-Adalet olmadan hiçbir şey düzelmez !
-Adalet kaybolursa her şey kaybolur !
Toplumların çöküşü, sanıldığı gibi ekonomik krizlerle başlamaz. Ekonomik krizler, çoğu zaman daha derinde yatan bir hastalığın sonucudur. O hastalığın adı adaletsizliktir.
Bugün yaşadığımız birçok sorunun temelinde de bu gerçek yatıyor.
Bu ülkede siyaset, uzun zamandır halkın refahını artırmanın bir aracı olmaktan çıktı; siyasetin kendi iktidarını, çevresini ve ayrıcalıklarını koruma mücadelesine dönüştü. Devleti yönetmek yerine devleti paylaşma anlayışı, toplumun enerjisini tüketti.
Benzer bir kırılma din anlayışında da yaşandı.
Kur'an, insanı düşünmeye, sorgulamaya ve aklını kullanmaya çağırırken; tarih boyunca din, zaman zaman siyasi iktidarların veya çıkar gruplarının etkisi altında yorumlandı. Böylece ilahi mesajın evrensel adalet ilkeleri geri plana itildi; şekil, özün önüne geçti.
Oysa Allah'ın gönderdiği bütün peygamberlerin ortak amacı yalnızca ibadet ettirmek değildi; adaletin, iyi ahlakın egemen olduğu nitelikli bir toplum inşa etmekti.
Kur'an'da, "Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder..." buyurulurken (Nahl, 90), adalet herhangi bir siyasi tercih değil, ilahi bir emirdir.
İnsanların büyük çoğunluğu aslında doğruyu biliyor.
Herkes adaletin vazgeçilmez olduğunu biliyor.
Herkes kaliteli eğitimin, bilimsel üretimin ve çalışmanın toplumları zenginleştirdiğini biliyor.
Herkes liyakatin hakkaniyet olduğunu, torpilin ise yalnızca bir haksızlık değil, toplumun geleceğine vurulan ağır bir darbe olduğunu biliyor. Torpil; emeği cezalandırır, vasatı ödüllendirir ve gençlerin umutlarını çalar.
Herkes yolsuzluğun hırsızlık olduğunu da biliyor. Kamu malını zimmetine geçirmek yalnızca hukuki değil, ahlaki ve vicdani bir suçtur. Bir yetimin hakkını çalmakla kamu hazinesini yağmalamak arasında özde hiçbir fark yoktur.
Fakat ilginç olan şudur:
▪︎Adaleti biliyoruz ama uygulamıyoruz.
▪︎Liyakati savunuyoruz ama yakınlarımız söz konusu olduğunda vazgeçiyoruz.
▪︎Dürüstlüğü alkışlıyoruz ama çıkarımıza dokunduğunda sessiz kalıyoruz.
▪︎Asıl kriz, bilgi eksikliği değil; ahlak eksikliğidir.
Büyük düşünür İbn Haldun yüzyıllar önce şu gerçeği dile getirmişti: Devletleri yıkan şey yoksulluk değil, zulümdür. Çünkü zulüm, üretme isteğini öldürür; güveni yok eder ve toplumu içeriden çürütür.
Malik bin Nebi ise İslam dünyasının geri kalışını dış güçlerden önce "medeniyet fikrinin kaybedilmesine" bağlar. Ona göre bir toplum önce fikir üretmeyi bırakır, sonra üretimi, en sonunda da bağımsızlığını kaybeder.
Bugün dünyanın birçok ülkesinde benzer bir süreç yaşanıyor.
Hukukun güçlünün yanında eğildiği, zayıfın sesinin duyulmadığı, sermayenin vicdanın önüne geçtiği her yerde adalet geriliyor.
Oysa adalet yalnızca mahkeme salonlarında dağıtılan bir karar değildir.
▪︎Adalet; okulda fırsat eşitliğidir.
▪︎İşe alımda liyakattir.
▪︎Vergide hakkaniyettir.
▪︎Mahkemede tarafsızlıktır.
▪︎Yönetimde hesap verebilirliktir.
▪︎Komşuya merhamettir.
▪︎Yetime sahip çıkmaktır.
▪︎Kısacası adalet, hayatın tamamıdır.
Adalet, islamdır, insanlık onurudur.
Yani ekonomik kalkınmanın da toplumsal barışın da ilk halkası adalettir.
Nasıl insan bedeni oksijen olmadan yaşayamazsa, devletler de adalet olmadan yaşayamaz.
Adalet, devletin oksijenidir.
