyordu.<br />
&nbsp;<br />
Bu anlasmanın bölgeye yansımaları. &nbsp;Ürdün ve Mısır’ı, İsrail ile donuk olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini yeniden canlandırmaya&nbsp;<br />
yönelmişti.</p>

<p>Bu fırsatları gören Suudi Arabistan ve Katar gibi bölge ülkeleri İsrail ile normalleşme girişimlerinde bulunmaya başlamışken 7 Ekim AKSA TUFANI başlamıştı. Aksa Tufanı terörist bir hevesle değil önemli bir devlet aklı ile planlanıp başlatılmış stratejik bir karşı duruş &nbsp;hareketidir. Şimdi gelinen bu noktada bu açıkça ortadadır.</p>

<p>Aksa Tufanının bir diğer önemli sebebi GAZZE DOGALGAZININ çalınmasıdır. Gazze'nin öz be öz hakkı olan, toprağından 32 km ötedeki, denizdeki dogalgazın Filistin'e ait olduğunu bütün dünya çok iyi bilmektedir.&nbsp;</p>

<p>Trilyon dolarlık rezervlere ABD-İNGİLTERE-İSRAİL çökmekteyken ve İbrahim Anlaşmaları yayılmaktayken,7 Ekim Aksa Tufanı başlamıştı.&nbsp;</p>

<p>Dikkatini çekerim: Abd ve İngiltere, Israil'i koruyup kollamadan önce bu dogalgaz platformlarına, en &nbsp;büyük deniz kuvvetlerini/ filolarını göndermişler ve güvenceye alarak dogalgazı çıkarıp dünyay satmaya devam etmişlerdi.</p>

<p>Şimdi 2 yıl boyunca İsrail'i bir an bile petrolsüz bırakmayan Azerbaycan başkanı Aliyev'in şirketi Socar, ödüllendirilerek Gazze doğalgaz sahasında dogalgaz çıkarma ve pazarlama işine ortak edildi. Mısır da bir ucundan, dogalgaz rantından yararlandırılmayı bekliyor...<br />
&nbsp;<br />
Israil'in, ABD öncülüğünde, Arap ülkeleriyle girdiği bu yakın temaslar, Filistin'i doğal olarak rahatsız etmişti. Bu anlaşma ve uygulamaların ana hedefinin yüksek oranda sömürü amaçlı olduğu açıktır.</p>

<p>Sonuçta ; amaçlarının bu sömürü ve zulümlere engel olarak görülen &nbsp;İran ve direniş güçlerinin, israil'e ve ortaklarına yönelik hedeflerini zayıflatmak olduğunu, ABD'li yetkililer açıklamaktan çekinmediler. Bu anlaşmanın İran karşıtı cepheyi birleştirme imkanına ilişkin soruya 'İran'a yönelik maksimum baskı politikasının sürdüğü' yanıtını vermişlerdi.</p>

<p>Bugün gelinen noktada, ana hedef olan &nbsp;İran'a karşı Suriye engeli aşılmış, Lübnan-Hizbullah tehlikesi büyük oranda zayıflatılmıştır.Bu süreçte, &nbsp;Abd ve İsrail için barışın uzun vadeli olmayacağı açıktır.&nbsp;</p>

<p>Savaş her an yeniden &nbsp;başlayabilir. Çünkü İsrail siyaseti gücünü haksız cinayetler, hırsızlık, mala çökme, topraklarını sürekli büyütme &nbsp;ve emperyalizme koşulsuz itaatten alıyor.</p>

<p>Dileriz ki başını ABD'nin çektiği emperyalist projenin İran ayağındaki savaş yeniden başlamaz. Filistin ile uyanan dünya halkları ve bilinçli islâm milleti İran'a başlatılacak savaşa asla duyarsız kalmaz. Bu defa kayıplar zannedilenden çok daha büyük olabilir. Zira karşılarında tünelden direnen gençler değil ambargolar ile zayıflatılmış bile olsa, 90 milyonluk bir ülke var.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Oct 2025 08:04:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mersin Büyükşehir Aciz mi?</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/mersin-buyuksehir-aciz-mi-567</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/mersin-buyuksehir-aciz-mi-567</guid>
                <description><![CDATA[Mersin Büyükşehir Aciz mi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Büyükşehir Belediyesinin trafikte sık sık araçlarını görüyorum,</p>

<p>Son derece şık olan o araçların üzerinde teknik bir adam olan Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’le yine çarpıcı ve dizaynı güzel bir söz var, o yazıda “O mühendis teknik bir başkan hizmet için var” diyor</p>

<p>İyi ki teknik bir başkan ve iyi ki bir mühendis, acaba Sayın Seçer teknik bir başkan olmasaydı hizmetler nasıl olurdu merak ediyorum.</p>

<p>Bakın Silifke Kapızlı’da Bakanlıklar Caddesi olarak bilinen uzun ve geniş bir yol var, bu güzergahta ikamet eden vatandaşları Büyükşehir artık canından bezdirdi.</p>

<p>Neden mi?</p>

<p>Yağmur yağdıktan sonra o geniş ve uzun cadde sular altında kalıyor.</p>

<p>Özellikle Arguvan sitesi ile Marpesa sitesi arasındaki yoldan geçmek mümkün olmuyor.</p>

<p>Mühendis kökenli olan Vahap Seçer</p>

<p>Bu görüntüler size yakışıyor mu?</p>

<p>Hangi şiarla talip oldunuz Büyükşehir belediyesine?</p>

<p>Halka hizmet için,</p>

<p>İyi güzelde hani o hizmetler?</p>

<p>Neden yol işleriniz adam gibi hizmet etme yerine bu caddede mühendislikle alakası olmayan saçma sapan bir uygulama yapmış?</p>

<p>Bu caddenin balık sırtı olması gerekirken ne yazık ki beceriksiz ileriyi geremeyen ve hesap edemeyen senin teknik adamların yağmur sularının tahliyesi için bir tek gider koymayı düşünememişler.</p>

<p>Diğer taraftan, bu caddenin uzantısında bulunan Altın Kum sitesi ile Efeskent sitesi arasındaki 300 metre uzunluğundaki yol ise yapılmadığı için tam anlamıyla bir işkenceye dönüşmüş durumda</p>

<p>Vaehap Seçer, aynı zamanda Türkiye Belediyeler Birliği Başkan Vekili olarak lütfen size bağlı ilçeleri bir gezin ve sorunları tespit ederek halkın hakkı olan hizmeti yapın, aksi tekdirde bu halk sizden bunun hesabını sorar diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 15 Oct 2025 09:03:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Musalla taşı</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/musalla-tasi-566</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/musalla-tasi-566</guid>
                <description><![CDATA[Musalla taşı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yaşam ile ölüm ve dünya ile ahiret arasındaki en önemli geçiş musalla taşında gerçekleşmektedir. Bir anlık bekleme odası olan bu platformlar dünya ile ilgili tüm plan ve düşüncelerin son bulduğu yerdir.</p>

<p>Musallaya konulan kişi etrafında cereyan etmekte olan bütün olaylara şahit olmaktadır. Sevdiklerini, dostlarını etrafında görmekte onlara dokunmak için elini uzatsa da bu mümkün olmayacaktır. Onlara seslenmek istediğinde sesinin çıkmadığına şahit olarak bu işe bir anlam veremeyecektir. Ta ki defin sonrasında kafasını kaldırmak istediği sırada merteklere çarpmasıyla ölen kişinin kendisi olduğunu anlayacaktır. Bu süreç ister birebir gerçek olsun, ister kurgu veya metafor olsun sonuçta çok da abes bir durum değildir.</p>

<p>Cenaze ve defin işlemine kadar; eşiniz, çocuklar, aile, dostlar bunun yanında malınız da sizi takip edecektir. Bunların hepsi geriye dönerken sadece amelinizle baş başa kalacağınız en büyük gerçektir. Amel ise bir kul olarak Sırat-ı Müstakim çizgisinde bir ömür sürmekle huzura kavuşacaktır. Sadece yaptığınız ibadetlerle kurtuluşa ereceğinizi sanmak ne büyük gaflettir! Günümüz Müslümanlarının en büyük açmazı bu yanılgıdır. İbadetler sadece görevlerimizdir. Bunun dışında; iyi ve faydalı insan olmak, merhametli ve adil olmak, her daim hak ve hukuk peşinde ahlâklı olmak da gerekli değil, mutlaktır. Bir Hadis-i Şerif, “İnsanların en hayırlısı en faydalı olandır!” diye referans vermektedir.</p>

<p>İnancımız, ibret için cenaze törenleri ve mezarlık ziyaretlerini tavsiye etmektedir. Tabii bunun altında bir gün yolun buralara düşecek bundan hiç bir fani muaf değildir dolayısıyla dünyaya kendini çok kaptırma mesajı yatmaktadır. İnsanoğlu sürekli geleceğe yönelik planlar yaparken ömür sayfaları da bir bir tükenmekte olsa da o bunun pek farkında değildir. Çocukların boyunu aşması, torun torbaya karışmak, saçlardan eksilen ve beyaza dönüşenler çok büyük mesaj olsa da o bunları es geçerek, “Benim ruhum genç!” diyerek kendisine toz kondurmamaktadır. Oysaki sadece albümdeki eski fotoğraflara bakmak bile yeterli olacaktır. Kendisini bu şekilde avutan insan bir bakmışsın ki musalla taşında boylu boyunca uzanmış yatıyor. Buradan geri dönüş yok, dolayısıyla keşke diye hayıflanmak fayda etmeyecektir.</p>

<p>Sonuç olarak; ölüm en büyük gerçek, musalla ise en somut yüzleşme yeridir. Musallaya konulmadan önce öyle bir hayat yaşa ki musalla senin için Şeb-i Arus sahnesi olsun. Oradan da cennet kapılarının giriş kapısı olan kabir hayatına tüm dostlarınla birlikte düğün alayı ile gir. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz de o şekilde diriltilirsiniz, meselenin özü budur, daha fazlası lâf-ı güzaf olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 07:47:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hamas -İsrail ateşkeste anlaştı</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/hamas-israil-ateskeste-anlasti-565</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/hamas-israil-ateskeste-anlasti-565</guid>
                <description><![CDATA[Hamas -İsrail ateşkeste anlaştı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ön anlaşma şu maddeleri:</p>

<p>&nbsp;-Gazze’ye yönelik savaşın sona erdirilmesi,<br />
-İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesi,<br />
-İnsani yardımların bölgeye girişinin sağlanması,<br />
-Esir takası sürecinin başlatılması.</p>

<p>Devamını zaman gösterecek.</p>

<p>İşin özünde Amerikan(evanjelik) ve Israil'in (siyonist ) sapık güvenlik ve petrol/doğalgaz sömürü &nbsp;senaryoları, planları vardı.</p>

<p>Herşey büyük ortadoğu projesiyle başladı. Önce Fas,Tunus, Sudan,<br />
Mısır, Libya, Irak, Lübnan..<br />
mahfedildi.&nbsp;<br />
Sonra sıra Suriye'ye geldi. &nbsp;Milyonlarca Müslüman katledildi, ülkeler bölündü, &nbsp;eklnomiler çöktü.<br />
Asıl hedef Türkiye ve İrandı.</p>

<p>Biz bu sürecin tam neresindeydik?</p>

<p>Son güne kadar İsrail'e, &nbsp;petrol, gıda, bilgi ve istihbarat gittiği iddiaları hep oldu. Birçok ülke çifte vataadaş olan israil'in katil askerlerini vatandaşlıktan çıkardı.&nbsp;<br />
Biz ne yaptık bu konuda?</p>

<p>Soykırımın 7.nci ayında ticaretin kesildigi açıklandı. Muhteris tuccar durur mu? Gürcistan, Azerbaycan, Bulgaristan...üzerinden ticaret hep devam etti. Hatta, Filistin'in olmayan limanına gemiler gönderildi. Bu senaryolara kimse inanmadı, sadece şüphe ve tiksinti ile karşılandı. Kimse inanmadı bu ucuz yalanlara.</p>

<p>Israil'e soykırım davasını bile Hristiyan bir ülke olan Güney Afrika Cumhuriyeti açtı. Biz 5 ay sonra müdahil olmak için başvurduk.&nbsp;<br />
Nihayetinde beklenilen bir tavır genellikle olmadı. Israil'i en sert kınamanın zerre faydasının olmadığını öğrendik.</p>

<p>SOYKIRIM SONUÇLARI&nbsp;</p>

<p>İsrail 07 Ekim 2023 - 7 Ekim 2025 tarihleri arasında Gazze'de;<br />
•⁠ &nbsp;⁠41.000 hava saldırısı düzenledi,<br />
•⁠ &nbsp;⁠9.500 defa katliam yaptı,<br />
[(700.000 insan katletti. (BM)]<br />
•⁠ &nbsp;⁠67.500 insanı öldürdü (resmî rakam)<br />
•⁠ &nbsp;⁠169.000 kişiyi yaraladı (resmî rakam)<br />
•⁠ &nbsp;⁠13.000 kişiyi alıkoydu.<br />
•⁠ &nbsp;⁠2700 aileyi tamamen katletti.<br />
Gazze'de İki Yılda: • 467 kişi açlıktan öldü.<br />
•⁠ &nbsp;⁠2450 kişilik 7 toplu mezar bulundu.<br />
•⁠ &nbsp;⁠254 gazeteci şehit edildi.<br />
•⁠ &nbsp;⁠396 gazeteci yaralandı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠75 gazeteci tutuklandı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠250 barınma merkezi imha edildi.<br />
•⁠ &nbsp;⁠150.000 Akut Malnütrisyon vakası,<br />
•⁠ &nbsp;⁠65.000 yaralı yoğun bakımlık hasta,<br />
•⁠ &nbsp;⁠15.000 kanser tedavisine muhtaç,<br />
•⁠ &nbsp;⁠6.000 ağır hasta bulunuyor.<br />
•⁠ &nbsp;⁠42.000 kişide kalıcı uzuv kaybı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠80.338 kişi Hepatit vakası bulunuyor, Netanyahu'nun emriyle İsrail ordusu; • 13.000 Gazzeliyi tutukladı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠2.000.000 insan yerinden etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠247 idarî binayı imha etyi.<br />
•⁠ &nbsp;⁠1055 okulu bombaladı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠165 okulu tamamen imha etti,<br />
•⁠ &nbsp;⁠392 okul ağır hasara uğrattı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠13.500 öğrenciyi katletti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠785.000 öğrenci eğitimden yoksun.<br />
•⁠ &nbsp;⁠830 öğretmeni şehit etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠213 akademisyeni şehit etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠1015 Cami'yi bombaladı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠835 Cami'yi imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠180 Cami'yi kısmen yıktı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠3 Kilise'yi tamamen imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠68 mezarlığı tahrip etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠2.450 cesedi çaldı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠268.000 binayı imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠153.000 evi ağır hasara uğrattı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠148.000 evi yaşanılamaz hale getirdi.<br />
•⁠ &nbsp;⁠195.000 ton patlayıcı kullandı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠85.000 ton yasaklı bomba kullandı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠270 sivil savunma erini şehit etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠165 sağlık merkezini bombaladı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠38 Hastaneyi imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠96 sağlık merkezini yıktı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠197 Ambulans'ı vurdu.<br />
•⁠ &nbsp;⁠1671 sağlık çalışanını katletti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠362 sağlık çalışanını tutukladı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠208 arkeolojik alanı imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠5.500 km'lik elektrik ağını imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠58.000 km'lik su ağını imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠87.500 km kanalizasyon ağını vurdu.<br />
•⁠ &nbsp;⁠4.835 km'lik yolu imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠298 spor/sosyal tesisi imha etti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠725 su kuyusunu tahrip etti.<br />
Silahtan İlâh devşiren ve öldürmeyi ibadete dönüştüren Yahudiler Gazze'de katliam ve soykırıma kesintisiz devam ettiler islam dünyasından kollektif bir tedbir süreci başlamadı.</p>

<p>ISRAIL; &nbsp;BU SAVAŞI, ABD-İNGİLTERE,ALMANYA, ARAP FİRAVUNLARİ DESTEĞİNE RAĞMEN &nbsp;KAZANAMADI</p>

<p>Bana gore İsrail savaşı kaybetti.</p>

<p>İsrail Gazze'de öldürülen yedi bin askerini kaybetti -&nbsp;<br />
İsrail yirmi beş bin sakat askerini ordusundan kaybetti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail 150 milyar dolar kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail Araplarla normalleşmeyi kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail Filistin davasının uyanmasını sağladı.<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail uluslararası itibarını kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail efsanevi itibarını kaybetti - İsrail dış ve ticari ilişkilerini kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail yüzlerce tank ve mühimmatını kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail Yahudilerin Netanyahu hükümetine olan güvenini kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail Gazze'yi ele geçirme planını kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail İsrail'de yıkılan binlerce evi kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail dünya halkları nezdinde prestijini kaybetti.<br />
-İsrail ve destekçisi firmalar tüm dünyada boykot edilerek ciro ve prestij kaybetti.<br />
-İsrail Batı kamuoyunun desteğini kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail iç güvenliğini ve istikrarını kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail iç cephesinin birliğini ve uyumunu kaybetti<br />
&nbsp;- İsrail generallerini ve askeri elitinin liderlerini kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail "yenilmez ordu" imajını kaybetti<br />
&nbsp;- İsrail övündüğü teknolojiyi kaybetti<br />
&nbsp;- İsrail bölgedeki caydırıcılık yeteneğini kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail bazı Arap ülkeleriyle gizli ittifaklarını kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail bölgedeki siyasi geleceğini kaybetti&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail Gazze'nin tutumu karşısında cesaretini kaybetti.<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail, halkı ve dünya nezdinde medyasının güvenilirliğini yitirdi&nbsp;<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail, gençliğinin tüm bir neslini boşuna bir savaşta kaybetti<br />
&nbsp;- İsrail, uluslararası toplumun sabrını yitirdi.<br />
•⁠ &nbsp;⁠İsrail, insanlığından geriye kalanları da yitirdi, 1 milyon vatandaşı ülkeyi terk etti.&nbsp;</p>

<p>Israil halkı dünyada özgürce yürüyemiyorlar bile. Olağanüstü imaj kaybı devam ediyor ...&nbsp;<br />
ve inşallah her şeylerini kaybedecekler..!</p>

<p>İsrail'e zerre kadar güvenmiyorum.</p>

<p>&nbsp;İsrail, en kısa zamanda yeniden saldırabilir.Ancak yine de barış güzel. Gazze'de barış sevinçle karşılandı. Gazzeli yorgun, bitkin ve perişan durumda.<br />
Kimse barışı küçümsemesin. En kötü barış en iyi savaştan iyidir. Bu soykırım sürecinde halklar çok iyi bir dayanışma gösterirken devletler çoğunlukla sınıfta kaldı.&nbsp;<br />
En büyük kazanım bütün dunya Filistin'i gerçek anlamda tanımış oldu.Yahudilerin mazlum toplum safsatası çöktü. Zalim ve katil payesine evrildiler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Oct 2025 11:02:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsrail\&#039;i gözde büyütmemek gerek</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/israili-gozde-buyutmemek-gerek-564</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/israili-gozde-buyutmemek-gerek-564</guid>
                <description><![CDATA[İsrail\'i gözde büyütmemek gerek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aslında bir intikam ve hedef topluluğu denebilir onlara. Bulundukları her ortamda rahatsızlık veren, fitne ve kötülük kaynağı olmaları en önemli ortak noktaları.</p>

<p>Bundan dolayı oradan oraya sürülüp, kovulmuşlar, bedeller ödemişlerdir. &nbsp;Bu çirkinliklerin &nbsp;sebebi de kendilerinin diğer insanlardan üstün olarak "özel" yaratıldıklarına inanmış olmalarıydı.&nbsp;</p>

<p>Aslında ezilmiş, &nbsp;köle bir toplum olarak yaşadılar firavunun ülkesinde. Allah, Hz Musa yı As peygamber olarak gönderip, onları özgürleştirip, yurt sahibi yapmıştı. Ama dur durak bilmeden dinlerini yanlış yorumlamaya, insanlara kötü niyetlerle yaklaşmaya devam ettiler. Finans sektörüyle faizi ve sömürüyü, iş ve yönetim dünyasına, iletişim, sinema ve sosyal medya ile kötü ahlaķı toplumlara, tohumlar ve ilaçlarla hastalıkları yaydılar. İnsanın yaratılış kodlarıyla oynamaya başladılar. Erkek, kadın, aile, bitki, hayvan, toplum ...yapılar bozuldu sayelerinde.</p>

<p>Dünyanın her yerinden süper zeka olanları kötü niyetli cemaatler, stk lar, beyin avcıları marifetiyle tespit edip, destekleyip, yüksek burslar verip, kendilerine yakın okullarda okututtar. Sonra bunları bol maaşlarla kendi kuruluşlarına bağlayıp projelerinde kullandılar. Bu sayede; markalar, yazılımlar, silahlar, iletişim ve sosyal medya platformları, tohumlar, gübreler, ilaçlar, hastalıklar, virüsler üreterek dunya çapında güce sahip oldular.</p>

<p>Önemli basın-yayın, sinema, ilaç, aşı, kozmetik, temizlik üretimleri, &nbsp;düşünce kuruluşları, güçlü siyasi lobiler oluşturdular. Bunları emperyalist amaçlarla insanlığın aleyhine kullandılar.&nbsp;</p>

<p>Israil'in hiçbir insani kırmızı çizgisi, ilkesi yoktur. Hedefe gitmek için her şeyi mübah gören, insanlık tarihinin gördüğü en tehlikeli topluluk olarak soykırım, yıkım, hırsızlık...zulüm organizasyonu olarak inatla yollarına devam ediyorlar.</p>

<p>İSRAİL'İN ŞIMARIKLIK SEBEPLERİ</p>

<p>-ABD’nin sınırsız siyasi, askeri ve ekonomik desteği</p>

<p>-Batı dünyasının tarihsel suçluluk duygusu (özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra)</p>

<p>-BM’de ve uluslararası kurumlarda koruyucu tavır</p>

<p>-Avrupa’nın sessizliği ve ikiyüzlü politikaları</p>

<p>-Bölgedeki bazı Arap ve halkı Müslüman ülkelerin yöneticilerinin &nbsp;çıkar ilişkileri ve utanılacak gizli kayıtları .</p>

<p>Kısacası, İsrail’i şımartan şey; Batı’nın himayesi, Arapların bölünmüşlüğü ve uluslararası sistemin çifte standardı oldu.</p>

