Geçmiş yıllarda ADANA ALTINKOZA FİLM FESTİVALİ'ni her anıyla yaşamak kısmet olmamıştı.
Bu yıl, festivali her haliyle izleyip yorumlarımı, zaman zaman çeşitli konularda yazılar yazdığım SAYLAN MEDYA'daki köşemde uzunca yorumlayıp okurlarımla buluşturmayı düşünmüştüm.
Heyecanla beklediğim günler gelmişti. Tüm filmleri izlemek, seyircilerle birlikte orada olup havayı teneffüs etmek istiyordum...
Her yıl düzenlenen festivale bu yıl ilgi yine fazlaydı. Fakat fazlalıkla nasıl baş edeceğini bilmeyen bir organizasyonla karşılaşacağımı tahmin edemezdim!
Her gösterimde yaşandığı gibi; bir filmin ücretsiz gösterimi için film başlamadan bir saat önce sıraya girilir, salon kapasitesi dolunca koridorlardaki, filmi izlemek isteyen biletsiz seyirciler salona istiflenir. Buraya kadar da normal…
Fakat; salon doluluğunu gösteren (yani dolu koltukları) ekranda salonun yarıdan fazlasının dolu olduğu en başında belli olsa da, boş görünen, vatandaş için yeterli olacağı uygun görülmüş sayıdaki koltuklar için sinemaseverler sabırla bekler.
Buraya kadarı bile normal, değil de hadi kendimiz ettik kendimiz bulduk diyelim!
Halka açık ve ücretsiz gösterimlerde, önce kural koyup salon kapasitelerini önceden doldurmak nedir?
Birde diyorlar ki, “o önceden dolan koltuklar misafir sanatçılar için”
Bu durumda, festivalin ismini de ‘ALTINKOZA MİSAFİR SANATÇILAR FİLM FESTİVALİ’ yaparsınız olur biter.
Bu karmaşada; tüm zamanını ALTINKOZA FİLM FESTİVALİ için ayırmayı başarmış, üç film izlemek için saatler kaybeden bir izleyici olarak, maalesef ki bugün her defasında sırama girip biletimi alıp iki film daha seyretmem asla mümkün olamadı.
Sinemaseverlerin yoğunlaştığı saatler belli olmasına rağmen, sözde halka açık film gösterimini koltuk sevdasıyla halka kapatıyorlar sanırım.
Peki bugün ne yaşandı;
Gişe önünde en az yirmi kişi varken ve arkamda da en az yüz elli kişi sıra beklerken, haliyle herkesin sinir katsayısı yükseldi...
İnsan kendini aptal yerine konulmuş hissediyor.

Seyircinin itirazına sonuna kadar katıldım ve galiba onca kişi hep birlikte sesimizi yükseltince çevremizi güvenlikler sarıverdi.
Güvenlik görevlisi arkadaşlara, “Bu bir güvenlik sorunu değil, bir organizasyon bozukluğudur” desekte muhatap dahi bulamadık.
Bilet gişeleri önünde duranlarla değil işimiz, bizim işimiz bunca seyirciyi mağdur edenlerledir. Bu tekrarı sürekli yaşattığınız seyircinin tepkilerini
anlamak zor olmasa gerek.
33 yıldır düzenlenen ve uluslararası nitelik kazanmış bu festivalin geçmişine ve geleceğine yakışmadı bu organizasyon.
Bize o salonları terk etmek kaldı...
Ben sinema salonlarından çıkıp giderken, arkamda uğultulu bir kalabalık vardı.
Sinemadan ne anlamamız gerekir?
Bu başlı başına tıpkı ‘sanat nedir?’ gibi çok kapsamlı bir tartışma konusudur.
Bunca ilgiye rağmen halkın bu talebinin bir festival ortamında yok edilmesine tanık olunca aklımdan geçenler yine çözüm amaçlıydı;
"Madem biliyorsunuz bu işi, en azından salon sayısını çoğaltın, halkın bu gösterimlerle uyanışa, düşünmeye ihtiyacı var."
Bunlar; yeryüzünü Hollywood sinema tekelinden kurtaracak büyük adımlardır, ALTINKOZA FİLM FESTİVALİ gibi organizasyonlar ve benzer diğerleri...
Çukurova’nın edebiyatla başlayan öyküsü, nice renkli festivalleriyle sürecekse ki sürmelidir, bunca sayıdaki film gösterimi organizasyonlarında yetkin kimselerin görev alması gereklidir ve en yukarıdan tüm özen gösterilmelidir.
Ve unutmadan;
Festivaller tüm şehrin ve ülkenin bilinç markasıdır...
Umut ediyorum ki;
Bir dahaki ALTINKOZA FİLM FESTİVALİ (adı bile güzel) bunca yıllık birikimine yakışır ve gelecekte Avrupa ve Dünya'da adından sıkça bahsedilen bir festival olur.
İnsanı da, şehirleri de yaşatan umuttur!..





















Yorum Yazın