Piyasayı tanımlarken; üretici, tüketici, satıcı ve aracıların buluştuğu platform olarak ifade ediyoruz. Yani tarafların arz-talep dengesi çerçevesinde bir araya geldiği ve etkileştiği durumdur. Şartlara uyulduğunda sağlıklı bir ortam oluşmuş olacaktır. Aksi takdirde dengeler bozulacağı için bir taraf aşırı haksız kazanç elde ederken diğer taraf mağdur olacaktır.
Yaşadığımız zaman diliminde piyasanın ne şeklinde ve ne çok manipüle edildiğine her Allah’ın günü şahit oluyoruz. Üstelik bunu Müslüman kimliği ile yapıyoruz. Herkes kendince haklı gerekçelerle bir başkasını veya sistemi suçlayarak helâlinden kazanmak dururken haram yollara sapmaktadır. İnancımız o kadar yüzeysel bir hâl aldı ki en netameli konularda bile fetva vermekten çekinmiyoruz. Yalan yere yemin etmekten, malın kusurunu gizlemeye, olmayan özellikleri varmış gibi göstermeden, akla hayale gelmedik şaklabanlıklar havada uçuşuyorken ahlâk ve etik değerler yerlerde sürünmektedir. Diğer taraftan fiyatlar düşmesin diye malları imha etmekten, ürünü tarlada kapatmaya varıncaya kadar her türlü spekülasyon gırla gitmektedir.
Oysaki inancımız bize ticarette dürüstlük ve güvenin en büyük sermaye olduğunu salık vermektedir. Stokçuluğun, karaborsanın, aşırı kârın, yalan yere yemin etmenin ve de malı olduğundan farklı göstermenin haram olduğunu bildirmiştir. Ahilik ve lonca sisteminde bu tür ahlâksız yollara tevessül eden esnafın pabucu dama atılarak meslekten men edilirmiş.
Refah ve konforumuz artıkça değerlerimizi kaybediyor olmamız ne büyük gaflettir. Oysaki tam tersi olması gerekmez mi? Yüce Allah’ın verdiği bu kadar nimet karşısında ona daha çok yaklaşmak ebedi saadet için de elzemdir. Fakat insanoğlu nefsine ve iradesine sürekli yenik düşmektedir. Haz ve hız çağının insanı esir almış olması ne hazin bir sondur?
Sonuç olarak; piyasa serbest fakat biz serbest değiliz. En azından bir Müslüman olarak ticaret konusundaki çizgi ve çerçevemiz sünnet üzere olmalıdır. Aklımız, vicdanımız, değerlerimiz ve de kutsallarımız kazanç için her şeyin mubah olduğunu kabul etmiyor. Aşırı kazanma hırsı ve tamahkârlığımız bizim için diğer tarafta büyük azap olarak bizi bekliyor olacaktır. Buna rağmen ben hayatımı yaşarım diğer tarafı da diğer tarafta düşünürüm rahatlığı aslında sonun da başlangıcıdır. Sınırsız özgürlük başkalarının mahremine müdahale olacağı için serbest piyasayı da hudutsuz olarak görmek rasyonel bir davranış olmayacaktır. Yüce Allah’ım rızkımızı helâlinden vermeyi nasip etsin, inşallah.





















Serbest piyasa kavramıyla herhalde 80’lerde tanıştık. Bu kavramla birlikte rekabetin piyasaya kaliteyi getireceği; dış müdahale (devlet otoritesi) yerine piyasanın kendi iç dinamikleriyle, arz-talep dengesiyle düzene kavuşacağı öngörülmüştü. Böylelikle mal, ürün ve hizmetler olması gerektiği standarda ulaşacaktı.Tekelleşme kalkacak, her mal piyasaya arz edilecek ve fiyatı piyasa belirleyecekti; fakat bugün piyasayı belirleyen unsur stokçuluk oldu. Özellikle dayanıksız ürünlerin piyasa fiyatını düşürmemesi için tarlada çürütülmesi, tüketicinin ihtiyacını karşılamaması adına sebze ve meyvelerin yok edilmesi, ucuz ithal malların orijinal ürün fiyatı seviyesinde satılması gibi durumlarla karşılaşıyoruz.Sorun tamamen ahlaki; daha fazla kâr, daha az üretim ve daha çok aracı... Firmalar çoğalsa da ortak bir tekelleşme söz konusu. Esas sorun, üretimden ziyade ihracat malları ile aracılık, istihdam ve piyasada belirleyici gücün tüketicide değil aracıda olmasıdır. Zaruret zamanlarında bu durumun tam anlamıyla tavan yapması, sorunun en somut göstergesidir. Yağ fiyatlarına yapılan astronomik zamları hatırlayın; yine pandemide kolonya ve maskede yaşanan fırsat vurgunları gibi...Saygılar abim, "Rabbim fırsat vermesin" diyorum. Müslümanlığı ve İslam'ı sadece şekilsel olarak yaşayan toplumumuz, ne yazık ki ahlaktan yoksun kaldıkça bu sorunlar sadece isim değiştiriyor.
[email protected]
06-04-2026 11:32