<p>Bu çete ile nasıl barış yapılabilir?</p>

<p>Reuters, Hamas’tan bir kaynağa dayandırarak şu açıklamayı aktardı:<br />
“Hamas, İsrail işgali tamamen sona ermeden ve bağımsız bir Filistin devleti kurulmadan silah bırakmayacaktır.”</p>

<p>Bugün zorlamalar ile barış olsa da &nbsp;israil'in güvenliği konusunda potansiyeli olan hiçbir ülke, hiçbir topluluk güvende değildir. Aslında çözüm yukarıda sayılan desteklerin kesilmesidir. İsrail vazgeçilmez değildir. Ne kültürleri, ne tarihleri insanlığa örneklik edecek bir görüntü vermez. Sadece son dönemlerdeki, çoğu başkaları üzerinden kotarılmış üretim ve yazılım başarıları vardır.</p>

<p>Güçlerini islam milletlerinin yanlış eller tarafından yönetilmesi ve batı medeniyetinin iki yüzlülüğüden alıyorlar.</p>

<p>57 halkı Müslüman ülkenin çok değil, 5 tanesi hakkın, adaletin, eğitimin, liyakatin, üretimin değerini anlayıp gerçek islâmı yaşasa, ne israil in şımarıklığı kalır ne emperyalist ülkelerin sömürüsü...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 07:54:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilinç ve bilinçaltı</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bilinc-ve-bilincalti-563</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bilinc-ve-bilincalti-563</guid>
                <description><![CDATA[Bilinç ve bilinçaltı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Okuduğum kitaplardan istifade ettiğim doğrudur. Dolayısıyla zaman zaman bunların toplumsal faydasına olan inancımdan mütevellit sizlere de aktarmak istiyorum. Son okuduğum kitap, “Bilinçaltı” konusunda bilimsel bir araştırmanın bir sonucuydu. Şimdi özet olarak bu bilgileri sunuyorum.</p>

<p>Yaptığımız her türlü eylem ve fiili bilincimizle yaparken, bir de karanlık odamız olan bilinçaltı var ki o her bir şeyi depolamak suretiyle biriktirmektedir.</p>

<p>Bilinçaltımız en değerli hazinemizdir, onu verimli kullanmasını öğrendiğimiz zaman bütün hayatımız değişecektir. Kendisi 24 saat süreyle kesintisiz çalışarak bizi hem bedensel hem de ruhsal olarak iyileştirmektedir. Özellikle yatmadan önce, gevşemiş ve rahatlamış olarak inanarak yapacağımız telkinler neticesinde bize inanılmaz yardımcı olacağından emin olabilirsiniz.</p>

<p>Mesela, bir hastalığınız var bilinçaltına; “Benim, tüm organ ve uzuvlarımı mükemmel yaratan Yüce Allah’ım ortaya çıkan bu bozulmayı ancak sen tamir edersin!” diyerek mesaj gönderdiğinizde durumunuzda çok büyük iyileşme olacağına şaşıracaksınız. Hatta bu mesajı ilettikten sonra, “Lütfen, lütfen, lütfen...!” diyerek defalarca tekrar ederek uykuya dalarsanız uyandığınız da çok büyük rahatlık ve hatta bariz bir düzelme sizi şaşırtacaktır.</p>

<p>Bizzat iki olayda test ettiğim vakalarda elde ettiğim sonuç mükemmeldi. Birincisi, belim tutulmuş ve eğilip kalkarken inanılmaz şekilde canımı yakıyordu. Yatmadan daha doğrusu uyumadan önce halimi bilinçaltıma arz ettim. Zihnimde bunu tek kelimeye indirerek sürekli tekrarlayarak uykuya daldım. Sabah uyandığım da bel ağrısından eser olmadığı için rutin işlerime odaklandığım da birden aklıma geldi ki benim belim tutulmuştu derken ortaya çıkan sonuca hem hayret ettim hem de çok sevindim.</p>

<p>İkinci deneme, gündüz saat 11.30’da üzerime bir ağırlık çökerken yarım saat şekerleme yapmak istedim. Bu arada bilinçaltıma da “Beni tam saat 12.00’de uyandır!” diye telkinde bulundum. Derin ve kaliteli bir uykuya daldığım da birden gözlerimi açtım, saat tam 12.00’ı gösteriyordu, gözlerime inanamadım!</p>

<p>Tüm bu faydalarından dolayı da birçok sanatçı ve bilim adamı bilinçaltını çok iyi kullandıkları için büyük ölçüde istifade ettiklerini kendileri ifade ederek kayıtlara geçmiştir. Bilinçaltı, aynı zamanda karşı tarafa da enerji göndermek suretiyle etki ve tepkiye de sebep olduğu için bunun farkında olan insanların hayatlarını büyük ölçüde kolaylaştırdıkları da yine tecrübeyle sabittir.</p>

<p>Sonuç olarak; bilinçaltımız çok büyük bir potansiyelimiz olarak emrimize amade bir şeklide sizden talimat bekliyor. Hiç bir isteği geri çevirmediği gibi 7/24 saat görev yapması da cabası, daha ne olsun? Bir an önce bilinçaltınızla tanışmanız sizin lehinize olacaktır!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Oct 2025 07:48:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazze’de soykırımın tarihsel arka planı ve direnişin anlamı</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/gazzede-soykirimin-tarihsel-arka-plani-ve-direnisin-anlami-562</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/gazzede-soykirimin-tarihsel-arka-plani-ve-direnisin-anlami-562</guid>
                <description><![CDATA[Gazze’de soykırımın tarihsel arka planı ve direnişin anlamı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze’de yaşanan soykırım, yalnızca günümüzün bir trajedisi değildir. Bu süreç, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflaması ve İngiltere’nin Ortadoğu’ya hâkim olmasıyla başlayan, yüzyılı aşan bir tarihsel arka planın sonucudur. 1917 Balfour Deklarasyonu ile temeli atılan Siyonist yerleşim politikaları, kimlik ayrımcılığı, toprak gaspları ve hakların sistematik biçimde sınırlandırılmasıyla bugünkü noktaya ulaşmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla, Filistin sorununun kökeninde yalnızca İsrail değil, aynı zamanda sömürgeci politikalarıyla bölgeyi parçalayan İngiltere’nin tarihsel rolü de bulunmaktadır.</p>

<p>İngiliz Emperyalizmi ve Ortadoğu’daki Bölünme Politikaları</p>

<p>Dünyanın farklı coğrafyalarında süregelen sınır çatışmaları ve kimlik temelli ayrışmalar, büyük ölçüde İngiliz sömürgeciliğinin eseridir. Hindistan-Pakistan ayrılığı (Keşmir sorunu), Myanmar-Bangladeş (Arakan), Kıbrıs meselesi, Kürtlerin dört ülkeye kasıtlı biçimde dağıtılması, Suriye ve Lübnan’daki yapay sınırlar ve Afrika’daki etnik ayrımlar, hep aynı planın parçalarıdır.</p>

<p>İngilizler, bu stratejiyle yüz milyonlarca insanın boş yere hayatını kaybetmesine yol açmış, bugünün krizlerinin temelini atmıştır.</p>

<p>Arz-ı Mev‘ûd Hayali ve Çıkmazları<br />
“Arz-ı Mev‘ûd” ideali, Siyonizm’in dinî ve politik referanslarından biridir. Ancak tarihsel, demografik ve sosyo-politik koşullar bu hayalin uygulanabilir olmadığını göstermektedir. Yüz milyonlarca Müslümanın yaşadığı bir coğrafyada, yalnızca Yahudi nüfusun varlığıyla bu hedefin sürdürülemeyeceği açıktır.<br />
Bu nedenle Batı destekli göçmenler, müttefik azınlık gruplar, Evanjelik Hristiyanlar ve ücretli yerleşimciler devreye sokulmaktadır. Fakat bu, bölgeyi İsrail için bile sonsuz bir çatışma alanına dönüştürmektedir. Bu açıdan “Arz-ı Mev‘ûd”, tarihsel ve siyasal açıdan ham bir hayalden öteye gidememektedir.</p>

<p>Doğal Kaynaklar ve İfsat Politikaları<br />
Filistin’de Yahudilerin toplanması, yalnızca dinî bir idealin değil, aynı zamanda ekonomik sömürünün aracıdır. Dün bölgenin petrolü bu yolla güvenle çalınmış, bugün ise Gazze’nin doğalgazı hedef alınmaktadır. Bunun yanı sıra, İsrail ve destekçileri, İslam toplumlarının aile yapısını bozmayı, mezhep farklılıklarını derinleştirmeyi ve bölgedeki İslami uyanışın önünü kesmeyi stratejik bir hedef haline getirmiştir.</p>

<p>Direnişin Yükselişi<br />
Tüm bu baskılara rağmen, Hamas ve İslami Cihad gibi hareketlerin öncülük ettiği direniş, mezhep ayrımlarını aşan bir “tevhid ve vahdet bilinci” üretmiştir. Bu durum, ABD ve diğer emperyalist güçlerin Gazze’deki soykırımı sona erdirmek istememesinin temel nedenlerinden biridir.</p>

<p>Direniş, yalnızca askeri bir varoluş değil, aynı zamanda ahlaki bir duruştur. Gazze’deki genç mücahitler, sayı olarak az olmalarına rağmen yok edilememiş, aksine her geçen gün daha da güçlenmişlerdir.</p>

<p>Gazze’ye Destek Veren Güçler</p>

<p>Yemen:&nbsp;</p>

<p>Yoksul ve farklı mezhepten bir ülke olmasına rağmen, Gazze’ye en kararlı desteği vermiştir. İsrail ile deniz ticaretini ciddi şekilde engelleyerek somut katkılar sağlamıştır.</p>

<p>İran:&nbsp;</p>

<p>46 yıldır ağır ambargolar altında olmasına rağmen, Gazze’ye askeri, lojistik ve diplomatik destek vermiş; bu uğurda bilim insanlarını, komutanlarını ve sivillerini kaybetmiştir.</p>

<p>Lübnan Hizbullahı:&nbsp;</p>

<p>Yüzlerce şehit vermiş, lideri Hasan Nasrallah’ın şehadeti için ABD ve İsrail yüzlerce sorti yaparak 85 ton bomba kullanmıştır. Bu, direnişin sembol liderliğine duyulan korkuyu göstermektedir.</p>

<p>Uluslararası Halklar:&nbsp;</p>

<p>İspanya, Güney Afrika, Arjantin gibi devletler ve dünyanın dört bir yanındaki sivil toplum, somut ve asil tepkiler göstermiştir.</p>

<p>İslam Dünyasının Zayıf Tepkisi</p>

<p>Ne yazık ki, iki milyarlık İslam dünyası, Gazze direnişine Kur’an’a ve Peygamber’e yakışır bir tavırla destek verememiştir. İsrail ile gizli-açık ticaret yapanlar, bilgi paylaşanlar, hava sahalarını kullandıranlar hâlâ vardır. “Kınama” açıklamaları ise neredeyse etkisiz ve sembolik bir tepkiden ibaret kalmıştır.</p>

<p>Direniş ve İlahi Plan</p>

<p>Gazze direnişi, yalnızca bölgesel bir çatışma değil, aynı zamanda şeytani planlarla sömürülen Müslüman toplumların uyanışıdır. Bu uyanış, emperyalist güçler için en büyük tehlikedir.</p>

<p>Kur’an’da ifade edildiği gibi:</p>

<p>“Kâfirler seni tutuklamak, öldürmek veya sürgün etmek için plan yapıyorlardı. Onlar plan yaparlarken, Allah da plan yapıyordu. Allah, plan yapanların en hayırlısıdır.” (Enfâl, 30)</p>

<p>Sonuç olarak, Gazze direnişi, İslam dünyasının içten içe yeniden dirilişine işaret etmektedir. Emperyalist planlar ne kadar güçlü görünse de, tarihin akışı sonunda direnişin ve adaletin tarafına dönmektedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 02 Oct 2025 07:56:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Atam bilir atasını, ben bilirim ötesini</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/atam-bilir-atasini-ben-bilirim-otesini-561</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/atam-bilir-atasini-ben-bilirim-otesini-561</guid>
                <description><![CDATA[Atam bilir atasını, ben bilirim ötesini]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hiç bir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir. İnsanoğlu meselenin iç yüzüne vakıf olmadan yapacağı her yorum suizan olacaktır ki bu da büyük bir vebali olan en hafif ifadesiyle günahtır.</p>

<p>Kul hakkı ve günah sizin için bir şey ifade etmiyorsa zaten ötesini konuşmak da gereksiz olacaktır. Günümüzde dijital çağın getirmiş olduğu yozlaşma ile bütün değerler aşındığı için her doğruyu her ortamda söylemekte yine etkisiz kalmaktadır. Sözün etkisi olması için karşı tarafın da belli bir kalibrede olması şarttır. Yoksa aranızdaki farkı diğerlerinin anlaması mümkün değildir.</p>

<p>Atalarımız yaşadıkları birçok tecrübe sonrası akıl süzgecinin imbiğinden geçirerek ortaya koydukları her bir söz değerlidir. Bunlar boşuna söylenmiş sözler olmayıp, tecrübe ile tescillenmiştir. Akıl sahibi olan bizlere düşen ise bu mesajları alarak yerli yerinde kullanmaktır. Dünya döndüğü sürece söylenecek söz tabii ki bitmemiştir ve de bitmeyecektir. Bugüne kadar bütün sözler söylenmiş dolayısıyla bundan sonra yeni bir söz söylemek gereksizdir yaklaşımı yanlıştır. Derin tefekkür ve olaylara kalp gözü ile bakıldığında yeni düşünce kalıpları ortaya koymak olasıdır. Boş bir kafa ve zihin yeni bir fikir üretmeye yeterli olmayacağı için onu en iyi şekilde doldurmak elzemdir. Bunun tek ve standart yolu ise sadece okumaktır. Bir kap dolmadan onu taşması mümkün olmadığı gibi kişilerin de okumadan yeni bir düşünce ortaya koyması söz konusu değildir.</p>

<p>Günümüzde bazı siyasetçiler elde ettikleri yalan yanlış bilgileri teyit etme ihtiyacı bile duymadan halkın üzerine boca etmektedirler. Yalancının mumu yatsıya kadar bile yanmadan tekzip yediklerinde itibarlarını yerle bir etmekte beis görmüyorlar. Balık hafızalı bir millet olduğumuz için konunun kısa sürede unutacağı zannıyla hareket etmeleri sık rastladığımız durumlar olmaktadır. Oysaki söz sanatı olan siyasetin en temel argümanı güvenilirlik olmalıdır. Böyle olmayınca da karşılıklı çamur siyaseti ile alınacak mesafe mevcut değildir. Bilmek kadar doğru bilgiyi de kitlelere ulaştırmak siyasetin temel hedefi olmalıdır yoksa kalıcı olmanız ve iz bırakmanız mümkün değildir.</p>

<p>Sonuç olarak; birisi veya bir olay hakkında kesin bilgi ve belge sahibi olmadan ortaya konulan iddia sizi mat edebilir. Buna istinaden karşı taraf, “Atam bilir atasını, ben bilirim ötesini!” diyerek sizi ters köşeye yatırdığında vereceğiniz makul cevap olmayacaktır. Sözün ve bilginin kıymetini bilmek, toplumsal erdem zincirinin en önemli halkası olmaktadır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 29 Sep 2025 12:22:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İyi yetmez, mükemmele ulaşmak gerekir!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/iyi-yetmez-mukemmele-ulasmak-gerekir-560</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/iyi-yetmez-mukemmele-ulasmak-gerekir-560</guid>
                <description><![CDATA[İyi yetmez, mükemmele ulaşmak gerekir!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma hayatı ve özellikle iş dünyasında klasik olarak insanlar ve çalışanlar bir şirketin en değerli varlığı kabul edilirdi. Zaman içerisinde değişen ve dönüşen çağ ile birlikte bu kabul artık eskide kalmış gözükmektedir. Günümüzde artık en değerli varlık insanlar değil, “Doğru insanlar!” olmaktadır.</p>

<p>Bir işletmeye teknolojik yatırım yapsanız, son sistem cihazlarla donatsanız, en kalifiye elemanları da toplasanız belki iyi bir şirket olabilirsiniz fakat asla mükemmele ulaşamazsanız. Mükemmele ulaşmayan şirketlerin uzun süre ayakta kalması, kâr etmesi, gelecekte de var olması olası değildir.</p>

<p>Bunun yanında doğru insanları işe almanız durumunda bunların yetkinlikleri ve kabiliyetleri sınırlı da olsa başarıya ulaşmanız mümkündür. Çünkü kişilik, karakter ve değerlere bağlı bir insanı eğiterek ondan azami verimi almanız hayal değildir. Bunun yanında; kabiliyetli, zeki, yetenekli, kalifiye bir elemanın karakteri bozuksa ondan kısa vadede istifade etseniz de uzun vadede sizi yarı yolda bırakacağından emin olabilirsiniz.</p>

<p>İşe alım yaparken şüphelerinizin olması durumunda o insanı kesinlikle işe almayın! İşletmeyi bir otobüse benzetirsek bu tür insanları otobüsten indirmek yerine onları otobüse hiç almamak daha rasyonel bir davranış olacaktır. Otobüse aldığınız doğru insanları da uygun koltuklara yerleştirdiğiniz &nbsp;zaman artık hedefe doğru yol almakta bir mahsur olmayacaktır.</p>

<p>İş ahlakı ve iş etiği konusunda hassasiyeti olan doğru insanlar işletmeye sadakatle bağlı olarak bunun yanında büyük bir aidiyet duygusu ile hareket edeceklerdir. Şirketin kazanması durumunda kendisinin de kazanacağı duygusu ile daha büyük hedeflere koşmak için gerekli motivasyonu kendisi oluşturmuş olacaktır.</p>

<p>Yöneticiler ise mümkün olduğunca bürokrasi ve hiyerarşiyi en aza indirerek yalın yönetim ile çalışanlara destek olması elzemdir. Disiplinli insan, disiplinli düşünce ve disiplinli eylem ile de istikrarda sürekliliği sağlamak durumundadırlar. En basitinden baret renklerinin bile farklı olması durumunda bir ayrımcılık ortaya çıkacaktır ki bundan bile kaçınmak gerekir. Bazı elemanların baretlerini arabalarının arkasına koyarak sosyal sınıf ayrımcılığı yapmaları bile masum kabul edilmemelidir.</p>

<p>Sonuç olarak; kalıcı başarıya ulaşmanın yolu insandan ve de özelikle doğru insandan geçmektedir. Doğru insanları bulduğunuzda rekabette bir sıfır öne geçtiğinizden emin olabilirsiniz. İyi, mükemmelin düşmanı olduğu sürece her zeminde ve her ortamda mükemmelin peşinde koşmak sizi her daim zirvede tutacaktır. Bu durumda iyi ile yetinmek yerine hedef mükemmel olmalıdır, başka türlü başarılı olma şansınız olmayacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Sep 2025 14:15:54 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsrail’in çöküşü ve direnişin zaferi</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/israilin-cokusu-ve-direnisin-zaferi-559</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/israilin-cokusu-ve-direnisin-zaferi-559</guid>
                <description><![CDATA[İsrail’in çöküşü ve direnişin zaferi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İsrail ekonomisi ve sosyal yaşamı derin bir çöküş yaşıyor. Başta siyonizm destekçisi markalar, ABD, İngiltere, Almanya, Azerbaycan, Hindistan ve hain Arap rejimlerinin sınırsız desteğine rağmen savaşın seyri değişmedi. Batı’nın tüm askeri ve siyasi desteğine rağmen direnişin iradesi kırılamadı.</p>

<p>Bugün İsrail’de; intihar oranları ve psikiyatrik ilaç tüketimi rekor kırıyor. İsrail Sağlık Bakanlığı verilerine göre antidepresan kullanımı son on yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Halktan 1 milyondan fazlası ülkeyi terk ederek Avrupa ve Amerika’ya sığındı. Korku, endişe ve belirsizlik toplumun her kesimini sarmış durumda.</p>

<p>Neredeyse iki yıl doldu.</p>

<p>Bu süre zarfında yapılmadık zulüm, işlenmedik günah kalmadı. Tanklarıyla, uçaklarıyla, yapay zekâ destekli silah sistemleriyle Gazze’de siviller üzerinde korkunç deneyler yapıldı. İsrail’in ürettiği ve Gazze’de “sahada test ettiği” silahlar daha sonra dünya pazarına sunuldu. Su ve gıda yollarını kapatmalarıyla, sağlık, eğitim, ibadet, enerji ve iletişim altyapılarını yok etmeleriyle insanlığı yerin dibine gömdüler.</p>

<p>Ama olmadı. Direniş bitmedi, aksine güçlendi. Tarih bize gösteriyor ki işgalciler ne kadar güçlü olursa olsun, işgale karşı direniş halkların ruhunu diri tutar:</p>

<p>Vietnam Örneği: ABD, dünyanın en büyük askeri gücüne sahip olmasına rağmen Vietnam halkını yenemedi. Yıllar süren işgal, ABD’nin askeri ve siyasi itibarını zedeledi, sonunda yenilgiyi kabul etmek zorunda kaldı.</p>

<p>Cezayir Örneği: Fransız sömürgeciliği karşısında milyonlarca kayıp verilmesine rağmen Cezayir halkı boyun eğmedi ve sonunda bağımsızlığını kazandı.</p>

<p>Lübnan Örneği: 2006’da İsrail, Hizbullah’a karşı başlattığı savaşı kazanamadı. Dünyanın en modern ordularından biri karşısında halk direnişi, askeri gücün etkisiz kalabileceğini gösterdi.</p>

<p>Bugün Gazze’de yaşananlar da bu tarihsel direniş çizgisinin devamıdır. İsrail, yüksek teknolojisine, yapay zekâlı savaş makinelerine, sınırsız Batı desteğine rağmen Filistin halkının iradesini kıramadı. Çünkü zulmün karşısında direniş, sadece silahla değil, ruhla, sabırla ve inançla beslenir.</p>

<p>İsrail, tüm vahşetine rağmen direnişi yenemedi. Ne ekonomisi, ne toplumsal yapısı, ne de ahlaki zemini ayakta kalabildi. Filistin halkı, tarih boyunca olduğu gibi, bugün de “var olma” mücadelesinde kararlılığını kanıtladı. Zulüm geçici, direniş ise kalıcıdır.</p>

