İnsan, doğduğu ve yaşadığı coğrafyadan bağımsız düşünülemez. Bastığı toprak, soluduğu hava, içtiği su ve maruz kaldığı iklim; zamanla karakterini, hayata bakışını ve hatta davranışlarını şekillendirir. Belki de bu yüzden "Her insan yaşadığı yere benzer." sözü, sadece şiirsel bir ifade değil, hayatın içinden süzülüp gelen bir gerçektir.
İnsanlık tarihi, aslında doğayla kurulan ilişkinin de tarihidir. İlk günden bugüne kadar insanoğlu tabiatın sunduğu imkânlarla yaşamış, zorluklarıyla mücadele etmiş ve bulunduğu çevreye uyum sağlamıştır. Bu mücadele sırasında doğaya iz bırakırken, doğa da insanın ruhunda ve kişiliğinde derin izler bırakmıştır.
Karasal iklimlerde yaşayan insanların daha sert mizaçlı, sıcak ve ılıman bölgelerde yaşayanların ise daha yumuşak huylu olduklarına dair gözlemler boşuna değildir. Elbette istisnalar vardır; ancak yaşanılan coğrafyanın insan üzerinde belirleyici bir etkisi olduğu inkâr edilemez. Bu yüzden İbn Haldun'un meşhur "Coğrafya kaderdir." sözü, yüzyıllardır değerini korumaktadır.
Fakat burada üzerinde durulması gereken başka bir gerçek daha vardır. İnsanların büyük çoğunluğu yaşadığı yere benzer; buna karşılık bazı insanlar yaşadıkları yeri kendilerine benzetir. İşte asıl farkı ortaya koyan da budur. Sanatıyla, ilmiyle, edebiyatıyla, mimarisiyle veya ortaya koyduğu eserlerle yaşadığı şehre kimlik kazandıran insanlar, yalnızca kendi dönemlerini değil, sonraki nesilleri de etkilerler. Bugün birçok şehir, yetiştirdiği büyük isimlerle birlikte anılıyorsa bunun sebebi budur.
Doğa ile insan arasındaki ilişki tek taraflı değildir. İnsan çevresini değiştirirken, çevre de insanı dönüştürür. Ancak son yıllarda bu denge giderek bozuluyor. Doğayı hoyratça tüketen insan, aslında kendi geleceğini de tükettiğinin farkına varmakta gecikiyor. Oysa tabiatla kavga ederek değil, onunla uyum içinde yaşayarak kalıcı bir medeniyet kurulabilir.
Sonuçta hepimiz yaşadığımız coğrafyanın izlerini taşıyoruz. Ama asıl mesele, yaşadığımız yerden ne aldığımız değil; oraya ne bıraktığımızdır. Eğer ardımızda güzel eserler, sağlam fikirler ve iyi hatıralar bırakabiliyorsak, işte o zaman sadece yaşadığımız yere benzemiş olmayız; yaşadığımız yeri de kendimize benzetmiş oluruz.





















Yorum Yazın