Takvâ ve muttaki yaşayan Müslüman'ın Ramazan’da bir günü nasıl geçiyor, sorusu bu yazının konusu olacaktır. Böylece seküler bir insan ile olan mukayese ile de sosyolojik deneme tadında bir neticeye ulaşmak asıl amacı oluşturacaktır.
İnanç, itikat, aidiyet ve iman aslında insanın fıtratı ile kaim bir durumdur. Sosyal bir varlık olarak insan bir yere tabi olmak zorundadır. Bu durum aslında sığınılacak bir liman hükmündedir. İnananlar için bu dindir, inanmayanlar için ise materyalist birçok akım ve ideoloji olabilir. Bu durum Ramazan gibi özel günlerde daha net olarak ortaya çıkmaktadır.
“Ununu eleyip, eleğini asmış” bir Müslüman Ramazan günlerinde âdeta kampa girmektedir. Askeri bir disiplin, çelik gibi bir irade, sarsılmaz bir iman ve de tavizsiz bir devamlılık ile tam bir sınavdır.
Gün, sahur ile başlamaktadır. İmsaktan en az bir hatta bir buçuk saat öncesinde kalkmaktadır. Kahvaltı hazırlanırken o teheccüt namazını kılar. Yemek sonrası günlük olarak okuduğu sureleri okumak durumundadır. Ezan ile birlikte sabah namazının sünnetini evde kılarak camiye gider. Namaz öncesinde okunan mukabeleye iştirak eder. Sonrası vaktin girmesi ile birlikte cemaatle farzı kılar.
Eve vardığında uyumak ve istirahat etmek söz konusu değildir. Güneşin doğmasından kırk beş dakika sonrasında işrak namazını kılar. Sonrasında kuşluk ve şükür namazlarını peş peşe eda eder. Bu arada yaklaşık bir saatlik bir uyku ile enerji depolar. Akabinde ev halkı ile birlikte tekrar bir cüz olmak üzere mukabeleye devam edilir.
Artık öğle vakti girdiği için abdestini tazelemek suretiyle tekrar mescidin yolunu tutar. Namaz sonrası yine mukabeleye katılır. Namaz çıkışı iftar için alışverişe en uygun zaman dilimidir. Eve vardığında akşam için hazırlık yapmak gerekir. Bütün bunlar olup biterken zaman hızla akmış ve ikindi vakti girmiştir bile tekrar caminin yoluna revan olunur.
İkindi ile akşam arasında kan şekeri düştüğü için fazla efor sarf edilmese bile mutfak yine boynunu bükerek sizi beklemektedir. Çok şükür bugün de iftara ulaştık. Ezanı beklerken duyulan mutluluğun tarifi yok. Sabır, şükür, teslimiyet, Allah’a olan yakınlık, geçmiş, gelecek ve dua derken ezanla birlikte dünya nimetlerine kavuşmanın zirvesi ile gönüller coşmaktadır.
İftar ile teravih arasında sadece bir buçuk saat var. Dolayısıyla sofrada çok fazla yayılma şansınız yok. Akşam, ardından evvabi namazı derken zaman dört nala gitmektedir. Namaz sonrası günlük okumalar derken çay içmeye yine zaman kalmadı.
Sırada yine camii ve teravih namazı var. Otuz üç rekâtlık namazı kılmak zorlasa da kaçış yok. Namaz sonrası eve geldiğinizde yine çok fazla oturma şansınız yoktur çünkü sahura kalkmak için yatmanız gerekiyor. Ve bu tempo ve döngü her gün bu şekilde devam etmektedir.
Sonuç olarak; hiçbir seküler bu ritme ayak uydurmayacağı için onlara da hak vermek lazım (!) Bu kadar çok konfor alanı varken, dünyada karşılığı olmayan bir ütopya için; bedensel, zihinsel ve uhrevi bir çabaya ne gerek var diye kendilerini avutabilirler, bu da onların tercihidir; fakat ya ahiret ve hesap varsa?





















Yorum Yazın