<p>İsrail'in sosyal ve ekonomik gerçeği:</p>

<p>●Siyonizm ve soykırımını destekleyen firmaların olağanüstü maddi desteklerine rağmen ;kamu borcu / GSYH oranı da yüksek; savaş ve güvenlik harcamaları arttıkça borçlanma baskısı ve bütçe açıkları büyüyor.</p>

<p>●Savaş, belirsizlik, altyapı hasarları, iç güvenlik durumu gibi faktörler, hem iç tüketicilerin davranışını etkiliyor (tüketim daralması, tasarruf eğilimi, üljeyi terk etme egilimi..), hem de dış yatırımcıların riski daha yüksek görmesine yol açıyor.</p>

<p>●Döviz kurları, ticaret açığı/giriş çıkış rakamlarında dalgalanmalar yaşanıyor.&nbsp;</p>

<p>●Birçok devletin Filistin'i tanıması veya tanıma yolunda olması.<br />
Yeni tanınmalar, hem Filistin’in diplomatik statüsünü uluslararası hukuk ve BM bünyesinde daha da güçlendiriyor hem de İsrail üzerinde uluslararası baskıyı artırıyor.&nbsp;</p>

<p>●İsrail kamuoyu, askeri, sivil insan ve maddi kayıpların boyutunu bilmiyor. Rehinelerin akıbetinden ve savaşın vahşet boyutlarına ulaşmasından oldukça kaygılı.</p>

<p>En önemlisi de dünyada yitirilen prestij, oluşan soykırımcı algısı yüzyıllar geçse silinemeyecek. &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 20 Sep 2025 20:16:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Enerjisa aciz kaldı</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/enerjisa-aciz-kaldi-558</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/enerjisa-aciz-kaldi-558</guid>
                <description><![CDATA[Enerjisa aciz kaldı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Elektrik, doğalgaz ve yol, insanlık için neyi ifade eder?</p>

<p>Medeniyeti, dolayısıyla konforu ifade ediyor,</p>

<p>Ancak bu hassasiyet bizim için değil, tamamen gelişmiş olan ülkeler için geçerlidir.</p>

<p>Şu zamanda elbette elektriğin olmadığı yerde konfordan ve medeniyetten bahsedemeyiz,</p>

<p>Ne var ki Ankara, Bartın, Çankırı, Karabük, Kastamonu, Kırıkkale, Zonguldak’ta AYEDAŞ ile İstanbul Anadolu Yakası’nda Toroslar EDAŞ ile Adana, Gaziantep, Kilis, Mersin, Osmaniye ve Hatay’da geniş bir alanda faaliyet gösteren ve bu yörelerin ekmeğini yiyen Enerjisa dağıtımdaki düzensizliğiyle milleti illallah ettiriyor,</p>

<p>Yazıklar olsun,</p>

<p>Neden mi?</p>

<p>Hemen neden yazıklar olsun sözlerimin sebebine açıklık getireyim.</p>

<p>Mersin ili Silifke ilçesinde daha dün ayın 15’i gecesi Susanoğlu ve&nbsp;Arkum beldesi arasında bulunan tüm sitelerde 5 kez elektrik kesildi ve elektrik sabaha karşı verilmeye başlandı.</p>

<p>Yetmedi, bugün ise saat 15.00’ten sonra yine kesilen elektrikler kaçta gelir Allah bilir.</p>

<p>Anlayacağınız beyler vatandaşa eziyet ediyor ve millet canından bıktı artık.</p>

<p>Şimdi bu beceriksiz yöneticilere bir örnek vererek sormak istiyorum,</p>

<p>Arkum beldesine bağlı Efes Kent sitesinde toplam 100 konut var ve bu insanlardan Enerjisa olarak piyasa koşullarından kilovatsaatini 2,5 kat fazladan tahsil ediyorsunuz ve adam gibi elektrik veremiyorsunuz,</p>

<p>Sık sık kesilen elektrik akımları sebebiyle vatandaşın yanan elektrikli aletleri için acaba rahat yatıyor musunuz?</p>

<p>Yazıklar olsun size...</p>

<p>Birazcık utanmanız var ise, özelleştirme öncesinde verdiğiniz sözleri tutar bir an önce yatırımları hızlandırarak kesintileri önlersiniz.</p>

<p>Ama utanacağınızı sanmıyorum ve zaten ekonomik sıkıntı içerisinde olan vatandaş sizin de umurunuzda olmasa gerek,</p>

<p>Uzan lafın kısası elektrik dağıtımını adam gibi yapamayan ve aciz kalan bu şirket karşısında, şimdi millet özelleşen değil özelleşme öncesi devletin güvencesiyle hareket eden Türkiye Elektrik Kurumunu MUMLA arıyor haberiniz olsun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Sep 2025 16:39:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vatandaş gözünden karakol baskını</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/vatandas-gozunden-karakol-baskini-557</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/vatandas-gozunden-karakol-baskini-557</guid>
                <description><![CDATA[Vatandaş gözünden karakol baskını]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Balçova Salih İşgören Polis Amirliği oturduğum mahallede olduğu için baskına ait duygu ve düşüncelerimi paylaşmak belki faydalı olacaktır diye düşünüyorum. Bugüne kadar kimsenin dile getirmediği güvenlik zaafları belki bundan sonrası için alınacak tedbirler açısından yararlı olacaktır.</p>

<p>Karakolun hemen arkasındaki camiye gitmek için günde beş kere olay mahallinden geçiyorum. Öncelikle karakolun konumuna bakmamız gerekiyor. Mahalle arasında ve işlek olmayan bir sokakta bulunması dolayısıyla büyük bir rahatlık ve rehavetin olduğunu her gün gözlemliyorum ve bu durum beni tedirgin ediyordu. Bunu vatandaş olarak ben görüyorsam art niyetli kişi ve örgütlerde bu zafiyeti mutlaka dikkate almışlardır.&nbsp;</p>

<p>Karakolun tam karşısında park var ve parkın tam orta yerinde asırlık bir ağaç siper ve sütre için çok elverişli buna karşılık karakol boydan boya sadece kafes bir tel örgü ile saldırıya karşı oldukça savunmasız! Karakolun köşesinde bir adet nöbet kulübesi bunun dışında siper alacağınız, sütre oluşturacak bir platform mevcut değil. Ayrıca dışarıda bulunan sundurmanın altında büyük bir masa etrafında oturma gurupları ile çoğu zaman kalabalık ve iç içe geçmiş bir şekilde her türlü saldırıya açık güvenlik mensupları oturmaktadırlar.</p>

<p>Saldırının parktan yapılması, saldırganın 16 yaşında olmasına rağmen kendisini park halindeki arabalara siper etmesine rağmen ilk ateşte bir polisi şehit etmesi sürpriz olmamıştır. Çünkü karakolun tüm cephesi boyunca kendinizi koruyacak veya hedef küçültecek ne bir duvar, ne beton bloklar maalesef mevcut değildir. Bu güvenlik zaaflarını her gün görerek kendi kendime inşallah bir saldırı olmaz diye düşünürken, olanlar oldu.</p>

<p>Çatışma sonrası saldırganı takip eden polislerin yine hiç bir siper almadan ve hedef küçültmeden yaptıklarına rağmen saldırganın kendisini arabalara siper etmesini de yine hep birlikte ibretle izledik. Takip eden ve şehit olan polis müdürünün de yine çok açıktan bunu yaptığı görgü şahitleri tarafından görülmüştür.</p>

<p>Sonuç olarak; belki bu saldırıyı önlemeniz mümkün olmayabilirdi. Fakat alınacak basit tedbir ve eğitimlerle bu saldırı can kaybı olmadan atlatılabilirdi. Olay sonrası parkta bulunan çit ağaçlarının sökülerek karakolun görüş alanının açılmış olması ise tam bize göre bir tedbir olmuştur. Şehitler için Yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Testi kırılmadan tedbir aldığımız gün bu tür olaylar gündemi meşgul etmeyen sadece kayıtlara geçen bir vaka olacaktır, aksi takdirde hep birlikte kahrolmaya devam edeceğiz!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Sep 2025 12:01:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Toprak yiyen çocuk ve ötesi</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/toprak-yiyen-cocuk-ve-otesi-556</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/toprak-yiyen-cocuk-ve-otesi-556</guid>
                <description><![CDATA[Toprak yiyen çocuk ve ötesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sokak röportajlarında mikrofon uzatılan bazı insanlar papağan misali hep birlikte, “Açız, aç; millet aç!” diyerek bir algının parçası olmakta sakınca görmüyorlar. Oysaki kılık kıyafet, söylem ve de eylemine bakınca bu ifadeler pek inandırıcı gelmiyor. Tamamen iflah olmaz muhalifliğin ideolojik bir uzantısı olarak kendilerini algı odalarına hapsederek başka seslere kulak tıkamaktadırlar.</p>

<p>Bu cennet vatanda bugüne kadar açlıktan kimsenin öldüğüne rastlanmamıştır. Bir kere inancımız, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir!” felsefesi gereği sosyal dayanışma buna izin vermez. Dahası aile ve akrabalık ilişkileri buna müsaade etmez. Daha ötesi sosyal devlet iddiası buna engel olur.</p>

<p>Gazze’de insanlar gerçek anlamda açlıktan ölürken, bu ifadenin dillere pelesenk olmuş bir şekilde sürekli tekrar edilmesi ayıptır, günahtır. Siyonist İsrail öyle bir abluka uyguluyor ki hiç bir yardım ulaşmasına müsaade etmediği gibi es kaza yardım dağıtılıyor olsa bile bunu toplu katliam için fırsata çevirmek için kullanmaktadır.</p>

<p>Bir videoda Filistinli çocuk isyan ederek artık, “Toprak yediklerini ve bunun sorumlusu olarak da sizsiniz!” diyerek bütün dünyaya isyan ediyordu. Bugün Gazze savaş filmlerindeki yerle bir olmuş yerleşim yerleri platosu görünümü ile vicdanları yaralasa da gördüklerimiz maalesef bir filim sahnesi değildir. Taş taş üstünde kalmamış bu korkunç manzaraya rağmen insanların yediden yetmişe; inanç, kararlılık, itikat ve direnişleri fevkaladenin fevkindedir. Her şeylerini kaybetmiş bu insanların imanlarını muhafaza ederek, bir isyan ve şüphelerinin olmaması ne büyük teslimiyettir?</p>

<p>Yahudiler dünya üzerinde nüfus olarak bir yekûn tutmasalar da sermaye sahibi olmaları ve ekonomik varlıkları sayesinde çok büyük bir güçtürler. Ve inançları gereği kendilerini üstün ırk olarak gördükleri için de diğerlerini insan olarak dahi görmüyorlar. Bunun karşısında durmak için de birlik ve güçlü olmaktan başka yol yoktur. Bütün bu yıkıma rağmen bundan ders çıkaran ve ibret alan bir topluluk var mıdır? Bunun cevabı maalesef yok!</p>

<p>Sonuç olarak; bazı kavramları ulu orta kullanarak aşındırmamak gerekiyor. “Açız!” diyenler Gazze’ye bakarak bundan hicap durmalıdır. Karnını doyurmak için topraktan başka bir şey bulamayanların ahı huzuru mahşerde hepimizin en büyük sorgusu olacaktır. “Gazze’den bize ne! diyen bir gurup mahluk içinse söz fayda etmediği için kendi hezeyanlarında boğulmaları için onları serbest bırakıyorum. İnsanlığın en büyük sınavı olan Gazze bir gün inancın zaferini yaşayacaktır fakat bu duruma sırtını dönenleri ve üç maymunu oynayanları da asla affetmeyecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 14:27:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Katil İsrail\&#039;i tanı...</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/katil-israili-tani-555</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/katil-israili-tani-555</guid>
                <description><![CDATA[Katil İsrail\'i tanı...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İsrail,israil'den ibaret değildir. Arkasındaki şer güçler olmasa Filistin'de bir gün dahi yaşayamazlardı.</p>

<p>Israil; Amerikan emperyalizminin gayri meşru terör organizasyonudur.</p>

<p>Toplama bir topluluktur. Hırsız, maceracı, hayalperest, siyonist katillerin yönetime hakim olduğu şeytani bir yapıdır. 1900 lü yıllardan beri önce Ingilizlerin bölgedeki petrolu çalmak için yönlendirdikleri (bir anlamda da kurtulmaya calıştikları ...) sonra aynı kirli uygulamayı Amerikan emperyalizminin sürdürdüğü, besleyip, şımarttıgi ölçüsüz, ahlaksız, hukuksuz, çoğunlukla da dinsiz bir yapıdır.</p>

<p>Tüm gücünü öldürmekten, mala ve cana çökmekten alan, dünyanın nefretini kazanmış, arkasında sürekli şeytani emperyalist güçler olan rezil bir topluluktur.</p>

<p>Bunu bildikleri için nesillerini;&nbsp; sürekli nefretle, dirençle ve yüksek bir eğitimle yetiştirip öz koruma/güvenlik geliştirmişlerdir. Üretime, markalaşamaya, bu yolla dünyaya açılıp farklı toplamları ifsad etmeye bayılırlar. En nefret ettikleri kavramlar; din, ahlak, namus, aile, doğallık ve geleneklerdir.</p>

<p>En çok bozmaya çalıştıkları toplumlarda ; Akıl, özgürlükler,&nbsp; hukuk, insan hakları, çevrecilik , kadın hakları, deizm, ateizm, feminizm, LBGT yi öne çıkarırlar. Kendi toplumlarında bu kavramları çokça ta önemsemezler.</p>

<p>Siyonist&nbsp; araştırmacılar;&nbsp; bölgedeki etnik, dini, mezhebi ayrışmaları araştırıp bu yapıları destekleyerek, hassasiyetleri&nbsp; tahrik ederek&nbsp; kedilerine yakın topluluklar inşaa etmeye çalışırlar. Büyük ve güçlü ülkeleri bölmek, ekonomilerini güçsüzleştirmek, halklarının huzurunu bozmak, istikrarsızlık, güvenlik endişesi yaymak, bunlar için yaygın ve sosyal medyayı kullanmak... bunları rahatça yapabilmek için rüşvet, cinsellik, izleme, dinleme, kaydetme, şantaǰ vs gibi her türlü hilenin üstadlarıdır.</p>

<p>Siyonizmin;&nbsp; Kürtlere, Dürzilere, Htş'ye, Alevilere, Arap halklara vs vs hiçbir faydası olmaz. Çıkarları için kullan-at usulü sadece kendi hedefleri için kullanırlar. Çıkarları için hiçbir etik,ahlaki hassasiyetleri yoktur.</p>

<p>Allahın düşmanı, şeytanizmin dostlarıdır. Bunun için sürekli gergin sürekli güvenlik nedeniyle korkaktırlar. Bu korkaklık onları daha da zalim, insanlık dışı hallere dönüştürmekte, kötülükte hiçbir sınır tanımamaktadırlar. Psikiyatrik&nbsp; ilaç kullanımı had safhadadır.</p>

<p>Sağlıksız bir toplum olarak dünyanın en kötü toplumlarının başında gelirler.</p>

<p>Kötülüğü Sıradanlaştıran İsrail</p>

<p>" Nazi Almanya'sının Yahudilere karşı uyguladığı mezalimin bir mağduru olan Hannah Arendt'in meşhur "kötülüğün sıradanlığı" sözü, İsrail'in 7 Ekim 2023'ten beri Gazze'de uyguladığı katliam karşısında sıradanlaşmış bir tespitin ötesine geçmiyor artık.</p>

<p>İnsanın onurlu bir varlık olduğu ve saygı duyulması gerektiği şeklindeki ilahi hitabı ilk çiğneyen İblis'tir. İnsani olan her şeye düşman olup aleyhinde bulunan İblis, tüm bu yaptıklarını ondan üstün olduğu şeklindeki "getto mantığıyla" meşrulaştırmıştır.</p>

<p>Kendini seçilmiş olduğu düşüncesiyle üstün gören bu gettocu anlayış, insanlığın ana damarını temsil eden zihniyet tarafından lanetlenmiş olarak değerlendirilmiştir. "Seçilmişlik" ile "lanetlenmişlik" arasında bir türlü orta yolu bulamamak başlı başına bir trajedi olduğu için sürekli bir şekilde trajedi üretmeye elverişli ortam oluşturur.</p>

<p>Kuran'da yahudiler:</p>

<p>" Ahidlerini bozdukları için onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştiriyorlar. Kendilerine bildirilenlerden (Tevrat) önemli bir kısmını da unuttular. İçlerinden pek azı hariç olmak üzere onlardan daima bir hainlik görürsün."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 14:20:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kan Parası/Bedeli</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/kan-parasibedeli-554</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/kan-parasibedeli-554</guid>
                <description><![CDATA[Kan Parası/Bedeli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kan, muadili olmayan ve ikamesi sadece insan olan bir sıvıdır. Yolu hastalık ve hastane ile kesişmemiş insanlardan kan konusunda hassasiyet beklemek saflık olur.</p>

<p>Kızılay'ın kan bağışı için kentin en merkezi meydanlarında açmış olduğu stantları vitrin seyreder gibi geçip giderler. Sağlıklı iken sosyal sorumluluk çerçevesinde kan bağışında bulunmak gündemlerinde değildir. Fakat günün birinde lazım olduğunda feryat figan Kızılay'ın yolunu tuttuklarında ay bacayı savuşmuş olacaktır.</p>

<p>Kan sadece hastalıkla ilgili olmayıp sosyolojik olarak da birçok mevzuya konu olmaktadır. Mesela husumetli aileler arasında, “Kan Davası” gibi bir ilkellikle halen daha mücadele devam etmektedir. Çatışma sonrası taraflardan birisi hayatını kaybettiğinde arayı bulmak ve barışı sağlamak için ortaya konulan en önemli argüman, “Kan parası/kan bedeli!” olmaktadır.</p>

<p>Ölen bir insanın kanına bedel ve paha biçmek dünyanın en saçma işi olsa da maalesef uygulamada rastladığımız durumlardır. Güya karşı tarafın mağduriyetini gidermek, onları bir nebze olsun teselli etmek için bunun pazarlık konusu olması insan onuru ile bağdaşmayan bir uygulamadır. Bu durum sadece kan davasında değil, sıradan bir kaza sonrası ortaya çıkan durumlar için de söz konusudur. Anlaşmaya varmak ve davadan vazgeçmek için paranın mevzu bahis olması kabul edilemez.</p>

<p>İnancımız, “Haksız yere bir insanı öldürmek, bütün insanları öldürmek gibidir!” diyerek bu konuda gayet açık bir hüküm ortaya koymuş iken buna muhalif bir tutum kabul edilebilir mi? İslâm’ı yaşama konusunda hiç bir davranışımız uygun olmadığı gibi bu konuda da zaafımız büyüktür. Allah’ın verdiği canı almak için insanın başka bir mahluka dönüşmesi gerekir ki bu da aslında çok kolay değildir. Cani olarak adlandırılan bu insanların nasıl bir ruh halleri olduğunu anlamak gerçekten mümkün değildir!</p>

<p>Canın ve de kanın bir bedeli olamaz! Bunun teklif edilmesi bile abesle iştigaldir. Bunun yanında mağdur tarafın bu paraya ihtiyaç duyması bile başka bir vakadır. Ölene büyük saygısızlık, onun aziz hatırasına ihanet ve de insanlık dışı bir davranıştır.</p>

<p>Sonuç olarak; kan parası/kan bedeli adı altında yapılan tüm pazarlıklar her iki taraf için de çok çirkin ve çok ayıptır. Bu ayıbın kısa dönemde ortadan kalkması da maalesef mümkün değildir. Bir kaç neslin devri daim olarak zihinsel dönüşüme ihtiyaç vardır. Bu durumu başka toplumlara anlatmak, izah etmek olası değildir. Bu kansızlığı hiç bir su yumaz ve de yıkamaz bunun da bilinmesi gerekir!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Sep 2025 09:16:06 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dejenere Olmuş Anadolu Müslümanlığı: Bir Sosyolojik Tahlil</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/dejenere-olmus-anadolu-muslumanligi-bir-sosyolojik-tahlil-553</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/dejenere-olmus-anadolu-muslumanligi-bir-sosyolojik-tahlil-553</guid>
                <description><![CDATA[Dejenere Olmuş Anadolu Müslümanlığı: Bir Sosyolojik Tahlil]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Anadolu’da yüzyıllar boyunca şekillenmiş olan Müslümanlık, aslında bir “hars” (kültür) geleneğiyle iç içe geçmişti. Ahilik teşkilatından köy odalarına, tekke musikisinden halk edebiyatına kadar uzanan çizgi; ahlakı, helal-haram bilincini, merhameti ve şefkati hayatın merkezine almıştı. Ancak bu çizgi, özellikle 1950’lerden itibaren hızlanan köyden kente göçle birlikte büyük bir kırılma yaşadı.</p>

<p>Köyden Kente Göç ve Kimlik Krizi</p>

<p>Göçle birlikte köylü, toprağından; kentli, geleneğinden koptu. Köydeki “imece”, kentte yerini bireysel çıkarcılığa bıraktı. Kentin köklü geleneklerine uyum sağlayamayan bu kitle, ne köylü kaldı ne de kentli olabildi. Sosyoloji literatüründe “lumpen proletarya” denilen bu ara sınıf, bütün değer ölçülerinden kopmuş, bir tür kimliksizlik girdabında savrulmaya başladı.</p>

<p>Arabesk Kültürün Yükselişi</p>

<p>Bu toplumsal çözülmenin ilk görünür tezahürü arabesk müzik oldu.</p>

<p>Anadolu’nun güçlü türkü geleneği, halk şiirinin inceliği, divan ve tekke edebiyatının derin lirizmi bir kenara itildi. Yerine, elektro bağlamaların çığlık gibi sesleri, içi boş bir hüzün taklidi ve “Ben de isterem!” çığlığı geçti. Arabesk, bireysel isyanı dile getirirken aynı zamanda estetik yozlaşmanın da sembolü oldu.</p>

<p>Çarpık Kentleşme ve Çirkin Mekânlar</p>

<p>Gecekondularla dolan şehirler, Anadolu Müslümanlığının temsil ettiği estetik ve ahlak ölçülerinden uzak bir hayatın mekânlarını kurdu. Sıvasız, üzerinde demir filizleri bırakılmış yapılar; çamur içinde, lağım kokan sokaklar; bir yandan maddi sefaletin, bir yandan ruhsal boşluğun göstergesiydi. Bu çevrelerde büyüyen yeni kuşak, Anadolu’nun insana ve doğaya saygılı kültüründen uzaklaştı.</p>

