Gençliğin zihni sentetik sorularla, bedeni ise sentetik şekerle mahvediyor.
Senetik neydi bir hatırlayalım: Doğal yollardan elde edilmeyip, kimyasal işlemlerle yapay olarak üretilen, endüstriyel (yapay, suni) maddeler demektir.
Bu durum bana önce Emine Şenlikoğlu’nun Gençliğin İmanını Sorularla Çaldılar adlı eserini hatırlatıyor. O kitapta anlatılan süreç nettir: İman bir anda yıkılmaz. Sorularla, şüphelerle, yönlendirmelerle yavaş yavaş çözülür.
Bugün aynı yöntem, bu kez beden üzerinden uygulanıyor.
Soru sormak elbette yararlıdır. Ancak gençliğin merakını kötü niyetlerle, algı ve manuplatif saptırmalarla zarar verici hale dönüştürüp, inkar ve dini reddeden bir boyuta taşıma çabaları içinde olanlar var.
Her soru hakikate götürmez.
Bazı sorular vardır ki cevap aramaz; zihin bulandırır.
“Eğer Tanrı varsa neden kötülük var?”
.“Görmediğin şeye nasıl inanırsın?”
“Dinler neden birbirinden farklı, hangisi doğru?”
“Bilim varken dine ne gerek var?”
“Allah neden kendini açıkça göstermiyor?”
“Dindar insanlar neden kötü şeyler yapıyor?”
“Kur’an’da / kutsal metinlerde bilimsel hata var”
Yöntem çok açık: Şüphe oluştur,
Cevapları küçümse, Alternatif sunma, Boşlukta bırak...
Eğer bir genç: yeterli bilgiye sahip değilse, doğru kaynaklarla buluşamıyorsa, "rehbersiz" bırakılmışsa, o sorular onu büyütmez, köksüzleştirir.
Bugün “özgür düşünce” adı altında dolaşıma sokulan birçok yaklaşım, aslında bir düşünce üretimi değil; şüphe üretimidir.
Zihin açılıyor ama doldurulmuyor.
Sonuçta, bilgi değil, belirsizlik oluyor çoğunlukla.
Gelelim Sentetik Şekere: Masum görünen, tadı güzel bir tehdit maalesef.
Şeker düşman değildir. Glukoz hayatidir. Sorun, onun doğallıktan koparılmış halidir.
Bugün gençlerin tükettiği şey:
-lifsiz
-yoğunlaştırılmış
-hızlı emilen
-çoğu zaman nişasta bazlı şeker (NBŞ) içeren ürünlerdir
Bir meyveyle, bir kutu içecek aynı şey değildir. Biri bedenle uyumludur, diğeri bedene yüklenir.
Hızlı Tüketim, Hızlı Çöküş: Ortaya çıkan tablo ürkütücüdür:
-Genç yaşta insülin direnci
-Yaygın obezite
-Artık “yaşlı hastalığı” olmayan Tip 2 diyabet (yaygın adıyla şeker hastalığı)
Bu bir tesadüf değil.
Bu, alışkanlıkların ve sistemin ürettiği sonuçtur.
Karaciğerde sessiz çöküş.
Özellikle NBŞ’nin etkisi yıkıcıdır.
Fruktoz doğrudan karaciğerde işlenir. Fazlası yağa dönüşür.
Ve süreç başlar: yağlı karaciğer, organ yorgunluğu, ileride ciddi hastalıklar, henüz genç yaşta yorulan bir beden, ileride ne kadar direnebilir?
Tatlı Bir Bağımlılık
Şeker sadece metabolizmayı değil, zihni de etkiler. Ardından gelsin diğer hastalıklar. Kalp, tansiyon, bezginlik, yorgunluk ve kanserin türlü türlü çeşitleri.
Doğal olmayan bu şeker beyindeki ödül sistemini tetikler.
Dopamin salgısını artırır.
Sonuç: daha fazlasını isteme, doymama hissi, tekrar tekrar tüketme arzusu... Hamburger, pizza, kola tutkunları bunu iyi bilir.
Bu, sıradan bir alışkanlık değil; bağımlılığa yakın bir döngüdür.
Aynı Yöntem, Farklı Alanlar!
Zihin sorularla… Beden şekerle…
İkisi de masum görünür, yavaş yavaş işler, fark edilmez
Ama sonuç aynıdır: bedeni ve ruhu zayıflayan birey...
Son Söz:
Uyanmak Zorundayız!
Ne her soru zararlıdır ne her şeker düşmandır.
Ama yönlendirilmiş zihinler ve kontrolsüz tüketim, bir nesli sessizce çökertir.
Bu yüzden artık:
●neyi sorguladığımızı
●neyi tükettiğimizi
●neye maruz kaldığımızı bilmek zorundayız. Çünkü mesele sadece sağlık değil.
Sadece inanç da değil.
Mesele, bir neslin iradesidir. Devletin ilgili kurumlarına, STK lara, medyaya, eğitimcilere ve ailelere buyuk iş düşüyor.
Ve iradesini kaybeden bir toplum, her şeyini kaybetmeye adaydır.





















Yorum Yazın