Bazı durum ve olaylarda serbest bırakmak, eşyanın tabiatına daha uygun olabilir. Olmuyorsa, kıvama gelmiyorsa, söz dinlemiyorsa çoğu zaman zorlamak yerine salmak en doğru hareket olacaktır. Çünkü salmakta hareket vardır; bırakmakta ise bir teslimiyet ve akışa güven duygusu…
Bir de sal taşı vardır. O ise bunun tam tersidir: Kalmanın, sabitliğin, hareketsizliğin ve dayanmanın sembolüdür. Sessizdir ama geçmişten geleceğe çok şey anlatır. Yerinden kıpırdamaz; fakat üzerinde yaşanan hayatın izlerini taşır.
Anadolu’da, özellikle kırsalda sal taşı, en masrafsız ve ulaşılması en kolay malzemelerden biri olmuştur. Doğada kendiliğinden bulunan düz, geniş, yassı ve tabaka hâlindeki bazalt taşları, köy hayatının adeta çok amaçlı eşyasına dönüşmüştür.
Yer döşemesinden sekiye, divandan sahbeye, masadan sofraya kadar pek çok yerde kullanılmıştır. Bacayı, kuyuyu, tandırı veya herhangi bir boşluğu kapatmış; üzerinde çamaşır yıkanmış, meyve ve sebze kurutulmuş, yemek yenmiş, tuz serpilmiş, hayvanlar beslenmiştir.
Yazın üzerine oturulmuş, misafirler burada ağırlanmıştır. Çocuklar üzerinde oyun oynamış, kadınlar günlük işlerini burada görmüş, erkekler yüklerini üzerine bırakmıştır. Binit hayvanlarına, özellikle kadın ve çocukların rahatça binebilmesi için bir basamak olmuş; gerektiğinde satış, sergi ve gösteri için tezgâha dönüşmüştür.
Kısacası sal taşı, kırsal hayatın sessiz ama çok işlevli bir parçasıdır.
Bazen bir yükü sırtlanmak gerekir. Sabretmek, direnmek, beklemek ve yerinde durmak… Tıpkı sal taşı gibi. Yıllarca yağmurun, karın, güneşin altında kalır ama işlevini sürdürür. Üzerine ne konulursa taşıyan, kendisinden ne istenirse sessizce yerine getiren bir dayanıklılık örneğidir.
Fakat her yük sonsuza kadar taşınmaz.
Bazı şeyleri bırakmak gerekir.
Çünkü bırakmak her zaman vazgeçmek değildir.
Bazen bırakmak, hayatın akışına güvenmektir.
Bazen bir insanı kendi yoluna bırakmaktır. Bazen bir meseleyi olduğu hâliyle kabul etmektir. Bazen geçmişin yükünü omuzdan indirmektir. Bazen de yıllardır sımsıkı tuttuğumuz bir şeyin artık bize ait olmadığını kabul etmektir.
Sal taşı ile “sal gitsin” arasındaki felsefi bağ da tam burada ortaya çıkar.
Sal taşı kalmanın, “sal gitsin” bırakmanın ifadesidir.
Biri yükü taşır, diğeri yükten kurtarır.
Biri geçmişin ağırlığını üzerinde tutar, diğeri geleceğe doğru hareket eder.
Biri sabırdır, diğeri özgürlük.
İnsan ise ikisine de muhtaçtır.
Her şeyi salıp gitmek mümkün olmadığı gibi her şeyi sırtında taşımak da mümkün değildir. Hayat, neyin taşınacağını ve neyin bırakılacağını bilme sanatıdır.
Belki de olgunluk tam burada başlar:
Neyi tutacağını, neyi taşıyacağını ve ne zaman “sal gitsin” diyeceğini bilmekte…





















Yorum Yazın