<p>Ahlaki Çözülme ve Şiddet</p>

<p>Helal kazanç anlayışının yerini talan ve kolay para kazanma hırsı aldı. Dürüstlüğün yerine kurnazlık, kanaatin yerine ihtiras geçti. Özellikle kadına yönelik şiddetin artışı, bu kültürel dejenerasyonun en somut göstergelerinden biri oldu. Anadolu Müslümanlığında kadın, toplumun bereket ve merhamet kaynağı olarak görülürken; dejenerasyonun ürettiği kitlenin gözünde çoğu kez bir “tahakküm nesnesi” haline geldi.</p>

<p>“Muhafazakârlık” Adına Bir Yanılsama</p>

<p>Tüm bunlara rağmen bu kitle kendini “muhafazakâr” olarak tanımladı. Oysa muhafazakârlık, özü gereği geleneği ve değerleri korumaktır. Burada ise gelenek terk edilmiş, değerler bozulmuş, ahlakın yerini çıkarcılık almıştır. Dolayısıyla bu olguya “muhafazakârlık” demek, ancak kavramların içini boşaltmak olur.</p>

<p>Artık kentte yaşanan islam ile kırsalda yaşanan arasında büyük farklılıklar olabilmektedir.Hatta kentteki gelir grupları arasında, siyaset, bürokrasi ve iş dünyasındaki zenginlik farklılıklarına göre, helâl/haram kazançlara göre, Gazze'de yasanan soykırıma verilen tepkide bile yaşanan farklı inanç türlerine rastlanmaktadır.</p>

<p>Gelir adaletsizliği inancın en büyük düşmanıdır.</p>

<p>Enflasyon toplumu bozar, uzun süreli enflasyon dejenere eder.</p>

<p>GELİR SEVİYESİ ARAŞTIRMASI<br />
26 milyon haneyi inceleyen TÜİK, ilk defa Türkiye’deki gelir dağılımının röntgenini çekti.</p>

<p>5 farklı sosyoekonomik gruba ayrılan toplumun ;</p>

<p>EN ZENGİNLER: toplumun yüzde 1.1’ini ,<br />
ZENGİNLER: Üst seviye denilen % 11 lik kesimi<br />
ORTA SINIF: Toplumun yüzde 36.1’ini<br />
YOKSULLAR: yüzde 35.1’ini alt sınıf.<br />
&nbsp;ÇOK YOKSULLAR: Bu kesim toplumun en alt katmanında olarak, % 16.7’lik bir kitle.</p>

<p>Zenginlerin yüzde 28.6’sı İstanbul’da, yüzde 11.5’i Ankara’da, yüzde 6.7’si İzmir’de ikamet ediyor. Bu illeri Bursa ve Antalya izliyor.</p>

<p>Bu vahşi paylaşımın yaşandığı ülkede toplum birbirini sevebilir mi? Böyle bir ortamda gelir adaletinden söz edilebilir mi?</p>

<p>Makam aracı kullanımında dünya birincisi olan ülkemizde islam hassasiyeti ve islam dinini yaşamada kaçıncı sırada olabiliriz?</p>

<p>Faizin haram olduğu bir dinde nüfusun neredeyse yarıdan çoğu kredi kartı marifetiyle yaşıyorsa burada sağlıklı bir inanıştan söz edilebilir mi?</p>

<p>Kumarın haram olduğu bir dinin yaşandığı ülkede milyonlar geleceği için sanal, açık kumara, bahis sitelerine umut başlamışsa ve bu yol açıksa yaşanan hangi dindir?</p>

<p>Aynı şekilde fuhuş, uyuşturucu, cinsel sapkınlıklar yaygınlaşmışsa</p>

<p>yaşanan din mi yanlış yaşayanlar mı çoktan terketmiş bu dini?</p>

<p>Gazze'de vahşi soykırım yaşanırken İsrail'e gösterilen tepki, İsrail'i açıkça destekleyen markaları boykot etmeyenlerin motivasyonu ne ifade ediyor?</p>

<p>Bir Kültürün Çöküşü</p>

<p>Bugün “dejenere olmuş Anadolu Müslümanlığı” diye tanımlanabilecek bu süreç, aslında bir kültürel kopuştur. Anadolu’nun ahlaki, estetik ve dini damarından beslenmeyen, köksüz bir taklit ve yozlaşma hareketidir. Bu kitleyi tamamen yok saymak elbette yanlış olur; içlerinde samimi inanç sahipleri de vardır. Ancak genel karakteristiği, ne İslam’ın ahlakıyla, ne Anadolu’nun geleneğiyle, ne de insanlığın merhamet ve adalet ölçüleriyle bağdaşmaktadır.</p>

<p>Keşke yeniden iman edilse...</p>

<p>Kuran diyor ya "Ey iman edenler, iman ediniz..!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Aug 2025 12:35:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Batılılar demokrasi ile yükselirken doğunun sefaleti</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/batililar-demokrasi-ile-yukselirken-dogunun-sefaleti-552</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/batililar-demokrasi-ile-yukselirken-dogunun-sefaleti-552</guid>
                <description><![CDATA[Batılılar demokrasi ile yükselirken doğunun sefaleti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İslam alemi, gerçek anlamda Kuranı ve peygamberi anladıkları ve uyguladıkları çağlarda büyüdüler, kalkındılar.Halkları mutlu ve güvende yaşadı. Bu süreçte adalet, liyakat, ilmi araştırmalar, dayanışma, aile ve vatan sadakati, sevgisi en üst seviyelerdeydi.</p>

<p>Yönetenler halka hizmetin Allah'a ibadet ve hizmet olduğunun bilincinde hareket ederlerdi.</p>

<p>Ancak zamanla bu hassasiyetler aşınarak, adil yönetimin yerine diktatörlük, adalet yerine bireysel veye dar bir çevrenin çıkarları, liyakat yerine nepotizm hakim oldu islam topraklarında.</p>

<p>Fransız ünlü yazar Jules Régis Debray, "Batı’dan Geriye Kalanlar" eserinde bunu şöyle açıklar:</p>

<p>"Batı medeniyetinin sırrı, bir kelime oyunundan ibaret değildir; onun kudretini bütün yeryüzüne yaydıran özü üç kelimede billurlaşır:</p>

<p>Olumsuz eleştiriyi özümsemek.</p>

<p>Batı eleştiriyi susturmaz, zincire vurmaz; tam tersine, dile gelmesine, bağırmasına, hatta hakaret etmesine meydan verir.</p>

<p>Ve işte bundandır ki Batı’nın kalbinde, Batı’ya karşı lanetler okunur; meydanlarda her gün öfke taşar.</p>

<p>Batı, onu yıkmayan her eleştiriden hayat devşirir.</p>

<p>Doğu’nun mukadderatını tayin eden ise tek seslilik, tek kalıplı düşünce, dogmatik zincirler ve siyasal-dinî baskıdır.</p>

<p>ikinci sır, hukukun mutlak hâkimiyetidir.</p>

<p>Orada hükmeden şahıs değil, kanundur. Bir temizlik işçisiyle, dünyanın en kudretli başkanı aynı hükümlere tabidir. Ve o başkan, yasayı çiğnediğinde, unvanı ne olursa olsun düşürülür.</p>

<p>Bu hakikat, Batı’yı diri ve müteyakkız tutan ana damardır.</p>

<p>Üçüncü altın kural: Emaneti ehline teslim etmek; Yani liyakati esas almak. Batı, uygun kişiyi uygun mevkiye yerleştirir; Doğu ise akrabalık bağlarına, kayırmaya, rüşvetin kirli terazisine mahkûmdur.</p>

<p>Bunlar neredeyse yüzyıllardır bilinen gerçekler olmasına rağmen Doğu; üretim, hukuk, eğitim ve bunlarla ilişkili bir çok kavramı bile isteye önemsemeyip bu günkü en fazla %10 luk bir kitlenin mutluluğuyla yetinmiştir.</p>

<p>Bu %10 luk kitle batıdaki eğitimli ve mutlu kitle gibi yaşarlar ve bundan da zerre kadar utanmazlar. Gelirlerinde helâl/haram hassasiyetini pek önemsemezler, her zaman vicdanlarını rahatlatacak dini telkinler alabilirler. Yedikleri, içtikleri, arabaları, evleri ve yaşamları ile batılı gibi davranırlar ama bunu içselleştiremedikleri için bazen görgüsüzlükleri paçalarından akar.</p>

<p>John Perkins, "Bir ekonomik tetikçinin itirafları" adlı kitabında;</p>

<p>3.⁠ ⁠dünya ülkelerinin ekonomik olarak nasıl kontrol altina alınıp bağımlı hale getirildiklerinin bizzat bu işlerde kullanılmış bir ekonomi uzmanı olan John Perkins tarafından anlatıldığı, insanda merak uyandıran kitabında, komplo teorisi denilen her şeyin komplo teorisi olmadığını, dünyadaki sorunların büyük bir kısmının menfaat çeteleri tarafından yaratıldığını, bunun için yerel işbirlikcilerden yararlanıldığını anlatır.</p>

<p>Bunun için Doğu halklarının çok önem verdiği; Irkçılık, din, mezhep, cemaat, vatan... kavramları çokça kullanılır.</p>

<p>Geri kalmış, Gelişmekte olan, ülkeleri yönetenler herşeyin farkındadır aslında.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Aug 2025 20:21:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Düzenli insanlara dair</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/duzenli-insanlara-dair-551</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/duzenli-insanlara-dair-551</guid>
                <description><![CDATA[Düzenli insanlara dair]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yontulmamış ve pimpirikli insanlardan sonra üçlemeyi düzenli insanlarla tamamlamış olacağız. Bu seriyi aslında çok fazla uzatmak mümkün olsa da tadında bırakmak isabetli olacaktır. İnsanları sonsuz bir şekilde kategorize etmek mümkün olsa da onları olumlu yönde değiştirmek çok fazla mümkün olmadığı için sadece tespit ile yetinmek durumundayız. Ötesi istek ve irade işi olduğu için sınırın ötesine maalesef geçemiyoruz.</p>

<p>Düzenli insanları en iyi tarif sanırım, “Kurumsallık” kavramı ile mümkün olacaktır. Kurumsallığın bireysel izdüşümü bu tür insanlara en uygun tanımdır. Her işleri belli bir standart ve kurallar manzumesi olarak tezahür etmektedir. Hayatlarında hiç bir kötü sürprize yer yoktur. Her adımları planlı, programlı ve düzenlidir. Âdeta saat gibi şaşmaz bir şekilde dakiktirler. Her türlü program ve randevuya tam saatinde veya önceden gitmeleri elzemdir. Geç kalmamak için her türlü olumsuzluğu göz önüne alarak tedbirli davranmaları askeri disiplin seviyesindedir. Sivil hayatı asker gibi yaşamak ve bu konudaki tavizsiz tutumları toplumda rahatsızlık yaratsa da prensiplerinden asla taviz vermezler. İstikrar ve çelik gibi sağlam iradeleri ana omurgalarını oluşturmaktadır.</p>

<p>Erken yatıp, erken kalkarlar. Günün bereketini heba edecek davranışları kabul etmeleri mümkün değildir. Nefes alır gibi günlük okumaları olmazsa olmazlarındandır. Zaman israfına sebep olacak boş iş ve boş insanlardan uzak dururlar. En önemli özelliklerinden birisi de “Hayır!” demenin erdemine inanarak gerektiğinde kıvırmadan, topu taça atmadan hayır diyebilmeleridir. Gündemi sürekli takip ederek neler olup bittiği konusunda sürekli fikir sahibidirler. Yurtta ve dünyada yaşanan olayları kaçırdıklarında büyük bir boşluk hissederek rahatsız olurlar. Eskilerin, “Ajans saati” konusundaki hassasiyetlerini bilgi çağı düzeyinde takip ederek mutlu olurlar.</p>

<p>Kendileri çok düzenli ve dakik oldukları için aynı zamanda aceleci ve sabırsızlık gibi bir zaafları da olumsuzluk olarak görülebilir. Beklemeye tahammülleri yok hükmündedir. Kimseyi bekletmedikleri için karşı taraftan da bu konuda anlayış beklerler.</p>

<p>Sonuç olarak; bir ülkenin kalkınması ve ilerlemesinde düzenli insanların katkısı çok büyüktür. Dünya liderlerine baktığınız zaman yaşantı ve felsefe olarak diğer insanlardan çok farklı oldukları görülür. Düzen, disiplin, prensip ve kurallar manzumesi bir çok insanı sıksa da dünyaya düzenli insanların yön verdiği de bir gerçektir. Yontulmamış insanlar hayatı zorlaştırır, pimpirikli insanlar stres kaynaklıdır, düzenli insanlar ise tam bir denge unsurudurlar. Hayatın zıtlıkları içerisinde denge kurmak az şey değildir! Bunu da düzenli insanlara borçluyuz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Aug 2025 09:22:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dezenformasyon ahlaksızlıktır</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/dezenformasyon-ahlaksizliktir-550</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/dezenformasyon-ahlaksizliktir-550</guid>
                <description><![CDATA[Dezenformasyon ahlaksızlıktır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hangi konuda olursa olsun, asılsız paylaşımlar ve akıl dışı yollara saparak dezenformasyon yapıp milleti yanıltmak ahlaksızlık ve alçaklıktır.</p>

<p>İletişim Başkanlığı Adana Şubesi konuyla ilgili dün basın yayın organlarına gönderdiği açıklamayla bu konuya dikkat çekti.</p>

<p>Ellerine sağlık,</p>

<p>Neden mi?</p>

<p>Nereden gelirse gelsin, milleti yanıltmak ahlaksızlıktır,</p>

<p>İşte bunun için ellerine sağlık diyorum.</p>

<p>Kısaca İletişim Başkanlığı yaptığı açıklamada;</p>

<p>“Çeşitli sosyal medya mecralarında, bir siyasi partinin TBMM çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda Türkiye’nin Egemenliğini ve Milli Birliğini hedef alan taleplerde bulunduğu yönünde yapılan paylaşımlar, tamamen asılsızdır ve dezenformasyon içermektedir”</p>

<p>Utanmaz insan görünümlü yaratıklar, TBMM çatısı altında Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yürütmüş olduğu çalışmaları çarpıtarak, güya bir partinin Milli Birliğimizi hedef alan taleplerde bulunduğunu söylüyorlarmış.</p>

<p>Yahu Allah aşkına, bu komisyonda hemen her partiyi temsil eden üyeler bulunmaktadır.</p>

<p>Yani bir parti Milli Birliğimizi hedef alan taleplerde bulunacak ve diğer partiler buna ses çıkartmayacak.</p>

<p>Hadi oradan,</p>

<p>İnsan utanır ve haya eder,</p>

<p>Tabi bu tür insanlarda utanma ve haya mefhumu olmadığı için yüzüne tükürseniz şükrederler.</p>

<p>Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun şu güne kadar yaptığı çalışmalara baktığımız zaman komisyonda bir sıkıntı yok, ancak milletin komisyonda beklediği elbette çok şey var,</p>

<p>Kısaca değinecek olursam,</p>

<p>Millet;</p>

<p>&nbsp;Komisyondan öncelikle Milli Birliğimizin güçleneceği kararların alınmasını istiyor</p>

<p>Bu topraklarda Hakkın, Hukukun ve Adaletin evrensel hukuk normlarında tecelli etmesinin önünün açılacağı kararları almasını bekliyor.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki demokrasinin sigortası Adalettir.</p>

<p>Adaletin olmadığı yerde anarşi olur,</p>

<p>Adaletin olmadığı yerde hemen her alanda kargaşa olur.</p>

<p>Umarız ve umut ediyoruz, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun sayın üyeleri bu yönde başarılı bir çalışma yapar ve milletin gönlünde taht kurar diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Aug 2025 15:38:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu soytarıya kim haddini bildirecek?</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bu-soytariya-kim-haddini-bildirecek-549</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bu-soytariya-kim-haddini-bildirecek-549</guid>
                <description><![CDATA[Bu soytarıya kim haddini bildirecek?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Böyle şirret bin senede bir gelir</p>

<p>Tufan gibi geldiğinde pir gelir</p>

<p>Her lokması mazlum kanına bulanır</p>

<p>Konuşurken söz yerine ağzından pislik akar.</p>

<p>Öyle olmadı mı?</p>

<p>Netanyahu’nun her konuşmasında ağzından pislik akmıyor mu?</p>

<p>Önce mazlumların yerlerini yurtlarını başlarına yıktı, yetinmedi yurtlarından sürdü ve şimdide almış olduğu bir kararla Filistinli kardeşlerimizin yerlerini yurtlarını işgale hazırlanıyor.</p>

<p>Su yok,</p>

<p>Ekmek yok,</p>

<p>Hastane yok,</p>

<p>Hastaneyi ilaç &nbsp;dahi yok,</p>

<p>Anlayacağınız bir millet ülkesinden sürgün ediliyor.</p>

<p>Peki, bizler ne yapıyoruz?</p>

<p>Tıpkı Avrupa aleminin yaptığı gibi, yaptığımız tek şey Netanyahu vampirini kınamaktan öteye gidemiyoruz.</p>

<p>Artık kınamanın ötesine geçmek lazım.</p>

<p>Bakın Gazzeli bir doktor ne diyor;</p>

<p>“Gazze altı yüz günü aşkın süredir katliam, yıkım ve kuşatma altında, binlerce şehit on binlerce yaralı verdi. Bir halk dünyanın gözleri önünde bir yandan ateşle, diğer yandan açlık ve kuşatmayla yok ediliyor. Bunu görmüyor musunuz? Bu zulmün sürmesi sizin bize sırt çevirmeniz değil midir?</p>

<p>Allah’ın emrettiği iman kardeşliği nerede? Konuşmalarda dile getirdiğiniz kardeşlik görevi nerede? Mescid-i Aksa ve mukaddes topraklarla ilgili üzerinize farz olan sorumluluğunuz nerede?”</p>

<p>Evet,</p>

<p>İsrail Gazzenin işgal planını onayladı.</p>

<p>Gazzeli kardeşlerimizi yerlerinden yurtlarından sürülerek başka ülkelere gönderilecekler ve Netanyahu’nun bu alçaklığını İslam ülkeleri yalnızca seyrediyor.</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>Cehennemin odunlarından olan Netanyahu karaktersizinin yarın komşu ülkelerden, daha da ötesi Türkiye’den toprak talebinde bulunmayacağını kim garanti edebilir?</p>

<p>İşte bu sebeple, bu vampire gerek diplomatik veya gerekse anladığı dilden haddini bildirmenin zamanı gelmiştir diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Aug 2025 21:13:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Denizden su, çölden bereket: Türkiye neden geri kalıyor?</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/denizden-su-colden-bereket-turkiye-neden-geri-kaliyor-548</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/denizden-su-colden-bereket-turkiye-neden-geri-kaliyor-548</guid>
                <description><![CDATA[Denizden su, çölden bereket: Türkiye neden geri kalıyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya son yarım yüzyılda su krizini aşmak için çok ciddi adımlar attı. İsrail, su fakiri bir ülke olmasına rağmen bugün dev deniz suyu arıtma tesisleri ile yılda 1,5 milyar metreküp içme suyu üretiyor. Bu sayede yalnızca halkına temiz içme suyu sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda dev tarım alanlarını sulayarak sebze, meyve ve hayvancılıkta kendi kendine yeter hale geliyor. Bir zamanlar dışarıdan ithal ettiği süt, et ve tarım ürünlerini artık kendisi üretiyor.</p>

<p>İsrail denizden yılda kaç litre su arıtıyor?</p>

<p>İsrail’in deniz suyu arıtma kapasitesi çok yüksektir. Dünyanın en büyük ters ozmoz (reverse osmosis) tesislerinden bazıları burada bulunuyor.<br />
2023 verilerine göre İsrail’deki 5 büyük deniz suyu arıtma tesisi (Sorek, Ashkelon, Hadera, Palmachim, Ashdod) yılda yaklaşık 600 milyon m³ suyu (600 milyar litre) içme suyu haline getiriyor.<br />
Ayrıca yeni yapılan Sorek II gibi tesisler devreye girdiğinde bu rakam 900 milyon m³/yıl’a (900 milyar litre) kadar çıkacak.</p>

<p>Kapasite artışlarıyla güncel deniz suyu arıtması 1.5 milyar metreküp ulaşmıştır.<br />
İsrail’in toplam içme suyu tüketiminin yaklaşık %70’i denizden arıtılan su ile karşılanıyor.</p>

<p>Benzer bir örnek de Suudi Arabistan’da görülüyor. Çöl iklimine rağmen denizden su arıtma teknolojisiyle tarım alanlarını yemyeşil tarlalara çevirdiler. Bir zamanlar tüm gıda ürünlerini ithal eden ülke, bugün kendi üretimiyle büyük bir dönüşüm yaşıyor.<br />
Suudi Arabistan, su sıkıntısını karşılamak için deniz suyunu arıtarak kullanmaya başlamış ve bu alanda dünya lideri haline gelmiştir. Günlük kapasitesi yaklaşık 11,5 milyon m³’ü bulmakta olup, bu kapasite önümüzdeki yıllarda daha da artırılmak üzere planlanmaktadır.<br />
Bugün yıllık 4.5 milyar metreküp tuzlu su arıtma ile dünya liderliği Suud'un elindedir.</p>

<p>Peki ya biz?</p>

<p>Su hızla tükeniyor!<br />
2050’de 5 milyar insan su sıkıntısı yaşayacak, Türkiye ise hızla “su fakiri” ülke olma yolunda.&nbsp;</p>

<p>EN GÜÇLÜ YANIMIZI ÖLDÜRÜYORUZ</p>

<p>Türkiye'nin en güçlü yanı, tarım ve hayvancılıktı. Bir zamanlar kendini beslesleyebilen bir kaç ülkeden biriydik.</p>

<p>Tarım ve hayvancılık sanki planlı bir şekilde mahvedildi. Yıllar önce köyler boşaltıldı, şehre göç teşvik edildi.&nbsp;</p>

<p>Nüfusun % 40 i köylerde yaşayıp tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorken, şehirlerde ise tarıma dayalı sanayi, et ve süt ürünlerinin işlendiği fabrika ve işletmeler doluydu.</p>

<p>Şimdi kökü dışarıda yasalarla, &nbsp;nüfusun %10 u köylerde yaşıyor. Köylerin çoğu mahalle yapıldı bir gecede. Şehirde hayvancılık yapılamazdı. Zabıtalar bir bir kapattı köy görünümlü mahallelerdeki hayvan ağıllarını. Gençlik masa başı işlere , üç harfli mağazalarda çalışmaya itildi.</p>

