Dün Bosna Savaşı sırasında, dünyanın gözü önünde Bosna Hersek’te bir soykırım yaşandı. Özellikle Srebrenitsa Soykırımı, insanlık tarihinin kara lekelerinden biri olarak hafızalara kazındı. Temmuz 1995’te birkaç gün içinde 8 binden fazla Boşnak sivil katledildi.
O günlerde hepimiz Bosnalı olduk.
Ben de Adana Bosna Dayanışma Grubu Başkanı olarak konferanslar, seminerler, yürüyüşler ve kermesler düzenledim. Adana’daki duyarlı insanlarla birlikte Bosnalı kardeşlerimize destek olmaya çalıştık.
Sonra Birinci Çeçen Savaşı ve devamındaki Çeçen direnişi gündeme geldi. Aynı duyarlılıkla bu kez Çeçenistan için sesimizi yükselttik. Hepimiz Cevher Dudayev’i ve onun direnişini destekledik.
Yıllar sonra Myanmar’da, Arakan bölgesinde yaşayan Müslümanlara yönelik büyük bir zulüm yaşandı. Yüz binlerce insan evlerinden sürüldü, yaklaşık bir milyon kişi Bangladeş’e sığınarak kamplarda yaşam mücadelesi vermek zorunda kaldı. O günlerde de Arakanlı olduk.
Adanalı dostlarımızla birlikte uçağa binip 11 saat yol giderek o kamplara ulaştık. Adana’nın selamını ve desteğini oradaki kardeşlerimize götürdük.
Ardından 2013 Mısır Darbesi geldi. Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye karşı kurulan komplo sırasında, direnen ve şehit olan binlerce Mısırlı ile gönül birliği içinde olduk.
Aynı şekilde Libya’da, Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da ve Afrika’nın birçok bölgesinde yaşanan emperyalist saldırılar karşısında da mazlumların yanında durmaya çalıştık.
7 Ekim 2023’te başlayan ve “Aksa Tufanı Operasyonu” olarak anılan gelişmelerle birlikte, yıllardır süren Filistin trajedisi yeniden dünya gündemine girdi.
1948’den bu yana devam eden işgal, sürgün ve saldırılar karşısında bu kez de Gazze için ses olduk. Şehirler yıkılırken, on binlerce insan hayatını kaybederken Gazze için dua ettik, yardım çağrıları yaptık, meydanlarda sesimizi yükselttik.
Bugün ise siyonizmin ve radikal evangelist siyasetin hedefinde İran var. Sivil insanların öldüğü saldırılar yaşanıyor, bölge yeni bir çatışma sarmalına sürükleniyor.
Bu nedenle bugün de İranlı olduk.
Sesimizle, yazılarımızla, dualarımızla mazlumların yanında olmaya çalışıyoruz.
Çünkü biz şuna inanıyoruz:
Nerede ehli kıbleye, Müslümana ya da herhangi bir insana zulüm ediliyorsa, ona karşı çıkmak imanın gereğidir. Mazlumun mezhebine, ırkına, milliyetine bakmadan onun yanında olmak insan olmanın gereğidir.
Bugün İran’la dayanışma gösterenleri mezhepçilikle suçlayan küçük bir güruh var. Şunu iyi bilsinler ki tarihin yanlış tarafında duruyorlar. Çünkü bu mesele mezhep meselesi değil; hak ile zulüm arasında saf tutma meselesidir.
İran’ı destekleyen insanlar mezheplerini değiştirmiş değiller. Onlar sadece tevhid ve ümmet bilinci açık, aklı ve vicdanı diri insanlardır.
Ben de bu süreçte hakkın yanında olmaya çalışanlardan biriyim.
Gerçek şu ki, dünyanın neresinde olursa olsun, zulüm ve emperyalist müdahale karşısında mazlumların yanında durmak insanlık onurunun gereğidir. Dün Venezuela’da yaşanan müdahale sırasında da dualarımız mazlumdan yana idi.
Çünkü biz şuna inanıyoruz:
Nerede zulüm varsa, nerede sömürü varsa, nerede soykırım varsa;
dilleri, dinleri ve ırkları ne olursa olsun oranın insanı oluruz.
Olmalıyız.
Son olarak bir hatırlatma…
Dedikodu ve gıybet haramdır. Hele Ramazan ayında hiç yakışmaz.
Eğer kalbiniz mazlumdan yana tavır almaya elvermiyorsa, en azından zalimin işine yarayacak sözleri söylemeyin.
Susun.
Çünkü bazen susmak bile ateşe perde olabilir.
Hakkın ve hakikatin safında kalabilmek, her şeyden önce gelen bir sorumluluktur.





















Yorum Yazın