O azaldığında önce kurumlar nefessiz kalır.Sonra ekonomi ve ahlak.En sonunda ise toplum çökmeye başlar.
Yabancı yatırımcı büyümedir, istihdamdır, yeni üretim ve hizmet usulleridir.
Yatırımda en güvenilir 50 ülke arasına gurememizin sebeplerini araştırmak bu ülkenin geleceği için atılacak en kıymetli adım olur.
Yabancı yatırımlar, sermaye açığını kapatarak, döviz girişini artırarak ve ülkedeki istihdam olanaklarını büyüterek bir ekonominin kalkınmasında kritik rol oynar. Bu yatırımlar, gelişmekte olan piyasalara sadece finansal kaynak sağlamakla kalmaz; aynı zamanda yerel pazarlarda rekabeti artırarak üretim süreçlerini ve verimliliği de optimize eder.
"Adalet yoksa yabancı yatırımcı da yok"
Bu ifade, ekonomik büyümenin temelinde güven ve hukukun üstünlüğünün yattığını vurgulayan çok doğru bir tespittir. Hukuki altyapının ve adaletin eksik olduğu durumlarda yabancı sermayenin neden ülkeye gelmediğini açıklayan temel dinamikler şunlardır:Mülkiyet ve Sözleşme GüvencesiYabancı yatırımcılar, bir ülkede sermayelerini değerlendirirken en çok mülkiyet haklarının ve imzaladıkları sözleşmelerin korunmasını önemser. Bağımsız bir yargının olmadığı ortamlarda, olası bir anlaşmazlıkta veya idari keyfi kararlarda hak arama süreçleri sekteye uğrar. Bu durum yatırımcılar için büyük bir risk anlamına gelir. Öngörülebilirlik ve İstikrar, yatırım kararları için uzun vadeli planlamalar gerektirir.
Hukuk sisteminin tarafsız işlemediği durumlarda, vergi oranlarında, teşviklerde veya yasalarda ne tür keyfi değişiklikler olacağı öngörülemez. Kuralların sürekli değiştiği veya kişilere göre uygulandığı bir ortamda yatırımcılar risk almak istemezler.
Yolsuzluk algısının yüksek olduğu ve adaletin işletilemediği ülkelerde yabancı şirketler hukuki sorumlulukları gereği faaliyet göstermekten kaçınabilirler. Kaliteli yatırım akışı için, hukukun üstünlüğüne ve adalete güvenen yatırımcılar; ülkeye katma değer katan, teknoloji transferi sağlayan ve kalifiye istihdam yaratan yatırımlar yaparlar. Hukukun zayıf olduğu ülkeler ise ya tamamen yabancı sermayeden mahrum kalır ya da yalnızca kısa vadeli ve yüksek getiri odaklı spekülatif fonları çekebilir.
Kalkınmak, yalnızca yüksek binalar yapmak değildir.
Medeniyet; adaletin egemen olduğu, bilginin üretildiği, emeğin değer gördüğü ve insan onurunun korunduğu bir hayat inşa edebilmektir.
İşte bu yüzden bugün insanlığın önündeki en büyük görev, yeni silahlar üretmek değil; yeniden adalet üretmektir.
Gerisi gerçekten teferruattır.
"Unutmayalım; bir ülkeyi ayakta tutan sadece ordusunun gücü değil, mahkemelerinin adaleti, okullarının kalitesi ve yöneticilerinin vicdanıdır. Adalet çökerse, geriye yalnızca yıkımın zamanı kalır."
Adaletin islâm dinindeki önemi :
Nahl Suresi, 90. Ayet:
"Şüphesiz Allah, adaleti, ihsanı (iyiliği) ve akrabaya vermeyi emreder; hayasızlıktan, fenalıktan ve azgınlıktan sakındırır. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt verir."
Nisa Suresi, 58. Ayet:
"Şüphesiz Allah size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder."
Maide Suresi, 8. Ayet:
"Ey iman edenler! Allah için adaleti ayakta tutan, adil şahitler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun; bu, takvaya (Allah’a karşı sorumluluk bilincine) daha uygundur."
Nisa Suresi, 135. Ayet:
"Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutun, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Şahitlik edilen kimse) zengin veya fakir de olsa (Allah ikisine de daha yakındır)... Adaletten yüz çevirmeyin."
En'am Suresi, 152. Ayet: "Söz söylediğiniz zaman, yakınınız dahi olsa adil olun. Allah’ın ahdini yerine getirin. İşte düşünüp tutasınız diye size bunları emretti."





















Yorum Yazın