<p>&nbsp;Köylerde kalanlar artık çoğunlukla yaşlı insanlarımız. Tarımsal üretim, tarıma dayalı endüstri büyük yara aldı. Artık; ete, süte, sebze ve meyveye ulaşmak zorlaştı. Et ve süt ürünleri lüks tüketim ürünlerine dönüştürüldü.<br />
En güçlü yanımız büyük darbe aldı.</p>

<p>Bu durum duzelebilir mi?</p>

<p>Tersine dönüş zor görünüyor.<br />
Artık şehirli olan kesim, çocuk sayısında da kısıtlamaya gidince , nüfusun artış oranı da düştü. Kısmetini şehirde bulamayanlar yurt dışına gitmek sevdasına düştüler.&nbsp;</p>

<p>Nereden baksan tutarsızlık, yanlışlarla dolu bir siyasetti uygulanan.</p>

<p>Türkiye’nin Çelişkisi</p>

<p>Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye, deniz suyunu tatlı suya dönüştürme konusunda neredeyse hiçbir ciddi adım atmış değil. Oysa Ege ve Akdeniz kıyılarında turistik bölgeler yaz aylarında susuzluktan kırılıyor. Birçok ilde ve ilçede su sıkıntısı nedeniyle tarım ve hayvancılık kısıtlamaları başladı. Kupkuru tarlalar yeniden üretime açılmayı bekliyor. Hayvancılık ise iklim yasalarıyla, üretim maliyetleri ve ithalatla boğulup yok edilmeye çalışılıyor.</p>

<p>Oysa denizden su arıtma teknolojisiyle çiftlikler, tarlalar, meralar yeniden canlandırılabilir, göllere ve nehirlere kontrollü su takviyesi yapılarak balık popülasyonları artırılabilir. Bu yöntem, hem gıda güvenliğine hem de ekonomik kalkınmaya büyük katkı sağlar.</p>

<p>Çifte Standart: İklim Krizi Söylemi</p>

<p>Türkiye’de ise su, tarım ve enerji politikaları çoğu zaman rant odaklı yürütülüyor. “Karbon ayak izi”, “iklim krizi”, “yeşil enerji” gibi kavramlar sürekli gündeme getiriliyor; ancak iş maden ocakları açmaya, ormanları yok etmeye, tarım alanlarını betonlaştırmaya gelince kimse çevreyi hatırlamıyor. Topraklarımızın yüzde 80’inin çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğu gerçeği, adeta normal bir şeymiş gibi sunuluyor.</p>

<p>Oysa iklimle ilgili her söylemin arkasında küresel ölçekte de bir rant düzeni işliyor. Bir yandan ülkelere karbon vergileri dayatılırken, diğer yandan fosil yakıt şirketleri ve maden lobileri faaliyetlerine hız kesmeden devam ediyor. Bu, toplumları bağımlı hale getiren şeytani bir planın parçası gibi işliyor.</p>

<p>Çıkış Yolu: Su Endüstrisi</p>

<p>Türkiye’nin acilen yapması gereken şey, denizden tatlı su üretme endüstrisini kurmak. Bu teknoloji artık ulaşılmaz değil. İsrail ve Suudi Arabistan örnekleri önümüzde duruyor. Hatta İspanya ve Avustralya gibi ülkeler de deniz suyu arıtma tesisleri sayesinde tarım ve şehircilikte büyük bir ilerleme kaydetti.&nbsp;<br />
Tarım ve hayvancılık, cazip teşviklerle desteklenmeli, genç nüfus tarım ve hayvancılığa özendirilmelidir. Köyler ve çiftlikler yeniden cazibe merkezleri olabilmelidir.</p>

<p>Biz ise hâlâ yağmur duasına çıkan bir ülke görüntüsü veriyoruz. Oysa gerçek çözüm, bilimin ve teknolojinin sunduğu imkânlarla doğrudan elimizin altında. Türkiye hem tarımını hem hayvancılığını canlandırabilir, hem de su kıtlığının getireceği sosyal ve ekonomik krizleri engelleyebilir.</p>

<p>Bugün denizden tatlı su üretimi sadece bir çevre politikası değil, aynı zamanda bir beka meselesidir. Tarımın, hayvancılığın, balıkçılığın ve turizmin geleceği buna bağlıdır.</p>

<p>Artık şu soruyu sormak zorundayız:<br />
Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye, neden hâlâ denizden tatlı su endüstrisine geçmiyor?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Aug 2025 13:03:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Pimpirikli insanlara dair</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/pimpirikli-insanlara-dair-547</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/pimpirikli-insanlara-dair-547</guid>
                <description><![CDATA[Pimpirikli insanlara dair]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her insan hammadde olarak etten ve kemikten yaratılmış olsa da ruhları birbirinden oldukça farklılık göstermektedir. Duygular, düşünceler, kaygılar, korkular ve evhamlar psikolojik olarak her fıtrat farklı davranış kalıpları ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu durum ise en basitinden yaşam kalitesi üzerinde çok büyük farklılıklara neden olmaktadır. Şu üç günlük dünyayı kendilerine zehir ettikleri gibi etrafına yaydıkları negatif enerji ile hayatı çekilmez hale getirmeleri içten bile değildir. Bu tür insanları pimpirikli olarak ifade ettiğimiz zaman taşlar cuk diye yerine oturacaktır.</p>

<p>En temel özellikleri aşırı kaygı ve korku ile sürekli temkinli olmalarıdır. Her durumda bir sonraki adımı düşünerek sürekli en olumsuz ve uç ihtimalin gerçekleşeceği korkusu hakimdir. O yüzden de hiç bir zaman mutlu olamazlar. “Ya ya...” diyerek sürekli kaos ve kargaşa senaryosu üretirler. Mörfi teorisine bağlı olarak dedikleri çıktığında ise, “Bak,&nbsp; ben söylemiştim veya tahmin etmiştim!” diyerek zeytinyağı gibi üste çıkma çabası ile sürekli bir mücadelenin içerisinde hem kendilerini hem de karşı tarafı törpüleyerek yok ederler.</p>

<p>Hiç bir zaman kalpleri mutmain olmaz, bu kaygılar sonrasında en basit ve rutin işleri sarpa sardığında bu kısırdöngüden çıkmaları da mümkün değildir. Şeytanın bile aklına gelmeyecek yönden meseleye eksantrik yaklaşarak, “Bu kadarı da olmaz!” diyerek saçlarınızı yolsanız da durum değişmeyecektir. Bu tür zor insanları kendileri ile baş başa bırakmak bile çözüm olmayacaktır. Sürekli söylenerek başınızın etini yemeleri sıradan durumlardır.</p>

<p>Çok zeki ve akıllı oldukları için onları basit cümlelerle ikna etmeniz mümkün değildir. Hatta uzman klinik psikologlar bile bu tür kişiler karşısında kariyerlerini bile tehlikeye atacak kadar çaresiz kalmaktadırlar. Pimpirikli insanların aslında diğer insanlardan ayrılan en önemli özellikleri kafatasının akıl için dar olmasıdır. Akıl kafaya sığmayacak kadar fazla olunca normal insanlar gibi düşünmesini beklemek haksızlık olacaktır. O yüzden cahil ve dünyadan bihaber insanlar çok mutludurlar. Çünkü hiç bir şeyin farkında olmayınca kaygı ve korkunun olması da teknik olarak mümkün değildir.</p>

<p>Sonuç olarak; aslında pimpirikli insanların farklılıkları çoğu zaman kendi ellerinde olmayan durum kaynaklıdır. Fakat yaşamlarını olumsuz etkilediği de yine bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Yapılması gereken onları anlamaya çalışarak mümkün olduğunca yardımcı olmaktır. Kendilerinin de durumun farkında olmaları meselenin çözümü için yeterli olmadığı gün gibi ortadadır. Kaygının pençesindeki bu insanlar için kaygı duymamak elde değil!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 Aug 2025 07:48:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kelimeler de yetim kalırsa...</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/kelimeler-de-yetim-kalirsa-546</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/kelimeler-de-yetim-kalirsa-546</guid>
                <description><![CDATA[Kelimeler de yetim kalırsa...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İslam, iman, tevhid, kardeşlik, helalleşme, vebal, kul hakkı, adalet, ahlak, gelir adaleti, haram kazanç, şüpheli kazanç, utanma, sadelik, cömertlik, yardımlaşma, kadınlar, çocuklar, köleler, eşitlik, farklı ırklar…</p>

<p>Bir zamanlar toplumların omurgası olan bu kelimeler, bugün içi boşaltılmış, anlamı törpülenmiş, hatta kimi zaman ters yüz edilmiş halde.</p>

<p>Kelimeler, Allah’ın Âdem’e AS öğrettiği ilk emanetlerdir. Onlar yalnızca sesler değil; bir ahlak, bir medeniyet, bir dünya tasavvurunun taşıyıcılarıdır. Onlara kıyan, aslında geleceğe kıyar.</p>

<p>Unutma: Şeytan, kelimelerin anlamını küçümsediği için kovuldu ve kötülüğün sembolü oldu.</p>

<p>“Ve Âdem’e bütün isimleri (kelimeleri ve kavramları) öğretti. Sonra bunları meleklere gösterip ‘Sözünüzde doğru iseniz, şunların isimlerini bana söyleyin’ dedi.”<br />
(Bakara 31)</p>

<p>Peygamberimiz Hz. Muhammed (A.S.), bu kelimelerle yeni bir din, yeni bir yaşam biçimi, yeni bir toplum inşa etti. Yönetim sistemleri, ticaret anlayışı, aile düzeni, sosyal adalet, kadın ve farklı ırkların konumu, çocuk hakları, hayvan hakları, çevre duyarlılığı… Hepsi bu kavramların omuzlarında yükseldi.</p>

<p>23 yılın sonunda 500 bin insan İslam’la buluştu.</p>

<p>Peki ya bugün?</p>

<p>Bugün en güçlü rol modeller eliyle bu kavramların içi değiştirildi. Anlamlar yozlaştı, değerler piyasalaştı.&nbsp;</p>

<p>Sonuç mu?</p>

<p>GENAR’ın (Diyanet destekli) araştırmasına göre sadece 18-34 yaş grubunda 10.4 milyon insan dinden kopmuş ya da uzaklaşmış. Bu tüm yaşlara dağıtılınca 15 milyon insan islamdan ya kopmuş yada artık yeterince önem vermiyor. Yani, Peygamberimizin 23 yılda kazandırdığının 30 katı, günümüz uygulamalarıyla kaybedilmiş.</p>

<p>Kavramları korumak gerek.</p>

<p>Çocuklar gibi, çiçekler gibi, aile gibi. Kavramların da korunmaya ihtiyacı var. Çünkü “adalet” zulmün örtüsü yapılırsa, “liyakat” partizanlığa kurban edilirse, “emanet” ehline verilmezse, toplumun ruhu çürür.</p>

<p>Gazze’nin 22 aydır süren çilesi, İslam coğrafyasının yaşadığı zillet, adaletsizlik, yoksulluk, sömürü, yalan, yolsuzluk… Bunlar, içi boşalmış kelimelerle uyumlu; ama Kur’an’ın öğrettiği anlamla taban tabana zıt uygulamalar yüzünden.</p>

<p>Tevhid, helal kazanç, zekât, infak, yardımlaşma, dayanışma, ahlak, emanet, sadelik, fedakârlık… Bunlar Allah’ın rızasına giden yolun işaret taşlarıydı. Bugün bu taşların yerini gösteriş, israf, çıkar ve kibir aldı.</p>

<p>Kelimeler yetim kaldı. Onları yeniden sahiplenmek, yeniden anlamına kavuşturmak zorundayız.<br />
Çünkü Allah’ın öğrettiği bu kavramlar, Cennet’in elbiseleridir. Onları güzelce giyinenler, hem dünyada huzuru hem ahirette kurtuluşu bulacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 Aug 2025 14:50:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Milleti\&#039;nin kırmızı çizgisi</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/turk-milletinin-kirmizi-cizgisi-545</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/turk-milletinin-kirmizi-cizgisi-545</guid>
                <description><![CDATA[Türk Milleti\'nin kırmızı çizgisi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Her ülkenin temelini oluşturan anayasayla belirlenmiş değişmez ve değiştirilmesi teklif dahi edilmeyen maddeleri vardır.</p>

<p>Bu maddeler o ülkelere güç veren, ayrılıkların ve parçalanmaların önüne geçen maddelerdir.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan o anayasa maddelerinden biri de, Anayasamızın 3. Maddesidir.</p>

<p>TBMM’sinde İYİ Parti’nin dışındaki partilerin vermiş olduğu üyelerle kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, bugün 3. Toplantısını yapmaya başladığı şu günde, ne hazindir ki kulislerde, Anayasamızın 3. Maddesinin değiştirilebileceği iddiaları konuşulmaya başlandı.</p>

<p>Hemen ifade etmek istiyorum, her ülkenin olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin de kırmızı çizgisi elbette ilk 3 maddeden biri olan 3. Maddedir.</p>

<p>Ne diyor 3. Madde gelin bir bakalım.</p>

<p><strong>“Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır”</strong></p>

<p>Allah aşkına şu maddede akla ve mantığa ters gelen ne var?</p>

<p>Toplumsal bütünlüğümüzü zedeleyecek ibare neresidir?</p>

<p>Tamda burada sormak istiyorum,</p>

<p>Türk Milleti’nin bölünmez bütünlüğü kimi rahatsız ediyor?</p>

<p>Her ülkenin olduğu gibi resmi dilimizin Türkçe olması kimi rahatsız ediyor?</p>

<p>Bayrağımızın şekli ve rengi kimi rahatsız ediyor?</p>

<p>Bu değerlerden rahatsız olan tek kesim öteden beri Mehmetçiğimizi kalleşçe tuzağa düşürüp Şehit eden, Kürt-Türk ayrımı yapmadan vatandaşlarımızı katleden ve bu alçak saldırılarıyla devletimize hem maddi ve hem de manevi olarak ağır bedeller ödeten PKK terör örgütüdür.</p>

<p>Ve bu millet Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, adına da Milli Dayanışma dediğimiz bir komisyon kurarak terörsüz Türkiye için çalışmalara başlamışken, 3. Maddenin kaldırılmasıyla ilgilil zemin yoklaması yapmak, bu millete ve ülkeye ihanettir.</p>

<p>Hiçbir vatandaşımız Kürtçe konuşulmasından rahatsız değildir.</p>

<p>Bu ülkede, Kürt-Türk ayrımı yapan kim olursa olsun, tek kelimeyle vatan hainidir ve bu kadim ülkeye ihanetten başka bir şey değildir.</p>

<p>Millet bugün üçüncüsü yapılacak olan Komisyon çalışmalarından bu ülkeyi payider edecek, ekonomik hamleleri başlatacak, özgür duygu ve düşüncenin temelini atacak,, hukukun üstünlüğünü uluslararası alanda ilk sıralara taşıyacak ve hepsinden önemlisi kardeşlik ruhunu tesis edecek kararlar almasını bekliyor.</p>

<p>Milleti temsil eden milletvekillerinin bu yönde kararlar almasını ve komisyon çalışmalarının tarihi bir fırsat olduğunu umuyoruz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Aug 2025 20:40:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kimliğini arayan katmanlar...</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/kimligini-arayan-katmanlar-544</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/kimligini-arayan-katmanlar-544</guid>
                <description><![CDATA[Kimliğini arayan katmanlar...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tüm gelişmekte olan, sanayileşen ve bilgi teknolojileri ile tanışan ülkelerde yaşanan yeni bir sorun ile karşı karşıyayız.&nbsp;</p>

<p>Kadının da çalışma hayatına adım atmasıyla birlikte, hane gelirinde hissedilir bir artış, rahatlama olunca, ev almak, araba almak, tatil hayalleri... yerine getirebilir olmaya başlıyor. Bu sahiplenmeler, tasarruflar, zenginleşme eğilimi ailede kimlik tartışmasını da beraberinde getiriyor.</p>

<p><strong>Artık zenginlik yolundayız, sınıf atladık mı?</strong></p>

<p>Hayır! Yeni bir sınıfa dahil olmak bu kadar kolay olmuyor. Ülkemizde, çevremizde her gün yaşanan görgüsüzlük, kibir ve terbiye sınırlarını aşan ilkellikler bu yazıyı yazmamı gerekli kıldı.</p>

<p>Burjuvaziye özenen ara sınıf kültürel olarak kendini bulamıyor.&nbsp;<br />
Zira, burjuva olmanın da şartları, süreçleri var.</p>

<p>Burjuvazi, tarihsel olarak hem ekonomik hem toplumsal dönüşümlerde önemli bir sınıf olmuş, ülke gelişimine hem doğrudan hem dolaylı katkılar sağlamıştır. Ancak bu katkılar, dönem ve koşullara göre değişkenlik göstermiştir. Başlıca katkıları şöyle özetlenebilir:</p>

<p><strong>1.⁠ ⁠Ekonomik Kalkınma ve Sanayileşme</strong></p>

<p>Sermaye birikimi sağlar: Burjuvazi, ticaret, sanayi ve finans alanlarında kazandığı serveti yeni yatırımlara yönlendirerek üretim kapasitesini artırır.</p>

<p>Sanayileşmeyi teşvik eder: 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa’da sanayi devriminin öncüsü büyük ölçüde burjuvazi olmuştur.</p>

<p>Yeni iş alanlarını araştırır ve &nbsp;açar: Fabrikalar, bankalar, ticaret ve hizmet işletmeleri açarak istihdam oluşturur.</p>

<p><strong>2.⁠ ⁠Teknoloji ve Yenilik</strong></p>

<p>Rekabetçi ortamda verimliliği artırmak için yeni teknolojilere yatırım yapar.<br />
Üretim tekniklerini modernleştirerek, Ar-Ge ve izolasyon ile ülkenin uluslararası rekabet gücünü artırır.</p>

<p><strong>3.⁠ ⁠Şehirleşme ve Altyapı</strong></p>

<p>Kentleşmeyi hızlandırır, ticaret ve üretim merkezlerini büyütür. Organize Sanayi bölgeleri, sanayi siteleri, ticaret merkezleri, AVM'ler kurar.<br />
Demiryolları, limanlar, ulaşım ağları gibi altyapı projelerine öncülük eder veya yatırım yapar.</p>

<p><strong>4.⁠ ⁠Hukuk ve Kurumsal Düzen</strong></p>

<p>Ticaretin güvenliği için hukukun üstünlüğünü, mülkiyet hakkını ve güçlü kurumları destekler.<br />
Serbest piyasa ekonomisinin ve modern bankacılığın gelişmesine zemin hazırlar.</p>

<p><strong>5.⁠ ⁠Toplumsal ve Kültürel Etki</strong></p>

<p>Eğitim, basın, sanat ve kültür alanında sponsor olur, modernleşme fikirlerinin yayılmasına aracılık eder.<br />
Bazı dönemlerde siyasal özgürlükleri ve anayasal düzeni savunarak feodal yapının çözülmesini hızlandırır.</p>

<p><strong>6.⁠ ⁠Küresel Entegrasyon</strong></p>

<p>Dış ticaret ağları kurarak ülkeyi dünya ekonomisine entegre eder.</p>

<p>İhracat gelirleri ile ülkenin döviz girdisini artırır. Ancak, burjuvazinin katkıları otomatik olarak eşitlikçi bir kalkınma yaratmaz. Aşırı kâr hırsı, sömürü, gelir adaletsizliği ve siyasi nüfuz tekeli gibi olumsuz etkiler de doğurabilir.</p>

<p>Yukarıdaki özellikler göz önüne alındığında sınıf geçişi sadece para ile olmuyor. Kolay kazanılan servetler ile&nbsp;ne eğitim seviyesi ne de görgü kazanılamıyor. Ciddi bir eğitim ve gelişme çabası ile "ara sınıftan" çıkmak ikinci, üçüncü jenerasyona nasib olabiliyor.</p>

<p><strong>Ara Sınıf Nedir?</strong></p>

<p>Ara sınıf, genellikle alt sınıf ile burjuvazi*1 (üst sınıf) arasında kalan, çoğunlukla beyaz yaka çalışanlar, küçük memurlar, esnaf, teknokratlar, öğretmenler gibi meslek gruplarını kapsayan toplumsal tabakadır.&nbsp;</p>

<p>Bu sınıf: Ekonomik olarak proletarya kadar yoksul değildir,<br />
Ama burjuvazi kadar sermaye sahibi de değildir.</p>

<p>Ara sınıf, üretim araçlarına sahip olmadığı için proletarya ile benzer çıkarlar taşıyabilir; ancak yaşam tarzı ve ideallerinde sıklıkla burjuvaziye özenme görülür.</p>

<p>-Burjuvaziye Özenme ve Taklit</p>

<p>Ara sınıf, sosyal olarak "yukarıya benzeme" arzusu taşır. Bu durum:</p>

<p>-Marka takıntısı,<br />
-Tüketim alışkanlıklarında artış,<br />
-Eğitim, sanat, tatil gibi alanlarda statü göstergesi davranışlara yönelme,<br />
-Lüksün sembollerine yakın durmaya çalışma,<br />
-Güç merkezlerine aşırı hayranlık, yaklaşma çabaları... şeklinde kendini gösterir. Ancak ekonomik imkânları çoğu zaman bunları sürdürülebilir şekilde karşılamaya yetmez. Bu da kültürel bir parçalanma doğurur.</p>

<p>•⁠ &nbsp;⁠Kültürel Kimlik Bunalımı (Statü Kayması)</p>

<p>Ara sınıf bireyi bu durumda çelişkili bir statü yaşar:<br />
Alt sınıftan uzaklaşmak ister,<br />
Üst sınıfa ise tam olarak ait olamaz, kendi geleneksel değerlerinden kopar, ama yeni bir üst kültürü de kısa zamanda &nbsp;inşa edemez.<br />
Bu durumda kişi veya sınıf:<br />
"Kimliğini tam olarak tanımlayamayan, ait olamayan ama ait olmak isteyen"<br />
bir konumda bocalar. Bu duruma “kültürel yabancılaşma” ya da “kimlik bulanıklığı” denir.</p>

<p>Burjuvazi sadece ekonomik sermayeyle değil, kültürel sermaye ile de ayrılır.<br />
Bu, görgü, zevk, dil kullanımı, sanat bilgisi, nezaket gibi faktörleri içerir.<br />
Ara sınıf, ekonomik olarak üst sınıfa yaklaşsa bile kültürel sermayede eksik kalır.</p>

