Türk milleti, tarih boyunca daima hareket hâlinde olmuş bir millettir. Orta Asya ve Türkistan'dan başlayarak doğuya, batıya, kuzeye ve güneye uzanan büyük göçler gerçekleştirmiş; geçtiği coğrafyalarda yeni yurtlar edinmiş, yeni yollar bulmuş ve yeni yollar açmıştır. Dünya tarihinde böylesine geniş bir coğrafyada iz bırakmış milletlerin sayısı oldukça azdır.
Bu uzun yolculuklar sırasında yalnızca yaşanılan coğrafya değil; din, inanç, kültür ve hatta alfabe dahi zaman zaman değişmiştir. Büyük ölçüde zorunlulukların sonucu olan bu göçler ve mücadeleler, Türklerin güçlü devletler kurmasına imkân tanırken, aynı zamanda medeniyetin belirli bir coğrafyada kesintisiz biçimde derinleşmesini de zorlaştırmıştır.
Buna karşılık, tarih boyunca büyük ölçüde aynı coğrafyada varlığını sürdüren İran, köklü bir devlet ve medeniyet geleneği oluşturmayı başarmıştır. Bu süreklilik; şiirden edebiyata, felsefeden sanata kadar birçok alanda güçlü bir kültürel derinlik meydana getirmiştir. Bugün İran denildiğinde akla yalnızca bir devlet değil, aynı zamanda kendine özgü ve dünyada karşılığı olan köklü bir medeniyet gelmektedir.
Yakın tarihte yaşanan gelişmeler de göstermiştir ki, yalnızca askerî veya ekonomik güç yeterli değildir. Bir toplumun tarihsel hafızasını, kültürel kodlarını ve devlet geleneğini doğru okuyamayan büyük güçler, hedeflerine ulaşmakta ciddi zorluklarla karşılaşabilmektedir.
Bu noktada siyasette sıkça kullanılan "yol bulmak" ve "yol açmak" söylemleri üzerinde de düşünmek gerekir. Bu tür ifadeler, güçlü bir vizyon, sağlam bir strateji ve nitelikli kadrolarla desteklenmediği sürece tek başına başarı getirmez. Çünkü siyaset, sloganlarla değil; bilgi, birikim, akıl ve kararlılıkla yürütülür.
Yol bulmak mümkün olmuyorsa yeni bir yol açmak elbette değerlidir. Ancak bu, sadece söylemle gerçekleşmez. Derin düşünceye, gerçekçi bir vizyona ve işlevsel kurumlara ihtiyaç vardır. Aksi hâlde söylenenler, havanda su dövmekten öteye geçmez. Nitekim Türk siyasi tarihi, büyük iddialarla ortaya çıkıp kısa sürede unutulan sloganların sayısız örneğiyle doludur. Gerçeği görmek için tarihin tozlu sayfalarını biraz aralamak yeterlidir.





















Yorum Yazın