Bazen bir yola girer ve o yolun doğru olduğu kanaatiyle yürümeye devam ederiz. Yolun doğru mu, yanlış mı olduğunu anlamak için bazen dışarıdan gelecek bir uyarıya ihtiyaç duyarız. Akıl öyle bir nimettir ki insan, kendi aklını beğenme eğiliminde olduğundan çoğu zaman yanlış kararlar verebilir. Bunun önüne geçmek için akıl devreye girse de işin içine nefis ve enaniyet girdiğinde, yol yanlış olsa bile geri dönmek bir gurur meselesine dönüşür ve insan kendini bir kısır döngünün içinde bulur.
Bunun yanında, nefse ağır gelen şeylerde hayır olduğu da bir gerçektir. İnsanoğlu, hayatı boyunca nefsiyle çetin bir mücadele içinde olmuştur. Akıl, kalp ve vicdan arasında sürekli gelgitler yaşayarak feraha çıkmak her zaman kolay değildir. Sürekli bir mücadele ve çabayla doğru yolu bulmak yetmez; Kur’an’ın ifadesiyle dosdoğru olmak, bu işin en üst aşamasıdır. Dosdoğru olmak kulağa hoş gelse de bunu hayata geçirmek hiç de kolay değildir. Öncelikle kendimizle yüzleşmek, eksik ve noksanlarımızı tespit etmek, atılması gereken ilk adımlardandır.
Gömleğin ilk düğmesini doğru ilikledikten sonra gerisi, güçlü bir iradeye ve sarsılmaz bir kararlılığa bağlıdır. “El âlem ne der?” kaygısını aşarak olması gerekenleri gerçekleştirmek adına egoyu bir kenara bırakıp hiçlik yolunda adımlar atmak, bu işin en kritik aşamasını oluşturur. Bu uğurda zorlu sınavlardan geçmek elzemdir. Zaten kolay olsaydı sınav olmazdı. Bu düşünceden hareketle, tek başınıza da kalsanız hak bildiğiniz yolda yürümekten vazgeçmemelisiniz.
Kendinizi sorgulamadan değişme ve gelişme şansınız da olmayacağına göre kendinizi dürüst ve objektif bir şekilde değerlendirmeniz gerekir. Teşhisi doğru koyduktan sonra tedavi aşaması çok daha kolay olacaktır. Öncelikle bugüne kadar sevdiğiniz ve nefsinize hoş gelen birçok şeyden vazgeçmeniz gerekebilir. Nitekim gerektiğinde fedakârlık yapmadan ve sahip olduklarınızdan bir kısmını vermeden başarıya ulaşmak her zaman mümkün değildir.
Sonuç olarak, “Yanlış yoldayız ama bu kadar da yürüdük, şimdi ne olacak?” sorusu üzerinde durulmaya değerdir. Böyle bir durumda yapılması gereken, geçmişte katettiğimiz mesafeye takılıp kalmak yerine hedefimizi ve izlediğimiz yolu yeniden değerlendirmektir. Hedefimiz doğru, yöntemimiz yanlışsa yolun devamında farklı bir bakış açısıyla ilerlemek en akıllıca davranış olabilir. Ancak hedefimiz de yanlışsa yönümüzü değiştirmekten çekinmemeliyiz. Böylece geçmişte kaybettiğimiz zamanı telafi etmek ve yeni imkânlara kapı aralamak mümkün olabilir. Bazen geri dönmek, bazen de yön değiştirmek gerekir. Yeter ki niyetimiz halis, kalbimiz mutmain olsun.





















Yorum Yazın