<p>Taklit eder, ama içselleştiremez. Bu da bir tür statü gerilimi ve aşağılık duygusu doğurur.</p>

<p>Burjuvaziye özenen ara sınıf, ne aşağıya ait olmak ister, ne de yukarıya tam olarak çıkabilir.<br />
Bu arada kalmışlık, kültürel aidiyetin bulanıklaşmasına, tüketimle kimlik inşasına yönelmesine ve yüzeysel modernleşmeye neden olur.</p>

<p>"Mağluplar, galipleri taklit eder." İbn-i Haldun</p>

<p>En güzeli: "Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin* şarkı sözlerindeki gibidir.</p>

<p><em>*1=Burjuvazi nedir?&nbsp;üretim araçlarını ellerinde bulunduranla çıkarları bunlarla birleşenlerin oluşturdukları toplumsal sınıf.</em></p>

<p><em>*2=Proletarya nedir?&nbsp;Ücret karşılığı çalışanlar.</em></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 12 Aug 2025 08:54:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yontulmamış insanlara dair</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/yontulmamis-insanlara-dair-543</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/yontulmamis-insanlara-dair-543</guid>
                <description><![CDATA[Yontulmamış insanlara dair]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanoğlu yaratılış ve fıtrat gereği birçok özellikle donatılmıştır. Diğer bazı özellikler ise sonradan; çevre, coğrafya, iklim, sosyal doku, gelenek ve inanç gibi dış etkenlere bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Bütün bu bileşenler ise kişilik ve karakter olarak bir bedende hayat bulmuştur.</p>

<p>Eğitim süreçlerine bağlı olarak bazı özelikler tekamül çerçevesinde gelişme göstererek davranış değişimleri oluştursa da “Bir insan yedisinde ne ise yetmişinde de odur!” genel kanaati çerçevesinde çok büyük değişimler gözlemek olası değildir.</p>

<p>Öyle insanlar var ki hayatı boyunca; “Teşekkür ederim, rica ederim, lütfen, sağ ol, minnettarım, müteşekkirim, affedersin, özür dilerim, üzgünüm, pardon ” gibi incelik ve nezaket kelimelerini kullanmamıştır. Onların lügatinde bu ifadelere yer yoktur. Çünkü bunları kullanmanın bir acziyet ve düşkünlük olacağı kanaati bilinçaltında yerleşmiştir. Bunda çevre ve ailenin büyük etkisi vardır, hal ilmi çerçevesinde bunları duymadığı, işitmediği için kullanmak bir kusur ve ayıp gibi görülmektedir. Bu durum bir kültür ve gelenek mirası olarak diğer nesillere de yansıdığı için bunun düzelmesi imkansız olmasa da çok zor olmaktadır. Kişi ancak bir vesile ile başka sosyal çevreye katılması sonrasında ve zaman içerisinde yontulma ile yavaş yavaş istenilen kıvama gelecektir. Bu arada birkaç nesil heba edilmiş olsa da kimin umurunda medeniyet dediğin nedir ki? Düşe kalka mutlaka bir orta yol bulunacaktır, nasıl olsa kervanı yolda düzmeye alışmış bir millet olarak acelemiz yok!</p>

<p>Bütün bu mahsurlar göz önüne alındığında kapalı toplumların ilerlemesi için mutlaka başka toplumlarla etkileşimi elzemdir. Bu etkileşim tüm değerlerin dejenere edilerek özümüzü kaybetmeden olumlu yönlerin alınarak bünyemize adapte edilmesiyle olmalıdır. Aksi takdirde öz benliğimizi kaybetmiş oluruz ki bu bizi taklitçilik tuzağı ile yok olmaya kadar götürür.</p>

<p>Hayat tezahürlerinin tamamı olarak ifade edilen medeniyet yüzyıllar boyunca damıtılarak ortaya çıkan özdür bunu bir anda yok etmek veya sulandırmak kimsenin haddine değildir. Dolayısıyla değişip dönüşürken de değerlere bağlı kalmak meselenin özetidir.</p>

<p>Sonuç olarak; toplumda yontulmamış insanlar her devirde olacaktır. Bunların en temel seviyede insanlık ve medeniyet adına değişmesi toplumun uygarlık seviyesine de katkı sunmuş olacaktır. Önemli olan yeni yetişen nesillerin taklitçiliği bir kenara bırakıp tahkikat sonrası doğru davranış kalıpları ile doğru olanı sahiplenmiş olmaları ile süreç başarıya ulaşmış olacaktır. Unutmayın yontulmamış taş, ya ayağınıza takılır ya da başınızı yarar!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 11 Aug 2025 08:14:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Milyonlarca tertemiz insan bileniyor, yetişiyor</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/milyonlarca-tertemiz-insan-bileniyor-yetisiyor-542</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/milyonlarca-tertemiz-insan-bileniyor-yetisiyor-542</guid>
                <description><![CDATA[Milyonlarca tertemiz insan bileniyor, yetişiyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"İslam toplumu, ne Muaviye, ne yezid (A.L) ne de başka bir dönemde bu kadar zillet içinde olmuştu."</p>

<p>Gazze'de yıkılmadık bina, şehidi, yaralısı, sakatı olmayan aile kalmadı.</p>

<p>Neden bu nefret?</p>

<p>Dünyanın tüm ülkelerinden; fitne, faizcilik, fuhuş, aileyi bozma,&nbsp;algı, yalan, vatana ihanet ve benzeri yüzlerce kötülükleri sebebiyle kovulan lanetli yahudi kökenli pisliklere, Osmanli gibi Filistin de &nbsp;kucak açtı.Osmanli gibi Filistin da Yahudilere iyilikten başka bir davranışta bulunmadı.</p>

<p>Oysa, Yahudi milletinin az bir kısmı hariç büyük çoğunluğu bulundukları ortamı zehirleyen, bozan, birbirine düşüren &nbsp;aşağılık, bozuk karakterli firsatçilardan oluşmaktaydı.</p>

<p>Akrebin fıtratında olan sokup zehirleme bunların yasam tercihi oldu. Bu sayede çok zengin ve etkin oldular yaşadıkları her yerde.</p>

<p>Eğitime, üretime, araştırmaya büyük değer veriyorlardı. Bunu Erdem olsun diye değil bu dünyada zengince yaşamaya devam etmek ve güvenliklerini sağlamak için yapmak zorunda olduklarını çok iyi biliyorlardı.&nbsp;</p>

<p>Çok iyi biliyorlardı ki, insanlık bir yana bu yaratıklar bir yana idi.</p>

<p>Dünya kurulduğundan beri en çok&nbsp;peygamber öldüren, en sapık suçları işleyen, en büyük zalimlikleri yapan, en ilkesiz sosyal yaşamları olan, ahlaksızlıkta sınır tanımayan, yaratılış kodlarıyla oynayanlar kendileriydi.</p>

<p>Genetik ilmini, robot teknolojileriyle, yazılımlarla türlü türlü yanlışı yaptılar. LBGT ile aileyi, TV, medya, sosyal medya, uyuşturucu, kumar, sanal bahis... ile toplumu enfekte eden hep bunlardı.</p>

<p>İlaç satabilmek için tohumu bozan, gübreyi bozan, tarımı hayvancılığı katleden bunlardı.<br />
Hastalıkları arttıran, virüsler, pandemiler çıkaranlar hep bunlardı.</p>

<p>Aile, cinsiyet, evlilik, tıp, tarım, eğitim, endüstri, finans, eglence, moda,tekstil, kozmetik vb sektörlerinin bozulması, zehirlenmesi hep bu lanetli pislikler eliyle oldu.</p>

<p>Binlerce yılda vatansız yaşadılar. Osmanlı imparatorluğu ve Filistin, onlara merhamet göstermenin bedelini çok acı yaşadı.</p>

<p>Hep ihanet, hep kötülük, hep fitne, hep nankörlük &nbsp;idi verdikleri karşılık.</p>

<p>Bugün Gazze'nin doğalgazını çalmak için ABD, İngiltere ve Azerbaycan &nbsp;ile ortak terminal kurup, Avrupa’ya boru hattıyla gönderip,Rusya ve İran'ı bu alandan silmek istiyorlar. Suriye de 2011 de başlayan iç kırışıklıkların ana sebebi donemin Suriye Devlet başkanının boru hattına izin vermemesi olduğunu eski israil başbakanı bile itiraf etti.</p>

<p>Bugün Gazze'yi, Batı Şeria'yı, Kudüs'ü, Golan'ı istiyorlar. Kazara alsalar duracaklar mı?</p>

<p>Şam, Halep, Kuzey Suriye, Irak, İran</p>

<p>Türkiye... ???</p>

<p>Küçücük Gazze 22 aydan beri ağır silahlara, Amerika, İngiltere, Suud, Azerbaycan, Ürdün, Mısır, Hindistan, Yunanistan ve birçok devletin, şer güçlerin açık desteklerine rağmen direniyor. Neyse ki dünyada direniş kültürüne sahip insanlar, ülkeler hâla var.</p>

<p>Biliyorlardı ki direniş kültürü yaşadıkça dünya bir araya gelse başaramayacaklar.</p>

<p>Hayalleri bile ahlaksız ve hırsızca. Kendilerine ait olmayan, boylarından büyük ham hayaller. 5 milyonluk nüfusları ile neredeyse 1 milyarlık islam cografyasındaki topraklara hükmetmek istiyorlar.</p>

<p>Bu cesareti ve şımarıkliğı önce Amerika'dan sonra topraklarına çökmek istedikleri ülkelerin liderlerinin yanlış yönetim ve yaşam şekillerinden, ölçüsüz borçlannalarından, çeşit çeşit defolarından, ve bu defolarını kayıt altına almış olma avantajından alıyorlar.</p>

<p>İsrail'i, &nbsp;bu ölçüsüz zalimlikleri, hırsları, ruyaları bitirecek ve tarihin derin çöplüğüne gömülecekler.</p>

<p>&nbsp;Öldürdüklerini fazla siyonist öldürülecek, yaraladıkları, sakat biraktırdıklarından fazla siyonist sakatlanacak, Gazze halkının çektiği acılardan çok büyüğünü merhametsiz siyonist halk yaşayacak.&nbsp;</p>

<p>Çünkü islam ülkelerindeki bir avuç akredite yöneticilere, tüccarları ve münafıklara inat tertemiz Nebevi bir tevhid nesli ve ilk kez iman eden, edecek milyonlar bileniyor, yetişiyor.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Aug 2025 09:27:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Komisyon süreci ve sahte diplomalar</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/komisyon-sureci-ve-sahte-diplomalar-541</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/komisyon-sureci-ve-sahte-diplomalar-541</guid>
                <description><![CDATA[Komisyon süreci ve sahte diplomalar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İmralı süreci, kandil görüşmesi, silahlara veda töreni ve derken Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında partilerin vermiş olduğu üyeden oluşan komisyon çalışmaya başladı.</p>

<p>MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız PKK’nın silah bırakması süreciyle ilgili kurulan komisyonun adının “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu” olduğunu ilan etti.</p>

<p>Elbette bu komisyonun bir ismi olmalıydı ve MHP’nin ortaya koymuş olduğu bu isim Milletin ruhunu ifade ettiği için hemen her vatandaşımız bu ismi sevmiştir.</p>

<p>Her şey çok güzel, ancak güzel olan bu duygunun ve düşüncenin içi doldurulacak mı? bunu gün geçtikçe ortaya konulan görüşlerle daha iyi anlayacağız.</p>

<p>Ülkenin başına dert olan, milli ve manevi değerlerimize büyük bir darbe vuran PKK örgütünün&nbsp; silah bırakması üzerine harekete geçen komisyondan, vatandaşımız sürecin istismar edilmeden &nbsp;milletimizin hassasiyetinin ortaya konması gerekiyor</p>

<p>Nedir o hassasiyet?</p>

<p>Hakkın, hukukun, demokrasinin tam ve özgür bir şekilde tezahür etmesinin oy birliğiyle kabul edilmesidir.</p>

<p>Ne var ki komisyon başlamadan hemen önce, öncelikle hala içeride olan Can Atalay’ın, Osman Kavala’nın, Selahattin Demirtaş’ın ve ardından bir çırpıda göz altına alınarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye başkanlarıyla bürokratların hemen salıverilmesi gerekirdi ama olmadı.</p>

<p>Madem ki bu ülkede barış ve kardeşliğin tesis edilmesi isteniyor, o zaman ilk adım olarak tutuklu olan bu arkadaşların serbest bırakılması gerekirdi.</p>

<p>Komisyonun amacı bu değil mi?</p>

<p>Komisyonun amacı dağdaki teröristlerin silahları bırakıp devletin şefkatine teslim olması değil mi?</p>

<p>Buysa ve bu duygular içerisinde Milli Birlik ve Dayanışma öngörülüyorsa o zaman öküzün altında buzağı aramaya hiç gerek yok.</p>

<p>Bir taraftan komisyon üyeleri</p>

<p>yle ülkedeki Milli Birlik ve Kardeşlik tesis edilmek istenecek, ama öbür taraftan ülkenin önde gelen belediye başkanları, milletvekilleri ve bürokratlar içeride tutulmaya devam edilecekse, işte orada Milli Birlik ve Dayanışma dan söz edemeyiz.</p>

<p>Umarız komisyon bu ruhta bir karar alır ve o karar hayata geçer diyorum.</p>

<p>SAHTE DİPLOMALARDA TUTUKLAMA</p>

<p>Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık diploması talihsiz bir şekilde iptal edildi ve savcılar başta olmak üzere sürecin hızlanması için adeta seferberlik ilan edildi ve diploma milleti tatmin etmeden iptal edildi.</p>

<p>Ya 3 gün önce ortaya çıkan 400 kişinin sahte diploması?</p>

<p>Bu konuda henüz bakanlık düzeyinde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın 37 kişiden oluşan çetenin tutuklanması dışında bir açıklama yok.</p>

<p>Görüş bildiren yok</p>

<p>Veya sahte diploma 400 kişiyle mi sınırlı?</p>

<p>Sahte bir şekilde Prof ve Doçentlik unvanı verilenler ne olacak?</p>

<p>Bu sahte proflar ve Doçentler nerede görev yapıyor?</p>

<p>Bu sahtekarlığın geçmişi irdelenecek mi?</p>

<p>Millet bunun en geniş şekilde, hatta TBMM’de kurulacak oluşan bir komisyonla araştırılmasını istiyor.</p>

<p>Bu ülkede Milli Birlik ve kardeşlik ruhu tesis edilecekse, ortak aklın bir an önce ortaya konması gerekir diyorum..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Aug 2025 16:09:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Medeniyet birliğine doğru...</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/medeniyet-birligine-dogru-540</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/medeniyet-birligine-dogru-540</guid>
                <description><![CDATA[Medeniyet birliğine doğru...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazze'de yaşanan ve 666 gündür dünyanın çok ta etkili olamadığı, halen süren vahşet, soykırım,<br />
açlık, susuzluk, okulların, hastanelerin, camilerin, kiliselerin,<br />
evlerin, su kaynaklarının bombalanarak yok edilmesi, kadın, çocuk, bebek ayırt edilmeden öldürülmesi bana insanlık medeniyetinin nereye evrilecegini sorgulatıyor.</p>

<p>Aslında binlerce yılda kazanılan medeniyet &nbsp;birikimi, insan bile denmeyecek nitelikteki, canavar bir güruh tarafından yok ediliyor. Kendilerine maddi olarak bağladıkları veya kirli bagajlarını kayıt altına aldıkları için, şantajla bağladıkları kötücül liderlikler ile bu zulüm halen devam edebiliyor.</p>

<p>Gazze'de süren soykırım Batı medeniyetini neden sarsmadı?&nbsp;<br />
Bu sorunun cevabını bir çok kaynağa sordum. Cevapların ortalaması aşağıdaki gibiydi:</p>

<p>Çünkü batı medeniyeti, çıkar ve güç odaklı bir ahlak anlayışına dayanıyor. Evrensel insan hakları, özgürlük ve demokrasi söylemi ise çoğu zaman sadece kendileri için geçerli oluyor.</p>

<p>MEDENİYET NEDİR</p>

<p>Medeniyet; bir toplumun tarihsel süreç içinde geliştirdiği:<br />
-Bilgi birikimi (bilim, felsefe, teknoloji),<br />
-Sanat ve estetik anlayışı (mimari, edebiyat, müzik vs.),<br />
-Yönetim biçimi ve hukuk düzeni,<br />
-Ekonomik üretim tarzı ve iş bölümü,<br />
-Ahlak anlayışı ve inanç sistemi,<br />
-Eğitim yapısı ve değerler sistemi<br />
gibi alanlarda ulaştığı gelişmişlik düzeyini ifade eder.</p>

<p>İslam ve batı toplumlarının medeniyete katkıları:</p>

<p>Her iki medeniyetin de güçlü yönleri vardır. İslam medeniyeti ahlaki temel ve anlam arayışında, Batı medeniyeti ise dünyevi başarı,üretim ve sistemleşmede ön plana çıkmıştır. Bugünün dünyası, insanlığın karşı karşıya kaldığı krizlerde her iki medeniyetin ortak mirasını yeniden düşünmeye ve “değer ve ilerleme” dengesini kurmaya ihtiyaç duymaktadır.</p>

<p>BATI MEDENİYETİ<br />
Batı medeniyeti, dünya tarihinin son bin yılına damga vurmuş, bilimsel, teknolojik, siyasi ve kültürel gelişmelerle küresel ölçekte etkili olmuş bir medeniyettir. Bu etkinin kökenleri, Antik Yunan-Roma mirası, Hristiyanlık, Rönesans, Reform, Aydınlanma Çağı ve Sanayi Devrimi gibi dönüm noktalarına dayanır.</p>

<p>Bunları sıralayalım:</p>

<p>1.⁠ ⁠Felsefe ve Bilim Geleneği<br />
Batı medeniyetinin temellerinden biri, Antik Yunan felsefesi ve onun sorgulayıcı düşünce mirasıdır.&nbsp;</p>

<p>Rönesans (14.-16. yüzyıl): Antik çağ düşüncesi yeniden keşfedildi; sanat ve bilim gelişti.</p>

<p>Aydınlanma Çağı (17.-18. yüzyıl): Akıl, birey, özgürlük, doğa yasaları ve seküler bilim anlayışı ön plana çıktı.</p>

<p>Modern Bilimsel Devrim: Newton, Galileo, Descartes gibi düşünürlerle evrensel fizik ve matematiksel sistemler kuruldu.</p>

<p>2.⁠ ⁠Teknolojik ve Endüstriyel Dönüşüm</p>

<p>Sanayi Devrimi (18. yüzyıl sonları): Batı medeniyetinin dünya üzerindeki etkisini önemli şekilde artırdı. Üretim biçimleri değişti, buhar gücü, fabrikalar, ulaşım (tren, gemi) gelişti. Elektrik, telefon,telgraf, matbaa, seri üretimleri sistemleri&nbsp;</p>

<p>Teknolojik üstünlük, Batı'nın askeri ve ekonomik gücünü artırarak emperyalist yayılmanın altyapısını oluşturdu.</p>

<p>3.⁠ ⁠Siyasi Sistemler ve Demokrasi</p>

<p>Magna Carta (1215), Fransız Devrimi (1789) ve Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi (1776) gibi gelişmeler, halk iradesini ve hukukun üstünlüğünü merkeze alan bir yönetim anlayışını geliştirdi.</p>

<p>Batı’da şekillenen parlamenter sistem, hukuk devleti, insan hakları gibi kavramlar bugün evrensel değerler olarak görülüyor.</p>

<p>4.⁠ ⁠Ekonomik Model ve Kapitalizm<br />
Adam Smith’in öncülüğünü yaptığı liberal ekonomi anlayışı, kapitalizmin doğuşunu sağladı.</p>

<p>5.⁠ ⁠Sömürgecilik ve Küreselleşme<br />
yüzyıldan itibaren Batı Avrupa devletleri, Afrika, Asya ve Amerika kıtalarında sömürge imparatorlukları kurdu. Üretimde ucuz hammadde ve işgücü ile seri üretimleri sağladı. Bununla bağlantılı olarak eğitim ,sosyal yaşam, beslenme, barınma,sağlık ,<br />
eglence, sanat ve yönetim alanlarında olağanüstü değişimler yaşandı.</p>

<p>6.⁠ ⁠Kültürel Hegemonyanın kurulması.<br />
Modern medya, sinema, TV, kitap..</p>

<p>7.⁠ ⁠Eleştiriler ve Krizler<br />
Batı medeniyeti sadece başarılarla değil, aynı zamanda eleştirilerle de anılır:</p>

<p>Sömürgecilik, kölelik, ırkçılık, çevre tahribatı, aile kavramının içinin boşaltılması, LBGT 'nin normallestirilmesi, içki, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşması, savunmaya sanayinin geliştirilip, suni savaşların çıkarılması...</p>

<p>Batı medeniyeti, son birkaç yüzyılda dünya tarihini en çok şekillendiren güç olmuştur. Bilimde ve teknolojide insanlığa büyük katkılar sağlamış, modern devlet yapısını, demokrasi ve özgürlük fikirlerini ortaya koymuştur. Ancak bu süreçte ciddi sömürü politikaları ve kültürel tek tipleştirme gibi sorunları da beraberinde getirmiştir.</p>

<p>İSLAM MEDENIYETİ</p>

<p>İslam medeniyeti, yaklaşık 1400 yıllık tarihi boyunca dünya tarihine çok yönlü ve derinlemesine katkılarda bulunmuş büyük bir uygarlık hareketidir. Bu medeniyetin dünya tarihindeki yeri ve önemi, yalnızca dini bir inanç sisteminin yayılmasıyla sınırlı olmayıp; bilim, felsefe, hukuk, sanat, edebiyat ve siyaset alanlarındaki etkileriyle de evrensel boyuttadır.&nbsp;</p>

<p>İşte bu etkilerin bazı temel başlıklar altında değerlendirilmesi:</p>

<p>1.⁠ ⁠Bilim ve Felsefeye Katkısı</p>

<p>İslam medeniyeti, özellikle 8. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar olan dönemde bilimsel gelişmenin öncüsü olmuş; bu dönem "İslam’ın Altın Çağı" olarak anılmıştır.</p>

<p>Matematikte El-Harezmi'nin cebir çalışmaları Avrupa’ya "Algebra" olarak geçmiştir. Sıfır ve ondalık sistemin Batı’ya taşınmasında önemli rol oynanmıştır.</p>

<p>Tıp alanında İbn Sina’nın El-Kanun fi’t-Tıbb adlı eseri, Avrupa’da yüzyıllarca temel ders kitabı olarak okutulmuştur.</p>

<p>Astronomide El-Biruni, Battani ve Uluğ Bey gibi alimler, gökbilimsel gözlemlerle önemli sonuçlara ulaşmıştır.</p>

<p>Felsefe alanında Farabi, İbn Rüşd ve Gazali gibi isimler, Aristoteles ve Platon gibi Antik Yunan filozoflarını yorumlamış, Batı skolastik düşüncesine kaynaklık etmiştir.</p>

<p>2.⁠ ⁠Tercüme Hareketi ve Bilgi Aktarımı</p>

<p>Abbasi Halifesi Memun döneminde (9. yy), Beytü’l-Hikme adlı bir akademide Antik Yunan, Hint ve İran bilimsel eserleri Arapçaya çevrilmiş; bu bilgi birikimi, daha sonra Endülüs ve Sicilya üzerinden Avrupa’ya aktarılmıştır. Bu süreç, Avrupa’da Rönesans’ın zeminini hazırlayan temel etkenlerden biridir.</p>

<p>3.⁠ ⁠Adalet ve Hukuk Anlayışı</p>

<p>İslam medeniyetinin önemli yönlerinden biri hukukun üstünlüğünü esas alan yapısıdır. Şeriat hukuku sadece dini değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik düzenin kurallarını da belirlemiş; İslam’da devlet başkanı dahi hukuka tabi sayılmıştır.<br />
"Adalet mülkün temelidir" anlayışı, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı gibi devletlerin yönetim felsefesine damga vurmuştur.</p>

<p>4.⁠ ⁠Sanat, Mimari ve Edebiyat</p>

<p>Mimaride camiler, medreseler, kervansaraylar ve köprüler, estetik ve işlevselliğin birlikte işlendiği yapılar olarak öne çıkar.&nbsp;<br />
Hat, tezhip, minyatür ve ebru gibi sanat dalları, İslam’ın tasvir yasağına uygun şekilde soyut ve zarif bir estetik anlayışı geliştirmiştir.</p>

<p>Edebiyatta Mevlana, Hafız, Sadi Şirazi, Fuzuli gibi şairler insanlık onuru, aşk, hakikat gibi evrensel temaları işlemiştir.</p>

<p>5.⁠ ⁠Ticaret ve Kültürlerarası Etkileşim</p>

<p>İslam medeniyeti, İpek Yolu ve Baharat Yolu gibi ticaret güzergâhlarında etkin olarak hem doğu hem batı dünyasıyla ilişki kurmuştur. Bu süreç, farklı kültürler arasında bilgi, dil, ürün ve fikir alışverişine olanak sağlamıştır.</p>

<p>6.⁠ ⁠Sosyal Adalet ve Yardımlaşma</p>

<p>İslam toplumlarında zekat, sadaka, vakıf gibi kurumlarla sosyal adaletin sağlanmasına çalışılmıştır. Vakıflar özellikle eğitim, sağlık ve barınma gibi alanlarda yüzyıllarca kamu hizmeti vermiştir.</p>

<p>7.⁠ ⁠Osmanlı ile Evrensel Bir Form</p>

<p>İslam medeniyetinin zirve temsilcilerinden biri olan Osmanlı Devleti, çok dinli, çok kültürlü ve çok milletli yapısıyla İslam’ın evrensel bir barış projesi olabileceğini göstermiştir. Batı ile Doğu arasında bir köprü görevi görmüştür.</p>

<p>İslam medeniyeti, sadece Müslümanlar için değil, tüm insanlık için ilim, irfan, adalet ve hikmet ekseninde bir medeniyet projesi sunmuştur. Bugün pek çok bilimsel ve kültürel birikimin temelleri bu medeniyetin izlerini taşımaktadır.</p>

<p>Bugün artık iki kutuplu dünyadan, çok merkezli bir dünya düzenine doğru evrilmekteyiz. Rusya, Çin, Hindistan, İslam coğrafyası gibi medeniyetler yenilenmekte ve gelişmektedirler.&nbsp;</p>

<p>Bilgi ve iletişim devrimi büyük bir hızla dunya medeniyetini ve insanlığın davranış biçimlerini hızlı bir biçimde değiştirmeye devam ediyor. Hedef Israil ve arkasındaki şeytani desteklere inat, medeniyet birliğine doğru evrilecek gibi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Aug 2025 11:12:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyanet mercek altında!</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/diyanet-mercek-altinda-539</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/diyanet-mercek-altinda-539</guid>
                <description><![CDATA[Diyanet mercek altında!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir şeyin mercek altında olması niyete bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Eğer niyetiniz, “Öküz altında buzağı aramak!” ise açık bulmak için sürekli teyakkuzda olmanız gerekir. Açık yoksa da gerçekleri çarpıtarak algı operasyonu yapmanız da içten değildir.</p>

<p>Tıpkı yazılı basında muhalif kanatta yer alan; cumhuriyetin hamisi, halkın sözcüsü ve nefes borusu iddiasında bulunan yayın organlarının Diyanet'i sürekli göz altında tutmaları gibi. Bu üç gazete her gün; teşkilatı, başkanı veya cuma hutbesini manşete taşıyarak itibar suikastı yapmaktadır.</p>

<p>Kendileri ve taraftarları seküler bir yaşam sürdükleri; cami, cemaat, namaz, ezan ve İslam’a dair hiçbir hassasiyet taşımadıkları halde ortaya koydukları itibarsızlaştırma faaliyetleri sürpriz değildir. Onlar kendilerine yakışanı yapmaktadırlar. Aslında direkt Müslümanlara ve İslam’a saldıramadıkları için bunu dolaylı olarak bunu bu şekilde ortaya koymaktadırlar.</p>

<p>Son cuma hutbesinde konu hayâ olduğu için buna bağlı olarak; giyim, kuşam, estetik, dövme gibi konuların inancımıza uygun olmaması eleştirilmiştir. Diyanet’in misyonu zaten insanları; iyi, güzel, doğru ve fıtrata uygun olma yolunda tebliğ vazifesi olduğu için yaptığı kuruluş amacına uygun hareket etmek ve de yaptığı bundan ibarettir. Aksi takdirde görevini yerine getirmediği anayasa suçu işlemiş olacaktır.</p>

<p>Fakat muhalif basın bunu; insan yaşamına müdahale, laikliğe aykırı eylem, anayasa suçu, şeriat özlemi, gericilik, yobazlık ve cumhuriyete saldırı olarak ifade etmektedir. Yaptığınız bu algı ile yatacak yeriniz yok desem de ahiret inancınız olmadığı için zaten sizin için bir şey ifade etmeyecektir.</p>

<p>Bu şekilde tutum ve davranışla Diyanet’i dolayısıyla hükûmeti yıprattığınızı düşünseniz de bu durum Müslümanlar arasında daha büyük bir kenetlenmeye neden olmaktadır. 23 yıllık bir iktidarı bu şekilde değiştirmenin mümkün olmadığını&nbsp;anlamadıkları için kendi hezeyanlarında boğulmaya devam ediyor olmaları ibretliktir.</p>

<p>Bir kesimi; aşağılamak, hor görmek, küçümsemek, yok saymak ve itibarsızlaştırmak bugüne kadar bir şey kazandırmadığı gibi bundan sonra da netice almak için yeterli olmayacaktır. Bunu anlamamış olmaları kervanın yürümesine katkı sağladığı için bunda da bir hikmet ve hayır olduğu muhakkaktır.</p>

<p>Sonuç olarak; dinimize, inancımıza, değerlerimize ve kutsallarımıza Diyanet kanalıyla saygısızlık kabul edilebilir değildir. Kendi insan ve toplumuna bu kadar yabancı bir güruh dünyada çok rastlanır bir şey değildir. Muhalefetin de bir raconu vardır, bunların yaptığı resmen ve alenen din düşmanlığıdır. Allah ıslah etsin diyeceğim fakat bunların hidayete ermek gibi dertleri olmadığı için kendi hallerine bırakıyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 04 Aug 2025 08:13:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vahşetin tarihi belgesi</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/vahsetin-tarihi-belgesi-538</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/vahsetin-tarihi-belgesi-538</guid>
                <description><![CDATA[Vahşetin tarihi belgesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 2007</p>

<p>Ermeni Diasporası rahat durmuyor daha önceki yıllarda yaptığı gibi, Osmanlı’nın Ermenilere soykırım yapığı yalanını dünyanın birçok ülkesindeki parlamentolarda anlatmaya devam ediyordu.</p>

<p>Cumhuriyetin kurulmasından önce Ermeniler, Adana’da şehir merkezinin yanı sıra, Kozan, Saimbeyli ve Feke’de yoğun bir şekilde yaşamaktaydılar.</p>

<p>Saimbeyli Kaymakamı da Karabit Çalıyan Efendi ise bir Ermeniydi.</p>

<p>Karabit Çalıyan Efendi İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu olup tam bir vatanperver, haksızlıklar karşısında susmayan ve dik duran bir kaymakamdı.</p>

<p>Öyle ki Ermeni çetelerinin haksız ve hukuksuz işlerini elinin tersiyle itiyor, kenar mahallelerde yaşayan fakir Türk halkını kollayarak yapılan haksızlıkların da karşısında duruyordu.</p>

<p>O dönem Ermeni çetelerinin işledikleri cinayetleri ve haksızlıkları günlük olarak tutan ve bir küpün içinde saklayan Çalıyan Efendi, ne yazık ki haksızlıkların boyun eğmediği iiçin Ermeni çetelerinin saldırısı sonucu öldürüldü ve tutmuş olduğu günlükler ise 1954 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarak, günümüzde Ermeni yalanlarına karşı bir kaynak oldu.</p>

<p>Cumhuriyet henüz kurulmamış ve Adana bölgesine ise Fransızlar hükmederek istedikleri gibi keyfi yönetimleriyle Adanalıları isyan noktasına getirmiştir.</p>

<p>Tam da burada insanlık tarihinin duymadığı ve görmediği bir Ermeni cinayetini gözler önüne sermek istiyorum.</p>

<p>Anlatacağım olayı gören ve gördüğü için ömrünün sonuna kadar kabuslarla uyanan Saimbeyli’li Dişçi Ahmet</p>

<p>Dişçi Ahmet, bugün Kızılay’ın Genel Sekreteri olan arkadaşım Ramazan Saygılının babasıdır</p>

<p>Ahmet amcayla 2007’nin yanılmıyorsam Mart ayı gibi oğlu Ramazan Saygılının evinde Çukurova Televizyonu adına görüştük ve 1920’de Ermeni Çetelerinin yapmış olduğu cinayetleri ve Türklerin dostu olan hem kaymakamı ve hem de komşuları olan Ermenileri tüm çıplaklığıyla uzun uzun anlattı ve bizlerde Rahmetli Ahmet amcanın söylediklerini kayıt altına aldık.</p>

<p>İşte akıllara durgunluk veren Ermeni Çetelerinin, Ahmet amcanın ağzından işledikleri alçak cinayetler;</p>

<p>“Haçin de bugünkü ismiyle doğup büyüdüğümüz, atalarımızın yurdu Saimbeyli’de her şey çok güzel, İlçemiz o dönem Adana nüfusuna yakın bir nüfusa sahipti. Eğitim, sağlık ve zanaat işleri büyük bir ahenk içerisinde devam ederken, Ermeni çeteler ilçemizin başına dert oldular ve toplamda 217 ilçe sakinimizi katlettiler. İlçemiz kaymakamı Karabit Çalıyan Efendi isimli bir Ermeni’ydi. Kaymakamımız çok merhametli dürüst ve Ermeni çetelerinin haksız ve hukuksuz taleplerini her zaman geri çeviriyordu. Günden güne ilçemiz artık yaşanmaz hale geliyor insanlarımız ilçeyi terk ediyordu. İşkenceler ve katliamlar öylesine artmıştı ki ilçemizde tam 214 vatandaşımız Ermeni Çetelerinin katliamına uğramıştı. Ermeniler Münevver, Naime, Sakine ve Zübeyde isimli dört teyzemin bebeklerini ellerinde aldılar ve bir gün sonra vereceklerini söylediler. Bir gün sonra kazanları kuran Ermeni Çeteler teyzelerimin bebeklerini kazanların içine atarak kaynattılar ve daha sonra kazanların yanına getirilen teyzelerime “Size nefis yemek yaptık hadi yiyin” dediler. Ne var ki uzatılan tabakları yemeyen teyzelerimde katledildi. Ben o günden beri uykumda kabus görmediğim bir günü hatırlamıyorum. Bu söylediklerim umarım gelecek kuşaklara intikal eder ve Ermeni çetelerinin yalanlarını dünya görür”</p>

<p>107 YIL SONRA ORTAYA ÇIKAN MEKTUP</p>

<p>Ermenilerin vahşetini anlatan Ahmet Saygılının verdiği bilgileri kısaca özetledim ancak kayıt altında olan belgesel çok daha uzun, umarız bu vahşet bir belge olarak gelecek kuşaklara intikal eder.</p>

<p>Ahmet Saygılının babası Yusuf Saygılı ise 31 Ekim 1918’de Filistin cephesinde savaşırken İngilizlere esir düşer ve o esarette yazmış olduğu bir mektup önceki gün Kızılay arşivinden çıkartılarak torunu Ramazan Saygılı’ya teslim edildi.</p>

<p>107 Yıl önce atalarımız Filistinli kardeşlerimizi korumak için çoluk çocuğunu bırakıp oralara gidip savaşırken hatta şehit düşerken, ne gariptir ki bugün dolar milyarderi sözde İslam ülkeleri Gazze’de yanan ateşi bir türlü görmüyorlar.</p>

<p>Buyurun siz değerlendirin değerlendirebilirseniz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 Aug 2025 18:55:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünün mazlumları bugün zalim oldu</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/dunun-mazlumlari-bugun-zalim-oldu-537</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/dunun-mazlumlari-bugun-zalim-oldu-537</guid>
                <description><![CDATA[Dünün mazlumları bugün zalim oldu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dün 2 metrekarelik derme çatma çadır içerisinde yaşam mücadelesi veren 6-7 yaşlarındaki Gazze’li kızımızın babasına, “Baba açım, bugün gıda almaya gidecek misin” sözlerini sanırım duymayan kalmadı,</p>

<p>Baba kızına cevap veriyor,</p>

<p>“Yok kızım, gidenleri öldürüyorlar”</p>

<p>Kızı, “Baba seninle beraber gelirim baba korkma” diyordu</p>

<p>O kızımız babasına ısrarla gıda almaya gidelim diyor,</p>

<p>Baba, dünün mazlumları bugünün ise zalimleri olan Yahudi askerlerinin silahlarına hedef olmamak için gidemeyeceğini söylüyordu.</p>

<p>Ne acı değil mi?</p>

<p>Buna insan olanın yüreği dayanmaz.</p>

<p>Bu alçaklar dün mazlumdu</p>

<p>Türkiye, Osmanlı döneminde 1492 yılında İspanya’dan sürülen Yahudilere kucak açtığı gibi, İkinci Dünya Savaşı sırasında da vatandaşı olan Yahudileri toplama kamplarına gönderilmelerini engellemiş, başta bilim adamları olmak üzere her kesimden Yahudiler için sığınılacak güvenli bir liman olmuştu Türkiye.</p>

<p>Öyle ki, belgesellerde Yahudilere yapılan, özellikle kız çocuklarına reva görülen sistematik işkenceleri gördüğümüzde, bir insan olarak ağlamaktan kendimizi tutamamıştık.</p>

<p>Ya bugün?</p>

<p>Bugün o mazlumların torunları Müslümanlara Hitler dönemine rahmet okutacak işkenceler yapıyor Filistinli kardeşlerimize.</p>

<p>Nedir bu alçakların derdi?</p>

<p>Neden Filistinli kardeşlerimizin dünyanın gözleri önünde açlıktan ölmeleri için yardım konvoylarının Gazze’ye girmesine izin vermiyorlar?</p>

<p>Nerede paraya para demeyen, artık hazinelerini dolar ve euro ile dolduran utanmaz ahlaksız sözde İslam ülkelerinin liderleri.</p>

<p>Mezarınıza mı götüreceksiniz o paraları?</p>

<p>Bu alçaklar Peygamber Efendimizi örnek alsalardı, ellerindeki caydırıcı olan tüm alternatifleri kullanır ve o mazlumların nefes almalarına yardımcı olurlardı.</p>

<p>Dün yine televizyon ekranlarında yapılan açıklamalara baktığımız zaman, fazla değil bir hafta içerisinde Filistinli kardeşlerimize yardım ulaşmazsa, on binlerce kardeşimiz açlıktan ölecek.</p>

<p>Bu utanmazlara sormak lazım;</p>

<p>Mutlu olacak mısınız kardeşleriniz açlıktan ölürken?</p>

<p>Peygamberimizin ayetler ışığındaki anlayışı ve yaşam tarzı bu muydu?</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>Gazze’de çocuklar aç ve aç olduklarını ve açlığa dayanamadıklarını artık anne ve babalarına haykırıyorlar.</p>

<p>Eyyyyyyyyy………, Sözde İslam ülkelerini yöneten beyler, Allah korkunuz var ise, Peygamberin ümmetiyseniz, kul olmanın ve ümmet olmanın gereğini yerine getir.</p>

<p>Gerek diplomatik yoldan ve gerekse anlayacakları dilden lütfen gereğini yapmak için harekete geçin diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 31 Jul 2025 15:09:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Silifkeli yazlıkçılardan örnek davranış</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/silifkeli-yazlikcilardan-ornek-davranis-536</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/silifkeli-yazlikcilardan-ornek-davranis-536</guid>
                <description><![CDATA[Silifkeli yazlıkçılardan örnek davranış]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Silifke Arkum beldesi sınırları içerisinde bulunan yüzlerce sitenin çağrısıyla, yazlıkçılar sahil boyunca uzanan koruluklara ve sahile bırakılan atıkları bugün sabah temizlemeye başladılar.</p>

<p>Silifke Belediyesi’nin de katkı verdiği çevre temizliği kampanyasının öncülüğünü yapan Ormancılar Sitesi Başkanı Orhan Aydın çevre temizliği öncesi anlamlı bir konuşma yaparak “Bugün burada sadece temizlik çalışması yapmak için değil, aynı zamanda bir farkındalık oluşturmak için toplandık. Çünkü biz biliyoruz ki temiz bir çevre sadece Belediyelerin ve ilgili Bakanlıkların sorumluluğu değil, hepimizin ortak görevidir. Doğa bize yüzyıllardır ev sahipliği yapıyor. Ormanlarımız, sahillerimiz, sokaklarımız… Hepsi bizim yaşam alanlarımız. Bu alanları korumak, kollamak, gelecek kuşaklara temiz bir miras bırakmak bizim elimizdedir. Çöpleri yere atmak kolaydır. Ama o yerdeki çöplere bir elin uzanması, vicdan ve duyarlılık ister. İşte bugün burada bu duyarlılıkla buluştuk. Siz çevre dostlarına gönülden teşekkür ediyorum”dedi</p>

<p>Öncelikle Orhan beye teşekkür ediyorum böylesine bir farkındalığı ortaya koyduğu için ve satır aralarındaki “Gelecek kuşaklara temiz bir miras bırakmak bizim elimizde” sözleri zaten her şeyi ortaya koyuyor.</p>

<p>Öyle değil mi?</p>

<p>Gelecek nesillere Anadolu’da zengin ormanlar bırakmak istiyorsak, ormanlarımızın yanmaması için her türlü tedbiri almak zorundayız,</p>

<p>Gelecek nesillere içilebilir zengin su kaynakları bırakmak istiyorsak, pınarları besleyen kaynaklara gözümüz gibi bakmak zorundayız.</p>

<p>Gelecek nesillere yaşanabilir güzel ve temiz bir çevre bırakmak istiyorsak, çevre bilincini çocuklarımıza yerleştirmek zorundayız.</p>

<p>Ama ne yazık ki bu hassasiyetler yok,</p>

<p>Bunlar elbette her toplumun ve her milletin hassasiyetleridir, ancak dün siteler birliğinin başlatmış olduğu çevre temizliği farkındalığı için, öncelikle Silifke ilçesinde bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ilçe müdürlüğü bu tür kampanyalara müdahil olarak vatandaşlarımıza örnek olması gerekmez mi?</p>

<p>Ne yazık ki böylesine bir faaliyetleri yok.</p>

<p>Çevre ve Şehircilik Müdürlükleri yalnızca olumsuzluklar karşısında ceza yazan kurumlar olmamalı.</p>

<p>Tam tersine vatandaşlarımıza rehber olarak, çevre bilincinin oturması için mücadele etmelidir.</p>

<p>Ancak bunu görmüyoruz.</p>

<p>Millet olarak, dağlarıyla, nehirleriyle, ovalarıyla ve çevre güzellikleriyle örnek bir ülke olmamızın yolu, elbette bu ülkeyi idare eden beylerin ilgili kamu görevlilerinin örnek davranışıyla olur diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 30 Jul 2025 13:48:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>HAKAN BÜLENT’İN ARDINDAN</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/hakan-bulentin-ardindan-535</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/hakan-bulentin-ardindan-535</guid>
                <description><![CDATA[HAKAN BÜLENT’İN ARDINDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bugün tam 28 gün oldu... Hakan Bülent Yardımcı’nın bu dünyaya veda edişi.</p>

<p>Bir film şeridi gibi gelip geçiyor gözlerimin önünden, cezaevi yolculuğu.</p>

<p>Dünya hayatının son demlerinde ekmek verdiği bir kalleşin iftirası sonucu hepimiz tutuklanmış 9 ay kadar yüksek güvenlikli bir hücrede birlikte kalmıştık.</p>

<p>Aynı gün aynı saatte birlikte devletimizin güvenlik güçlerine teslim olduk ve birlikte cezaevine gittik.</p>

<p>Aynı hücrede;</p>

<p>Birlikte yedik,</p>

<p>Birlikte içtik,</p>

<p>Birlikte özlem çektik,</p>

<p>Birlikte duygularımızı paylaştık.</p>

<p>Anlayacağınız 7-24 bir arada takdir edilen iftira cezasının sayılı günlerini tamamladık.</p>

<p>Bizden yaklaşık bir ay kadar önce Rifat Söylemez cezaevine gitmiş ve bizden sonrada Abdurrahim Haklıkul gelmişti.</p>

<p>Son 3 ay'da, Rifat Söylemez ve Abdurrahim ile dördümüz aynı koğuşu paylaştık.</p>

<p>Koğuş arkadaşım Hakan Bülent Yardımcı’nın muhterem eşi ilerlemiş yaşına rağmen her açık veya kapalı görüşte cezaevine gelerek eşine moral vermeye çalıştı.</p>

<p>.............................................</p>

<p>Vefat haberini duyduğumda iki satır yazıyı yazamadım ve bu da ayrı bir üzüntü kaynağı oldu.</p>

<p>Ani ölüm bizleri üzmüştü!</p>

<p>Ve işin acı tarafı cenazesine ayağımda meydana gelen ciddi rahatsızlık sebebiyle katılamadım,</p>

<p>Ancak, şimdi neden yazma ihtiyacı hissettim?</p>

<p>İşte burası önemli ve önemli bir sebebi var.</p>

<p>Hakan Bülent Yardımcı, Osman Palamut, Rifat Söylemez, Taner Talaş ve Abdurrahim Haklıkul hakkında uydurdukları iftira dolu hayali ifadelerle bizleri ceza evine gönderen karaktersiz, aşağılık gazeteci bozuntusu şahsiyetlerin bir kısmı, Hakan kardeşimin vefatından sonra timsah göz yaşları dökerek gazetelerindeki köşelerinde günah çıkarmaya çalıştılar.</p>

<p>Bu olmadı...!</p>

<p>Mahkeme sürecinden önce ve sonra, “Fetöcüler yakalandı, Fetöcüler tutuklandı” gibi manşetler atarken, utanmaz şahsiyetsizler 11. Ağır Ceza mahkemesinde hakkımızda oy birliğiyle<strong> beraat</strong> kararı verildiğinde, çalışmış oldukları gazetelerinde tek bir satır yazmaya tenezzül etmediler.</p>

<p>Çünkü onlar beraat edişimizi hazmedemediler ve hazmedilmediği için kararı istinafa götürdüler.</p>

<p><strong>Sormak istiyorum;</strong></p>

<p><strong>Hakan Bülent Yardımcı kardeşimizin vefatından sonra neden övgüler dizmeye çalıştınız?</strong></p>

<p><strong>Bu tavır iki yüzlülük değil midir?</strong></p>

<p>İşte tamda burada Efsane Radyo’nun sahibi Ahmet Duran kardeşimi tebrik etmek istiyorum,</p>

<p>Konuyu bilmeden Hakan Bülent Yardımcı hakkında güzellemeler yapan gazetecinin sözlerini paylaştığını gördüğümde kendisine mahkeme sürecinde bizlerle ilgili tutumunu anlattım.</p>

<p>Gazetecilik ruhunu taşıyan omurgalı kardeşim, paylaşımdaki yazıyı anında kaldırdı.</p>

<p>İşte gazetecilik buna derim.</p>

<p>Başka söze gerek yok sanırım.</p>

<p>Ve Mekanın Cennet olsun koğuş arkadaşım <strong>Hakan Bülent Yardımcı</strong>.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 29 Jul 2025 17:48:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yüzbinler valilerden müjdeli haber bekliyor</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/yuzbinler-valilerden-mujdeli-haber-bekliyor-534</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/yuzbinler-valilerden-mujdeli-haber-bekliyor-534</guid>
                <description><![CDATA[Yüzbinler valilerden müjdeli haber bekliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mersin, Adana ve Hatay bandında bulunan Akdeniz sahillerinde ikamet eden yüzbinlerce yazlıkçı şu cehennemi andıran sıcaklarda, sahillerde güneşin altında oturmaya mahkum edildikleri 23 Mayıs’tan bu yana başvurmadıkları makam kalmadı, ancak güzel haberlerin geleceğine yönelik işaretler olsa da yazın ortalarına geldiğimiz halde ilgili makamlardan yüzbinleri rahatlatacak henüz bir haber çıkmadı.</p>

<p>&nbsp;Silifke’den Hatay’ın Arsuz beldesine kadar olan sahillerde ikamet eden vatandaşlarımız doğaya ve çevreye karşı son derece hassas.</p>

<p>Bunun aksini kimse söyleyemez</p>

<p>Doğayı ve Doğa içerisinde yaşamlarını sürdüren canlılar için öylesine hassaslar ki, bunu somut bir şekilde ifade edecek olursam şu bilgileri ilgili makamlara rahatlıkla anlatabilirim.</p>

<p>Silifke ilçesine bağlı Arkum ve Bakanlıklar siteleri arasında kalan siteler, yeni bir eyleme başlamak üzereler.</p>

<p>Nedir o?</p>

<p>Ormancılar sitesi başkanı Orhan Aydın öncülüğünde toplanan 30 site başkanı bir karar alarak, bu geniş alanda günübirlik gelerek çevreyi kirleten sorumsuz kişilerin bıraktığı pislikleri toplamak için, adeta bir seferberlik ruhu içerisinde temizlik kampanyasını başlatıyorlar.</p>

<p>Oysa çevre temizliği kimin görevi?</p>

<p>Elbette belediyelerin ve yaptırım gücünü elinde bulunduran çevre ve şehircilik ilçe müdürlüğünündür.</p>

<p>Ancak yok, beyler temizlikten bihaber çevre ve şehircilik müdürlüğü ise yaptırım gücünü kullanıp ilgili kurumlara baskı yapymıyor.</p>

<p>Öyle bir anlayış ve çalışmayı bugüne kadar görmedik</p>

<p>Adana ve Mersin’in sayın Valilerine sesleniyorum, doğanın sorununu kendi sorunu haline getiren ve gönüllü olarak hem doğanın temiz tutulması için ve hem bu insanların gayretiyle çoğalan kum zambaklarının korunması için çırpınan yüzbinlere lütfen hak ettikleri imkanı verin,</p>

<p>Sizden istedikleri fazla bir şey yok</p>

<p>İnsanlar “gölgenin altında oturalım güneşten zarar görmeyelim diyorlar”</p>

<p>Carettaları koruyalım derken önceki yazımda da ifade ettiğim gibi ne yazık ki bebeler, çocuklar, yaşlılar ve tansiyon sorunu olan kardeşlerimiz artık sahillere gidemez oldu.</p>

<p>Kaldı ki bilimsel verilere baktığımız zaman Carettalar akşam 20.00 gibi sahillere yumurtlamak için çıkarlar ve sabah 08’den önce de tekrar denize dönerler.</p>

<p>Yavrulara gelince 1.5 iki aylık kuluçka döneminden sonra gece vakti yumurtadan çıkıyor ve ufuk aydınlığını kullanarak denize doğru yöneliyorlar.</p>

<p>Yine bilimsel verilerden aldığımız bilgilere göre, Carettaların kuluçka dönemleri Temmuz ve Mayıs ayında tamamlanıyor.</p>

<p>Bu verilerden anlaşıldığı kadarıyla sabah 08’den sonra Carettaların rahatsız olması söz konusu değil.</p>

<p>Sonuç olarak,</p>

<p>Mersin ve Adana’nın Sayın Valilerine sesleniyorum,</p>

<p>Sahillere getirilen gölgelik ve şezlong yasağı ortak akıldan tamamen uzaktır, gelin soruna bilimsel veriler penceresinden bakarak, vatandaşımızı şu cehennemi sıcaklara mahkum etmeyin.</p>

<p>Etmeyin ki insanlar sizlere hayır dualarını göndersinler diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Jul 2025 15:50:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İslam Coğrafyasının Sessizliği, Zilletin ve İhanetin Gölgesinde Gazze</title>
                <category>Vedat Kahyalar</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/islam-cografyasinin-sessizligi-zilletin-ve-ihanetin-golgesinde-gazze-533</link>
                <author>vedatkahyalar@gmail.com (Vedat Kahyalar)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/islam-cografyasinin-sessizligi-zilletin-ve-ihanetin-golgesinde-gazze-533</guid>
                <description><![CDATA[İslam Coğrafyasının Sessizliği, Zilletin ve İhanetin Gölgesinde Gazze]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İslam dini, 1400 yıl boyunca umut, adalet, izzet ve kardeşlik mesajlarıyla insanlığa yön verdi. Ne var ki bugün, bu mesajların doğduğu topraklarda iman neredeyse terk edilmiş durumda. Fiilen terk edilmiş bir İslam’dan söz ediyoruz; kalplerin boşaldığı, zihinlerin dünyevileştiği bir coğrafyada yaşıyoruz artık. Bu hâl, yalnızca bir dinin değil, bir ümmetin çöküşüdür.</p>

<p>Rabbimize şöyle yalvarmaktan başka çaremiz kalmadı:<br />
“Ey Rabbimiz! Yeni bir ümmet yarat. Bizi de yeniden iman ederek bu ümmete dahil eyle.”</p>

<p>Çünkü bugün İslam coğrafyası, imanını, kardeşliğini, ahlakını ve izzetini kaybetmiştir. Birkaç yöneticinin şahsi hırsı, şatafatlı hayatları ve dünyaperestliği uğruna ümmetin onuru ayaklar altına alınmıştır.</p>

<p>Kur’an’ın Çağrısı ve Bugünün Gerçeği</p>

<p>Kur’an-ı Kerim şöyle sesleniyor:<br />
“Ey iman edenler! Allah’a, peygamberine, peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin.” (Nisâ, 136)</p>

<p>Ancak bugün, bu çağrının muhatapları olarak bizler, imanı yalnızca sözde taşıyoruz. Kalplerde iman, amellerde ahlak kalmamış gibi. İsrail’in sistemli kötülüğü her geçen gün çirkinleşiyor; kötülük kavramını kendi çıkarına göre yeniden tanımlıyor. Tepkilerin etkisizliğini gördükçe daha da azgınlaşıyor.</p>

<p>Ve 1400 yıl sonra, neredeyse söz birliği etmişçesine, İslam coğrafyasının yöneticileri, çocuk cinayetlerine, organ hırsızlığına, hastane, okul ve ibadethane bombalamalarına karşı sessizleşmiş durumda. Açlık, susuzluk, ilaçsızlık, barınmasızlık… Artık onları zerre kadar etkilemiyor.</p>

<p>İhanetin İzi: Ticaret, Diplomasi, Çıkar</p>

<p>İşin en acı tarafı, bu coğrafyanın bazı ülkeleri ve şirketleri, İsrail’i her türlü malzeme ile destekliyor. Yerli ve milli diye pazarlanan firmalar İsrail’e enerji sağlıyor, demir-çelik gönderiyor, çimento taşıyor, petrol ulaştırıyor. Kimi bunu ticaret adı altında yapıyor, kimi de stratejik ortaklık adı altında.</p>

<p>Bu neyin korkusu, bu neyin zilleti?<br />
Bu destek, gerçekten sevgiden mi geliyor, yoksa kökleşmiş bir korkudan mı?<br />
Artık şeref, izzet, iman, küfür, nifak ve ihanet birbirine karıştı.<br />
Vallahi, tüm değerlerimi yeniden sorguluyorum.</p>

<p>Ahiret Çok Çetin Olacak!</p>

<p>Yeniden, evet yeniden iman etmek gerek.<br />
Sadece dilde değil, kalpte, eylemde, ticarette, siyasette iman etmek...<br />
Çünkü hesap günü yakındır ve o gün çok çetin geçecektir.</p>

<p>Peki Biz Ne Yapabiliriz?</p>

<p>Biz halk olarak Gazze için dua ediyoruz, boykot ediyoruz, bağış yapıyoruz. Peki bu yeterli mi?<br />
Kudüs’ü ve Gazze’yi kurtarmak için en büyük beklenti içinde olunan ülkeler, dolaylı ticareti durdurmuyor. Diplomatik ilişkiler yerli yerinde duruyor. Askerî üsler, anlaşmalar, ortak projeler... Hepsi devam ediyor.<br />
Varsa yoksa kınama!<br />
Kınamayı bir marifetmiş gibi sunuyorlar.</p>

<p>Oysa 1 kilo una, 1 bardak suya muhtaç kardeşlerimizin gözleri buradaydı uzun süredir. Ama artık onlar da umutlarını kesmiş görünüyorlar.</p>

<p>Zaman Daralıyor</p>

<p>Netenyahu, "Sadece ölüm yetmez, daha fazlasını yapmalıyız" diyor.<br />
Trump, "Acele edin, bu coğrafya uyanmadan işinizi bitirin" diye telkinlerde bulunuyor.<br />
Bunu bile açık açık söylüyorlar!</p>

<p>İslam coğrafyasının güç odaklarına, yöneticilerine artık dualarımız şunlar olmalı:<br />
Kabuslar görün, uyuyamayın, endişe içinde kalın ve izzeti, şerefi yeniden hatırlayın.</p>

<p>Sonuç:</p>

<p>Bu çağ, yeniden dirilme çağımız olabilir ya da zillet içinde yok oluşumuzun başlangıcı...<br />
Seçim bizim.<br />
Ya iman edip dirileceğiz ya da menfaatlere tapıp kaybolacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Jul 2025 15:46:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/06/vedat-kahyalar-1685972335.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tuvalet terliği ile gezenler...</title>
                <category>Erol Aydın</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/tuvalet-terligi-ile-gezenler-532</link>
                <author>eaydin65@windowslive.com (Erol Aydın)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/tuvalet-terligi-ile-gezenler-532</guid>
                <description><![CDATA[Tuvalet terliği ile gezenler...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Arsa konusunda yaşadığımız dolandırıcılık ve mağduriyeti bir başka açıdan irdeleyerek özeleştiri yapmak meselenin sağlıklı değerlendirilmesi açıdan elzemdir.</p>

<p>Öncelikle, insanoğlunda bu tamahkârlık olduğu sürece dolandırıcılar ekmek yemeye devam edeceklerdir! Bu durumu değişik misallerle somut hale getirmek daha anlaşılır olacaktır.</p>

<p>İzmir Menderes Küner'e yakın yerlerde tapulu ve sadece 200 m² arsalar 4 milyona satılırken, tapusuz da olsa 500 m² arsayı 500-600 bin liraya alırken bu farkı hiç sorgulamadık! Buradaki çelişkiyi göz önüne alarak bu işte bir bit yeniği olabileceğini açgözlülüğümüz ve nefsimiz ile birlikte kabul etmek işimize geldi.</p>

<p>Diğer bir husus, arsayı gördük fakat kafamızda soru işaretleri olduğu halde emlakçının sürekli fiyatı aşağı çekmesine yine fit olduk. 1,2 milyondan 600 bine kadar yani % 50’lik bir indirimden rahatsız olmadık! Çünkü hem kesemize hem de nefsimize hoş gelmişti.</p>

<p>Noter satışı ve temlik usulü satışta sürekli noterin değişiyor olması bizi rahatsız etmedi! Ada, parsel, pafta gibi bilgiler yanlış giriliyor ve bunları ortaya çıkardığımız zaman hiç profesyonel olmayan bir şekilde orada düzeltmeye çalışmalarını, olur böyle şeyler diye önemsemedik!</p>

<p>Satış üzerinden bir sene geçmiş olmasına rağmen henüz daha yerlerimizin haritacı tarafından belirlenerek kazık dahi çakılmamış olmasını dert etmedik! Nasıl olsa toprak sahibi olmuştuk ya nasıl olsa halledilir diye umutla her türlü yalana kendimizi inandırdık.</p>

<p>Yerlerimiz belli olursa hemen etrafını çevirerek üzerine, “Özel mülktür!” diye afiş asmamız gerektiği uyarısından şüpheye düşmedik! Oysaki yer bizimse buna ne gerek var diye sorgulamadık. &nbsp;</p>

<p>Buna benze birçok husus bizi rahatsız etmediği için uysal koyun gibi her denileni doğru kabul ederek aslında bu mağduriyeti sizce de hak etmedik mi? Duygular bazen aklın ve mantığın önüne geçtiğinde sağlıklı düşünmek bunun yanında rasyonel bir davranış ortaya koymak maalesef ortadan kalkmaktadır. Buna emlakçıların lafazanlık, ikna kabiliyeti ve insan psikolojisini çok iyi bildiklerini de eklerseniz netice ortada.</p>

<p>Sonuç olarak; bu işte herkes kendini haklı görerek bir savunma mekanizması geliştirmiş durumdadır. Emlakçının köylüler hakkındaki tespiti, “Düne kadar tuvalet terliği ile gezenler, bugün marka arabalara biniyorlar!” diyerek aslında kendisinin de aracı olarak bir şey kazanmadığını ifade etmektedir, yerseniz tabii! Çuvaldızı hep başkalarına batırırken, iğneyi de kendimize batırmayı hakkaniyet adına uygun gördüm, her ne kadar bazıları itiraz etse de!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 28 Jul 2025 07:59:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2022/07/erol-aydin-1656914825.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bakanlıklar Siteler Birliği çözüm için harekete geçti</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/bakanliklar-siteler-birligi-cozum-icin-harekete-gecti-531</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/bakanliklar-siteler-birligi-cozum-icin-harekete-gecti-531</guid>
                <description><![CDATA[Bakanlıklar Siteler Birliği çözüm için harekete geçti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Silifke Çevre ve Şehircilik Müdürlüğünün 23 Mayıs da sitelere gönderdiği tebligatla başlayan Sahillerdeki şezlongların ve şemsiyelerin yasaklanmasıyla ilgili, Bakanlıklar Siteler Birliği dün bir toplantı yaparak çözümle ilgili açıklamalarda bulundular.&nbsp;&nbsp;</p>

<p>Yazın şu kavurucu sıcaklarında elbette doğa ve canlılar korunacak, ama hepsinden önemlisi insanların korunması ve rahatlığı içinde adımlar atılmalıydı ve siteler birliği konuyla ilgili mülki amirlerle yaptıkları görüşmeleri açıkladılar.</p>

<p>Özellikle Mersin Valisi Atilla Toros’un konuyla yakından ilgilendiğini söyleyen Ormancılar Sitesi Başkanı Orhan Aydın, site sakinlerine sahil sorunuyla ilgili çalışmaların olumlu yönde ilerlediğini söylemesi, bölgede yaşayan 50 bin vatandaşımızı rahatlatmıştır</p>

<p>Siteler Birliği toplantısında olayı tek yönüyle ele almayan site başkanları çevre duyarlılığını, canlıların ve bitkilerin korunması, çevre temizliği konusunda görüş alışverişi yaptılar.</p>

<p>Mersin Valiliğinin vatandaşın rahatlığı ve konforu için elbette olumlu yönde adımlar atmıştır ve attığına inanıyoruz, ancak tebligatın sahillere gönderilmesinin ardından yaklaşım 2,5 ay geçti ve bölgede yaşayan 50 bin insanımız sahillerde güneşin altında oturmaya mahkum olmuştur.</p>

<p>Elbette Carettaların korunması önemli,</p>

<p>Elbette Kum Zambaklarının korunması önemli,</p>

<p>Ancak hepsinden önemlisi insanlarımızın sağlıklı bir şekilde zaman geçirmeleri de önemlidir</p>

<p>Bu bölgede yaşayan site sakinleri kum zambaklarına zarar vermeyi bir kenara bırakın, sayılarının milyonlara ulaşmasında en büyük pay bunlardır.</p>

<p>Özellikle altını çizerek söylüyorum,</p>

<p>Sahillere giden ve kucağında bebeği olan vatandaşımız güneşten nasıl korunacak?</p>

<p>Küçücük çocuklar nasıl korunacak, yaşlılar nasıl korunacak ve tansiyon sorunu olan vatandaşımız nasıl korunacak?</p>

<p>Sonuç olarak,</p>

<p>Umuyorum iyi niyetine güvendiğimiz Mersin Valisi Sayın Atilla Toros bu sorunu çözer ve on binlerce vatandaşımızın hayır duasını alır diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 27 Jul 2025 09:16:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sadece seyrediyoruz, yazıklar olsun</title>
                <category>Osman Palamut</category>
                <link>https://www.saylanmedya.com/makale/sadece-seyrediyoruz-yaziklar-olsun-530</link>
                <author>info@osmanpalamut.com (Osman Palamut)</author>
                <guid>https://www.saylanmedya.com/makale/sadece-seyrediyoruz-yaziklar-olsun-530</guid>
                <description><![CDATA[Sadece seyrediyoruz, yazıklar olsun]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bebekler ağlıyor,</p>

<p>Bir yudum anne sütü için,</p>

<p>Analar ağlıyor,</p>

<p>Bebeğini doyuramadığı için,</p>

<p>Su yok,</p>

<p>Yemek yok,</p>

<p>Hastane yok,</p>

<p>İlaç yok.</p>

<p>Analar, babalar ve yetişkinler çaresiz.</p>

<p>Ve o çaresizlik kahrediyor anaları ve babaları.</p>

<p>Daha da ötesi su ve yemek ve ilaç olmadığı için on binlerce bebek ve çocuk öldü GAZZE’de.</p>

<p>Bu katliamlar, bu soykırım olurken İslam Alemi ne yapıyor?</p>

<p>Sadece seyrediyoruz,&nbsp;</p>

<p>Yazıklar olsun bize.</p>

<p>Peki İslam Ümmeti ne yapıyor?</p>

<p>Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar gibi dolar trilyonerleri?</p>

<p>Trump denen küstahı memnun etmek için yarışıp duruyorlar ve Ümmetin zenginlik kaynaklarını Gazze’yi yerle bir eden İsrail’i gelişmiş silahlarla donatan Amerika’ya dolar akıtıyorlar.</p>

<p>Gazze’de bunlar olurken Kolombiya’nın başkenti Bogota İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’ye yönelik saldırılarına karşı uluslararası diplomasi trafiğine sahne oldu. “Lahey Grubu” çatısı altında düzenlenen zirvede aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 32 ülke temsil edildi.</p>

<p>Lahey Grubu olarak bilinen ülkelerin konferansında İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye’deki aralıksız saldırılarına karşı ortak kararlar alındı Türkiye dahil olmak üzere 30 ülke İsrail’in eylemlerini kınayan bildiriye imza attı.</p>

<p>Çok güzel</p>

<p>Ancak toplantıda kınamanın yanında bir yaptırım paketi de masaya yatırıldı, ne hazindir ki Türkiye İsrail’e karşı alınan yaptırım kararının altını imzalamadı.</p>

<p>İşte Ümmet orada,</p>

<p>Ümmetin;</p>

<p>Suyu yok,</p>

<p>Gıdası yok,</p>

<p>Hastanesi yok,</p>

<p>Ve her gün yüzlerce bebek, çocuk ve yetişkin ya açlıktan veya tedavi olamadığı için hayatını kaybediyor.</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>Yazıklar olsun bize diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 22 Jul 2025 10:15:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.saylanmedya.com/images/kullanicilar/2023/03/osman-palamut-1677837914.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
